Nevroz Kavak: ‘Enerji üretimi’ gerekçesiyle doğa ve yaşam alanları tahrip ediliyor

Amed Çevre Mühendisleri Odası'ndan Nevroz Kavak, Kürdistan’da maden, JES, HES ve GES projeleriyle büyüyen ekolojik tahribata dikkat çekerek, “‘Enerji üreteceğiz’ gerekçesiyle doğanın ve yaşam alanlarının tahrip edilmesine karşı durmak zorundayız" dedi.

NEVROZ KAVAK

Kürdistan coğrafyası, maden ocakları ile Jeotermal Enerji Santrali (JES) ve Hidroelektrik Santrali (HES) projelerinin yarattığı ekolojik tahribatla karşı karşıya. Enerji ve maden yatırımları adı altında verilen ruhsatlarla dağlar, ormanlar, su kaynakları ve tarım alanları şirketlerin kullanımına açılırken, doğal yaşam alanları giderek daralıyor.

Maden, JES ve HES projeleri nedeniyle yaşam alanlarının parçalandığı bölgede, tarım ve hayvancılıkla geçinen halkın yaşamı da tehdit altında. Bölge halkının itirazlarına rağmen sürdürülen projeler, doğal varlıkların sermaye yatırımlarına açıldığına yönelik eleştirilere neden oluyor.

Amed Çevre Mühendisleri Odası Şube Eş Başkanı Nevroz Kavak, bölgedeki ekolojik tahribatı ve enerji-maden projelerinin etkilerini ANF’ye değerlendirdi.

‘DOĞA TAHRİBATI KAYGI VERİCİ DÜZEYDE’

Bölge genelinde son dönemde çevre tahribatının kaygı verici düzeyde arttığına dikkat çeken Nevroz Kavak, “Açıkçası, son zamanlarda bölgenin büyük bir kısmında gittikçe artan bir çevre tahribatı söz konusu. Biz bu konuları konuşmaya başladığımızda, konuya sadece ekolojik perspektifle değil, aynı zamanda teknik ve bilimsel bir yaklaşımla bakan kişiler olarak biraz daha farklı yaklaşabiliyoruz. Bu teknik bakış açısını ekolojik perspektifle birleştirdiğimizde tüm Türkiye’de, ama özellikle bölgede, son zamanlarda çok yoğun ve sistematik bir çevre tahribatının yaşandığını gözlemliyoruz” dedi.

‘YENİLENEBİLİR ENERJİYE DEĞİL, RANT MANTIĞINA KARŞIYIZ’

Çevre mücadelesi yürüttüklerinde sıklıkla ‘Siz yenilenebilir enerjiye de mi karşı çıkıyorsunuz?’ sorusuyla karşılaştıklarını belirten Nevroz Kavak, meseleye ekolojik ve toplumcu bir boyuttan yaklaştıklarını söyledi. Kategorik olarak temiz enerjiye karşı olmadıklarının altını çizen Nevroz Kavak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu konuları dile getirdiğimizde genellikle ‘O zaman kendi biliminizle çelişmiyor musunuz? GES, JES, RES gibi projelere karşı mısınız?’ sorusuyla karşılaşıyoruz. Bunların elbette teknik açıklamaları var. Ancak meseleye sadece yenilenebilir enerji mantığıyla bakamayız; ekolojik bir perspektif geliştirmek zorundayız. Biz kategorik olarak yenilenebilir enerji kaynaklarına kesinlikle karşı değiliz. Özellikle iklim kriziyle bu kadar yoğun mücadele ettiğimiz bir dönemde Güneş Enerjisi Santrali’ne, Jeotermal Enerji Santrali’ne veya Rüzgâr Enerjisi Santrali’ne, karşı olmamız mümkün değildir. Aksine, bu kaynaklar bizim teşvik etmeye çalıştığımız temiz enerji çözümleridir.

Diyarbakır özelinde ve Mardin, Batman, Urfa gibi bölge genelinde güneş ışığını son derece yoğun ve kaliteli alan bir coğrafyaya sahibiz. Tabii ki fosil yakıtlar yerine güneş enerjisinden faydalanımalı, GES projelerine yoğunlaşarak temiz enerji ihtiyacımızı karşılamalıyız.

Ancak sorun tam da şurada başlamaktadır: Bizim karşı durduğumuz şey, sadece ekonomik kaygılarla ve kâr amacıyla hareket edilmesi, projelerin sermayeye peşkeş çekilmesi ve ekolojik dengenin yok sayılmasıdır. Doğayı, suyu, toprağı, havayı ve o ekosistemin parçası olan insanı ile bölge halkını dışlayan bir yaklaşımla hazırlanan projelere onay vermemiz, teknik insanlar olsak dahi mümkün değildir.”

‘BÖLGE HALKI ÜRETİLEN ENERJİDEN FAYDALANAMIYOR’

Yürütülen projelerde çok ciddi çelişkilerin ve trajikomik durumların yaşandığına dikkat çeken Nevroz Kavak, “Bu projeler yürütülürken oldukça trajikomik durumlar yaşanıyor. Dışarıdan veya yabancı sermaye grupları gelip bölgede proje üstleniyor. Ancak ne acıdır ki projenin kurulduğu kırsal alanda yaşayan bölge halkı üretilen bu enerjiden faydalanamıyor. Enerji üretimi vaadiyle yola çıkılmasına rağmen projenin yanı başındaki halk enerjisiz bir yaşam sürdürmeye devam ediyor.

Özetle, çevreyi ve ekolojik dengeyi gözetmeyen, yerel halkı yok sayan ve sadece rant odaklı yürütülen projelere karşıyız. Yoksa doğayla barışık yenilenebilir enerji kaynaklarına karşı olmamız söz konusu değildir” diye konuştu.

