Kürt tiyatrosunda önemli bir yere sahip olan Teatra Jiyana Nû (TJN) , uzun bir aranın ardından yeniden çalışmalarına başladığını duyurdu. Grup, yeni sezona “Rovî Ji Çiyê Xeyidîye” adlı çocuk oyunuyla başlarken, yetişkinlere yönelik yeni bir oyun hazırladığını da açıkladı.
Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM) bünyesinde 1992 yılında kurulan Teatra Jiyana Nû, bugüne kadar Kürt tiyatrosu açısından önemli birçok oyuna imza attı. Grup, “Daweya Generale Teneke”, “Ta: Sê Evren Dûr” ve “Komara Dinan: Şermola” gibi oyunları sahneledi. Bir süre sonra Şanoya Helîn adıyla bir alt grup oluşturan Teatra Jiyana Nû, burada oyunculuk eğitimleri de yürüttü.
Çalışmalarını sürdürdüğü dönem boyunca çok sayıda yasaklama ve baskıyla karşılaşan Teatra Jiyana Nû’nun oyunları defalarca yasaklandı, sahneleri mühürlendi; oyuncuları gözaltına alındı ve tutuklandı. Grup içerisinde yer alan bazı oyuncular ise Kürt Özgürlük Hareketi’ne katıldı. Grubun son oyunu “Berû” da Türkiye ve Kürdistan’ın birçok kentinde yasaklandı. Bu sürecin ardından çalışmalarına uzun süre ara veren grup, yeni sezonla birlikte yeniden sahneye dönüyor.
“Rovî Ji Çiyê Xeyidîye” adlı çocuk oyunuyla sezonu açan Teatra Jiyana Nû, yeni dönemde tiyatro eğitimi vermek amacıyla bir atölye çalışması da başlatacak.
TJN bünyesinde çalışmalarını sürdüren oyuncu Xanim Rojbin Özmen, grubun yeni dönemini ve Kürt tiyatrosunun geçmişten bugüne yaşadığı sorunları ajansımıza anlattı.
‘KÜRT MÜZİĞİ VARSA NEDEN KÜRT TİYATROSU OLMASIN’
TJN’nin 90’lı yıllarda “Kürt müziği varsa neden Kürt tiyatrosu olmasın?” düşüncesiyle yola çıktığını belirten Rojbin Özmen, grubun kuruluş sürecini ve yaşadığı zorlukları şöyle anlattı:
“Teatra Jiyana Nû, Mezopotamya Kültür Merkezi’nin kurulmasının ardından 1992 yılında ‘Kürt müziği varsa neden Kürt tiyatrosu olmasın?’ düşüncesiyle yola çıktı ve bugüne kadar çalışmalarını sürdürdü. Kürt tiyatrosu açısından da önemli bir rol üstlendi ve esasen öncü oldu. Çünkü ilk kez bir Kürt tiyatrosu girişimi söz konusuydu. O zamana kadar ne mekan olarak ne de oyun olarak böyle bir şey vardı. Belki daha öncesinde Kürt tiyatrosuna dair izler vardı; örneğin köylerde oynanan, kültürümüzde var olan oyunlar vardı. Ancak sahne üzerindeki temsil açısından bu bir ilkti.
Teatra Jiyana Nû 1990’lı yıllarda çalışmalarına başladı ve 1990’lı yıllar, herkesin bildiği gibi, Kürtler açısından en zor yıllardı. O yıllarda da çok zorluk yaşadı, sonraki yıllarda da birçok zorlukla karşılaştı. Bazen siyasi yasaklar, bazen de ekonomik imkansızlıklar nedeniyle dağılmalar yaşandı. En son da diyebiliriz ki yaklaşık beş yıldır çalışmalar biraz durmuş durumdaydı. Özellikle ‘Berû’ oyununun yasaklanmasının ardından.”
