GÖRÜNTÜLÜ

Karayılan: Savaş koşulları nedeniyle şehadetleri zamanında açıklama imkanımız olmadı

HSM Komutanlık üyesi Murat Karayılan, savaş koşulları nedeniyle yaşanan şehadetleri zamanında açıklama imkanları olmadığını belirterek son açıklanan şehitlerin çoğunun cenazesinin de kendi kontrollerinde olduğunu söyledi.

MURAT KARAYILAN

Halk Savunma Merkezi Komutanlık üyesi Murat Karayılan, ANF’nin sorularını yanıtlayarak son dönemde açıklanan şehadetleri, Kürdistan’ın birçok kentinde gerçekleştirilen kitlesel anma ve taziyeleri, açıklamaların neden geciktiğini, cenazelerin durumunu ve şehit aileleriyle dayanışmayı değerlendirdi. Karayılan, Amed, İstanbul, Wan, Gever, Cizre, Botan ve Nusaybin’de 230 şehit için gerçekleştirilen anmalara dikkat çekerek, ortaya çıkan kitlesel katılımın Kürt toplumunun şehitlerine ve değerlerine bağlılığını gösterdiğini belirtti.

Son yıllarda yürütülen yoğun savaş koşulları ve güvenlik gerekçeleri nedeniyle bazı şehadet bilgilerinin karargaha geç ulaştığını söyleyen Karayılan, kamuoyuna açıklanmamış şehadetlerin de bulunduğunu belirtti. Kuzey Kürdistan’dan açıklanmayı bekleyen 520 şehit bulunduğunu kaydeden Karayılan, Kürdistan’ın diğer parçalarında da daha az sayıda açıklanmamış şehit olduğunu ve önümüzdeki hafta ve aylarda bunların tamamını kamuoyuyla paylaşmayı hedeflediklerini ifade etti.

Karayılan ayrıca ilk kez şehit sayılarına ilişkin kapsamlı veriler paylaşarak, 1976’dan 2026’ya kadar 25 bin 922 şehidin kayıt altına alındığını, kayıtlara geçmeyenlerle birlikte sayının yaklaşık 27 bine ulaştığını belirtti. Son açıklanan şehitlerin cenazelerine ilişkin de konuşan Karayılan, birkaç kişi dışında büyük bölümünün cenazesinin kendi kontrollerinde olduğunu ve bunların şehitliklerde bir araya getirilmesi için çalışma yürüttüklerini söyledi.


Barış ve Demokratik Toplum sürecinde izlenecek yeni mücadele yöntemini de değerlendiren Karayılan, “Silahlı savaş aşamasından siyasi ve toplumsal mücadele aşamasına geçiyoruz” dedi. “Silahlı savaş stratejisini bıraktık, fakat mücadeleyi bırakmadık” diyen Karayılan, yeni dönemin demokratik siyaset ve toplumsal örgütlenmenin büyütüleceği bir dönem olacağını ifade etti.

Apocu hareketin ilk günden itibaren güç aldığı temel kaynaklardan biri şehitleri oldu. Rêber Apo, “PKK Şehitler Partisidir” diyerek şehitlerin mücadeledeki yerini net bir biçimde ortaya koymuştur. Hareket olarak şehitlerin anlam ve önemini nasıl değerlendirirsiniz?

Öncelikle ajansınızın tüm çalışanlarına ve bütün izleyicilere selam ve saygılarımı sunuyorum. Son bir hafta içerisinde Amed’de, İstanbul’da, Wan’da, Gever’de, Cizre Botan’da ve Nusaybin’de 230 kahraman şehidin anması gerçekleştirildi. Bütün kahraman şehitleri saygıyla, hürmetle ve minnetle anıyorum. Anıları karşısında saygıyla eğiliyorum, onlara verdiğimiz sözü bir kez daha yineliyorum. Ve diyoruz ki; ey şehitler, ruhunuz şad olsun, bayrağınız her zaman yükseklerde dalgalanacak ve amacınız başarıya ulaşacaktır. Bizler, yoldaşlık çizgisine sonuna kadar bağlı kalacağız, özlemlerinizi ve hayallerinizi hakikate dönüştüreceğiz. Karargahımız ve hareketimizin bütün yönetimi adına, bütün değerli şehitlerimizin ailelerine başsağlığı diliyorum. Bütün ailelere, bütün Kürt halkına baş sağlığı diliyoruz. Özellikle bu yiğit Kürt evlatlarını yetiştiren değerli anneleri selamlıyor ve ellerinden öpüyorum. Böylesine yiğit evlatları onurlu bir şekilde yetiştirip büyüttüler.

Önder Apo’nun “PKK Şehitler Partisi’dir” sözü bir gerçeği ifade ediyor. Çünkü gerçekten de hareketimiz şehitler tarafından kurulmuştur. Şehitlerle yürümüş ve şehitlerle büyümüştür. Çünkü bu söylem bir hakikati ifade ediyor. Toplumların tarihinde kahramanların, yani yiğitlerin çok büyük bir yeri vardır. Tarihe bakıldığında, kendi içinden yiğitler veya kahramanlar çıkaramayan toplumların varlıklarını sürdüremediğini görülüyor. Kahramanlarını yaratamayan toplumlar dağılmış, erimiş ve yok olmuşlardır. Ancak kendi kahramanlarını yaratan toplumlar değer kazanmış, toplumsal ve ulusal değerler yaratmış ve böylece varlıklarını sürdürebilmişlerdir. Halkımızın tarihinde de kuşkusuz yiğitler vardır. Fakat tarihin büyük bölümünde bunlar toplumla, halkla buluşamamışlardır. Biz sadece dengbêjlerin kilamları sayesinde bazı yiğitleri tanıyoruz. Çünkü toplumumuzda yiğitlerin yeri vardı, fakat bu çok sınırlıydı.

