DEM Partili Elif Bulut: Süreç uzadıkça endişeler büyüyor

DEM Parti MYK Üyesi Elif Bulut, halkın süreci sahiplendiğini ancak süreç uzadıkça heyecanın endişeye dönüştüğünü belirterek, “Sorular ve endişeler çoğunlukla ‘Acaba AKP süreci bozacak mı?’ yönünde oluyor” dedi.

ELİF BULUT

DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi, Merkezi Örgütlenme Komisyonu Eş Sözcüsü Elif Bulut, yeni dönemde örgütlenmenin kapsamı ve son dönemdeki halk buluşmalarının önemi üzerine ajansımızın sorularını yanıtladı.

Demokratik siyasetin güçlendirilmeye çalışıldığı bu dönemde, partinizin yerelde halkla buluşma ve örgütlenme modellerinde ne tür yeni yöntemler geliştirdiniz ya da geliştireceksiniz?

Sürecin 1 Ekim’le beraber yol almaya başlamasıyla önümüzdeki en önemli gündemimiz, süreci hem kendi kitlemize hem yakın veya uzak çevremizde olan herkese anlatmak oldu. Her zaman mevcut örgütsel durumumuzu sürekli yenilemek ve güncel gelişmelere göre uyarlamak en önemli sorumluluğumuzdu. Klasik örgütlenme modelleri artık güncel siyasetin ihtiyaçlarını karşılayamıyor.

Süreç bize olumlu ya da olumsuz birçok yolu beraberinde getirebilir. Her iki olasılığı da göz önünde bulundurarak yeni dönemi karşılayacak bir kadro ve anlayış yaratmayı, bu süreci de tüm kitlemizle ortak tartışarak ve yürüterek ilerletmeyi planlıyoruz. Aynı zamanda tüm sol-sosyalist yapılarla, emek ve demokrasi güçleriyle beraber, yani ortak mücadele yürüttüğümüz tüm kesimlerle tartışarak, daha çok yerelleşerek, yatay örgütlenme modelleri geliştirerek önümüzdeki döneme hazırlanmayı ve geçmiş tüm deneyimlerimizle gelecekteki yeniden yapılandırmayı yapmayı hedefliyoruz.

‘BARIŞ OLURSA DEMOKRATİKLEŞME DAHA MÜMKÜN OLUR’

Ekmek, Barış ve Adalet İçin Bütçe Kampanyası ile halkla buluşmaya devam ediyorsunuz. Bu buluşmalarda siyasetçiler olarak halktan ne öğreniyorsunuz?

Halkın içinde olan ve birlikte çalışma yürüten siyasetçiler olarak gerçek gündemlerin ne olduğunu bu kampanyamızla gözler önüne seriyoruz. Aslında amacımız, Meclis’in halkın gerçek gündemini görmesini sağlamak. Ülkenin sorunlarına gözlerini kapatmış, kulaklarını tıkamış bir iktidarın, ezilenleri değil ezenleri daha da güçlendirmek için hazırladıkları bütçeye bakın, "Halkın bütçesi bu olmalı, gündemler bunlar, sorunlar bunlar, yoksulluk bu, beklentiler bunlar" diyerek 2027 bütçesini halktan yana şekillendirmeye çalışıyoruz.

Aslında adaletli bir bütçe dağılımıyla insanca yaşamanın mümkün olabileceğini halka anlatıyor, onlardan da birebir yaşadıkları sorunları dinliyoruz. Sadece bireysel sorunlar değil, her kesimin derdini dinleyip çözüm önerilerini alıyoruz. Ekmeği kazanma mücadelesiyle barış mücadelesi birbirinden çok uzak iki şey değil. Yoksulluğun bu kadar büyümüş olmasında, yıllarca çözülmeyen Kürt sorunu için savunma sanayisine harcanan bütçenin ne kadar çok etkili olduğunu anlatıyoruz. Barışın olduğu bir yerde demokratikleşmenin daha mümkün olabileceğini, tüm yapıların demokrasiyle daha da adil olabileceğini biliyoruz; bu gerçekliğin halkla birlikte konuşulmasına çok ihtiyaç olduğunu yaşayarak görüyoruz.

