Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, Resmî Gazete’de yayımlanarak yasalaşan Çerçeve Yasa, barış süreci, Önder Apo’nun süreçteki rolü ve çatışmasızlığın emekçiler ile sendikal örgütlenme üzerindeki etkilerine ilişkin ANF’ye değerlendirmelerde bulundu.
‘BARIŞ VARSA EN BÜYÜK UMUDU BESLEYENLER DE EMEKÇİLER OLUYOR’
Çatışmalı süreçte en büyük bedeli emekçilerin ödediğini belirten Ayfer Koçak, şunları dile getirdi: “50 yıllık çatışmalı sürecin en büyük bedellerini belki evet emekçiler ödediler. Emekçiler bu sürecin bedelini kaybettikleri açısından ödediler. Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu bileşeni olan sendikaların kuruluş aşamalarında sendikal mücadeleyi örgütleme noktasındaki mücadeleleri sebebiyle kaybettiğimiz faili meçhul olarak bilinen arkadaşlarımız var başta. Ama onun dışında da, biliyorsunuz bütün ülkelerdeki çatışmalarda hayatını kaybedenler yoksul emekçilerin çocuklarıdır. Tüm taraflarda. Dolayısıyla emekçiler bu sürecin en önemli etkileneni. Bir barış süreci varsa burada da en büyük umudu besleyenler de emekçiler oluyor.”
‘ÇERÇEVE YASA’NIN EKSİKLİKLERİ VAR’
Çerçeve yasanın bazı eksiklikleri bulunduğunu belirten Koçak, Tüm eksikliklere rağmen 50 yıllık çatışmalı sürecin sona erme ihtimalinin her zamankinden daha güçlü hale gelmesini önemli bulduğunu ifade ederek şunları aktardı: “12 maddelik çerçeve yasanın bazı eksikleri ya da eleştirdiğimiz noktaları elbette var. Bir kere meselenin çözüm iradesinin özellikle Milli Güvenlik Kurulu üzerinden tanımlanmış olması tek başına en azından bu süreç açısından söyleyeyim ilk aşamada tespit, teyit ve benzeri meseleler üzerinden Bunun ciddi eksiklik olduğunu düşünüyorum.
Bu konularla ilgili sivil toplum örgütleri, demokratik kitle örgütleri de sürecin içerisinde olabilir. Bu sürecin biraz dışında bırakılmış olması emek örgütlerinin, sivil toplum örgütlerinin aslında siyasetin bu yönüyle parantez içerisinde söylüyorum. Eksik olarak değerlendiriyoruz. Ama bütün bunlarla birlikte bizim açımızdan asıl olan şey 50 yıllık süren çatışmalı sürecin sona erme ihtimalinin bugün her zamankinden çok daha güçlü olmuş olması.”
‘KÜRT HALKININ TALEPLERİNİN YASAL ÇERÇEVEDE ELE ALINMASI DEĞERLİ”
Çerçeve Yasa ile birlikte Kürt halkının uzun yıllardır dile getirdiği taleplerin ilk kez yasal bir çerçevede ele alınmaya başlanmasının değer taşıdığını söyleyen Koçak, “Bu çerçeve yasanın da çatışmasızlığı güvenceye alma noktasında ve aynı zamanda Kürt halkının yüzyıllardır talepleri doğrultusunda yürüttükleri zaman zaman isyan olarak tanımlamış olduğumuz örgütlenmelerinin ilk defa belki de yasal bir çerçeve üzerinden görüşülmeye başlanmış olması değerli. Bunu özellikle tanımlamak gerekiyor. Yani Orta Doğu'nun sürekli savaşların yoğunlaşmış olduğu, çatışmaların çok yoğun olduğu bir bölgede açıkçası bir çatışmasızlık meselesinin gerçek muhataplarıyla görüşülerek yürütülüyor olması da çok değerli.” değerlendirmesinde bulundu.
‘YASA TEK BAŞINA KÜRT SORUNUNUN ÇÖZÜMÜNÜ KAPSAMIYOR’
Çerçeve Yasa’nın tek başına Kürt sorununun çözümünü veya Türkiye’nin demokratikleşmesini kapsamadığını KESK Eş Başkanı Koçak, tamamlayıcı yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğini şu sözlerle ifade etti: “İşin açık tarafı bu yasa tek başına bir Kürt sorunu çözümünü içerisinde kapsamıyor. Ya da Türkiye'nin demokratikleşmesini kapsamıyor. Elbette ki bu yasanın çok ciddi eksiklikleri var. Bunlar Bunlardan bir tanesi içerisinde Kürt yok. Yani bunca yıl verilen bir mücadele var aynı zamanda. Bir tarafıyla evet PKK bir mücadele verdi ama aynı zamanda Kürt halkı bir bütün halinde mücadele verdi ve talepleri vardı. Kürt halkına mal olmuş talepler var.
