Oyuncu Füsun Demirel, barışın silahların susmasından ibaret olmadığını, özgür alanların açılması gerektiğini belirterek, “Sanatına hayranlık duyduğum ‘Koma Amed’ grubu Karadeniz turnesi yapabilmelidir. Bir Karadeniz halk oyunları topluluğu da Diyarbakır’da gösteri yapabilmelidir. Bundan sonra o kadar çok yapılacak şey var ki; ortak projeler, üniversitelerin çalışmaları iki dilli ortak üretimler… Kürt kimliği ve dili gerçekten kabul edildiğinde gerçek barışa inanacağım” dedi. Füsun Demirel, sanatçıların ve akademisyenlerin sürece dahil olması gerektiğini vurguladı.
Oyuncu ve Çevirmen Füsun Demirel, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair ANF’nin sorularını yanıtladı…
Füsun Demirel, sanatın ön yargıları kırabilecek bir araç olabileceğini belirterek, şunları söyledi:
“Sanatın yegâne işlevi budur. En güçlü toplumsal işlevlerinden biri insanların ön yargılarını kırabilmesine aracı olmaktır. İnsanların ‘öteki’ hakkında düşünmesine, empati kurmasına; ‘öteki’yi görebilme, hissedebilme ve ona dokunabilmesine hizmet eder. Sanat ürettiği araçla kişileri o hikâyenin içine sokar ve bir süre dünyaya onun yani ‘öteki’nin gözünden bakmamızı sağlar. Kendisine benzemeyen, ön yargılı yaklaştığı kişi ve durumlarla özdeşleşme sağlar. Buna en tanıdığım örneklerden birisi olarak ‘Büyük Adam Küçük Aşk’ filmini verebilirim. Emekli Hâkim Rıfat Bey ve küçük Kürt kızı Hejar'ın ilişkisi buna çok iyi bir örnektir. Film Türkiye halkları açısından örnek bir hikâyedir. Rıfat Bey’in değişebildiği; sevginin, vicdanın, empatinin egemen olduğu bir ülke hiç de hayal değil. Bu filmde Rıfat Bey gibi hayata bakanların filmi izledikten sonra önyargılarını yeniden düşündüklerine eminim.”
‘TÜRK VE KÜRT ANALARI KUCAKLAŞMALI’
“Ben bir Türk annesi olarak bir Kürt annesinin acılarını anlayabiliyorum” vurgusunda bulunan Füsun Demirel, şöyle devam etti:
“Bir barış gelecek ise önce acılar yaşamış, evlatlarını yitirmiş Türk ve Kürt anaları kucaklaşmalı. Ne yazık ki toplumdaki ön yargıların ve kutuplaştırıcı dilin bu süreci zorlaştırabileceğini de görüyoruz. Ancak ne olursa olsun bu coğrafyanın insanlarının vicdanına, yüreğinin güzelliğine, sağduyusuna güveniyoruz.”
Ön yargıların kırılmasında sanatın rolünü anlatmaya devam eden Füsun Demirel, şunları ifade etti:
“Yaşadığım sayısız örneklerden bir diğeri de yıllar önce oynadığım ‘Aşk Dersleri’ oyunuydu. Oyunda özellikle kadın sorunları anlatılırken; kadına yönelik şiddet, tecavüz, kadının menopoz süreci, ilk cinsel deneyim, adet görme, orgazm gibi başlıklarımız vardı. Hikâyeyi anlatırken kendi tabularımın beni nasıl zorladığını gördüm ama kadın erkek herkese bu sorunları anlatmam, kadın sorunları ve kadın cinselliği başlıklarında herkesin ön yargılarını aşmasını ve erkeklerin empati kurmasını sağlamam gerekiyordu. Gerçekten oldukça mesafe alındı. 5 yıl sahnelendi. Yıllar içinde kulise gelen erkek seyirciler partnerlerini mutlu ettiklerini ‘zannettiklerini’ ama oyunu izleyince kuşkuya düştüklerini ve yeniden eşleriyle bu meseleleri konuşmaları gerektiğine ikna olduklarını söylediler. Ön yargılar bir bir kırılıyordu. Oldukça zor ama doğru bir oyun yaptığımıza ikna oldum. Sanat insanlardaki ön yargıların teker teker kırılmasına eşlik eden en güçlü araçlardan biridir.”