Önder Apo’nun ortaya çıkışı tarihsel bir çıkıştı. 1970’li yıllarda Kürdistan’da yürütülen siyaset, baskı, yani asimilasyon, Kürt halkını yok oluşun eşiğine getirmişti. Özellikle 1975 yılında Güney Kürdistan hareketinde yaşanan kırılma bütün Kürdistan’da büyük bir umutsuzluğun oluşmasına yol açtı. Bu koşullarda Önder Apo’nun Kuzey Kürdistan’da yürüttüğü çalışmanın daha ilk dönemlerinde, yoldaşlık ruhunun temelleri güçlü bir biçimde atıldı. Bizim saflarımızda arkadaşlık ve yoldaşlık çok derinleşti. Gruba yönelik saldırı gerçekleştiğinde ilk şehit verildi ve bütün arkadaşlar bundan etkilendi. Anma için daha fazla insan katıldı. Böylece hem kendilerine hem de yoldaşlarına sahip çıktılar. Anmak, mücadeleyi büyütmenin ve yaşamı sürdürmenin temeli haline geldi. Bu tarz zamanla hareketimizin içinde daha da güçlendi. Öyle bir noktaya geldi ki her şehadet, yeni bir çıkışın temeli oldu. Böylece hareket giderek daha da güçlendi. Yani her şehit hareketimizi zayıflatmadı; tam tersine güçlenmenin temelini oluşturdu.

ŞEHİTLER MÜCADELE VE KATILIM RUHU OLDU

Bu nedenle şehitler, güç kaynağı oldu, mücadele ve katılım ruhu oldu. Bir süre sonra bu durum toplumumuz içinde de gelişti. Örneğin bir ailede bir erkek kardeş şehit düştüğünde, ardından kız kardeş onun yerine katılıyordu. “Kardeşimin silahını yerde bırakmayacağım” diyordu. Yani bu durum toplumumuz içinde de böyle gelişti. Bu nedenle şehit sinerji yaratır, şehit güçlenmeyi sağlar, şehit güç haline gelir. İşte bu nedenle hareket yenilmez bir hareket haline geldi. Çok zor ve sıkıntılı dönemlerden geçti, ama yine de ayakta kaldı. Mücadelemizin tarihinde şehitler böyle bir rol oynadı. Yani şehitler bir çizgi yarattı, böyle bir bağlılık ve değer yarattı. Aynı zamanda şehitlerin direnişi ve bu destansı direniş temelinde yürütülen mücadele yükseldikçe, stratejik öncülük de kalıcı hale geldi.

Bir halkın varlığı ve başarısı açısından kahramanların rolü ve misyonu önemlidir, stratejinin oluşturulması, yani stratejik öncülük önemlidir. Kürdistan’da stratejik bir öncülüğün ortaya çıkışı vardı, fakat bunu kalıcılaştıran, bunu hakikate dönüştüren şehitler oldu. Şehitler ile stratejik öncülük arasında bir bağ vardır. Başka ülkelerde de böyle olmuştur, fakat bizim ülkemizde bu hakikat içerisinde böyle gerçekleşmiştir. Yani şehit, en temel değer, esas temel, toplumun varlığının kökü haline geldi. Böyledir; şehitlerimiz halkımızın varlığının, uluslaşmamızın temeli oldular. Bu nedenle şehit bizim için her şeydir. Toplumda gençler, Kürt kızları ulusları için kendilerini feda ediyorlar. Gerektiğinde bedenlerini ateşe veriyorlar. Böyle fedai, güçlü bir ruh gelişti.

Toplum bunu gördüğünde, böylesine yiğit, cesur ve fedakar kahramanların ortaya çıkışı, toplumda bir heyecan yarattı; bu toplumu ayağa kaldırdı. Diriliş devrimi böyle ortaya çıktı ve bu devrim, beraberinde uluslaşmayı geliştirdi, birçok değeri yarattı. Bunların hepsi şehitlerin kanıyla gerçekleşti. Yine kadın kahramanların ortaya çıkması, hem dünyadaki tüm kadınlar hem de Kürt toplumu açısından büyük bir kazanımdır. Çok önemli ve tarihsel bir gelişmedir. Kürdistan’da kadın kahramanların, kadın yiğitlerin ortaya çıkmasıyla Kürt halkı toplumsal olarak irade kazanmıştır. İradeli olma bu temelde gerçekleşmiştir.

Son günlerde çok sayıda şehidin açıklaması ile birlikte anma ve taziyelere çok yoğun bir katılımın olması ve büyük toplumsal dayanışmanın ortaya çıkmasını nasıl okumak gerekir?

Değerli ailelerimizin dile getirdiği gibi şehitlerimiz varlığımızdır; varlığımızı onlar yaratmıştır. Şehitlerimizin emeği ve direnişi, bugünkü barış ve demokratik siyaset sürecinin temeli olmuştur. Bu süreç, Önder Apo’nun emeği ve kahraman şehitlerin direnişiyle gerçekleşmiştir. Şehitler aynı zamanda Kürt toplumu için bir temel oluşturmuştur; artık Kürt toplumu bu temel üzerinde başarıya doğru ilerleyebilir. İsimleri açıklanan bu değerli arkadaşların, kahraman şehitlerin çoğunu tanıyoruz. Kürdistan’ın en dürüst, en samimi, en fedakar ve en cesur gençleriydiler. Devrimci ahlak temelinde büyüdüler. Halklarının çıkarları uğruna büyük fedakarlıklar yaptılar; böylesine yiğit insanlardı. Gerçekten de bu dönemde bu değerli arkadaşların yürüttüğü direniş birkaç kelimeyle ifade edilemez.

Bu nedenle, bu yiğitleri, bu yiğit genç kadınları ve bu yiğit genç erkekleri yetiştiren aileler, bu çocukları yetiştiren anne ve babalar onlarla her zaman gurur duymalıdır. Ailenin bütün fertleri her şeyden önde bu kahramanlarla gurur duymalıdır. Çünkü bu devrimci militanlar, bu Kürdistan gençleri, kendileri için hiçbir şey istemeden canlarını feda ettiler. Bütün yaşamlarını toplumun geleceğinin hizmetine adadılar. Kendi geleceklerini toplumun geleceğiyle birleştirdiler. Toplumun geleceği için yaşadılar. Bu nedenle yaşamları belki kısa oldu, fakat çok anlamlıydı. Belki uzun bir hayat yaşayamadılar, ama dopdolu yaşadılar ve çok büyük emek verdiler, direniş gösterdiler. Bugün onların bu direnişi, bu emeği Kürt toplumu ve Kürt halkı için varlığın ve gelecekteki başarının temeli haline gelmiştir. Kısaca, mücadelemizde şehitlerin rolünü ve misyonunu böyle ifade edebilirim.