Bu sebeple kampanya boyunca barışın önemi daha da artıyor. Kişilerin yoksulluğunun sebebinin yeterli gelir getirecek kadar iyi işlerde çalışılmamasından ziyade topyekün bir sistem sorunu olduğunu anlatmaya çalışıyoruz.

Emekçilere, silaha ve savaşa bütçe harcamasına gerekçe yapacakları bir durumun kalmadığını, bu kaynakların bütçeye aktarılması gerektiğini, böylece asgari ücretten tutun emekli maaşına kadar insanca yaşama koşullarını sağlayacak ücretlerin verilebileceğini anlatıyoruz.

‘KOMÜNLEŞME FİİLEN YAŞANDIKÇA İLERLEYECEK’

‘Komünleşme’ yeterince anlaşılıyor mu ya da mücadelenin içinde, deneyimlerle mi anlaşılacak?

Komün kavramı bizler için çok yeni değil ama uygulamada yaygın bir araç olmadığı için çok anlatmaya ihtiyaç var. Toplumsallaşabilmesi için yaşamsal deneyimlerin ortaya çıkmasına çok ihtiyaç var. Bir alanda komün kurmanın hayatımızda neler değiştirebileceğini, ne işe yaradığını anlatmak için bunun fiilen yaşanması gerekir. Ancak o zaman komünün ne olduğu tam olarak görülüp bir örgütlenme biçimi haline gelecektir. Şimdilerde çokça tartışılıyor, komün fikirleri geliştiriliyor ve örnekler oluşturulmaya çalışılıyor. Böylece aşama aşama ilerleme kaydedilebilir.

Kadın özgürlükçü paradigmayı ve gençlik örgütlülüğünü merkeze koyuyorsunuz; bugünkü pratikleriniz bu alanlarda yeterli mi?

DEM Parti olarak en büyük farklılığımız, kadın özgürlükçü bir çizgide yürüttüğümüz siyasettir. Elbette özgün kadın yapımızda "her eksiği tamamladık" diyemeyiz. Bir kere, erkek egemen bir anlayışın örgütlü olduğu bir dünyada hem demokratikleşme hem de kadınların özgürlüğü için mücadele veriyoruz. Bu durum zaten başlı başına işimizi zorlaştırıyor. Kadınların, toplumsal cinsiyet rollerinin dayattığı yükümlülükler nedeniyle aktif siyasete dahil olmaları zorlaşıyor. Hem kadın siyasetinde hem karma siyasette çalışmak hem de bakım işlerindeki sorumlulukların kadınlarda kalması, üç kat çalışmak demek oluyor. Haliyle iş yükleri çok oluyor.

Kadınların etkin güç olmadığı hiçbir biçimde değişim tam anlamıyla eşitlikçi olmayacaktır. Bu yüzden her alanda kadınların daha da güçlenmesi için örgütlülüğümüzü büyütmeye ve ortak kadın mücadelesini güçlendirmeye çalışıyoruz.

Gençlik yapımız, her zaman devlet baskısına en çok maruz kalan yapı oluyor. Bu yüzden örgütlenmek daha da zorlaşıyor. Sürekli baskı, gözaltı ve tutuklamalar, gençliğin önünü kesmeye yönelik tutumlar işi zorlaştırsa da her zaman yeni bir yol bulunuyor. Bugünlerde Gençlik Meclisi yeniden önemli örgütlenme çalışmaları yürütüyor; örgütlülüğünü genişletmeye, farklı kesimlerden gençlerle buluşmaya, üniversite gençliğinin örgütlenme çalışmalarına ağırlık veriyor.

