Hawari: Kürtlerin, Alevilerin ve Dürzilerin geleceği, bölgedeki gelişmelerden doğrudan etkilenecek

Nidal Hawari, Suriye'deki geçiş sürecinin siyasi çözümlerden çok sahadaki güç dengeleriyle şekillendiğini belirterek, Kürtlerin, Alevilerin, Dürzilerin ve diğer toplulukların geleceğinin bölgedeki gelişmelerden doğrudan etkileneceğini söyledi.

NİDAL HAWARİ

Suriye’de geçiş sürecinin belirsizlikleri, sınır hattındaki askeri hareketlilik, bölgesel güçlerin müdahaleleri ve enerji-ticaret koridorları üzerindeki rekabet, Ortadoğu’daki dengeleri yeniden şekillendiriyor.

Suriye sahasındaki güncel gelişmeleri, geçiş dönemi hükümetinin politikalarını, meclis atamalarını, farklı toplulukların yaşadığı sorunları ve bölgesel güç mücadelelerini değerlendiren Araştırmacı-Gazeteci Nidal Hawari, bölgede derinleşen çatışma dinamiklerine ve halkların geleceğine ilişkin ANF’ye değerlendirmelerde bulundu.

Ankara’nın iç ve dış siyasetteki manevralarını, Donald Trump’ın dış politika çizgisine yaslanarak sürdürdüğünü belirten Hawari, içeride toplumsal muhalefete yönelik operasyonların ve dışarıdaki askeri arayışların bu küresel stratejinin bir parçası olduğunu vurguladı.

‘ATAMALAR VE ENTEGRASYON SAHADAKİ GÜÇLERİN ÇIKARLARINA GÖRE YAPILIYOR’

Suriye’de rejimin çöküşünün ardından başlayan geçiş sürecinde verilen seçim sözlerinin ertelendiğine dikkat çeken Nidal Hawari, Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed Şara liderliğindeki geçici hükümetin pratiklerini sorunların çözümüne değil, çözümsüzlüğü beslemeye hizmet ettiğini söyledi.

Geçici yönetimin meclis atamaları ve entegrasyon politikalarını değerlendiren Hawari, bu adımların Suriye halkının ihtiyaçlarından çok, sahadaki güçlerin talepleri doğrultusunda şekillendiğini savundu.

Hawari, şunları söyledi: “Esad yönetiminin devrilmesinin ardından geçici hükümetin kısa süre içinde seçime gideceği ifade edilmişti. Ancak daha sonra bu süreç beş yıla ertelendi. Bugün ise koşullara bağlı olarak SDG gibi bazı güçlerin entegrasyonu gündeme getiriliyor. Geçici hükümeti kabul etmeyen kesimleri ikna etmek amacıyla yeni atamalar yapılıyor. Ancak bu atamalar ve entegrasyon süreçleri hükümetin kendi iradesinden çok, bölgesel güçlerin ve sahadaki aktörlerin talepleri doğrultusunda gerçekleşiyor.

Suriye halkının çıkarlarını temel almayan hiçbir anlaşma, entegrasyon ya da siyasi düzenleme kalıcı ve toplum tarafından kabul edilebilir olmayacaktır.”

‘KÜRTLERİN, DÜRZİLERİN VE ALEVİLERİN SORUNLARI AYNEN DURUYOR’  

Suriye’de eski rejimin dağılmasının üzerinden geçen iki yıllık süreçte halkların temel yapısal sorunlarının çözülmediğini, yapılan hamlelerin ise vitrin düzenlemesinden ibaret olduğunu ifade eden Hawari, şu değerlendirmeyi yaptı: “Suriye rejiminin çöküşünden bugüne kadar yaklaşık iki sene oldu. Şu ana kadar Kürtlerin, Dürzilerin, Hristiyanların ve Alevilerin yaşadığı sorunlar olduğu gibi duruyor. Sadece rötuşlar yapılıyor. Bu rötuşlara bakarak 'Çok iyi bir yere gidiliyor, bir istikrar yaşanacak' gibi bir düşünceye varmak bence hatalıdır.” 