Farklı toplumlarda kitlesel halk ayaklanmaları ya ekonomik amaçlarla ya siyasi taleplerle gerçekleşiyor; yani halkın sokağa çıkması çoğunlukla bu nedenlerle oluyor. Fakat Kürdistan’da böyle değildir. Kürdistan’da en zor ve en sıkıntılı dönemde, 1990’lı yıllarda halk alanlara çıktı. Neden sokağa çıktı? Şehitlerine sahip çıkmak için çıktı. O zamana kadar Türk devleti şehitlerimizi gizliyordu, kaçırıyordu, kimse nereye gömüldüklerini bilmiyordu. Halk, şehitlerinin cenazesine sahip çıkmak ve onları törenlerle uğurlamak için sokağa çıktı. Devlet saldırdı, şehadetler yaşandı, halk yine ısrar etti. Şehitlerine sahip çıkmakta ısrar etti. Yani Kürt sosyolojisi böyledir. Gerillanın kendisi için şehit düştüğüne, halkın çıkarları uğruna şehit olduğuna inandı ve bunu bir görevi olarak gördü; şehidine sahip çıktı. Böyle gerçekleşti.

Bugün de aynı şey yaşanıyor. Yani Kürt toplumu şehidin ne anlama geldiğini biliyor. Ulusal dava uğruna şehit düşmüştür; bu nedenle ona sahip çıkıyor. Şimdi meydanlarda toplanan ve şehitlerimizin taziyelerine giden bu kitle, toplumumuzun gerçekliğini de ifade ediyor. Toplumumuz yurtseverdir ve kendi şehidine, kendi değerlerine bağlıdır. Bu hakikati ifade ediyor. Kahraman şehitlerimizin, taziyelerine ve anmalarına katılan, bu yurtseverlik ve ulusal bilinç düzeyine ulaşan herkesi selamlıyorum. Bu şekilde anmalara katılım göstermek çok değerlidir. Bütün yurtseverlerin, demokrasi ve özgürlük isteyenlerin Kürdistan’ın kahramanlarına sahip çıkması gerekir. Bu kahramanlar, yani bu kahraman şehitler bir ailenin evladı olabilir. Fakat bu şehitler bütün Kürdistan’ın şehitleridir.

Bir ailenin şehitleri değil, bir ülkenin şehitleridir. Bu nedenle herkes kendi kızı, kendi oğlu şehit düşmüş gibi hareket etmelidir. Zaten kendi içimizde bu böyledir. Bizde yalnızca bir ailenin ya da bir şehrin değil, bir halkın, bir ulusun evladıdır. Bütün yurtseverlerimizin de böyle yaklaşması gerekir. Zaten sizin de söylediğiniz gibi böyle yaklaşıyorlar. Fakat bundan sonra da her alanda kendi değerlerine daha güçlü sahip çıkmaları, daha güçlü bir tutum sahibi olmaları ve bu konuda aktif olmaları gerekir. Bu önemli ve değerlidir. Yani bu, artık bir toplum olduğumuzu, artık bir ulus olduğumuzu gösteriyor. Bu gerçeği herkese göstermemiz gerekir.

Bazı şehitler geç açıklandı. Bunun nedenleri hakkında neler belirtebilirsiniz? Açıklanmayan şehadetler de var. Halk kendi çocuklarının şehitler arasında olup olmadığını merak ediyor. Açıklanmayan şehitler için neler belirtebilirsiniz?

Bu konuda daha önce de halkımız ve kamuoyu için bazı şeyleri dile getirmiştik. Özellikle son 10 yılda hareketimiz çok büyük imha saldırılarıyla karşı karşıya kaldı. Çok ağır bir savaştaydık. Savaş devam ederken arkadaşların güvenliği için iletişim sistemimizi durdurmak zorunda kaldık. Bu nedenle şehadetler konusunda birçok arkadaşımızın bilgisi zamanında karargaha ulaşamadı. Bilgi geç geldi; fakat bu sırada savaş devam etti ve her gün şehadetler yaşanıyordu. Dolayısıyla geçmişte yaşanan şehadetleri duyurabilecek bir fırsat oluşmadı. Fakat bu şehadetler bizim içimizde biliniyordu. Örneğin anmaları yapılan bu şehitler için kendi içimizde birçok toplantı yaptık, tartışmalar yürüttük. Ancak kamuoyu ve aileler açısından ancak bu dönem açıklama imkanımız oldu. Yani halkımızın, özellikle de değerli şehit ailelerimizin bu durumu anlamasını umuyorum. Onların bu durumu anlayacağına da inanıyorum. Çünkü hareketimizin içerisinde bulunduğu koşullar normal değildi.

Çağın bütün teknolojileri bize karşı kullanılıyordu. Bu teknolojiye karşı çok destansı ve tarihsel bir direniş sergilendi. Bu da şehit düşen bu kahramanlar sayesinde gerçekleştirildi. Yani inanıyorum ki halkımız da bu durumu yakından takip etti. Bu durumu anlayacaklardır. Bu konuda eksiklikler de var bunun öz eleştirisini de veriyoruz. Belki bazı yerlerde hareketin de eksiklikleri olmuştur fakat dediğim gibi, değerli ailelerimizin bunu anlamasını umuyoruz. Bu dönemde bütün şehitlerimizi açıklayacağız. Yani kamuoyuyla ve değerli ailelerle paylaşacağız. Kuzey Kürdistan’dan 520 şehidimiz kaldı. Kürdistan’ın diğer parçalarından da şehitlerimiz var, fakat şu anda onların sayısı daha az. Önümüzdeki hafta ve ayda bütün şehitleri açıklamaya çalışacağız. Bu konuda çalışmalarımız ve ilgili kurumların çalışmaları yürütülüyor. Dolayısıyla çok uzak olmayan bir zamanda tüm devrimin şehitlerini kamuoyuyla ve değerli ailelerle paylaşacağız.

50 yıllık bir mücadele var. Bu mücadele döneminde Hareketinizde yaşanan şehadetlerin sayısı hakkında bilgi verebilir misiniz?