‘SANAT YÜZLEŞMEYE VE HAFIZAYA ALAN AÇAR’
Sanat ve yüzleşme ilişkisinin bugünkü süreçte bize ne öğreteceğini sorduğumuz Füsun Demirel, şu yanıtı verdi:
“Elbette bugünkü barış süreci açısından önemli bir şey öğretebilir: Barış sadece siyasi bir akit değildir. Aynı zamanda toplumda birbirinin, ‘öteki’nin hikâyesini duyabilme kapasitesidir. Sanat bu noktada önemli bir alan açar. Yüzleşme sadece ‘geçmiş’le ilişkilendirmek değil; ama çekilen acılar, susanlar, itiraz edenler, dik duranlar, eğilen biat edenler, hikâyesi yarım kalanlar, birbirine dokunmayan ya da dokunamayanların sorularını, anlatılarını gündeme getirir. Siyasi dil ne kadar kutuplaşsa da sanat yani sinema, tiyatro, edebiyat, şiir, resim, müzik, heykel insan sorunlarını birer hikâyeye dönüştürür.
Yüzleşmek kendi hafızandakilerden vazgeçmek değil, ama birbirinin hafızasının varlığını kabul edip artık o hafızalarda var olmaktır. Ancak sanat illa uzlaşmalardan yana olmayabilir. Sanat soru sorar, sorgular, rahatsız eder, görünür kılar, bellek tazeler, unutulanı hatırlatır, susturulanı konuşur, tabuları yıkar. Sonuçta sanattaki gerçek yüzleşme bazen bir uzlaşma olmadan önce rahatsızlık yaratarak, kışkırtarak sonuç alır.”
‘KOMA AMED KARADENİZ TURNESİ YAPABİLMELİ’
Füsun Demirel, kalıcı bir barışın sanat alanına da etkisi olacağını şu sözlerle açıkladı:
“Hepimiz kalıcı bir barışın özlemini çektik. Dikkatli, biraz da kuşkucu bir yaklaşımla değerlendiriyor olsam da hepimiz için başka yol yok, mutlak barış tek umudumuz. Elbette sonrasında suskunluk dönemlerinin hikâyeleri ortaya çıkar. Savaş, çatışmalar, asker ölümleri, zorunlu göç, köy baskınları, faili meçhuller, yas, sürgün, ilticalar, cezaevleri gibi geçmişte belki de anlatamadığımız, yasaklar ve engellerle karşılaştığımız hikâyeler anlatılmaya başlanır.
Başta Kürtçe olmak üzere farklı dillerin sanattaki görünürlüğü artabilir. Sanatta yeni bir estetik alan açılabilir. Kürtçe ve Türkçe üretilebilecek eserlerle ilgili çalışmalar çoğalır.
Burada özellikle yeri gelmişken belirtmek istiyorum: Bundan sonra mesela müziğine hayranlık duyduğum ‘Koma Amed’ grubu Karadeniz turnesi yapabilmelidir. Bir Karadeniz halk oyunları topluluğu da Diyarbakır’da gösteri yapabilmelidir.
Bunların dışında, tüm ön yargıların kırılması için sanat öncü olurken baş karakterler ‘öteki’ değil artık ‘insan’dır. Türk, Kürt, Ermeni, Laz, asker, polis, kadın, çocuk, genç… Artık insan hikâyelerinin sansürsüz, yasaksız anlatılabilecek olması çok değerlidir.
Bir yüzleşme süreci sonrası zamanla ortak hafızaya kavuşacağız. Ve bunun için en büyük görev tiyatro eserlerine, sinema filmlerine, sonra bestelenecek müziklere, yazılacak edebî eserlere düşecektir.”
‘ERKEK EGEMEN ZİHNİYET KİMİN KAZANDIĞIYLA, KADIN İSE İNŞAYLA İLGİLENİR’
Kadın bakış açısının barışa ve barış diline katkısı üzerine de değerlendirmede bulunan Füsun Demirel, “Kadınların savaşlara itirazları daha arkaik çağlarda kendini göstermiştir. MÖ 411'de Aristophanes’in yazdığı çok önemli bir eser olan Lisistrata bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Oyunda savaşlara itiraz eden kadınların örgütlenip radikal bir yöntemle savaşa karşı duruşları sergilenir. Yani aslında bugün konuştuğumuz kadın-militarizm-erkek egemen zihniyet-barış ilişkisi açısından daha milattan önce 411'de yazılmış ve sorunu tartışan etkileyici bu eser günümüzde ‘feminist bir barış manifestosu’ gibi de okunabilir” dedi.
