GÖRÜNTÜLÜ

‘Kadınların demokratik siyasete katılımı temel bir ihtiyaçtır’

Dilan Dirayet Taşdemir, kadınların bugün sahip olduğu eş başkanlık ve eşit temsiliyet haklarının onlarca yıl boyunca ödenen ağır bedellerin kazanımı olduğunu belirterek, kadınların demokratik siyasete katılımının temel bir ihtiyaç olduğunu vurguladı.

DİLAN DİRAYET TAŞDEMİR

Kürt Kadın Hareketi’nin Türkiye ve Kürdistan’daki mücadelesinin geleneksel siyaset kalıplarını altüst ettiğini belirten siyasetçi Dilan Dirayet Taşdemir, kadınların karar mekanizmalarında yer almadığı bir sistemde gerçek anlamda yerel demokrasiden söz edilemeyeceğini belirtti. Kürt Kadın Hareketi’nin mücadele deneyimi üzerinden sınıfsal ve toplumsal dönüşüme dikkat çeken HDP önceki dönem milletvekili ve Kürt kadın hareketi aktivisti sosyolog Dilan Taşdemir; eşbaşkanlık sistemi, eşit temsiliyet ve yerel özerklik tartışmalarına ilişkin ANF’ye değerlendirmelerde bulundu.


Uzun süre Türkiye’de hem yerelde hem genel siyasette hem de kadın çalışmalarında yer aldınız. Bunu baz alarak, kadınların eşit temsili olmadan yerel demokrasi sizce mümkün müdür? Mümkünse nasıl, değilse neden?

Kürt Kadın Hareketi olarak Türkiye’de ve Kürdistan’da kadınların mevcut konumunu dönüştürmeyi ve siyasete eşit katılımını esas alıyoruz. Kadın sorununu bir özgürlük sorunu olarak tanımlıyoruz, dolayısıyla kadınların özgürlük sorunu, bir bağlamda katılım sorunudur. Yani kadınların karar mekanizmalarına katılımı, kendi yaşam alanlarıyla ilgili alınan kararlarda ne kadar söz sahibi ne kadar etkin ve ne kadar dönüştürücü bir güç olduğuyla ilgilidir.

Bu bağlamda, kadınların demokratik siyasete ve bir bütün olarak yaşamın her alanına katılımı hem ciddi bir sorun hem de temel bir ihtiyaçtır. Maalesef dünya genelinde de kadınlar benzer sorunlar yaşıyor. Dünyanın hiçbir yerinde kadınların siyasete, ekonomik yaşama ve toplumsal alanın bütününe tam ve eşit bir katılımı veya dahiliyeti henüz söz konusu değildir.

Türkiye’nin mevcut siyasi kodu, anlayışı ve pratikleri de erkeği, zengini, belli bir inanç ve kimlik grubunu merkeze alır. Bu nedenle kadınların siyasette yer alması, kendi sözünü kurması ve dönüştürücü bir güç olması, Türkiye siyaseti açısından ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Bu durum, bizim kendi siyasi geleneğimiz içerisinde de çok ciddi bir mücadele alanı haline gelmiştir.

Dünyada nüfusun yarısını kadınlar oluşturmasına rağmen karar mekanizmalarında yer alamıyor, ekonomik yaşama eşit şekilde dahil olamıyor ve fırsat eşitliğinden yararlanamıyor. Kadınların talepleri ve ihtiyaçları doğrultusunda bir bütçeleme süreci gelişmiyor. Kadınların ürettiği ve emek verdiği bir gerçeklik var; ancak bunun sonucunda eşit faydalanamadığı, eşit söz kuramadığı bir toplumsal düzenle karşı karşıyayız.

Kadınların dışlandığı bu toplumsal gerçeklik; savaşların, kıyımların ve adaletsizliğin derinleştiği bir tabloya yol açıyor. Dünyayı yeniden eşit ve adil bir hale getireceksek, bu süreç ancak kadınların dahiliyetiyle başlayabilir. Biz bu dinamizmle yola çıktık; katettiğimiz önemli mesafeler olmakla birlikte katetmemiz gereken daha çok yol var.

Kürt Kadın Hareketi’nin mücadelesiyle kadın kotası ve eş başkanlık sistemi hem yerel yönetimlerde hem de siyasi partilerde uygulandı. Eş başkanlık sistemi ve kadınların eşit temsili açısından bakıldığında, yerel veya merkezi yönetimler bu süreçten ne kazandı?