Gerçekten de geçen 50 yıl, halkımızın tarihinde bir destan olarak yaşandı. Bu destan, kuşkusuz kahraman şehitlerin direnişi ve kanıyla yaratıldı. Çok sayıda değerli şehit verdik. Apocu hareket olarak, yönetimdekilerin geride kalıp savaşçıların önde gittiği bir hareket değiliz. Biz böyle değiliz. Savaşçılar ve komutanlar hep birlikte hareket ederiz. Bu halkın özgürlük davası için kendimizi feda ettik. Biz fedai bir hareketiz. Apocu fedaileriz. Kuşkusuz örgütün çıkarları, ulusun çıkarları açısından, komutanların ve öncülerin korunması gerekir. Fakat bu da bir aşamaya kadardır. O aşamadan sonra herkes bir neferdir ve herkes bir fedaidir. Birçok alanda böyle olmuştur. Bu nedenle mücadelemizde böyle eşsiz bir öncülük yürütülmüştür. Birçok saha komutanımız bizzat saldırılara katılmış ve böylece şehadete ulaşmıştır. Hiç kimse bir adım geri atmamıştır. Son nefesine kadar direnmiştir. Biz böyle bir hareketiz. Bu konuda halkımıza bir rapor da sunacağım. Şimdiye kadar verdiğimiz şehitlerin çoğu kadro ve öncüdür.

Bu arkadaşlardan 99’u PKK Merkez Komite üyesidir. Bazıları Yürütme Komitesi’nde yer alıyordu, diğerleri ise partimizin Merkez Komite üyeleriydi. Aynı zamanda saha ve eyalet komutanlarıydılar. Öncü şehitlerimizin başında heval Haki Karer geliyor. Önder Apo, Haki Karer yoldaş için, “O benim gizli ruhumdu” der. Önder Apo’nun yardımcısıydı. Öncü şehitlerimizden biri olan heval Fuat yani Ali Haydar Kaytan, Önder Apo’nun ilk yoldaşıydı. Önder Apo’nun aklı, düşüncesi ve fikriydi. Yani biz sadece elimiz taşın altına koymadık her şeyimizi koyduk. Hareketimiz bu mücadelede böyle hareket etti. Şimdi bu iki büyük şehidimizin arasında çok sayıda değerli arkadaşımız var. İşte Rıza Altun ve Sakine Cansız yoldaşlar, bu partinin kurucularıydı. Yine partinin kurucuları arasında başta Kemal Pir, Hayri Durmuş, Mazlum Doğan, Ferhat Kurtay vardı. Hem kuruculardan hem de genel komutanlardan Egîd heval (Mahsum Korkmaz), Nurettin Sofi, Delal Amed gibi arkadaşlarımız vardı. Bunlar merkezi komutanlık görevini üstlendiler. Yani biz böyle bir hareketiz.

Şehitlerimizi belki de ilk kez toplu olarak açıklıyoruz. İlk şehitlerimiz 1976 yılında verildi. 1976’dan 1983’e kadar 173 şehidimiz var. 1984’ten 2000 yılına kadar 13.778 şehidimiz var. 2001’den 2026’ya kadar 7.949 şehidimiz var. 2015’ten 2026’ya kadar YPS örgütünün 760 şehidi var. Bunların tamamı Kuzey Kürdistan’da verilen şehitlerdir. Yine bilindiği gibi DAİŞ’e karşı müdahalemiz gerçekleşti. Başta Şengal ve Kobanê olmak üzere Rojava’da. Bilindiği gibi Kerkük ve Maxmur’da da bu tür müdahaleler gerçekleşti. Fakat bu şehitleri Kuzey’den saydık. Ancak DAİŞ’e karşı savaşta, Kobanê’de, Rojava’da ve Şengal’de 3.262 şehidimiz var. 50 yıllık, yani 1976’dan 2026’ya kadar toplam 25.922 şehidimiz bulunmaktadır.

Kayıt altına alınmamış bazı şehitlerimiz de var. Özellikle 1984 ile 2000 yılları arasında kayda geçmemiş bazı arkadaşlarımız bulunuyor. Yaklaşık bin arkadaşımız olduğuna inanıyoruz. Belki binden fazla da olabilir. Onları da hesaba kattığımızda toplam şehitlerimizin sayısı yaklaşık 27 bindir. Kuşkusuz sivil şehitlerimiz de var. Ne yazık ki sivil şehitlerimizin tam sayısını henüz netleştiremedik. Fakat sayı 5 bin ile 10 bin arasındadır. Önümüzdeki süreçte kurumların yardımıyla Kuzey Kürdistan’daki sivil şehitlerin sayısını da netleştirebiliriz. Genel olarak şehitler konusunda vereceğim bilgi budur.

SON AÇIKLANAN ŞEHİTLERİMİZİN ÇOĞUNUN CENAZESİ KONTROLÜMÜZ ALTINDA

50 yılı aşkın özgürlük mücadelesi sürecinde şehadetlerin olması elbette savaşın bir gerçeği. Fakat gerilla cenazelerinin çok azı ailelere teslim ediliyor. Çok sayıda şehidin yeri bile bilinmiyor. Ailelerden çok yoğun bir biçimde cenazelere ulaşma talebi geliyor. Bu konuda neler belirtebilirsiniz?

Bu da bizim için önemli bir konudur. Bilindiği gibi Cumhuriyet döneminden bugüne kadar, toplumumuzu, Kürt toplumunu imha etmek istedikleri için, kahramanların unutulmasını, anılmamasını istiyorlardı, hafızamızı yok etmeyi amaçlıyorlardı. Yani tarihimizi kaybetmemizi istiyorlar. Bu nedenle en başından bugüne kadar Kürdistan isyanlarında yaşamını yitiren şehitlerin mezarlarının nerede olduğu belli değildir. Şêx Seîd’in, Seyit Rıza’nın, Geliyê Zilan’ın, Ağrı Direnişi şehitlerinin mezarlarının nerede olduğu belli değildir. Bizim şehitlerimiz de 1990’lı yıllara kadar büyük ölçüde yasaklıydı. Örneğin heval Egîd’in (Mahsum Korkmaz) cenazesinin yeri hala belli değildir. O dönemdeki bütün arkadaşların mezarları belli değildir. 2000 yılına kadar da durum büyük ölçüde böyledir. Bilindiği gibi 2013 ile 2015 yılları arasında ateşkes vardı. O dönemde Kuzey’de, yine Güney’de birçok şehitlik oluşturduk. Şehitlerimizi bir araya getirdik.

