Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin ilerlemesi için baş müzakereci olarak tanımlanan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın siyasi statüsünün tanınması ve özgür çalışma koşullarına kavuşması temel talepler arasında yer alırken, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum’un konuya ilişkin peş peşe yaptığı açıklamalar tepki çekti.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın statüsünü silahsızlandırma meselesine indirgeyen Uçum, Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması gibi başlıkların öne çıkarılmasının süreci aksattığını öne sürdü. Uçum’un, Kürt kimliğinin inkarından kaynaklanan sorunların tarihsel ve siyasal boyutlarını göz ardı ettiği yönünde tepki çeken açıklamalarında, yeni anayasa tartışmalarına ilişkin şu ifadeler de yer aldı:
“Demokrasinin ilerlemesi ve yeni anayasa ancak Terörsüz Türkiye’ye geçişin tamamlanmasıyla, etnik ve kimlik siyasetlerinin geride bırakılmasıyla, bu konulara ilişkin sorunların pratikte bittiği gibi zihinlerde de bitmesiyle milletin tamamının işi olarak ele alınacak ve hayata geçecektir. Hiç kimse yeni anayasanın etnik ve kimlik siyasetleri üzerinden müzakere edileceği beklentisine girmesin. Yeni anayasada etnik ve kimlik siyasetlerine ilişkin yaklaşımlar olacağı vehmine kapılmasın.”
Uçum’un açıklamalarını ajansımıza değerlendiren Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eşsözcüsü Sevda Çelik Özbingöl, söz konusu açıklamaların barış sürecine katkı sunmadığını belirterek, “Bunlar barış sürecine katkı sunan söz ve yaklaşımlar değil” dedi. Sevda Özbingöl, iktidar temsilcilerinin sürecin ilerlemesine katkı sağlayacak bir sorumlulukla hareket etmesi gerektiğini vurguladı.
‘BARIŞÇIL DİL VE TUTUM ÇOK ÖNEMLİ’
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin başlamasından bu yana barış dilinin önemine dikkat çektiklerini belirten Sevda Çelik Özbingöl, siyasetçilerin kullandığı dilin ve tutumun sürecin ilerleyişinde önemli bir rol oynadığını söyledi.
Sevda Özbingöl, “Barışı inşa ederken bu süreci yürütenlerin, siyasetçilerin sorumluluk düzeylerinin barışçıl bir dil ve tutumla da ilgili olduğunu söylüyoruz. Başından beri bu hususu önemseyen bir yerden bakıyoruz meseleye. Çünkü barışın en önemli boyutlarından biri, toplumsal barışı ve uzlaşıyı sağlamaktır. O yüzden siyasetçilerin bu sürecin sorumluları olduğunu düşünüyoruz. Dilleri, kullandıkları kelimeler ve yaptıkları yorumlar da süreç açısından çok önemli. Sorumluluk düzeyi yüksek olan kişilerin, özellikle mevcut iktidarın siyasetçilerinin, toplumsal barışı inşa edecek ve sürece katkı sunacak bir sorumlulukla hareket etmeleri gerektiğini düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.
‘SAYIN ÖCALAN’IN ROLÜ, MİSYONU VE STATÜSÜ YASAL GÜVENCEYE ALINMALI!’
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın konumunun iki boyutta değerlendirilmesi gerektiğini belirten Sevda Özbingöl, ilk boyutun uluslararası yargı mekanizmalarının verdiği hak ihlali kararları ve Umut Hakkı’nın uygulanması, ikinci boyutun ise Abdullah Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ndeki rolü olduğunu vurguladı.
Sevda Özbingöl, şöyle devam etti: “Öncelikle uluslararası yargı mekanizmalarının verdiği hak ihlali kararları ve Umut Hakkı’nın kullanımı başlığıyla değerlendirmek lazım. Bu durumda ağırlaştırılmış müebbet alan birçok tutsak mevcut. Bu, tamamen infaz yasası ve infaz rejimiyle ilgili bir başlık.