Kadınların eş başkanlığa gelişi ve eşit temsiliyet kavramlarının bugün tartışılıyor olmasının arkasında ciddi bir tarih, emek ve mücadele var. Kadınların bu hakları elde etmesi öyle oldu bittiye gelmedi; bedellerle dolu 40-50 yıllık bir mücadele deneyiminin sonucudur. 1990’lardaki yüzde 40 kota talebinden bugünkü eşit temsiliyete uzanan bu yolda binlerce kadının emeği geçti. Kadınlar bu uğurda cezaevlerine girdi, yaşamını kaybetti, sürgün edildi. Tüm zorluklara ve baskılara rağmen kadın hareketi giderek büyüdü ve dönüştü.

Kadınların yerel yönetimlerde yer alması sadece bir temsiliyet meselesi değil, toplumsal zihniyetin dönüşümünü de beraberinde getirdi. İlk eş başkanlık deneyimlerinde sokağa çıkıldığında erkeğin başkan, kadının ise onun yardımcısı gibi görüldüğü ya da "Kadınlar da yönetebilir mi?" anlayışının hakim olduğu günlerden geçtik. Kadınların siyaset yapabileceği, karar verebileceği ve öncülük edebileceği fikri zamanla toplumda kök saldı.

Bu dönüşüm sadece Kürt toplumunu değil, Türkiye siyasetinin genelini de etkiledi. Eş başkanlık sistemimiz ve eşit temsiliyet kararlarımız Siyasi Partiler Kanunu’nun değişimine öncülük etti. Bugün bu sistemi demokratik siyasette fiilen uygulayan gelenek DEM Parti olsa da yarattığı basınç ve tartışma ortamı diğer siyasi partileri ve feminist hareketi de harekete geçirdi. Diğer yapılar da kadın katılımı konusunda adım atmak zorunda kaldı.

Kadınların siyasete dahiliyeti, kadınların kendi ezilmişliklerinden ve farklı toplumsallaşma gerçekliklerinden gelen özgün bir siyaset tarzını ortaya çıkardı. Bu durum kadınlarda bir özgüven yarattı; kadın ve erkeğin ailede, siyasette, toplumda ve ekonomide eşit olduğu fikrini geliştirdi.

Elbette ki aşamadığımız yönler ve zorluklar hâlâ devam ediyor. İktidarı ve gücü paylaşmak istemeyen anlayışlar, devlet yönelimleri ve hatta kendi iç mekanizmalarımızda gelişen dirençlerle karşılaşıyoruz. Eşitlik fikrini toplumsal bir değer haline getirmek ve bunu kabul ettirmek kesintisiz bir mücadele gerektiriyor.

Kürt Kadın Hareketi ve Kürt Özgürlük Mücadelesi’nin geleneksel “zengin, erkek siyasetçi olur” kalıbını kırdığını, sınıfsal olarak daha geride olan kadınların da bu mücadele sayesinde öne çıkarak belediye başkanı, eş başkan ya da parlamenter olabildiğini söyleyebilir miyiz?

Elbette, aslında hepimizin kişisel deneyimi böyledir. Örneğin benim kendi deneyimim de bu şekildedir. Ben Ağrı’nın bir köyünde doğup büyüdüm. Çok zengin bir aileye mensup değilim; bildiğiniz geleneksel, yurtsever bir Kürt ailesinde yetiştim. Bizi bu sürecin parçası haline getiren mücadelenin kendisi oldu. Aile içerisindeki erkeklerin dönüşmesi ve bizim mücadele içinde yer almamız, biz kadınlar açısından özgürleşme mücadelesinin dinamiğini ve zeminini oluşturdu.

Temsiliyetler bu mücadele içerisinde gelişti ve bizler de bu yapılarda yer aldık. Aksi takdirde, Ağrı’nın bir köyünde doğan, ailesi zengin olmayan, bir aşirete dayanmayan genç bir kadının geleneksel siyaset kalıpları içerisinde yer bulması bugün bile diğer siyasi partilerde pek mümkün değildir. Bu açıdan Kürt Özgürlük Hareketi sınıfsal, düşünsel ve zihinsel anlamda ciddi bir kırılma yarattı ve kadınların siyasette yer almasının güçlü dinamiklerini oluşturdu.

Kadınlar da bu zeminlerde yer alarak, sorumluluk üstlenerek, bedel ödeyerek ve zaman zaman toplumdan dışlanarak büyük mücadeleler verdi. Birçok kadın arkadaşımız siyasette yer alabilmek için eşiyle, babasıyla, kardeşiyle ve parti içerisindeki erkeklerle mücadele etti ve aynı zamanda devletin de hedefi haline geldi. Tutuklanan, sürgün edilen ve katledilen arkadaşlarımız oldu. Cezaevlerinde yaklaşık 30 yıldır bulunan kadın arkadaşlarımız var. Yani kadınlar bu özgürlük çağrısına çok ciddi bir öncülük etti, onu sahiplendi ve büyüttü.