Savaş başladığında şehitliklerimiz de hedef alındı. Yani bu konu biliniyor, kamuoyu biliyor, herkes biliyor. Hatta Garzan’da şehitlerimizin kemiklerini çıkarıp Kilyos’a İstanbul’a götürdüler. Yani tarihin kaybolmasını, bizi geçmişsiz bırakmak istiyorlar. Fakat şimdi bir barış süreci var, yeni bir dönemdir. Kürt halkı ile devlet, Türkler ve Araplar arasında barış sağlanacaksa, barış olacaksa, o zaman hiç kimsenin geçmişi bu şekilde yasaklanmamalı. Bu nedenle bütün şehitlerimizi bir araya getirmek istiyoruz. Yani en eskilerden Şêx Seîd’e, Seyit Rıza’ya, Geliyê Zilan’a kadar uzanan şehitleri de, bu barış ve çözüm süreci çerçevesinde bu meselenin çözülmesi gerekiyor. Şehitlerimizin, özellikle 2000 yılından bugüne kadar olanların çoğunu biliyoruz. Onların hepsini bir araya getirmemiz gerekiyor. Adı açıklanan bu son şehitlerimiz konusunda aileler emin olsunlar, çoğunun, belki birkaç arkadaş hariç, cenazeleri bizim kontrolümüz altındadır.

Biz bu konuya önem veriyoruz. Şuan onları bir araya getiriyoruz, şehitliklerde hepsini bir araya getirmek istiyoruz. Bu mesele üzerinde duruyoruz. Yani hiçbir şehidimizin kaybolmasına müsaade etmeyeceğiz. Elimizden geldiğince, bilen kişilerden de kuşkusuz yardım istiyoruz. Bütün şehitlerimizi bir araya getirmek istiyoruz. Bu şehitler bu halkın değerleridir, tarihidir. Toplumuna mal olmalıdır, kaybolmamaları gerekir. Hiçbir zaman unutulmamalıdırlar. Bu şekilde şehitlerimize sahip çıkmalıyız. Halk olarak sahip çıkmamız gerekiyor. Fakat biz bu arkadaşların yoldaşlarıyız; onlar için yaşıyoruz. Bizim yaşamımızın anlamı, onların amaçlarını gerçekleştirmektir. Bu nedenle önceliğimiz, kuşkusuz arkadaşlarımızın cenazelerini koruma altına almamız ve onları mal etmemizdir. Bu konu üzerinde duruyoruz; gündemimizdedir, kısaca durum budur.

Ulusal yas ilan etme talebi var. Bu talepler hakkında neler söylemek istersiniz?

Gerçekten de halkımız, ailelerimiz yas ve taziye gerçekleştiriyor. Fakat bizim bakışımız ve yaklaşımımız açısından bu, klasik ve karanlık bir yas değildir. Yani biz yas tutuyoruz, fakat bizim yasımız farklı bir yastır. Biz şehitlerimizi hiçbir zaman bir kayıp olarak ele almayız. Önder Apo da şehitleri hiçbir zaman bir kayıp olarak değerlendirmemiştir. Bir gelişme, bir yenilenme olarak ele almak gerekir. Nasıl? Yani eğer bir halk kendi özgürlük yolu için her türlü fedakarlığa hazırsa, bu büyük bir iddiadır, büyük bir iradedir. Evet, bu, başarabileceği anlamına gelir. Eğer Kürt halkı kendi evladını şehit verebiliyorsa, bu bir gelişme aşamasıdır. Ulusal düzeyde önemli bir tutumdur. Bu nedenle bu, bir kişinin ölmesi üzerine tutulan, onun ardından ağlanan klasik yas değildir. Böyle değildir. Bunlar, halkların geleceğini inşa etmek için, kendi halklarının özgürlüğü için kendilerini feda eden yiğitlerdir. Bunlar böyledir.

Bu çerçevede yaklaşmamız gerekir. İnsan bu çerçevede yaklaştığında, bunu yalnızca bir ulusal yas olarak görmek çok yanlış olur. Hayır! Onun yerine sahip çıkmak, anmak, mücadeleyi yükseltmek ve bunu mücadelenin bir atılımı olarak ele almak gerekir. Daha önce de söylediğim gibi, tarihimizde her şehadet halkası büyüdüğünde, büyük çıkışlarımızın ve güçlü atılımların temeli olmuştur. Şehitleri böyle ele almalıyız. Yani şehitlerimizi kitlesel, hep birlikte anmalıyız. Biz bu dönemde şehitlerimizi bir hamlenin temeli haline getirelim, yeni bir hamlenin. Kendine sahip çıkma, kendi değerlerine sahip çıkma hamlesi, Önder Apo’nun ilan ettiği sürecin mücadelesini yükseltme, barış ve demokratik siyaset sürecine sahip çıkma hamlesi yapmalıyız.  Yani bu şehitler halkımızın başarısı için kendilerini feda ettiler; şimdi onların izinden giderek bu davayı daha da büyütmemiz gerekiyor.

Örneğin komünlerin örgütlenme hamlesi olarak ele almalıyız. Demokratik komünleri oluşturalım, bunun temelini yapalım. Yani zaten bu kahraman şehitlerin kitlesel bir şekilde anılması, her yerde demokratik komünlerin örgütlenmesi, örgütlenme hamlesinin temeli haline gelmelidir. Meseleyi böyle ele alırsa doğru olur. Şehitlerimiz bizden, onların ardından ağlamamızı istemezdi, moralsiz olmamızı istemezdi, hayır. Bizden, onların izinden daha güçlü bir şekilde yürümemizi isterlerdi. Şehitlerin özlemlerini ve hayallerini gerçekten gerçekleştirmek, onların bizden istedikleri şeyi elimizden geldiğince yapmak için böyle bir yoğunlaşma, yani örgütlenme hamlesinin ve sürece sahip çıkma hamlesinin temelini oluşturmak gerekir.

Marjinal, Özgürlük Hareketi düşmanı kimi çevreler, bu şehit açıklamaları ve İmralı’daki görüşmeler üzerinden ortalığı karıştırmak, provoke etmek istedi. Bunlara karşı nasıl bir tutum içinde olmak gerekiyor?

