Eski Türkiye Komünist Parti Genel Sekreteri ve yazar Ömer Ağın, Çerçeve Yasa’yla başlayan sürecin yalnızca hukuki düzenlemeler üzerinden değerlendirilemeyeceğini belirterek, Kürt sorununun çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından yeni bir döneme girildiğini söyledi. Yasanın henüz bir başlangıç olduğunu ifade eden Ağın, bundan sonraki sürecin geçmiş deneyimlerin olduğu gibi tekrarlanmasıyla değil, bu birikimin yeni koşullarda yeniden değerlendirilmesiyle ilerleyebileceğini kaydetti.
Ajansımıza değerlendirmelerde bulunan Ömer Ağın, mevcut gelişmenin Kürt sorununun çözümü açısından nihai bir sonuç değil, yeni bir sürecin başlangıcı olduğunu belirterek, “kapının aralandığını” söyledi. Yeni dönemin yalnızca mücadele yöntemlerinde değil, zihniyet, örgütlenme ve kadro anlayışında da değişim gerektirdiğini belirten Ağın, “Yeni olan her şey eskiden daha ileridir ama yeni olan her şey geleceğe de cevap verecek durumda değildir” diyerek, geçmiş deneyim ile yeni dönem arasındaki ilişkinin nasıl kurulması gerektiğine dikkat çekti.
‘HER OLAYIN GENİŞ VE DAR BİR ANLAMI VAR’
Uzun süredir tartışılan yasanın sadece ortaya çıktığı andaki biçimiyle değil, uzun bir sürece bağlı olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Ağın, doğa ve toplum olaylarının dar ve geniş anlamları bulunduğunu kaydetti. Yasanın geniş anlamının, uzun vadede Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözümünün önünü açabilecek bir gelişme olarak ele alınabileceğini belirten Ağın, dar anlamının ise henüz başlangıç aşamasında olan bir hukuki düzenlemeye işaret ettiğini ifade etti. Bunun, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın da ifade ettiği biçimiyle ‘bin kilometrenin ilk adımı’ olarak görülmesi gerektiğini söyleyen Ağın, ancak bu başlangıcın kendiliğinden nereye gideceğini düşünmenin mümkün olmadığını, toplumsal gelişmelerin karşıtlıkların ve mücadelelerin içerisinde biçimlendiğini belirtti.
‘KARŞITLAR HEM BİRLİKTE HEM DE MÜCADELE HALİNDE’
Sürecin anlaşılması için teorik bir çerçeveye de ihtiyaç duyulduğunu işaret eden Ağın, her olayın zıtların birliği ve mücadelesiyle oluştuğunu, buna diyalektiğin çekirdek yasası denildiğini söyledi. Bu çerçevede toplumsal ve siyasal tarafların kendi konumlarını güçlendirmeye çalıştığını belirten Ağın, devlet ile demokrasi güçleri arasındaki ilişkinin de bu çelişki ve mücadele içerisinde ele alınması gerektiğini vurguladı. Ağın, yasaya ilişkin değerlendirmede de yalnızca "iyi yasa- kötü yasa" biçimindeki bir yaklaşımın yeterli olmayacağını, hukuki ve siyasi boyutların birlikte ama birbirinden ayrıştırılarak ele alınması gerektiğini vurguladı.
‘HUKUKİ AÇIDAN BOŞLUKLAR VAR, SİYASİ ANLAMI BÜYÜK’
Yasanın hukuki boyutunda önemli belirsizlikler ve boşluklar bulunduğuna dikkat çeken Ömer Ağın, belirli tarihlere ve koşullara bağlanan hükümlerin kimleri ve hangi ölçütlerle kapsayacağının açık olmadığını belirtti. Hukukçu olmadığını ifade eden Ağın, bu nedenle düzenlemenin hukuki boyutunun hukukçular ve hukuk alanındaki uzmanlar tarafından ayrıntılı biçimde ele alınması gerektiğini söyledi. Yasanın hukuki açıdan taşıdığı eksikliklerin, düzenlemenin siyasi anlamını ortadan kaldırmadığını vurgulayan Ağın, mevcut düzenlemenin siyasi açıdan önemli bir adım olduğunu ifade etti.
Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesinin yeni bir yaklaşım olmadığını hatırlatan Ağın, Kürt Özgürlük Hareketi ile demokratik toplum mücadelesi yürüten güçlerin 1993’ten bu yana diyalog, müzakere ve demokratik yöntemlerle çözüm arayışını savunduğunu belirtti. Bugün ortaya çıkan gelişmenin de bu yaklaşımın yeni koşullarda yeniden gündeme gelmesi olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
‘KAPI ARALANMIŞTIR’
Gelinen aşamayı “kapının aralanması” olarak nitelendiren Ağın, ortaya çıkan gelişmenin demokrasi güçleri açısından önemli bir siyasi kazanım olduğunu belirterek, bununla birlikte mevcut düzenlemenin Kürt sorununu çözen nihai bir adım olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurguladı. Türkiye’nin yakın tarihine bakıldığında Kürtlerin varlığının ve buna bağlı olarak bazı demokratik hakların tartışma konusu edilmesinin başlı başına önemli bir değişime işaret ettiğini belirten Ağın, asıl önemli gelişmenin çatışma alanında yürütülen bir meselenin hukuk ve siyaset alanına taşınmaya başlaması olduğunu ifade etti.