Füsun Demirel, şöyle devam etti:
“Yani eğer savaşlara, şiddete, çatışmaya erkekler karar veriyorsa savaşın sonuçlarını taşıyan kadınların da barış ve uzlaşma konusunda neden söz hakkı olmasın? Öyle ya; ölümlerin, yaralanma ve sakatlanmaların, kayıpların, zorunlu göçlerin ardından hayatı sürdürebilme sorumluluğu hep kadınların oldu. Tam da burada yıllardır kayıpların ve acıların yükünü taşıyan tüm anneleri saygıyla ve sevgiyle selamlamak istiyorum. Kadın bakış açısındaki dil; yas, hafıza, adalet, onarım, eşitlik, özgürlük, birlikte yaşama, birbirine dokunabilme ve hayatı birlikte yeniden inşa edebilmenin dilidir. Enkazdan çıkanlarla birlikte kadın, hayatı yeniden onarmak üzere kolları sıvar. Özetle erkek egemen zihniyet barışı kimin kazandığı ile ilgilenir… Kadınlar ise bundan sonra hayatı birlikte yeniden nasıl kuracaklarına dair düşünce üretir.”
‘SANATÇILAR VE AKADEMİSYENLER DAHİL OLMALI’
Sanatçı ve akademisyenlerin sürece dahil olması gerektiğini dile getiren Füsun Demirel, şöyle konuştu:
“Siyasiler bir barış anlaşması yapabilir ama insanların birbirinin hikâyesini duyabileceği, acısını tanıyabileceği ve birlikte bir gelecek inşa edebileceği kültürü tek başlarına yaratamazlar. Sanatçıların ve akademisyenlerin asıl katkısı barışı, barış sürecini bir siyasi karardan ziyade toplumsal bir kültüre dönüştürmektir.
Sanat; bir annenin yasını, bir askerin korkusunu, bir çocuğun ölümünü, değişen, darmadağın olan hayatları anlatırken acıları yarıştırmaktan ziyade birbirimizin acı gerçekliğini kabul edebileceğimiz ortak bir insani alan yaratır. Akademisyenler hafızayı belgeleyecek, barışa kadar uzanan süreci sadece duygularla değil, bilgi ve tarihsel gerçekliklerle besleyerek katkı sunarlar.
Bundan sonra o kadar çok yapılacak şeyler var ki: Ortak projeler, üniversitelerin çalışmaları, iki dilli ortak üretimler...”
Atılan adımların hayattaki karşılığının görülmesi gerektiğini belirten Füsun Demirel, “Bu atılan adım elbette kıymetli. Ama bunun toplumsal hayattaki karşılığını ve kalıcılığını zaman içinde hep birlikte göreceğiz. Umudum hayatın içindeki dönüşümleri görürsem yeşerecek… Yineliyorum: Bir Kürt müzik grubu artık gidip coşkuyla Rize’de, Trabzon’da konser verebildiğinde… Kürt kimliği, Kürt dili gerçekten kabul edildiğinde gerçek barışa inanacağım. Silahların susması çok kıymetli. Bundan sonra sözün, sanatın ve ortak hayatı birlikte kurma iradesinin güçlenmesi gerektiğine inanıyorum” dedi.
‘BARIŞ SİLAHLARIN SUSMASINDAN İBARET DEĞİL’
Oyuncu Füsun Demirel, siyasilere de şöyle seslendi:
“Siyasilere şöyle seslenmek isterim: Silahlar sustu, bu harika. Ama barış bundan ibaret değil. Kalıcı olabilmesi demokratik bir toplumun inşası ile mümkün. Bu nedenle toplumun özgür alanlara çok ihtiyacı var. Her alanda ama özellikle sanatta düşünce ve ifade özgürlüğünün genişletilmesi lazım. İnsanlar korkmadan, özgürce konuşabilsin, yüzleşebilsin ve ortak üretimler yapabilsin. Kürtler de herkesle eşit, bu dünyanın bir parçası olarak yaşamak istiyorlar. Demokratik, eşit, özgür bir ülkede hep birlikte yaşayabilme imkânlarımızı güçlendirelim.
Barışın başarısının sonuçlarını nasıl anlayacağız, biliyor musunuz? Yarın çocuklarımızın aynı acıları yaşayıp yaşamayacağına bakıp öyle anlayacağız.
Umudum hiçbir gün tükenmedi. Direncimi besleyen bir duygu umudu yaşatmak… Yarına dair bugünden farklı bir gökyüzü altında birlikte uyanacağımız inancıyla yaşamaya devam ediyorum. Sorumluluklarımız daha da arttı, bunun farkındayım. Umut bizim geleceğe vereceğimiz bir söz olsun, siyasilerle birlikte gerçek barışı inşa etmeye kolları sıvayalım.”