Bilindiği gibi Türkiye’de Barış ve Demokratik Toplum sürecine karşı çıkan bazı kesimler var. Bunlar hem toplumda etki yaratmak istiyorlar hem de devlet içerisinde bunların uzantıları var. Bu süreci bozmak istiyorlar. Neden? Çünkü Kürt toplumu ile barış yapılmasını gerekli görmüyorlar. Kürt toplumunu yok etmek, iradesiz hale getirmek istiyorlar. İstedikleri budur. Yani savaş yanlısıdırlar.  Bunların birçoğu savaştan rant elde ediyor. Yani bugün “biz savaşıyoruz” adı altında devletin birçok alanında yer edinmişler ve bundan besleniyorlar. Rant elde ediyorlar. Şimdi ellerinden bu rantın gitmemesi için kıyamet koparıyorlar. Türkiye’de hala böyle kesimler var. Ve onların karşıt yönde çabaları var. Bu biliniyor.

Kürt ve Türk toplumu arasındaki ilişkileri bozmak istiyorlar. Kardeşlik yerine düşmanlık yaratmak istiyorlar. Bunlar böyle insanlardır. Kürt tarafında da sürecin başarıya ulaşmasını ve ilerlemesini istemeyen, onu bozmak isteyen bazı kesimler var. Bu da tabii ki Kürtlerin varlığına ve iradeli olmasına karşı bir tutumdur. Kürt tarafındaki bunlardan bazıları, örneğin aramızdan kaçıp giderek kendilerini bazı güçlerin kollarına atanlardır. Ya da bazıları geçmişten beri, devrime, PKK’ye, Önder Apo’ya karşı kendilerini konumlandırmışlardır. Toplum içerisinde gizleniyorlar, sanki muhaliflermiş gibi davranıyorlar. Oysa zor ve sıkıntılı zamanlarda ne cezaevlerinde ne de dağlarda direnmişlerdir; kaçmışlardır. Avrupa’ya kaçmışlar, kendi çıkarlarına bakıyorlar, oradan düşmanlık yapıyorlar. Sen bu halk için 24 saatini vermemişsin. İnsanlar açıkça canlarını veriyor. Her gün bedenlerini ortaya koyuyorlar. Sen neden bunların karşısındasın? Sen ne istiyorsun?

Açıkça görülüyor ki bunlardan bazılarının Türkiye tarafındaki bu karşıt kanallarla da bağlantısı var. Bazıları da kimlerin yanındaysa onlara göre hareket ediyorlar, yani bağımsız değiller. Halkımızın bu tür söylentilere kulak asmaması gerekir. Şimdi bazıları İmralı’daki görüşme notları adı altında yazılar üzerinden parazitlik yaratmak, yani tahribat yaratmak ve bunları yaymak istiyor. Neden? Provokasyon yapmak için, bozmak için, amaçları budur. Bu normal bir amaç değil; bu düşmanlıktır. Hareketimize, bizzat Önder Apo’ya karşı böyle girişimlerde bulunuyorlar. Önder Apo da bu konuda açıklama yaptı. Bu kişilere karşı halkımızın ve kamuoyunun dikkatli olması gerekir. Bunlar öyle rastgele ortaya çıkmış değiller, sizin de dediğiniz gibi marjinal kişilerdir. Marjinal ama kötülük yapmak isteyenlerdir. Bu nedenle onlara karşı dikkatli olunması gerekir.

Önder Apo yıllardır bir mücadele yürütüyor. Biz hareket olarak ağır bir yükün altındayız. Destansı bir mücadele yürüttük. Şimdi artık bir düzey oluşturmak istiyoruz. Önder Apo, “Ben Kürtlere bir yer edinmek istiyorum” diyor. Peki Avrupa’ya kaçıp kendisini yabancı istihbaratların kucağına atan, sürekli harekete karşı çıkan, provokatif şeyler yapanların amacı nedir? Amaçlarının yalnızca kötülük olduğu açıktır. Bu halka karşı saygısızlıktır. Onca değere karşı onursuzluktur, başka bir şey değildir. Bir düzey oluşmuştur. Bütün Kürt ayaklanmaları idamla sonuçlanmıştır. Önder Apo’nun deyimiyle, “İdam sehpasından diyalog masasına geldik.” Ve böyle bir sonuç ortaya çıkmışken bunu karalıyorlar, bundan rahatsız oluyorlar. Bu yüzden bunları dikkate bile almamak gerekir. Biz zaten bunlara cevap vermek istemiyoruz. İnsani açıdan boşlar. Fakat siz sordunuz ve açıkça görülüyor ki bunlar parazit yaratmak istiyorlar. Bu nedenle halkımızın, bütün yurtsever ve demokrat insanların böyle parazitleri dikkate almamalarını istiyoruz.

Şehit aileleriyle bundan sonra nasıl bir dayanışma içerisinde olmak lazım? Bu toplumsal dayanışma ve birlik nasıl bir örgütlülüğü kavuşturularak sürdürülmeli?

Öncelikle Şehit Aileleri Kurumu MEBYADER’e ve MEBYADER’in bütün bölge eş başkanlarına selam ve teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Gerçekten de bu dönemde, özellikle bu geniş kapsamlı anmalarda büyük emek verdiler. Yani bu alandaki görevli arkadaşlarımız da bu konuda bazı çalışmalar yürüttüler. Fakat biz internet sitelerine yüklüyoruz. Gerçekten örgütlenmelerin, bu anmaların böyle düzenli ve eksiksiz bir biçimde gerçekleştirilmesi, MEBYADER eş başkanlarının ve yönetiminin emeğiyle gerçekleştiği görülüyor. Bu gerçekten takdire değer bir şeydir; büyük bir emektir. Doğrudur, onların görevidir, bizim görevimizdir. Ama gerçekten onlar da önemli bir hizmet veriyorlar. Şimdi şehit aileleri bizim ailemizdir. Yani bir şehidin çıktığı her aile, aynı zamanda bu hareketin ailesidir. Aile bir değerdir. Ve bizim görevimiz ile ailelerin görevi, şehitlerin amaçlarını başarıya ulaştırmaktır. Yani Önder Apo’nun çizgisinde, şehitlerin izinden yürümek, mücadele etmektir.