Ağın, böylece uzun yıllar çatışma zemininde ele alınan bir sorunun diyalog, müzakere ve karşılıklı anlayış üzerinden çözüm arayışına açılan yeni bir alana taşındığını kaydetti. Fakat bu alanın açılmış olmasının sorunun çözüldüğü anlamına gelmediğini belirten Ağın, ortaya çıkan gelişmenin ancak mücadelenin ve siyasal sürecin devamıyla anlam kazanabileceğini vurgulayarak, mevcut aşamanın küçümsenmemesi gerektiğine ve kendiliğinden nasıl bir sonuca ulaşacağının da varsayılamayacağına dikkat çekti.
‘YENİ BİR DÖNEM, YENİ BİR SÜREÇ BAŞLAMIŞTIR’
Yasanın Türkiye Cumhuriyeti tarihi açısından geçmiş dönemlerle kıyaslandığında görece önemli bir siyasi kazanım niteliği taşıdığını dile getiren Ömer Ağın, bunun nihai bir sonuç değil, yeni bir sürecin başlangıcı olduğuna işaret ederek, sürecin hangi yöne evrileceğinin ise tarafların mücadele kapasitesi, örgütlülük düzeyi ile siyasal ve teorik birikimine bağlı olduğunu kaydetti.
Yeni dönemin temel tartışmalarından birinin geçmişle nasıl bir ilişki kurulacağı olduğunu belirten Ağın, ne geçmiş deneyimlerin bütünüyle reddedilmesini ne de eski yöntemlerin değişen koşullara rağmen olduğu gibi sürdürülmesinin doğru olmadığının altını çizdi. Politik mücadele içerisinde oluşan deneyim ve birikimin korunması gerektiğini dile getiren Ağın, aşılması gerekenin ise zamanla kalıplaşan, kendini tekrar eden anlayışlar olduğuna dikkat çekerek, bu nedenle yeni dönemin, kendi özgün koşullarına uygun yeni mücadele yol ve yöntemlerini zorunlu kıldığını söyledi.
Değişimin yalnızca mücadele araçlarıyla sınırlı olmadığını da kaydeden Ağın, zihniyet, örgütlenme ve kadro anlayışında da kapsamlı bir yenilenmeye ihtiyaç bulunduğunu belirterek, geçmişin deneyimlerinden beslenen ancak onun tekrarına düşmeyen yeni bir mücadele çizgisinin oluşturulması gerektiğini vurguladı.
‘İŞİN DİYAKELTİĞİ GÜVEN DEĞİL MÜCADELENİN KENDİSİDİR’
Yeni süreçte güven unsurunun önemine dikkat çeken Ağın, hak ve hukuk bakımından karşıt konumlarda bulunan toplumsal ve siyasal güçler arasındaki ilişkinin yalnızca güven temelinde yürümeyeceğini kaydetti. Ağın, bu ilişkilerde belirleyici olanın tarafların örgütlülüğü, mücadele kapasitesi, kurdukları ittifaklar ve siyasal gelişmelerin yarattığı olanakları değerlendirme yeteneği olduğunu dile getirdi.
“İşin diyalektiği güven değil, mücadelenin kendisidir” diyerek yaklaşımını özetleyen Ağın, yeni süreçte ortaya çıkacak sonuçların da tarafların örgütlü mücadelesi tarafından belirleneceğini belirtti.
‘Bir daha silahlı mücadeleye geri dönmeyeceğiz’ yaklaşımının mücadelenin sona erdiği biçiminde yorumlanamayacağını belirten Ağın, bunun değişen koşullara uygun yeni mücadele biçimlerinin geliştirilmesini zorunlu kıldığını dile getirdi.
Geçmişte kullanılan mücadele yöntemlerinin tümüyle reddedilmesine karşı çıkan Ağın, esas meselenin tarihsel deneyimi yeni koşullarda yeniden üretmek olduğunu söyledi. Geçmişte sonuç almış yöntemlerin aynı biçimiyle sürdürülmesinin yeni dönemin ihtiyaçlarına karşılık vermeyeceğine dikkat çeken Ağın, deneyimin korunması ile yöntemlerin donuklaştırılması arasındaki farkın iyi kavranması gerektiğinin altını çizdi.
Kitle örgütlenmesini de bu dönüşümün temel başlıklarından biri olarak değerlendiren Ağın, yeni dönemin geçmiş örgütlenme kalıplarıyla yürütülemeyeceğini vurgulayarak, değişen siyasal koşulların yeni örgütlenme modellerini ve buna uygun yeni bir kadro anlayışını gerekli kıldığını söyledi.