Parti gençleşemezse haliyle bu durum tüm yapısını geriye düşürür. Çağın gerekliliklerinin gerisine düşerseniz geleceksizleşirsiniz. Genel siyasette de hem kadın hem gençlik siyasetinin önünü açmaya ve etki alanını genişletmeye çalışıyoruz.

Barış ve Demokratik Toplum Süreci halk buluşmalarında nasıl karşılık buluyor?

Süreç ilk başladığı zamanlarda merak ve heyecan vardı. Bir kesim heyecanla beklerken bir kesim çok endişeli ve güvensizdi. Süreç uzadıkça heyecan yerini endişeye bırakmaya başladı. Halkın en büyük taleplerinin başında tutsakların bırakılması geliyor. O kadar çok insan haksız ve hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutuluyor ki herkesin hayatına değiyor. Cezaevleri dışında, bir o kadar da dava dosyası olan insan var. Yargıtay her an onaylanabilecek dosyalarla dolu.

PKK kendini feshetti ama başta Sayın Abdullah Öcalan olmak üzere gerillaların durumu belirsiz, özgürlük ve geri dönüşler bekleniyor. Yurt dışında sürgün olanlardan kayyumlara kadar halk somut adımlar görmek istiyor. Çerçeve Yasa Meclis kapanmadan geçti ama gereği halen yapılmadı. Herkesin gözü kulağı yasanın ne zaman hayata geçeceğinde.

Sorular ve endişeler çoğunlukla "Acaba AKP süreci bozacak mı?" yönünde oluyor. Geçmiş bir deneyim var; 2013-2015 süreci sonrası yaşananlar halen çok acı izlerle hafızalarda çok taze. Süreç başladığından beri bir kesimin "AKP’ye güven olmaz, sizi kandıracaklar" gibi manipülatif söylemleri ister istemez insanları etkilemeye başladı.

Yine de halk süreçten umutsuz değil ve sürecin baş aktörü olan Sayın Öcalan’a karşı güven çok fazla. Yavaş ilerliyor görünse de tüm endişelere rağmen bundan geri adım atılamayacağı da kavranıyor.

‘İMRALI’DAKİ YER DEĞİŞİKLİĞİ YETERSİZDİR, STATÜ NETLEŞMELİ’

Sürecin yavaşladığı söyleniyordu, Kürt Halk Önderi’nin yeni yere geçmesi üzerine bir hızlanma bekliyor musunuz?

Sayın Öcalan’ın yerinin değişmesi, uzun süredir beklenen bir gelişmeydi. Statü durumu netleşmeden bu geçişin olmayacağını Sayın Öcalan çok net belirtmişti. Bu geçiş olumlu bir gelişme olsa da çok gecikmiş ve yetersiz bir durumdur.

İlk etapta, statüyü netleştirecek ve ilgili komisyonun çalışmalara başlamasının önünü açabilecek bir gelişme olması bekleniyordu ama henüz gerçekleşmeden yer değişikliği oldu. Bu kadar önemli bir süreci yürüten bir önderin özgür çalışma koşullarının sağlanması gerekir. Kürt halkının beklentisi de bu yöndedir.

‘İTTİFAK SİYASETİ VE MÜCADELE BÜYÜTÜLMELİ’

Sürecin toplumsallaşması için hangi başlıklar kritik önemde?

DEM Parti hiçbir zaman tek bir kesimin haklarını savunan bir parti olmadı. Herkesin kurtuluşunun birbirine bağlı olduğunu bilerek politik mücadele yürütüyoruz. En geniş kesimlerle ortaklaşarak ittifak siyasetini büyütmek ve mücadele etmekle demokratikleşme de barış da toplumsallaşabilir.

Partimiz, bu bilinçle her kesime defalarca gidip anlatmayı, dinlemeyi, her halkın ve ötekilerin ortak bir mücadele zemini olmayı esas alıyor. Yaptığımız her çalışmada da bu yönde hareket ederek genişlemeye, örgütlenmeye ve eksiklerimizi kapatarak yeni dönemin siyasetine hazırlanmaya çalışıyoruz.