Şu anki tartışma konularından biri olan Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı, kadınların yerel yönetime katılımı açısından sizce neden önemli?

Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı, tek başına kadınlar için değil, genel anlamda yereli merkeze karşı koruyan bir mekanizmadır. Türkiye gibi oldukça statükocu, katı ve merkeziyetçi yapılarda her şeye Ankara’dan karar veriliyor. Ağrı’nın bir sokağında yürütülecek bir çalışma veya alınacak bir karar hakkında yereldeki STK’ler, demokrasi güçleri, halk ya da belediye meclisi bile son sözü söyleyen konumda olamıyor.

Ankara’da oturan, belki o şehri hiç görmemiş bir bürokratın onayı gerekiyor. Bu durum hem demokratik değildir hem de yerelin sorunlarını bürokrasiye boğarak hantallaştırır ve yerel iradeyi tanımamak anlamına gelir.

Biz bunu kayyum kararlarında, projelerin bürokraside tıkanmasında ve yerel yöneticilerin merkezi otorite karşısında güvencesiz bırakılmasında çokça yaşadık. Görünürde yerel seçimler olsa da işleyişte anti-demokratik uygulamalar mevcuttur. Avrupa Konseyi’nin bu kararı ise yerel özerkliği tanımayı ve kararların yerelde yaşayan halklar, gruplar ve dinamikler tarafından daha aktif, demokratik bir şekilde alınmasını teşvik eder.

Bu durum kadınlar için de son derece önemlidir, çünkü kadınlar yerelde daha örgütlüdür ve günlük yaşamın içerisinde daha fazla sorumluluk alır. Bir kentte yaşanan su, yol ya da okul sorunu en çok kadınları etkiler. Yaşamı organize eden ve eksikliklerinden doğrudan etkilenen kadınlar olduğu için, yerel yönetimlere katılım ve sorunların yerelde tartışılıp organize edilmesi büyük bir önem taşır.

Yakın dönemde diaspora deneyiminiz oldu ve Belçika, Almanya ile İsviçre gibi farklı ülkeleri gezerek kadınlarla temas kurdunuz. Diasporadaki gözlemleriniz yerel demokrasi ve kadın konusunda size nasıl bir tablo sundu?

Dünyanın neresinde olursanız olun, kadın kimliğinizden dolayı ayrımcılığa uğradığınız, ötekileştirildiğiniz, eşit işe eşit ücret alamadığınız, karar mekanizmalarında yeterince temsil edilmediğiniz ve şiddetle yüz yüze kaldığınız bir gerçeklik var. Mesele bununla nasıl mücadele edildiği ve devletlerin bu konuda ne kadar sorumluluk aldığı noktasında farklılaşıyor.

Avrupa’da da Türkiye’de olduğu gibi güçlü bir Kürt Kadın Hareketi örgütlülüğü ve feminist hareketler mevcut, ortak gündemlerde bir araya geliyoruz. Ancak burada ciddi koruma ve savunma mekanizmaları ile yargı süreçleri bulunuyor. Devletin ve sivil toplumun kadınları hem ekonomik hem de hukuki olarak koruma sorumluluğu var. Türkiye’de ise var olan haklar bile elden alınmaya çalışılıyor, erkeklerin insafına terk edilen uygulamalar ve yargılamalarda iyi hal indirimleri öne çıkıyor.

Avrupa’da da farklı sıkıntılar olmakla birlikte, kadınları koruyan güçlü bir yargı ve savunma mekanizmasının varlığından söz edebiliriz.

Son olarak, Türkiye’de demokratik, eşitlikçi ve kadın özgürlükçü yönetimlerin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Ciddi ve sağlam bir birikim, temel ve deneyim oluştu. Siyasette, sosyal ilişkilerde ve kültürel alanda önemli bir dinamizm yaratıldı. Elbette bu tamamlanmış bir süreç değildir. Kadınlar olarak kendimizi değişen dünya koşullarına, yapay zekaya ve bilim çağının getirdiği yeni toplumsal gerçekliklere göre yenilemeliyiz.

90’lı veya 2000’li yıllardaki taleplerle bugünkü genç kadınların özgürlük talepleri arasında farklılıklar var; bu durum, bir güçlenme ve dönüşüm süreci olarak görülmelidir.

Kadınlar bugün sadece Türkiye ve Kürdistan’da değil, tüm dünyada yükselen bir ivme yaratıyor. Toplumsal hareketlerde ve direnişlerde kadınların öncülüğü artıyor. Bu ivmenin kadınlar arası güç birliğiyle daha da büyüyeceğini, geleceğin siyaset yapma biçiminde kadın deneyiminin ve aklının dönüştürücü bir yer edineceğini düşünüyorum.