‘TEATRA JİYANA NÛ’NUN ÜÇÜNCÜ KUŞAĞIYIZ’
Kendilerinin grubun üçüncü kuşağı olduğunu belirten Rojbin Özmen, TJN’nin bir nostalji olarak kalmasını istemediklerini ve bu geleneğe sahip çıkmak amacıyla yeniden yola çıktıklarını söyledi. Rojbin Özmen, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Aslında grup yeniden bir araya gelemedi ve bir anlamda, kendi isteğiyle olmasa da doğalında dağılmış olduğunu söyleyebiliriz. Arkadaşlarımızdan bazıları Avrupa’ya gitti ve çalışmalarını orada sürdürdü. Bazıları da Kürdistan’a gitti ve çalışmalarına orada devam etti. Ancak bir şekilde çalışmalarını sürdürdüler; buna rağmen Teatra Jiyana Nû biraz durmuş durumdaydı.
Biz de yeni kuşak olarak zaman zaman hocalarımızla konuşuyoruz ve kendi aramızda Teatra Jiyana Nû'nun gerçekten üçüncü kuşağı olduğumuzu söylüyoruz. Biz de bu geleneğe sahip çıkmak ve bu araştırmayı, bu çalışmayı sürdürmek istedik. Teatra Jiyana Nû'nun orada sadece bir nostalji olarak kalmasını, kapatılmasını istemedik. Bu yüzden şimdi hem Kürt tiyatrosu için yeni biçimler aramak, hem de Kürt tiyatrosunun statüsü açısından neler yapabileceğimizi, neler yaratabileceğimizi ve nasıl büyüyebileceğimizi araştırıyoruz. Bu temelde Teatra Jiyana Nû'nun yerini almasını ve bu gelenek üzerinde çalışmalarını sürdürmesini istiyoruz.”
‘ÖNEMLİ OLAN ÇOCUKLARIN KENDİ KÜLTÜRLERİ İLE BÜYÜMELERİ’
Yeni sezona çocuk oyunuyla başladıklarını ifade eden Rojbin Özmen, neden bir çocuk oyunu seçtiklerini de şöyle anlattı:
“Teatra Jiyana Nû'nun devamlılığı için arkadaşlarla yeniden bir araya geldiğimizde çok tartıştık. Hocalarımızla, daha önce bu işi yapmış, deneyimli oyuncularla konuştuk ve bu süreçte çocuklarla başlamamız gerektiğini düşündük. En çok çocukların Kürtçe bir şeye, Kürtçe kültüre ihtiyacı var. Çocukların öncelikle kendi kültürlerini tanımaya ihtiyacı var. Bu yüzden bir çocuk oyunuyla başlamayı istedik. Bizim için en önemli şey çocukların kendi kültürleriyle büyümeleriydi ve bu nedenle çocuklarla başlamak istedik.
Ama yetişkinler için de yeni bir projemiz var. Şu anda yetişkinlere yönelik bir oyun üzerinde de çalışıyoruz; bunu şimdiden söyleyebilirim. Evet, sahnelemek, sahne üzerinde yer almak tiyatro tarihi açısından da en önemli şeydir. Yani bir sahnenin olması ve senin kendi sahnende kendi dilini, kendi kültürünü temsil edebilmen; işte o zaman tiyatro olursun. Fakat Kürt tiyatrosu için bu her zaman böyle olmadı. Tarihe baktığımızda, arkadaşlarımızın birçok kez sokaklarda, parklarda, stadyumlarda da oyun oynadığını görüyoruz.”
‘OYUNLARIMIZI BÜTÜN KOŞULLARA GÖRE AYARLIYORUZ’
Kürt tiyatrosunun yasaklamalar ve sahne bulamamak gibi sorunlarla karşı karşıya olduğuna dikkat çeken Rojbin Özmen, oyunlarını sokaklarda da oynayabileceklerini ancak en iyi sahneleri de hak ettiğini dile getirerek şunları söyledi:
“Eğer ihtiyaç olursa, eğer bize sahnede oynama imkanı verilmezse elbette bu şekilde de çok daha fazla Kürtçe olarak yaşayabiliriz; bizim istediğimiz de budur. Örneğin ‘Berû’ oyununu hatırlayalım. Oyun yasaklanmıştı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin sahnesinde oynanmak üzereyken yasaklandı. Bu süreçte de bu tür sahnelerde yerimizi almamız gerekiyor.