İkinci durum ve en önemli olduğunu düşündüğümüz başlık ise Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin yürütücüsü olması sebebiyle Sayın Öcalan’ın da özgür çalışma koşullarına kavuşmasıdır. Özellikle Mecliste çıkarılan yasadan sonra, hiçbir ayrım yapılmaksızın Sayın Öcalan başta olmak üzere bütün örgüt üyelerini ve yöneticilerini kapsayacak şekilde, zamana yayılmış olsa bile özgürlük koşullarının sağlanması gerekiyor.
Bundan önce de Sayın Öcalan’ın bu süreci doğrudan yürütebilmesinin koşulları oluşturulmalı. Sürecin kurumsallaşması ve ileriye taşınması, silahlı mücadelenin sona ermesinin ardından siyasal mücadelenin ve barışçıl toplumsal yaşamın koşullarının oluşturulması açısından Sayın Öcalan’ın rolünün, misyonunun ve statüsünün doğru ve iyi tanımlanması gerekiyor.”
‘KÜRT MESELESİNE YÖNELİK GÜVENLİKÇİ YAKLAŞIMIN DEĞİŞMESİ GEREKİYOR’
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a ilişkin tanımlamasının hukuki değil, siyasi bir nitelik taşıdığına işaret eden Sevda Özbingöl, sürecin toplumsal ve hukuki güvencelerle, yasalarla ve Meclis’ten geçecek düzenlemelerle güvence altına alınması gerektiğini belirtti. Kürt meselesine yönelik güvenlikçi yaklaşımın değişmesi gerektiğini vurgulayan Sevda Özbingöl, şunları kaydetti:
“Barış süreci, Kürt meselesinin güvenlikçi yaklaşımın ötesinde, demokratik bir zeminde ve siyasal araçlarla farklı biçimlerde çözülmesini, 100 yıllık toplumsal yaraya da merhem sürülmesini gerektiriyor. Kanunlar bunun için var. Bunun farklı aşamaları olabilir. İlk aşamada, negatif barış sürecinin öncelikli adımlarından biri olarak Meclis’te çıkarılan ilk yasa, silah bırakmaya yönelik düzenlemedir. Ancak sonrasında pozitif barışın, yani barışın yaşamsallaşmasını sağlayacak yasal düzenlemelerin de yapılması gerekiyor.
Bu süreçte elbette eşit yurttaşlığı esas alan bir toplumsal sözleşmeyi konuşmak gerekiyor. Yerel yönetim mevzusunu, hakikat ve yüzleşme başlıklarını, cezaevlerindeki hasta tutsakların durumunu da konuşmak gerekiyor. Yani çatışmalı sürecin sonuçlarına ilişkin yasal düzenlemelerin yapılması gerekiyor.
Ancak Sayın Öcalan’ın rolünün ve misyonunun tanımlanması, kabul edilmesi ve yasal güvenceye alınması yoluyla sürecin doğru yürütülmesini ve işletilmesini sağlamak da barışın tarafı olan devletin öncelikli ve temel sorumluluklarından biridir.
Bu açıdan süreci yürütenlerin tutumları, yaklaşımları ve barışçıl bir dil kullanmaları çok önemli. Çünkü nasıl ki çatışmalı anlayış inşa ediliyorsa barış da inşa ediliyor. Birbirini ötekileştiren, düşmanlaştıran ve güvenlikçi politikaların yansıması olan sınırların da barışçıl bir dille ortadan kaldırılması, yaraların barışçıl bir yaklaşımla sarılması gerekiyor.
Tekil bir tutumdan kümülatif bir sonuç çıkarmayı doğru bulmuyorum. Bu aşamada iktidarın siyasetçilerine sorumlu hareket etmeleri gerektiğini hatırlatıyorum. DEM Parti Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu olarak, düzenlenecek yasalar kadar mevcut süreci yürütenlerin barışçıl dilini de bu temelde önemli ve değerli buluyoruz.