Suriye toplumunun derin bir ekonomik kriz, akaryakıt sıkıntısı ve DAİŞ tehdidiyle karşı karşıya olduğunu aktaran Hawari, geçici hükümetin halkın yükselen sosyo-ekonomik tepkilerini bastırmak için azınlıkları hedef aldığını vurguladı.

Hawari, şöyle devam etti: “Devrim yaşandıktan sonra her şey güllük gülistanlık olacak diye alkışladılar. Fakat zaman içerisinde eski rejimin onlara verdiği imkanların altında bir yaşam standardı oluştu. Halklar elektrik faturasını ödeyemez, tüp gaz satın alamayacak hale gelince tepkilerini dile getirmeye başladı. Gösteriler oluşmaya başlayınca bu sefer geçici hükümet, kendi içerisinde azınlıklara karşı terör eylemlerini güçlendirmeye, Aleviler üzerinde yoğun bir şekilde baskıları arttırarak kendilerine yönelmiş olan muhalefeti tekrar Aleviler üzerine yüklemeye başladı. Birkaç sembol kişiyi tutuklayıp 'Sünni katliamının hesabını soruyoruz' tarzında çalışmalar yürüttü.”

Rusya’nın, Ukrayna savaşı nedeniyle yaşadığı rafineri hasarlarının ardından Suriye’den benzin tedarik etmeye başlamasının sahadaki akaryakıt kuyruklarını derinleştirdiğini de sözlerine ekleyen Hawari, geçici hükümet içerisindeki klikleşmeyi, “Hükümetin içerisinde Türkiye ve Müslüman Kardeşler yanlısı olanlar, Katar ve İsrail/BAE’ye yakın olanlar ve Amerika'ya yakın olanlar diye farklı gruplar oluşmaya başladı” sözleriyle özetledi.

‘İRAN ÜZERİNDE YÜRÜTÜLEN SAVAŞ DAHA BİTMEDİ’

Bölgede ilan edilen ateşkeslerin gerçek bir barış getirmediğini, aksine, askeri güçlerin lojistik olarak tahkim edilmesi için birer dinlenme arası olduğunu belirten Hawari, Ortadoğu’daki savaş konseptinin Irak’tan sonra İran hedefiyle sürdürüldüğünü kaydetti.

Küresel güçlerin hamlelerine değinen Hawari, şunları ifade etti: “İran üzerinde yürütülen savaş daha bitmedi. Bu ateşkesler sadece verilen aradır; askeri güçlerin toparlanması, yeni hedeflerin belirlenmesi ve savaşın yeniden başlatılması amacıyla oluşturulmuş ateşkeslerdir. İran'dan şu isteniyor: Bölgede ABD'nin ve Batı'nın çıkarlarına uygun bir strateji oluşturmak, bir konuma gelmek zorundasın. Bunu yapmadığın sürece bu savaş hiçbir zaman durmayacak.

'İran çok iyi direndi, büyük zafer kazandı' şeklinde yapılan propagandalar, Irak'ta ve Suriye'de de aynen yapıldı. Aslında bu süreç, Batı'nın jeostratejik ve enerji kaynaklarına uygun bir konuma gelinmesi için yürütülen bir savaşın devamıdır ve İran bu hizaya gelinceye kadar devam edecektir. Trump bugün bir anlaşma yapıp yarın bunu lağvedebiliyor. Bu yüzden gösterilen anlaşma maddelerinin hiçbir somut değeri yok.” 

Bölgesel parçalanmanın İsrail’in stratejik çıkarlarına hizmet ettiğine dikkat çeken Hawari, “İsrail için büyük güçlerin parçalanıp küçük devletlerin ya da etnik yapıların kendi haklarını alarak daha küçük devletlerin oluşması, stratejik çıkarlarına daha uygundur” dedi.

Ukrayna’daki savaşın aslında Batı, ABD ve Rusya arasında bir savaş olduğunu ve bu savaşın taşlarının Ortadoğu’da oturması gerektiğini belirten Hawari, NATO zirvesinin de bu bağlamda şekilleneceğini kaydetti.