Bir başka şey de şu; şimdi sanat alanında, tiyatro alanında bizi, yönetmenliğimizi, oyunlarımızı, hikayelerimizi de bütün imkanlara göre ayarlamak zorunda bıraktılar. Bazen böyle durumlarda oyunlarımızı bütün koşullara göre ayarlamak zorunda kalıyoruz. Biz de bunun üzerine düşündük. Şimdi yeni çıkardığımız oyunda, çocuk oyununda ve şu anda üzerinde çalıştığımız yetişkin oyununda, nasıl bir yönetim ve sahneleme yapabiliriz ki her yerde oynayabilelim, herkese ulaşabilelim diye düşündük.
Ama bu, her zaman sadece sokaklarda oynayacağımız anlamına gelmiyor. Hayır. Kürt tiyatrosunun en iyi sahnelerde, en iyi teknik imkanlarla oynama hakkı vardır. Bunun için özellikle belediyelerin Kürt tiyatrosu ve Kürt kültürü için birçok imkan hazırlaması gerekiyor.”
‘OYUNLARIMIZI SAHNELEMEK İÇİN GÖRÜŞMELERİMİZ SÜRÜYOR’
Kürdistan ve Türkiye’de özellikle belediyeler ile görüşmeler yaptıklarını, Kürt tiyatro geleneğinin birçok yasağa rağmen ısrarla ayakta durduğunu hatırlatan Xanım Rojbin Özmen, şunları belirtti:
“Kürdistan'daki belediyeler ve Türkiye'deki belediyeler için de söyleyebilirim; belediyelerle tekliflerimiz, görüşmelerimiz hâlâ sahneleme konusunda devam ediyor. Tarihten bugüne kadar yaklaşık 30-35 yıldır Kürt tiyatrosu birçok yasakla ve zorlukla karşı karşıya kaldı. Ancak bugüne kadar bir şekilde, özgürlük düşüncesiyle ve kendi örgütlenme biçimiyle kendisini örgütledi ve varlığını sürdürdü, diyebiliriz.
En son Amed'de bir festival düzenlendi. Uluslararası Tiyatro Festivali'ydi. Birçok ulustan, birçok ülkeden insanlar ve tiyatro grupları geldi. Hem Kürt tiyatrosunu gördüler hem de Kürt kültürünü ve Kürtlüğü gördüler. Biz orada hem Kürt tiyatrosu hem de dünya tiyatrosu üzerine birçok söyleşi ve tartışma gerçekleştirdik; bu konuları orada ele aldık. Bu, bana göre çok ama çok değerli ve kutsal bir şeydi.
Umut ediyoruz ki bu tür festivaller ve buluşmalar hem Kürdistan'da hem de Türkiye'de, İstanbul'da daha fazla gerçekleşsin. Biz de bunun için çalışacağız.”
‘BİZLER SANATIMIZI ÖZGÜRLÜK VE BARIŞ ÜZERİNE YARATTIK’
Kürt sanatının barış mücadelesinde kendi rolünü oynaması gerektiğini dile getiren Rojbin Özmen, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu zamana kadar savaş sanatı yaratıldı. Ama şimdi barış sanatını arama zamanı. Evet, biz Kürtler sanatımızı her zaman özgürlük ve barış üzerine yarattık. Ama şimdi resmi bir süreçte, bir barış sürecinde, bütün Kürt kültür ve sanat gruplarının ve çalışanlarının, sadece Kürt tiyatrosunun değil, kendi rollerini oynamaları gerekiyor. Bu da daha fazla kültürel ve sanatsal buluşmayla mümkün olabilir.
Ayrıca bana göre, anadilinde resmi sanat okullarının kurulmasıyla da mümkün olabilir. Bence bütün Kürt tiyatro gruplarının, bütün Kürt kültür ve sanat gruplarının da bu süreci anlamaya yönelik araştırmalar yapması ve yeni imkanlarını bu temelde oluşturması gerekiyor. Böylece yeni bir yaşama doğru ilerleyebiliriz.”