Biz bu kahraman şehitlere borçluyuz. Onlara olan borcumuzu nasıl ödeyeceğiz? Onların davasını başarıya ulaştıracağız, onları bu şekilde ölümsüz kılacağız. “Şehîd Namirin” sloganı sadece duygusal bir slogan değildir. Belki duygusal bir yönü vardır, fakat özü itibarıyla duygusallık değildir. Bir hakikati ifade eder. Bizim mücadelemizde şehitler güç kaynağıdır. Şehitler bizim öncülerimizdir. Bize yol gösterenlerdir. Bizim bir araya gelmemizi, ayakta durmamızı sağladılar. Yani şehadetleriyle bize mesaj verdiler, talimat verdiler; bizi böyle yürütüyorlar. Bu nedenle onlar bir güçtür, ölümsüzdürler. Gerçekten ölümsüzdürler. Doğrudur, belki fiziksel olarak aramızda değiller. Ama oluşturdukları, yarattıkları güç hareketimizi yürütüyor ve en zor koşullarda bile ayakta kalmasını sağlıyor. Bu konuda Önder Apo şöyle diyor: “Büyük ve kutsal amaç için ölüm, ölümsüzlüktür; her zaman yaşamaktır.” Bizim şehitlerimiz de böyledir. Onlar her zaman yaşayacaklardır. Çünkü bir güçtürler.

Bütün bu değerleri onlar yarattılar. Bu hareketin bu düzeye ulaşmasını ve bu sürecin böyle ilerlemesini onlar sağladılar. Bu halkın başı dik bir şekilde dünya halkları arasında yer almasını onlar sağladılar. Bugün Kürt halkı, Kürdistan halkı, Kürdistan kadınları ve Kürdistan gençleri şehitleriyle gurur duyabilirler. Kürt halkı dünyaya örnek olmuştur, ortaya konulan duruş bir örnektir. Bütün bunlar bu şehitlerin sayesinde gerçekleşmiştir. Bu nedenle şehitlerin davasını takip etmemiz gerekir. Bütün ailelerimiz de kendilerini sorumlu görmelidir. Yani onlar da bu hareketin değerlerini, kahraman şehitlerin ortaya çıkardığı değerleri korumak konusunda kendilerini sorumlu görmelidir. Bunun için illa görevlendirilmeleri gerekmez; zaten görevlilerdir. Şehit ailesidirler. Böyle olmuşlardır. Bu da bir katılımdır. Bir katılım biçimidir. Kendi iradeleriyle bu hareketi koruma konusunda kendilerini sorumlu görmeleri gerekir. Yani hepimiz bu harekete katıldık; bu hareket şehitlerimizin hareketidir. Önder Apo “PKK şehitler partisidir” dediğinde, bunun özü budur.

Bu hareketin sahibi şehitlerdir. Bizim görevimiz onlara hizmet etmek, onların davasına hizmet etmektir. Onların yoldaşları olarak, yanımızda yüzlerce arkadaş şehit düştü, bizim görevimiz onların davasını başarıya ulaştırmaktır. Bizim görevimiz budur. Bu görev şehit ailelerine de düşmektedir. Doğrudur, aileler “Biz militan değiliz” diyebilirler, tamam. Ama artık onların da bu devrim içerisinde bir yeri vardır. Kendi imkanları ve güçleri ölçüsünde sorumlulukla yaklaşmalı, örgütlenmelidirler. Örneğin her şeyden önce bütün şehit ailelerimiz kendi mevcut kurumlarını daha da güçlendirebilirler. Birbirlerine daha fazla sahip çıkabilirler. Şehitlerin davasının mücadelesini geliştirme konusunda böyle bir sahiplenme rolü ve misyonu üstlenebilirler. Bazıları belki bilmeden yanlış yakınlaşmalara girebilir. Bu konuda hiç kimse yanlış bir yaklaşıma girmemelidir. Hepimizin görevi, şehitlerin davasına hizmet etmektir. Bu şehitlerin davasını başarıya ulaştırmaktır. Onları bu şekilde ölümsüz kılmalı, tarihe mal etmeliyiz. Bu konuda şehit ailelerimiz büyük bir emek vermiştir. Emekçidirler, daha fazla örgütlenmeleri gerekiyor.  Daha fazla sorumlulukla yaklaşmaları, yurtseverlik ve devrim çalışmalarının geliştirilmesinde rol ve misyon sahibi olmalılardır.

Şehitlere layık olmak için halka ne tür görevler düşmektedir?

Şehitler halkın değeridir. Her şeyden önce her yurtsever, şehitler hakikati karşısında kendi görevini bilmelidir. Şehit, hangi evden olursa olsun, her yurtseverin kendi değeri olarak görmesi gereken bir değerdir. Ve en önemlisi de onların dava mücadelesini yükseltmektir. Şimdiye kadar şehitlerimiz çok güçlü temeller oluşturdu. Onların direnişiyle hem strateji oluşturuldu hem de stratejik liderliği kalıcılaştı. Stratejik liderlik, bu halkın özgürlük stratejisini geliştiriyor, Kürt aklını oluşturuyor. Bir çizginin ortaya çıkmasını sağlıyor. Şehitler de bunun temel esaslarından biridir. Yani ulus olarak etrafında toplandığımız, geleceğimiz için bir değerdir. Önder Apo çizgisinde, kahraman şehitlerin izinden giderek artık özgürlüğe ve demokrasiye yürüyeceğiz. Bunun temeli oluşturuldu.

Özellikle kadınların ve gençlerin toplumun öncüleri olarak değerlere, şehitlere ve şehitlerin çizgisine daha fazla sahip çıkması gerekir. Ve bu temel üzerinde örgütlenmeyi güçlendirmelilerdir. Daha önce söylediğimiz gibi, demokratik toplumsal örgütlenme her yerde geliştirilmelidir. Yani toplumu örgütleyelim, irade haline getirelim, güç haline getirelim. Üzerimize düşen görev budur. Yani şehitleri yaşatmalıyız. Peki nasıl yaşatacağız? Davalarını geliştireceğiz. Çizgilerini güçlendireceğiz. Onların çizgisinde mücadeleyi yükselteceğiz. Toplumun örgütlenmesini sağlayacağız. Toplumu, önümüzdeki aşamada başarıya ulaşabilecek bir irade haline getireceğiz. Herkes kendisini böyle sorumlu görmeli ve bu anlayışla şehitlere layık olduğumuzu göstermeliyiz. Bu şehitler hiçbir karşılık beklemeden kendi toplumunun, kendi halkının çıkarları için kendilerini feda ettiler. Böyle bir mücadele yürüttüler. Fakat arkalarında bir değer, güçlü bir temel oluşturdular.