Bunlara dair bir çözüm noktasında bir henüz bir şey yok. Aslında PKK bir sonuçtu. Bu sonucu doğuran sorunların çözümüne dair henüz elimizde yasal olarak bir süreç yok. Biz tamamlayıcı yasaların bu anlamda gelmesi beklentimizi ifade ediyoruz. Ancak bu yasalarla beraber bu yasaların gelmesiyle ya da bu düzenlemelerin yapılmasıyla beraber Türkiye'de bir genel demokratikleşme şansı yakalanması beklentimiz var.”
‘TAMAMLAYICI YASALARLA BAZI HAKLAR VE TALEPLER GÜNDEME GELECEKTİR’
Çerçeve yasayı tamamlayıcı yasalarla birlikte Kürt Halkının hak ve taleplerinin gündeme geleceğini dile getiren Ayfer Koçak, şunları kaydetti: “Çok belli ki Kürt halkı iradesini ve talebini ortaya koymuş Özgürlükten yana bir talepleri olduğunu ama bu özgürlüğün ayrılma ayrışma üzerinden değil ortak yaşamı özgürleştirme üzerinden olduğunu açığa çıkartmıştır. Ve bu iradeyle yürüyen bu çatışmasızlık sürecinde sahip çıkmıştır.
Biz Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu olarak da Kürt halkının bu iradesini görmek durumundayız. Çünkü biz aynı zamanda bu coğrafyadaki Kürtlerin, Türklerin, Lazların, Çerkezlerin bu coğrafyada yaşayan bütün kimliklerdeki kamu emekçilerinin sesi olmaya çalışıyoruz. Tamamlayıcı yasalarla beraber bazı haklar ve talepler gündeme gelecektir elbette. Anayasal düzlemde Kürt halkı başta ve talepleri başta olmak üzere demokratikleşme talepleri de karşılık bulacaktır.”
“BARIŞ SÜRECİ DEMOKRATİKLEŞMENİN ZEMİNİNİ GÜÇLENDİRİR’
Çatışmalı dönemde Kürt illerinde başlayan antidemokratik uygulamaların zamanla ülkenin geneline yayıldığını belirten Koçak, değerlendirmesini şu sözlerle sürdürdü: “Kürt halkının aslında, iki yıldır sürdürdüğü eylem ve etkinliklerde ortaya koyduğu bir iradeleri vardı bu süreci destek verme noktasında. Bu durum barışın toplumsallaşması noktasında çalışmaları yapabilmek adına her zamankinden çok daha güçlü bir zemin yakaladığımızı bize gösteriyor.
Çünkü çatışmalı dönemlerde evet, Kürt illerinde başlayan antidemokratik uygulamalar aynı şekliyle iktidarların otoriter yönünü güçlendirerek aslında bütün bölgelere yayıldı ve bugün geldiğimiz nokta ciddi bir otoriterleşme ve demokrasinin kanallarının tamamen neredeyse tıkandığını söyleyebileceğimiz şartları yaşıyoruz. Bir yerde eğer demokratikleşme başlayabilirse ki barış süreçleri demokratikleşmenin zeminini daha fazla güçlendirir.”
‘YASANIN DEMOKRATİKLEŞME İDDİASINI KARŞILAMA KONUSUNDA KAYGILAR VAR’
Koçak, Çerçeve Yasa’nın demokratikleşme iddiasını karşılayacak düzenlemeleri yeterince içermemesi konusunda kaygılar bulunduğunu hatırlatarak şunları aktardı:
“Bugün aslında bir demokratikleşme iddiasını karşılayacak herhangi bir madde göremediğimiz bir yasanın gerçek çözümü yaratıp yaratamayacağı noktasında kaygılar var. Türkiye genelinde sadece emekçiler açısından değil sol sosyalist muhalefet açısından da en büyük beklenti ve belki bu çerçeve yasayla ilgili en büyük kaygı tartışma buradan yürüyor. Bu kaygıları biz de elbette yaşıyoruz. Ama bütün kaygılarımıza rağmen önemli bir adım olduğunu ve bu sürecin başlaması noktasında ilk adım olarak değerlendirebileceğimiz bir süreç olduğunu ifade ediyoruz.”