‘TEK BİR MÜCADELE YÖNTEMİYLE BUGÜNE GELİNMEDİ’
Ömer Ağın, Kürt Özgürlük Hareketi'nin elli yıllık tarihine bakıldığında, her türlü mücadele yöntemiyle bugüne geldiğine dikkat çekerek, “Eğitimli kadrolar yalnızca demokratik siyaset yürütmedi; aynı zamanda kendini korudu, örgütlendi, halkın içinde çalıştı. Bugünkü birikim de bu çok yönlü mücadele deneyiminin ürünüdür. Çatışma düzeyinden hukuk ve siyaset zeminine geçmek mücadeleden vazgeçmek anlamına gelmiyor. Değişen şey mücadelenin kendisi değil, ana mücadele biçimidir. Barışçıl ve demokratik yöntemlerin esas hale gelmesi, halkın kendini savunma ve demokratik haklarını koruma iradesini ortadan kaldırmaz. Yeni dönemin görevi eskiyi tekrarlamak değil, geçmişin deneyiminden güç alarak yeni mücadele biçimleri yaratmaktır” dedi.
Bu süreçte Kürt Hareketi ile Türkiye demokrasi güçlerinin ortaklaşmasının önemine değinen Ağın, “Başta Kürt demokratik hareketi ve Türkiye demokrasi güçleri olmak üzere artık bir bütün olarak beraber hareket edeceğiz. Artık Kürt Özgürlük Hareketi ile Türkiye Hareketi diye böyle köşelerle birbirinden ayrılmış bir hareketten söz edilemez. Bu yeni dönem aynı zamanda birlikte paradigma geliştirme dönemidir. Özellikle Kürt Özgürlük Hareketi tarafından geliştirilen paradigmanın yeni koşullarda ortak biçimde tartışılması, anlaşılması ve içselleştirilmesi gerekiyor” diye konuştu.
‘BU SÜREÇTE EKSİKLERİMİZİ DE KONUŞMAK ZORUNDAYIZ’
“Bu yeni dönemde yalnızca yeni hedefleri değil, eksiklerimizi de konuşmak zorundayız” diyen Ağın, şu tespitlerde bulundu: “Yeniden demokratik ve militanca bir arınmaya ihtiyaç var. Bu yalnızca legal siyaset açısından değil, bütün siyasal yapılar açısından ele alınmalıdır. Af istemek bir lütuf istemek değildir; mücadelenin geldiği noktada eşitliği talep etmektir. Geçmişte ortaya çıkan eksiklikleri, o eksiklikleri yaratan aynı anlayışla gidermek mümkün değildir. Yeni bir organizasyona, yeni bir zihniyete ve yeni bir örgütlenme anlayışına ihtiyaç var. Paradigmayı papağan gibi ezberlemek değil, özümsemek, onu geliştirerek yeni şeyler söylemek gerekir.”
ÖNDER APO’NUN STATÜSÜ
Bu sürecin temel aktörlerinden olan Önder Apo’nun statüsünü ve özgürlüğünü sürecin gidişatı için önemli bulduğunu ifade eden Ağın, “Sayın Abdullah Öcalan'ın statüsü denildiğinde bundan sadece daha iyi yaşam koşulları anlaşılmamalıdır. Çatışmalı dönemden hukuk ve diyalog zeminine geçişi yönetecek bir yapılanmaya ihtiyaç vardır. Paradigmayı üreten insanın onun hayatla buluşmasında da yer alması gerekir. Mevcut yasa Abdullah Öcalan'a doğrudan statü veren hükümler içermiyor; bunu ilk adım olarak görmek gerekir. Hiç kimse 'al bu senin hakkındır' demez. Statü de diğer demokratik kazanımlar da ancak örgütlü mücadeleyle elde edilir. Bunun gerçek güvencesi de halkın örgütlü mücadelesidir” dedi.
BÖLGESEL GELİŞMELER VE KÜRT SORUNUNA ETKİSİ
Yeniden yapılanma tartışmasının sadece iç örgütsel meseleler üzerinden ele alınamayacağını belirten Ömer Ağın, bölgesel güvenlik yapılanmaları, yeni ittifaklar ve küresel sermayenin bölgeyi şekillendirmeye yönelik girişimlerinin de yakından izlenmesi gerektiğini söyledi.
Kürt sorunu ile Türkiye’deki demokratikleşme meselesinin yalnızca Türkiye ve Kürdistan sınırları içerisinde değerlendirilemeyeceğini vurgulayan Ağın, Kürtlerin farklı parçalarında ortaya çıkan örgütlenmelerin kendine özgü koşulları bulunduğuna dikkat çekti. Bu nedenle Türkiye’de yaşanan gelişmelerin bölgesel gelişmelerden bağımsız ele alınamayacağını ekledi.
Ağın, yeni dönemin ihtiyaçlarını değerlendirirken örgütsel ve teknik değişimlerin ötesinde bir zihniyet dönüşümüne ihtiyaç bulunduğunu söyledi. Türkiye’deki gerilimlerin ve örgütsel sorunların aşılmasının yalnızca yeni yapılar oluşturmakla mümkün olmayacağını belirterek, yeni dönemin koşullarına uygun bir zihniyetin geliştirilmesi gerektiğini ifade etti. Bu dönüşüm için de toplumsal bir potansiyelin bulunduğunu kaydetti.