‘TARIM VE HAYVANCILIK ALANLARI TEHDİT ALTINDA’

Sivil toplum kuruluşları, mimar ve mühendis odaları ile ekoloji dernekleri olarak toplumsal ve çevresel mücadelelere destek olmayı tarihsel bir sorumluluk olarak gördüklerini vurgulayan Nevroz Kavak, Mûş’un Gimgim (Varto) ilçesinde planlanan projeyi örnek gösterdi:

“Örneğin, şu an Varto’da yapılması planlanan JES projesi, verimli bir tarım arazisi üzerine inşa edilmek isteniyor. Biz bu noktada yaklaşımın çok daha gerçekçi ve akılcı olması gerektiğini savunuyoruz. O bölgenin insanı geçimini iki temel kaynaktan sağlıyor: Hayvancılık ve tarım. Bölge halkının bu gerçekliğini görmezden gelip sadece ekonomik kaygılarla hareket etmek doğru değildir. Atıl vaziyette olmayan, çok verimli topraklara gidip bu santralleri kurmaya çalışırsanız, elbette buna karşı durmak zorundayız.”

‘ÇED SÜREÇLERİ HALKTAN GİZLENEREK İŞLETİLİYOR’

Sermaye odaklı projelerin halkın menfaatleri gözetilmeden yürütülmesinin toplumsal alanda ağır sonuçlar doğurduğunu belirten Nevroz Kavak, “Bu tür projeler yürütülürken halkın ve toplumun menfaatleri gözetilmediğinde çok ciddi olumsuz sonuçlar doğuyor. Yasalar gereği yapılan ÇED süreçlerine ve toplantılarına bölge halkının etkin katılımı sağlanmak zorundadır. Bu süreçleri sadece yerel yönetimler değil, merkezi yönetimin ilgili mercileri de büyük bir hassasiyetle takip etmeli ve incelemelidir. Aksi takdirde, asırlardır tarım ve hayvancılıkla geçinen, sosyoekonomik düzeyi zaten sınırlı olan bölge halkının elinden bu imkanlar alındığında insanların tepki göstermesi ve eylemsellik ortaya koyması kaçınılmazdır” diye kaydetti.

‘KİM İÇİN VE NE İÇİN ENERJİ?’

Çevreyi korumanın her bireyin asli görevi olduğunu ve ekoloji mücadelesinin yalnızca uzmanların alanına sıkıştırılamayacağını ifade eden Nevroz Kavak, şöyle konuştu:

“Çevreyi korumanın her insanın asli görevi olduğuna inanıyoruz; ekoloji sadece çevre mühendislerinin, aktivistlerin ya da belirli kişilerin işi olarak görülmemelidir. Her birey bir çevre mühendisi adayı, bir ekoloji elçisi gibi hareket etmek durumundadır. Bireysel sorumluluklarımızın yanı sıra, özellikle onay makamı olan kamu kurumlarına, yerel yönetimlerden merkezi idareye kadar her kademeye çok ciddi sorumluluklar düşmektedir. Projelere onay verilmeden önce her açıdan gerekli incelemeler yapılmalı ve kritik tüm sorular sorulmalıdır.

Bizler doğayı korumaya çalışan bireyler ve STK’ler olarak elimizden geleni yapıyoruz, ancak bu çaba bizlerle sınırlı kalmamalıdır. ‘Kim için enerji?’ ve ‘Ne için enerji?’ soruları samimiyetle, yalnızca ekonomik kaygılara odaklanmadan sorulmalıdır. Hangi halk için, hangi bölgede ve ne tür ekolojik sonuçlar doğuracağı analiz edilmeden hiçbir yenilenebilir enerji projesi tek başına yeterli görülemez. Enerji üretirken suyu, toprağı, havayı ve ekosistemi göz ardı edersek gelecek nesillere bırakacak bir yaşam alanı kalmaz.”

‘KALKINMANIN BEDELİ BÖLGE HALKINA KESİLEMEZ’

Her geçen gün biyoçeşitlilik ve su havzaları dikkate alınmadan yeni maden ve enerji ruhsatlarının verildiğini, doğanın ise bu tahribatlara iklim krizi, seller ve afetlerle yanıt verdiğini hatırlatan Nevroz Kavak, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bugün her geçen gün farklı bir maden ocağına ya da projeye, bölgedeki biyoçeşitlilik, hava kalitesi ve yeraltı su havzaları korunmadan, gerekli analizler yapılmadan izin veriliyor. Özellikle son dönemde bölgede yoğunlaşan bu tür süreçlerin, bölge halkı sürece dahil edilmeden yürütülmesini doğru ve samimi bulmuyoruz. Tekniğin ve bilimin ışığında, ‘Enerji üreteceğiz’ gerekçesiyle doğanın ve yaşam alanlarının tahrip edilmesine karşı durmak zorundayız.

Kalkınmanın bedelinin ve faturasının bölge halkına kesilmesine, projelerin sadece belirli sermaye gruplarına peşkeş çekilmesine karşıyız. Ormanları, tarım arazilerini ve canlıların yaşam alanlarını yok sayan anlayış kabul edilemez. Evet, enerjiye ihtiyacımız var, fakat sürdürülebilir bir ekosisteme olan ihtiyacımızı da unutmamalıyız. Doğayı koruma bilincini ve farkındalığını tüm halka yaymalı, katılımı artırmalıyız. Çevreye verilen bu denli ağır tahribatlar karşısında doğa da bir savunma mekanizması geliştiriyor; iklim değişikliği, seller ve doğal afetlerle bunun sonuçlarını zaten yaşıyoruz. Bu nedenle süreçleri katılımcı, çoğulcu ve komünal bir yaklaşımla ele almak zorundayız.”