‘ÇATIŞMASIZLIK EMEKÇİLERİN ÖRGÜTLENMESİ İÇİN ZEMİN YARATABİLİR’
Çatışmalı dönemlerde “Bölücülük” söyleminin emekçileri kutuplaştırmak ve örgütsüzleştirmek amacıyla kullanıldığını sözlerine ekleyen Koçak, sürecin emekçilerin örgütlenmesi için bir fırsat olduğunu aktararak şu ifadeleri kullandı:
“Çatışmaların var olduğu dönemde emekçiler çok hızlı bir şekilde kutuplaştırılabiliyor, manipüle edilebiliyor. En temel taleplerini, ekonomik taleplerini bile dile getirmeleri çok hızlı bir şekilde bölücülük paranoyasıyla karşılaşabildi ülkemizde. Türkiye'de emekçiler ciddi anlamda dağıldılar, örgütsüz bırakıldılar. Çatışma süreçlerinin bizim açımızdan belki en önemli olumsuz sonucu buydu. Emekçiler örgütsüz bırakıldı. Hâlâ 2 bin 200 arkadaşımızın KHK hukuksuzluğuyla ihraç edildiği bir süreç yaşıyoruz. Toplam 4 bin 600 arkadaşımız ihraç edilmişti. Hâlihazırda 2 bin 200 arkadaşımızın ihracı devam ediyor.
Çatışmasızlık iktidarların ve sermayenin elindeki en önemli aparatı o bölünme paranoyası üzerine kurdukları dağıtma, dağıtan yaklaşımı ellerinden alınmış durumda. Bugün emekçiler bunu fırsatı dönüştürmek zorunda ama eğer bizler bunu fırsata dönüştüremez, bu çatışmasızlık zemininde örgütlülüğü büyütemez, aynı iş yerinde çalışan, aynı sömürü şartlarında yaşamak zorunda kalan, geleceğini ülkesinde göremeyen işsiz gençliğin ortak mücadelesini örgütleyecek bir zemine dönüştüremezsek biz yine bu sürecin kazananı olmayacağız.”
‘BARIŞ SÜRECİ TEK BAŞINA BÜTÜN SORUNLARI ÇÖZEMEZ’
Barış sürecinin tek başına Türkiye’de demokrasiyi sağlamayacağını veya emek sömürüsünü sona erdirmeyeceğini ifade eden Koçak, şunları dile getirdi:
“Bir çatışma bittiğinde, çatışma süreci bittiğinde, o sorun çözüldüğünde, ülkenin demokrasi ile ilgili bütün meselelerinin de çözülme ihtimali yok. Hele ki emekçilerin taleplerinin tamamının çözülme ihtimalini beklemek, çok iyi niyetli olmak anlamına gelir. Sistemi tanımamak anlamına gelir. Bir barış süreci tek başına ne ülkeye demokrasiyi bir bütün halinde getirebilir, ne ülkeye emek sömürüsünü azaltma ya da emeğin özgürleşmesi ve değerinin artmasını getirebilir. Barış süreçleri emekçilerin örgütlenmesine ve demokrasi örgütlerinin güçlenmesine zemin hazırlar. Bu zeminin ne kadar iyi kullanılıp kullanılmayacağı önümüzdeki dönem emek örgütlerinin mücadelesine bağlı olacak. Bu süreci iyi değerlendirmek lazım.
‘SAYIN ÖCALAN’IN MUHATTAPLIĞI ÖNÜNDEKİ TÜM BARİYERLER KALDIRILMALI’
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni yaptığı tarihi çağrı ile başlatan Önder Apo üzerinden şekillenen muhataplık ilişkisinin güçlendirilmesi ve görüşmelerin önündeki bütün engellerin kaldırılması gerektiğini ifade eden Ayfer Koçak, şunları kaydetti:
“Aslında yıllardır etnik kimlik siyaseti yapan Sayın Devlet Bahçeli kendisi şunu ifade ediyor; ‘PKK'nin kurucu önderi ve muhataplık bunun üzerinden şekillenmeli’ diyor değil mi? Bunun üzerinden bir şekillenmiş muhataplık var zaten ortada. Bugün bu muhataplığın çözümü güçlendirmesi açısından önündeki bütün bariyerlerin kaldırılması gerekiyor. Bu kadar açıktır.
