İstanbul’un kızıl yıldızı: Egîd Tolhildan
İstanbul’un yoksul bir mahallesinde büyüyen Egîd, “Öz Yönetim Direnişleri” sırasında yüzünü dağlara dönerek gerillaya katıldı.
İstanbul’un yoksul bir mahallesinde büyüyen Egîd, “Öz Yönetim Direnişleri” sırasında yüzünü dağlara dönerek gerillaya katıldı.
Tarih boyunca bazı kentler yalnızca coğrafi merkezler olarak değil, direnişin ve toplumsal mücadelelerin simge mekanları olarak da anıldı. Havana’dan Stalingrad’a, Chiapas’tan Kobanê’ye uzanan bu kentler, halkların mücadele tarihinde kendilerine özgü bir yer edindi.
Kürt Özgürlük Hareketi tarihinde de kentlerin direniş bakımından özel bir yeri bulunuyor. Kimi kentler kitlesel serhildanlarıyla, kimileri ise yetiştirdiği ve mücadele içerisinde yer alan devrimcilerle öne çıktı. İstanbul ise bu iki özelliği de bir arada taşıyan kentlerden biri oldu.
İstanbul, Kürt Özgürlük Hareketi’nin tarihinde uzun yıllara yayılan kitlesel eylem ve direnişlere sahne oldu. Newroz serhildanları, üniversite eylemleri, uluslararası komploya karşı gerçekleştirilen protestolar, Kobanê ve Rojava direnişleri ile 2013-2016 yılları arasında faaliyet yürüten Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi (YDG-H) dönemindeki eylemler, kentin bu tarihteki önemli dönemeçleri arasında yer aldı.
İstanbul’un Kürt Özgürlük Hareketi açısından taşıdığı anlam yalnızca kitlesel eylemlerle sınırlı kalmadı. Kent, hareketin saflarına katılan çok sayıda devrimciyle de anıldı. Halk Savunma Güçleri (HPG) tarafından geçtiğimiz günlerde açıklanan şehit listesinde yer alan isimlerden yaklaşık 120’sin İstanbul’dan katılım sağlayan devrimcilerdi.
Bu isimlerden biri de Egîd Tolhildan (Yoldaş Anık)’dı.
DİRENİŞLERLE BÜYÜYEN BİR ÇOCUK
Küçük yaşına rağmen yüzünü direnişe dönen Egîd, yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Kürt halkının tarihinde büyük direnişlerin ve katliam saldırılarının dönemi olarak bilinen 90’larda, Kürdistan’da köylerin yakıldığı, zorla göç ettirmelerin başladığı bir dönemde ailesi İstanbul’a geldi. İstanbul’da yoksul bir mahallede büyüyen Egîd, burada yurtsever bir bilinçle yetişti.
Bir yandan ailesinin geçimine katkı sunmak için çalışan Egîd, diğer yandan yurtseverlik görevlerini de unutmuyor, halkının yaşadığı baskı ve katliam saldırılarına karşı gerçekleşen direnişlerin içinde yer alıyordu. Ne ailesini yalnız bırakıyor ne de direnişlerden kaçıyordu.
Egîd, Kürdistan’da soykırım saldırılarının başladığı, Rojava’ya yönelik saldırıların arttığı bir dönemde İstanbul’da gençlik çalışmaları içerisinde bulundu. Hem Rojava’ya hem de Bakur’a yönelik soykırım saldırılarına karşı direnişlerde yer aldı. Egîd, öz yönetim direnişlerinin yaşandığı ve Rojava’ya yönelik katliam saldırılarının arttığı bir dönemde yüzünü dağlara döndü.
‘HAMURUNDA DİRENİŞ VARDI’
Egîd’in evine doğru yola çıktığımızda, 90’larda şekillenen ve hala Kürt kimliğini, yurtsever kimliğini koruyan mahallesine giriyoruz. Mahallede birçok kişinin Egîd’i tanıdığını, onun evine gitmek istediğimizi söylediğimizde öğreniyoruz. Sohbet ettiğimiz herkes, Egîd’in hamurunda direniş olduğunu dile getiriyor.
‘GÖZALTINA ALINIYOR, BIRAKILINCA DA DURMUYORDU’
Çocuk yaşta başladığı yaşam kavgasında partiyi ve gerillayı hep yaşamının en önüne koyan Egîd, bir dönem ayakkabı boyacılığı yaptıktan sonra bir tekstil atölyesinde çalışmaya başladı. Sonrasını ise Suphiye Ana’nın sözlerinde okuyalım:
“Gördüğüm kadarıyla çok şey yapmıyordu. Okula gidiyordu. Okula giderken yazma taktığım için ‘Bana gelme’ diye böyle utanıyordu. Biz amca çocuklarımıza ev yaptık. Sonra oradan buraya geldik. Evimizi Karayolları’nda kendimiz yaptık. Çocuklarım boyacılığa gidiyordu, geliyordu. Onunla kendimize yemek yapıyorduk. Yoldaş, savaşı seviyordu, partideydi. Akşamları uyanıyordum, bakıyordum, bilgisayarın başında partinin görüntülerini izliyor. Sonra öyle partiye katıldı.
Eyleme gidiyordu. Polis her gün evimize baskın yapıyordu. Yoldaş’ı soruyorlar, Yoldaş’ı istiyorlardı. Uyandırıp ona dedim: ‘Çocuğum, korkma. İfadeni alıp seni bırakacaklar, geri eve geleceksin.’ Sonra bırakılınca babası onu alıp eve geldi. Yine durmuyordu, eylemlere gidiyordu. Ben de diyordum: ‘Seni tutuklayacaklar, bırakmayacaklar.’ Ankara’daki katliam olduktan sonra çıktı gitti, artık onu görmedik.”
‘ÇALIŞTIĞI YERDEN ALDIĞI PARAYI BİZE VERDİ, GİTTİ’
Partiye katılma kararı aldıktan sonra, katılım yapmadan önce de ailesini düşünen ve onların maddi zorluklarını bilen Egîd, gitmeden hemen önce annesiyle son kez konuştu. Çalıştığı yerden aldığı maaşı annesine vererek yüzünü parti saflarına döndü.
Suphiye Ana, oğlunu son görüşünü şöyle anlatıyor: “Alt katta tekstil atölyesinde çalışıyordu. Sonra geldi, bana dedi: ‘Anne, paramı aldım. Bütün paramı sana vereceğim.’ Ben de dedim: ‘Bana verme. Aşağıda, alt katta dükkanda abin telefon satıyor, ona ver.’ Dedim, ‘Elektrik ve suyun parasını versin.’ 50 milyon kendisine almıştı, geri kalanını abisine vermişti. Ondan sonra artık görmedik, gitti. Abisine parayı verip gitmişti. Ondan sonra zaten kayboldu, aradık aradık bulamadık.
Sonra televizyonda Newroz kutlaması klibinde gördük. Başka sefer bir daha gördük, ondan sonra görmedik. İki defa televizyonda gördük, başka görmedik. Öğrendik ki gitmiş zaten.”
Yaşanan bütün katliamlara ve saldırılara rağmen ayakta duran, oğlu gerilla saflarında şehit düşen Suphiye Ana’ya son sözlerini sorduğumuzda ise şu yanıtı veriyor:
“Başı dik olmak istiyoruz. Barış Annelerinin, şehit annelerinin, Apo’nun başı sağ olsun.”
Suphiye Ana, yanından ayrılmadan önce Egîd’in mezarını görmeyi çok istediğini belirtiyor ve “Onlar sayesinde nefes alabiliyoruz” diyerek bizi uğurluyor.