Sayın Öcalan’ın bu süreci yürütmesi gerektiğini, özgür çalışma ve özgür yaşam koşullarının sağlanmasının, ülkemizde barışı yürüten ve inşa etmek isteyen herkesin görevi ve sorumluluğu olduğunu düşünüyorum. Bunun aksine yapılan açıklamaların barış sürecine katkı sunmadığını, sürece zarar verdiğini düşünüyorum. Herkesin bu sorumluluk bilinciyle hareket etmesi gerektiği kanaatindeyim.”
‘DEMOKRATİK BARIŞ SÜRECİ İŞLETİLECEKSE, EŞİT YURTTAŞLIĞIN KOŞULSUZ KONUŞULMASI GEREK’
Uçum’un etnik ve kimlik siyasetinin geride bırakılmasına yönelik değerlendirmelerini de eleştiren Sevda Özbingöl, eşit yurttaşlık kavramının dar bir çerçevede ele alınmaması gerektiğini vurgulayarak şöyle konuştu:
“Elbette ki Kürt sorunu, etnik ve kültürel tartışmalarla daraltılacak bir mesele değil. Kürt meselesinin aynı zamanda bir demokrasi meselesi olduğunu da iyi bilmek gerekiyor. Demokratik bir barış süreci işletilecekse eşit yurttaşlığın koşulsuz biçimde konuşulması gerektiğini herkesin bilmesi gerekiyor.
Bu konunun basit bir etnik ve kültürel mesele olmadığını; eşit yurttaşlık tanımının uluslararası evrensel hukuk literatüründe de tartışılan, önemli, insani ve hayati bir konu olduğunu; basit etnik tartışmalarla sınırlandırılamayacağını iyi bilmek gerekiyor. Eşit yurttaşlık elbette ana dilde yaşamayı, inanç özgürlüğünü, kadınları, doğayı ve herkesi kapsar. Meseleyi daha bütünlüklü ele almak gerekiyor. Evrensel barışçıl hukuk da konunun çok daha geniş temellerde ve ayrıntılı biçimde tartışılmasını gerektiriyor.
Bu tartışmalar güncel ve dönemsel siyasi çıkarlarla yürütülecekse sonuç alıcı tartışmalar olmayacaktır. Eşit yurttaşlık, akademinin, hukukçuların, insan hakları savunucularının ve bütün toplumsal bileşenlerimizin katılımıyla yürütülmesi gereken bir tartışma sürecidir. O açıdan yapılan tartışmayı biraz dar buluyorum. Sürece cevap vermediğini düşünüyorum.
Gerçek anlamda bir anayasa yapım süreci tartışılıyorsa bu tartışmanın, anayasal eşitliği ve toplumsal katılımı esas alan bir anayasa yapım sürecine uygun olmayan siyasi yorumlar içerdiğini düşünüyorum. Çünkü bir anayasa, bütün toplumu kapsayan; bugüne kadarki güvenlikçi, ötekileştirici ve tekçi anlayışın dışında bir yaklaşımla ele alınmak zorundadır.
Bu temelde biraz zamana ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Bütün toplumsal bileşenlerimizin hem barış sürecine hem de bundan sonraki aşamalarda oluşturulacak yasal düzenlemeler dahil olmak üzere sürecin her aşamasına katılmalarının, önemli bir yapı taşı olacağı kanaatindeyim.
Çünkü bu süreç sadece siyasetçilerin yürütebileceği bir süreç değil. Bir dönemin ya da belirli bir sürecin siyasi tartışması da değildir. Elbette siyasetçiler, Meclis boyutuyla sürecin yürütücüsü olacaklar. Ancak toplumsal barış hepimizi doğrudan ilgilendiriyor. Bu temelde, siyasi reflekslerle söylenen sözlerin ve takınılan tutumların bu barışı inşa etmek için yeterli olmadığı kanaatindeyim.
Toplumsal barışımızın inşası için bütün barışseverlerin, barış ve kardeşlik özlemi duyanların ve bugüne kadarki süreçten mağdur olan bütün toplumun barışa sahip çıkması gerekiyor.”