DENGELER DEĞİŞKEN: DÜNÜN DÜŞMANLARI BUGÜN İTTİFAKTA

Bölgedeki taktiksel ittifakların kaygan zeminine dikkat çeken Hawari, Türkiye’nin ABD ile anlaşma sınırlarını zorlayan hamleler yaptığını ve bu durumun sahadaki askeri sevkiyat ilişkilerine yansıdığını ifade etti. İttifak ilişkilerinin değişkenliğini anlatan Hawari, şöyle devam etti:

“Türkiye, Amerika'nın stratejisine daha yakın davranarak bugün İsrail'e karşı çok ağır, tehditvari söylemler kullanabiliyor. Böylece Mısır ve Suudi Arabistan'la ilişkilerini daha iyi hale getiriyor. Lübnan'daki Hizbullah güçleriyle de ilişkileri daha iyi hale getirildi; hatta Türkiye ve Azerbaycan üzerinden, Suriye’deki ittifak güçleri üzerinden Hizbullah’a silah gönderiliyor. Bu dengeler hep oynak dengelerdir. Daha düne kadar Hizbullah ve Türkiye'nin desteklediği cihatçılar karşı karşıya savaşırken, bugün bu güçler Hizbullah'a askeri destek veriyor. Yani onlar üzerinden İran'ın gönderdiği silahlar Hizbullah'a gitmektedir.” 

Suriye geçici hükümeti başbakanının Lübnan sınırındaki Trablus hattına yaptığı ziyareti ‘Sünni cephe şovu’ olarak nitelendiren Hawari, bu yeni tablonun sömürgeci siyaset altındaki azınlıklar açısından açığa çıkardığı sonuçları ise şöyle açıkladı:

“Bu koşullarda aslında bugüne kadar Alevi halkının Filistin için ya da siyasi İslam'a entegre olmaya çalışma mücadelesinin ne kadar boş olduğunu göstermeye çalışıyorlar. Egemen siyasi İslam'ın, Şii ve Sünni İslam'ın kendi çıkarları gereği bütün bu ufak güçleri ya da müttefikleri sahada yalnız bıraktığını hep beraber gördük zaten.

İki sene içerisinde yapılan bütün katliamlara ne siyasi Sünni İslam'ın ne de Şii İslam'ın bir tek lafı, reddi ya da inkarı olmamıştır. Şu an iki taraf da kuşatıldığı için taktiksel olarak birbirlerine destek veriyorlar. Hizbullah'ın İsrail'e karşı tehdidi ortadan kalktığı zaman, Suriye cephesinde savaşan Türkiye ve İsrail çıkarları karşı karşıya gelecektir.” 

'ÖZ SAVUNMASI OLMAYAN HALKLARI MUHATAP ALMIYORLAR’

Ortadoğu'da kalıcı bir istikrarın ancak küresel güçlerin enerji kaynakları ve coğrafi bölgeleri paylaşım savaşının bitmesiyle mümkün olabileceğini belirten Hawari, bu cenderede ezilen ve sömürgeleştirilen yerleşik halkların kolektif bir öz savunma bilinci geliştirmesinin hayati önemde olduğunu vurguladı.

Halkların geleceğine ve öz savunma ihtiyacına dair çağrıda bulunan Nidal Hawari, şöyle konuştu: “Bölgenin asli halkları; Aleviler, Kürtler ve Dürziler bu devasa küresel güçler karşısında kendilerini nasıl muhafaza edebilir? Bunun tek yolu halkların dayanışması ve kendi öz savunmalarını oluşturmasıdır. İnanın, Ortadoğu'da bir halkın askeri gücü yoksa, kendini koruyabilecek öz savunması yoksa onu kaale bile almıyorlar, onu var olarak görmüyorlar. Aldıkları bütün kararlar onların üstünden, iradeleri çiğnenerek alınıyor.

Dolayısıyla bu halkların bugüne kadar yaptıkları örgütlenmeler, kolektif hareket etme bilinci çok zayıf ve eksik kaldı. Halkların bir merkezde bir araya gelerek bir öz savunma hareketi oluşturmaları gerekiyor ve bunu sadece sahada değil, saha dışındaki ülkelerde de yapmaları şarttır.

Önümüzdeki süreç ağır bir süreçtir ve bu süreçte acılar yaşamaya devam edeceğiz. Fakat umudumuzu asla yitirmememiz ve mücadeleyi sürdürmemiz gerekiyor. Halkların ve ezilenlerin ortak dayanışmasıyla bu saldırılar boşa çıkacaktır.”