Yani bu görüşmelerde bu barış sürecinde yaşanabilecek gelişmelerde demokratikleşmeye dair, çözüme dair, cezaevlerinden çıkacak insanların hangi şartlarda çıkacakları ve çıktıktan sonra siyasete nasıl dahil olabilecekleri meseleleri birçok mesele var. Bu meselelerin çok hızlı bir şekilde yürütülmesi gerekir. Çünkü dünya örneklerinde de var barış süreçleri uzadıkça aslında sekteye uğrama ihtimali yükselir. Olabildiğince hızlı bir şekilde yürüyebilmesinin koşulu nedir? Bütün görüşme koşullarının oluşturulmasıdır. Sayın Öcalan önündeki bütün bariyerlerin kalkması gerekiyor. Bu kadar açık bizim açımızdan.”
‘SAYIN ÖCALAN BİR ÖNCEKİ SÜRECİN DE EN ÖNEMLİ AKTÖRÜYDÜ’
Önder Apo’nun bundan önceki çözüm süreçlerinde de en önemli aktör olduğunu hatırlatan Koçak, şunları dile getirdi:
“Sayın Öcalan bir önceki çatışmasızlık sürecinin de aslında en önemli aktörüydü. O zaman da aslında biz Dolmabahçe Mutabakatı’nda bir şey görmüştük. O gün de tartışılan şeylerden birisiydi. Dolmabahçe Mutabakatı’nda da Kürt halkının talepleri ve Kürt halkı üzerinden şekillenmiş bir mutabakat yoktu farkındaysanız.
Dolmabahçe Mutabakatı’nda da bu coğrafyada yaşayan bütün halklar ve emekçiler açısından bir mutabakat gelişme ihtimali vardı. Yani demokrasi, Demokratikleşme merkezli bir mutabakat karşımıza çıkmıştı. Bugün de aslında iki yıldır yapılan tartışmalarda, verilen demeçlerde Sayın Öcalan bunu ifade ediyor.”
‘HAKİKATLERLE YÜZLEŞMEK İNTİKAMCI BİR YAKLAŞIMLA YÜRÜTÜLMEMELİ’
Geçmişle yüzleşmenin intikamcı bir anlayışla değil, yeni acıların yaşanmasını engelleme amacıyla yürütülmesi gerektiğini aktaran Ayfer Koçak devamında şunları belirtti: “Bu ülkenin demokratikleşmesi, bu ülkenin emekçilerinin özgürleşmesi, kadınların özgürleşmesi ve bu ülkenin daha güçlü olması bu ülkede yaşayan tüm kesimlerin talep edeceği şeydir. Biz hakikatlerle yüzleşmenin çok değerli olduğunu düşünenleriz.
Hakikatle yüzleşme intikamcı bir yaklaşım üzerinden değil bir daha bu sorunlarla, bu tür acılarla karşılaşmamak adına yürütülen bir çalışma olur. Biz bugün barışı talep ederken geçmişteki Acıları daha çok konuşma ve gündemleştirme üzerine yürürsek gelecekte daha farklı acıların yaşanma ihtimalini maalesef güçlendiririz. Biz gelecekte daha fazla acının yaşanmaması için bir an önce hızlı bir şekilde bu sürecin güçlenmesi gerektiğini düşünüyoruz ve emekçiler de bu zeminin en büyük kazananı olabilir diye düşünüyoruz.”
KESK’TEN BARIŞ, DEMOKRATİKLEŞME VE EMEK MİTİNGİ
KESK’in genel meclis kararı doğrultusunda eylül-ekim döneminde bir miting gerçekleştirmeyi planladığını açıklayan Koçak, şunları kaydetti:
“Talep ettiğimiz barış sürecini aslında ifade etmek için yapacağımız bir miting olacak. Biz çünkü sürdürülebilir barışın aynı zamanda demokratikleşmiş bir ülke yaratmakla mümkün olabileceğini düşünenleriz. Dolayısıyla biz demokratikleşme ve barış ilişkisinin ortak mücadelesini yürütenleri yan yana getirip yani emekçileri yan yana getirerek sürdürülebilir barışın sahibi olduğumuzu, sahipçisi olacağımızı ifade edeceğimiz bir miting gerçekleştireceğiz.”
‘EMEKÇİLER SÜRECİN TOPLUMSAL AYAĞININ YÜRÜTÜCÜSÜ OLMALI’
Barış sürecinin en büyük kazanımının emekçiler açısından ortaya çıkabileceğini belirten KESK Eş Başkanı Ayfer Koçak, değerlendirmelerini şu sözlerle tamamladı:
“Bu sürecin en büyük kazananı emekçiler olacak ama emekçiler bu sürecin öyle izleyicisi kalarak kazananı olamazlar. Sürecin aynı zamanda toplumsal ayağının yürütücüsü olmakla mükellefler diye düşünüyoruz.”