Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR), siyasi baskıların arttığı ve finansman kaynaklarının daraldığı kritik bir dönemden geçiyor. Volker Türk’ün dört yıllık ikinci döneminin onaylandığı BM Genel Kurulu oylaması da uluslararası insan hakları sistemi etrafındaki siyasi bölünmeyi ortaya koydu.
Türk’ün yeniden görevlendirilmesine 144 ülke destek verirken, aralarında ABD, İsrail ve Rusya’nın bulunduğu 10 ülke karşı çıktı. 13 ülke çekimser kaldı, 26 ülke ise oylamaya katılmadı.
Oylama öncesindeki tartışmalar, BM insan hakları mekanizmalarının büyük güçlerin artan baskısıyla karşı karşıya olduğunu da gösterdi.
ABD OYLAMAYI ERTELEMEK İSTEDİ
BM Genel Sekreteri António Guterres’in Türk’ü açık bir adaylık süreci yürütmeden yeniden görevlendirmek istemesine en sert tepki ABD’den geldi.
Washington yönetimi, yeterli istişare yapılmadığını savunarak oylamanın ertelenmesi için girişimde bulundu. Avrupa Birliği adına konuşan İrlanda buna karşı çıktı. ABD’nin önergesi 27’ye karşı 63 oyla reddedildi.
ABD temsilcisi süreci “klasik BM kayırmacılığı” olarak nitelendirirken, Guterres’i kapalı kapılar ardında anlaşma yapmakla suçladı ve bunun “sonuçları olacağı” tehdidinde bulundu.
Rusya ise farklı bir girişimde bulunarak Türk’ün görev süresinin yalnızca 2026 yılının sonuna kadar, 81 günlüğüne uzatılmasını önerdi. Moskova, dört yıllık yeni dönem hakkındaki kararın göreve gelecek yeni BM Genel Sekreteri’ne bırakılmasını istedi. Rusya’nın önerisi de 19’a karşı 71 oyla reddedildi.
ABD, RUSYA, İSRAİL AYNI SAFTA
Türk’ün yeniden atanmasına Arjantin, Burkina Faso, İsrail, Mali, Nikaragua, Nijer, Kuzey Kore, Rusya, Trinidad ve Tobago ile ABD karşı oy kullandı.
Karşı oy veren ülkeler arasında ABD ve yakın müttefikleri İsrail ile Arjantin’in yanı sıra Rusya ile yakın ilişkiler geliştiren Kuzey Kore ve Sahel’de askeri yönetimlerin iktidarda olduğu Burkina Faso, Mali ve Nijer’in bulunması dikkat çekti.
ABD’nin özellikle Türk’ün İran’a karşı yürütülen savaşa ilişkin eleştirilerinden ve ABD’de göçmenlerin tutulduğu merkezlerde yaşanan ölümlerin soruşturulmasını istemesinden rahatsız olduğu belirtildi.
İsrail ise OHCHR’yi “7 Ekim’deki vahşeti silmek” ve “BM’nin tarafsızlığına ihanet etmekle” suçladı.
Buna karşılık BM’nin aktif insan hakları incelemelerine konu olan Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Sudan ve Suriye, Türk’e destek veren 144 ülke arasında yer aldı.
13 ÇEKİMSER, 26 ÜLKE OYLAMAYA KATILMADI
Oylamadaki bölünmenin bir başka boyutunu ise 13 çekimser oy ve oylamaya katılmayan 26 ülke oluşturdu.
Irak, Yeni Zelanda, Güney Kore, Sri Lanka ve Uganda çekimser kalan ülkeler arasında yer aldı. Ekvador ve Paraguay daha sonra karar için daha fazla zamana ihtiyaç duyduklarını açıkladı. Peru ise dört yıllık atamanın göreve gelecek yeni BM Genel Sekreteri’nin hareket alanını sınırlayabileceğini savundu.
Yeni Zelanda, çekimser tutumunun siyasi değil “usule ilişkin” olduğunu öne sürdü. Ancak karar, özellikle ülkenin Filistin devletini tanımamasıyla birlikte değerlendirildiğinde iç kamuoyunda sert eleştirilere yol açtı.
Araştırmacı Samuel King’e göre özellikle küçük ülkelerin bir bölümünün tutumu, yalnızca Türk’e yönelik desteğin düzeyiyle açıklanamaz. Büyük devletlerin uluslararası sistemde artan siyasi ve ekonomik baskısı, daha küçük ülkeleri açık bir pozisyon almanın yaratabileceği sonuçları hesaplamak zorunda bırakıyor.
OHCHR’DE MALİ KRİZ
Siyasi bölünme, BM insan hakları sisteminin ciddi bir finansman krizi yaşadığı dönemde derinleşiyor.
ABD’nin BM kuruluşlarına sağladığı finansmanı geri çekmesi, daha geniş anlamda uluslararası kurumlara ve özellikle insan hakları mekanizmalarına yönelik politikalarının bir parçası olarak OHCHR üzerinde ciddi mali baskı yarattı.
Mali kaynakların azalması nedeniyle OHCHR personel kesintilerine gitmek zorunda kalırken, insan hakları ihlallerinin yaşandığı ülkelerde çalışma kapasitesi de geriledi.
Bu nedenle Türk’ün yeniden görevlendirilmesi kurum açısından yönetimsel devamlılık sağlasa da OHCHR’nin önündeki temel sorunları ortadan kaldırmıyor.
ULUSLARARASI HUKUKA KARŞI UTANMAZ BİR SALDIRI
Türk de içinde bulunulan tabloya ilişkin haziran ayında yaptığı bir konuşmada, uluslararası hukukun “benzeri görülmemiş, utanmaz bir saldırıyla” karşı karşıya olduğunu söyledi.
Bu durumun büyük insani acılara neden olduğunu belirten Türk, uluslararası toplumun temel ilkelerden uzaklaşmaması gerektiğini vurguladı. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile temel insan hakları sözleşmelerinin “her zamankinden daha önemli” olduğunu kaydeden Türk, G7 ülkelerine insan haklarını siyasi tartışmaların tali bir konusu değil, istikrarın temel unsurlarından biri olarak ele alma çağrısında bulundu.
Önümüzdeki dört yıllık dönemde OHCHR açısından temel meselelerden biri, ABD, Rusya ve Çin gibi büyük güçlerin BM insan hakları mekanizmalarına yönelik baskıları karşısında kurumun bağımsızlığını ve çalışma kapasitesini koruyabilmesi olacak.
Türk’ün yeniden görevlendirilmesine destek veren 144 ülkenin tutumu da bu açıdan önem taşıyor. Samuel King, bu ülkelerin oylamada verdikleri desteği somut adımlara dönüştürmesi, OHCHR’nin yeterli finansmana kavuşmasını sağlaması ve baskı nedeniyle açık tutum almaktan kaçınan ülkeleri insan hakları sistemi etrafında yeniden bir araya getirmesi gerektiğine dikkat çekiyor.