Bugünün gençleri, bugünün bütün yurtseverleri bu değerlerin kıymetini bilmelidir. Oluşturulmuş bu değerler üzerinde artık özgürlüğü güvence altına almak gerekir. Yani var olma mücadelesi tamamlanmıştır; artık özgürlük ve demokrasi mücadelesini yükseltmek, şehitlerin bayrağına daha güçlü sahip çıkmak gerekir. Şehitlere sahip çıkmak, aslında kendimize sahip çıkmaktır. Davamıza sahip çıkmaktır. Böylece geleceğimize sahip çıkmaktır. Meseleyi böyle ele almalı ve böyle bir yaklaşım sergilemeliyiz.

Son olarak bundan sonraki süreçte şehitlerin anılarına sahip çıkmak ve mücadelelerini zafere taşımak için Hareket olarak neler yapacaksınız?

Bilindiği gibi tarihsel, önemli ve kritik bir aşamadayız. Mücadelede yöntemimizi değiştirmek istiyoruz. Silahlı savaş aşamasından siyasi ve toplumsal mücadele aşamasına geçiyoruz. Şimdi böyle çok önemli bir dönemden geçiyoruz. Bu dönemde herkesin dikkatli ve bilinçli olması gerekir. Şehitlerin davasına daha fazla sahip çıkmak ve şehitlerin oluşturduğu değerleri yeni süreçlerin temeli haline getirmek gerekir. 53 yıldır mücadele yürütüyoruz. 41 yıl silahlı savaş yürüttük. Bu 41 yıl içerisinde ateşkesler oldu; bunların toplamı 11 yıldır. Yani 30 yıl savaş yürütüldü. Çok zor ve destansı bir savaş yürütüldü. Bu savaşların tamamı şehitlerin emeği ve kanıyla yürütüldü. Önder Apo’nun emeğiyle ayakta tutuldu ve geliştirildi. Bugün üzerimize düşen görev, stratejik değişimi çok dikkatli ve sorumlu bir biçimde gerçekleştirmek ve başarıya ulaştırmaktır.

Silahlı savaş stratejisini bıraktık, fakat mücadeleyi bırakmadık. Tam tersine, yeni dönemlerde daha geniş ve daha büyük bir mücadele gereklidir. Yani yeni bir döneme giriyoruz. Bu yeni dönemde de yeniden fedakarlık, yeniden doğruluk, yeniden emek ve mücadele gereklidir. Hatta belki de zorlukları daha fazla olabilir. Yani bir aşamadan başka bir aşamaya geçiyoruz. Şehitlerin kanıyla oluşturulan bu temeli, yeni dönemin başarı temeli haline getirmemiz gerekir. Yeni dönemde, yani barış ve demokratik siyaset aşamasında başarılı olmamız gerekir. Önder Apo neden bu değişiklikleri gündemimize getirdi? Çünkü buna inanıyor; biz de üzerinde araştırma yapıyor ve buna inanıyoruz. Silahlı savaşın oynaması gereken rolü oynadığı ve sonuçlarını ortaya çıkardığı kanaatine ulaştık. Bundan sonra siyasi yöntemlerle, hukuk çerçevesinde mücadeleyi yürüterek daha fazla başarı sağlayacağız.

Paradigmamız, yalnızca Kürdistan için değil; Türkiye için, bölge için, dünya içindir. Bugün giderek büyüyoruz. Bu yeni stratejilerle, Barış ve Demokratik Toplum stratejisiyle ve demokratik siyasetle şehitlerin davasını başarıya ulaştırabileceğiz. Bunun imkanı var. Fakat bunun için süreci doğru okumamız ve doğru hareket etmemiz gerekir. Böyle bir süreçte rehavete kapılma, sağa sola savrulma olmaz. Çizgiye göre hareket etmek gerekir. Herkes dönemin ihtiyacına, hassasiyetine ve sorumluluğuna uygun bir şekilde hareket etmelidir. Başta hareketin kadroları, ardından bütün yurtseverler, bu konuda sorumlu davranmalıdırlar. Böylece yeni dönemde siyasi ve toplumsal mücadeleleri geliştirebilir, güçlendirebiliriz. Bizim amacımız kutsal ve büyük bir amaçtır. Bu yalnızca bir sürecin amacı değildir; insanlık için bir değişim yaratmak istiyoruz. Türkiye’de bir değişim yaratmak istiyoruz. Eşitliği ve özgürlüğü oluşturmak istiyoruz.

Öncelikle en kısa sürede özgür Önderlik ve özgür Kürdistan temelinde yürütülen çalışmaların, demokratik cumhuriyet ve özgür Kürdistan için yürütülen çalışmaların sonuç vermesi gerekir. Doğru bir şekilde bu temel üzerinde yürütüldüğünde amaca ulaşmak için imkan var. Yani buna inanmalıyız. Süreci doğru okuyalım, attığımız adımlarda tedbirli ve hesaplı olalım. Önümüzde tuzaklar da olabileceğini hesaba katalım ve buna göre adım atalım. Tedbirli adımlar atalım; böylece şehitlerin davasını başarıya ulaştıralım. Kahraman şehitleri bu şekilde ölümsüzleştirebiliriz, davalarını başarıyla taçlandırabiliriz. Bize düşen görev budur ve hareketimiz yeni dönemde yeniden şehitlerin hareketi olarak mücadele yürütecektir. Doğrudur, bu aşama başarıyla sonuçlanırsa artık silah devre dışı kalacaktır. Fakat şehitler hareketi olarak fedakarlık ruhunun, komünal ve kolektif ruhun, kadın özgürlüğü temelinde özgür toplumun inşa edilmesi gerekir. Bu yeni dönemde de kahramanlarımız bizim için bir kez daha ölümsüz öncüler olacak ve her zaman güç kaynağımız olacaklardır. Ancak bu şekilde başarıya ulaşabileceğiz. Bu temelde herkese başarı diliyorum ve bir kez daha söylüyorum; “Şehit Namirin, Şehit Namirin.”