Amed’de derin yoksulluk; işsizlik, güvencesiz çalışma, gıda güvencesizliği ve temel ihtiyaçlara erişimde yaşanan sorunlarla kendisini gösteriyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının 2024 yılı verilerine göre kentte 196 bin 530 hane sosyal yardımlardan yararlanırken, yardımların toplam tutarı 4,47 milyar TL’ye ulaştı. Veriler, yoksulluğun yalnızca bireysel gelir kaybıyla sınırlı kalmadığını, toplumsal yaşamın farklı alanlarını etkileyen yapısal bir sorun olduğunu ortaya koyuyor.
Amed’in Bağlar ve Sur ilçelerinde yapılan saha araştırmaları da derin yoksulluğun mahallelerdeki somut etkilerini gözler önüne seriyor. Araştırmalara katılan kadınların yaklaşık yüzde 93’ü gıda alışverişini azalttığını, yüzde 95’i ise giyim harcamalarını kıstığını belirtiyor. Birçok aile, temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için borçlanmak zorunda kalıyor.
Özellikle rutubetli, su alan ve ısınma sorunu yaşanan evlerde çocukların sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kaldığı aktarılıyor. Amed’te 2024 yılında 196 bin 530 hanenin sosyal yardımlardan yararlanması da yoksulluğun kent genelindeki boyutunu ortaya koyuyor.
Kanun Hükmünde Kararname’yle (KHK) kapatılan Sarmaşık Derneği’nin Başkanı Mehmet Şerif Çamcı, yoksulluğun temelinde devletin Kürdistan’da yüzyıldır uyguladığı ekonomik politikaların bulunduğunu belirterek, çözümün yardım dağıtımına indirgenemeyeceğini söylüyor. Çamcı, Sarmaşık Derneği’nin fikriyatının devamı olarak kentte bir “Kent Komünü” kurulması gerektiğini ifade ediyor.
‘YOKSULUĞU DERİNLEŞTİREN ŞEYLER DEVLET POLİTİKALARIDIR'
Kentte yoksulluğun giderek daha görünür hale gelmesinin nedenlerini değerlendiren Şerif Camcı, sorunun yalnızca işsizlik ve sosyal desteklerin yetersizliği üzerinden ele alınamayacağını belirtiyor. Yoksulluğun küresel boyutuna dikkat çeken Camcı, Kürdistan ve Amed açısından belirleyici olanın devletin uyguladığı ekonomik politikalar olduğunu şöyle ifade ediyor:
“Kürdistan’da yoksulluğu derinleştiren başat sorun, insan eliyle, daha net bir ifadeyle devlet eliyle yaratılan politikalardır. Elbette yoksulluk küresel bir sorun. Kapitalist modernitenin üretim ve bölüşüm tercihlerinden kaynaklanan önemli bir başka neden de bulunuyor. Bununla birlikte Kürdistan ve Amed özelinde yoksulluğu farklı bir karaktere ve derinliğe ulaştıran en temel neden, devletin yüzyıldır Kürdistan’da uyguladığı ekonomik politikalardır.”
‘SARMAŞIK SONRASI HALK DEVLETİN SADAKA KÜLTÜRÜNÜN İNSAFINA TERK EDİLDİ'
Sarmaşık Derneği’nin KHK ile kapatılmasının kentteki dayanışma mekanizmaları açısından önemli bir boşluk yarattığını belirten Camcı, derneğin yalnızca ihtiyaç sahiplerine destek sunan bir yapı olmadığını, aynı zamanda toplumsal dayanışmayı güçlendiren bir model geliştirdiğini söylüyor. Kapitalist üretim ve bölüşüm ilişkilerinin toplumsal sonuçlarına değinen Camcı, “Kapitalist üretim ve bölüşüm ilişkileri sadece olumsuz ekonomik sonuçlar doğurmuyor. Toplumu ahlaki açıdan çürüttüğü gibi politik reflekslerinden de uzaklaştırıp pasifleştiriyor, edilgenleştiriyor. Sarmaşık deneyiminin en önemli boyutu, dayanışma yoluyla yurttaşın yurttaşa desteğini oluşturduğu gibi aynı zamanda yarattığı model ve yöntemle toplumu çürüten unsurlara karşı dayanışmayı ve toplumu gözeten hissiyatın kamusallaşmasını da sağlıyordu" diyor.
Derneğin kapatılmasının ardından kent yoksullarının dayanışma temelinde örgütlenme olanaklarının zayıfladığını ifade eden Camcı, mevcut sosyal yardım mekanizmalarını eleştirerek şunları söylüyor:
“Sarmaşık sonrası kent yoksulları öz savunmadan yoksun kaldı. Geleneksel devlet-yurttaş ilişkisine geri döndü. Devletin sadaka kültürünün insafına terk edildi. Devlet, uyguladığı sadaka kültürü uygulamaları ve sözüm ona destek diye sunduğu ulufelerle adeta şunu demeye çalışıyor: ‘Sen bana muhtaçsın, benim sana sunduğum desteklerle yaşayabilirsin.’”
'SARMAŞIK FİKRİYATINDA BİR 'KENT KOMÜNÜ' KURULMALI'
Kentte yerel yönetimlerin, sivil toplum kuruluşlarının, meslek odalarının ve iş dünyasının yoksullukla mücadelede üstlenmesi gereken role de değinen Camcı, kent aktörlerinin yalnızca yardım dağıtan mekanizmalarla sınırlı kalmaması gerektiğini vurguluyor.
Yoksullukla mücadelede mevcut yaklaşımların değişmesi gerektiğini dile getiren Camcı, “Yerel yönetimler başta olmak üzere kent dinamikleri, devletin kötü bir kopyası şeklinde sunduğu destek çalışmalarından vazgeçmelidir. Her şeyden önce belirttiğiniz kent dinamikleri, Sarmaşık fikriyatına geri dönmeli. Dönemin ruhuna uygun bir şekilde Sarmaşık modelini güncelleyerek bir kent komünü formunda dayanışma politikalarını hayata geçirmelidir” diye belirtiyor.
‘YURTTAŞLAR DAYANIŞMANIN ÖZNESİ OLMALI'
Yoksullukla mücadelenin yalnızca gıda, barınma, eğitim ve sağlık gibi temel ihtiyaçların karşılanmasıyla sınırlı kalmaması gerektiğini ekleyen Camcı, insanların sürekli yardıma ihtiyaç duyan kişiler olarak konumlandırılmaması gerektiğini, çözümün ise yurttaşların karar alma ve yönetim süreçlerine doğrudan katıldığı bir dayanışma modeli oluşturulmasından geçtiğini işaret ediyor.
Önerdiği ‘Kent Dayanışma Komünü’ modelinin temelinde sivil yurttaş örgütlenmelerinin bulunması gerektiğini vurgulayan Mehmet Şerif Camcı, “Oluşturulacak ‘Kent Dayanışma Komünü’nün öznesi sivil yurttaş organizasyonları olmalı. Başlarken kurumlar ve kent dinamikleri bulunmalı, öncülük etmeli. Lakin olabilecek en kısa sürede bu komünün yönetimi yurttaşlar, yoksullar eliyle yürütülmelidir. Yani yurttaşın yurttaşla dayanışmasına dönüştürülmelidir” diye belirtiyor.