Türkiye’de çatışmaların sona erdirilmesi ve yeni bir barış sürecinin tartışıldığı dönemde, yıllardır akıbeti bilinmeyen binlerce kişinin durumu yeniden gündeme geliyor. Kürt Özgürlük Hareketi’nin çatışmalarda yaşamını yitiren bazı gerillaların isimlerini açıklamasına rağmen, çok sayıda cenazenin nerede bulunduğu ve nerede defnedildiği hâlâ bilinmiyor.
Özellikle 1990’lı yıllardan bu yana kayıp yakınları, cenazelerin bulunması ve kimliklerinin belirlenmesi için mücadele ediyor. Cumartesi Anneleri/İnsanları da yıllardır kayıpların akıbetinin açıklanması ve ailelerin yakınlarına kavuşması talebiyle eylemlerini sürdürüyor.
İnsan Hakları Derneği verilerine göre Türkiye genelinde açılmış ve açılmamış 348 toplu mezarda 4.201 kişiye ait cenaze bulunuyor. Çatışmalı yılların ardından akıbeti bilinmeyen binlerce kişi için aileler ve insan hakları örgütleri, toplu mezarların bilimsel standartlarda açılmasını, kimliklendirme süreçlerinin hızlandırılmasını ve yakınlarına kavuşmayı talep ediyor.
İHD'nin raporlarına göre toplu mezarların yoğunlaştığı iller Diyarbakır, Siirt, Bitlis, Şırnak, Van, Hakkari ve Bingöl olarak sıralanıyor. Bu bölgeler, 1990'lı yıllardan bu yana çatışmaların en şiddetli yaşandığı coğrafyalar arasında yer alıyor.
Sorun yalnızca geçmişe ait değil. Kürt Özgürlük Hareketi, son dönemde çatışmalarda yaşamını yitiren bazı gerillaların isimlerini kamuoyuyla paylaştı. Ancak açıklanan isimlerin önemli bir bölümünün nerede defnedildiği konusunda ailelerin hâlâ bilgi sahibi olmadığı belirtiliyor. Bazı aileler, yakınlarının cenazesine ulaşamadan yıllardır akıbetlerini öğrenmeye çalışıyor.
DAĞLARDAKİ MEZARLIKLAR
Besta, Gabar, Herekol, Garzan, Cudi ve Mava-Faraşin hattı başta olmak üzere Siirt, Batman, Bitlis, Şırnak ve Hakkari üçgenindeki bölgelerde, çatışmalarda yaşamını yitiren çok sayıda kişinin cenazesinin bulunduğu ileri sürülüyor.
Bu mezarlıkların bazıları yaşamını yitiren kişilerin yakınları ve bölgedeki siviller tarafından oluşturuldu. Azime, Mehmet Goyi ve Kendal gibi Kürt hareketi açısından sembolik öneme sahip isimlerin de bu mezarlıklarda bulunduğu kaydediliyor.
Türkiye'de 1990'lı yıllardaki yoğun çatışmalar ve faili meçhul cinayetler nedeniyle binlerce kişinin akıbeti hâlâ bilinmiyor. Cumartesi Anneleri/İnsanları, yıllardır kayıplarının bulunması, olayların araştırılması ve yakınlarının akıbetinin açıklanması talebiyle mücadele ediyor.
ÖLÜ BEDENLERE YÖNELİK İHLALLERİN TARİHSEL ARKA PLANI
Türkiye'de ölü bedenlere yönelik ihlallerin uzun bir tarihsel geçmişi bulunuyor. 1915'ten Dersim'e, Zilan'dan Newala Qesaba'ya, 1990'lı yıllardan günümüze kadar uzanan süreçte cenazelerin ailelere teslim edilmemesi, uzun süre morglarda bekletilmesi, defin işlemlerinin engellenmesi, kimliği belirsiz şekilde gömülmesi ve mezarlıkların tahrip edilmesi gibi uygulamalar farklı dönemlerde kayda geçti.
İHD ve kayıp yakınları, toplu mezar olduğu ileri sürülen alanların korunmasını ve inşaat, yol çalışması veya başka müdahalelerle delillerin ortadan kaldırılmasının önlenmesini talep ediyor.
Aileler için temel mesele, kayıp kişilerin kimliklerinin kesin biçimde belirlenmesi, cenazelerin ailelere teslim edilmesi ve yas tutma hakkının tanınması olarak öne çıkıyor.
Mezarların açılması sıradan bir kazı işlemi olarak değil, adli ve arkeolojik standartlara uygun biçimde gerçekleştirilmesi gereken bir süreç olarak ele alınıyor. Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen Minnesota Otopsi Protokolü doğrultusunda delillerin korunması, cenazelerin uygun yöntemlerle çıkarılması ve kimliklendirme sürecinin bilimsel standartlara göre yürütülmesi isteniyor.
Uzmanlar, kepçe ve dozer gibi yöntemlerle yapılan kontrolsüz kazıların biyolojik ve adli delillerin zarar görmesine yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Bu nedenle toplu mezarların açılmasında adli tıp uzmanları, antropologlar, arkeologlar ve gerekli diğer uzmanların görev alması önem taşıyor.
Kimliği belirlenemeyen cenazelerin sayısının yüksek olması, ailelerin DNA örneklerinin sistematik biçimde toplanmasını ve güvenilir bir DNA veri tabanı oluşturulmasını da gündeme getiriyor. Kayıp yakınlarının DNA örneklerinin alınması, kimliği belirsiz cenazelerden elde edilen örneklerle karşılaştırılması ve sonuçların ailelere düzenli biçimde bildirilmesi talep ediliyor.
Kimliklendirme sürecinin yalnızca cenazelerin kime ait olduğunu belirlemekle sınırlı kalmaması, cenazenin hangi koşullarda yaşamını yitirdiği, nasıl defnedildiği ve olası insan hakları ihlallerinin bulunup bulunmadığının da araştırılması gerektiği vurgulanıyor.
BARIŞ SÜRECİNDE GEÇMİŞİN KAYIPLARI
Türkiye'de yeni bir demokrasi ve barış sürecinin tartışıldığı bir dönemde, geçmişte yaşanan ölümler ve kayıpların görmezden gelinerek kalıcı bir toplumsal barışın kurulmasının mümkün olmadığı belirtiliyor.
Seyit Rıza, Şeyh Said, Said-i Kürdi, Agit ve çatışmalarda yaşamını yitiren binlerce insanın mezar yerlerine ilişkin belirsizlikler, Kürt toplumunun hafızasında önemli bir yer tutuyor. Bu kişilerin mezar yerlerinin tespit edilmesi, mümkün olduğu durumlarda cenazelerin ailelerine teslim edilmesi ve dini, kültürel ve insani değerlere uygun biçimde yeniden defnedilmeleri, toplumsal barışın bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Cumartesi Anneleri/İnsanları'nın yıllardır dile getirdiği temel talep şu şekilde özetleniyor: Kayıpların akıbeti açıklansın, mezarlar bulunsun, sorumlular ortaya çıkarılsın ve ailelerin yas tutma hakkı tanınsın.
Faili meçhul cinayetlerin ve zorla kaybetmelerin sorumlularının etkin biçimde soruşturulması, elde edilen delillerin bağımsız yargı mercileri tarafından değerlendirilmesi de sürecin ayrılmaz bir parçası olarak görülüyor.
Kalıcı bir barış için kayıpların akıbetinin açıklanması, toplu mezarların araştırılması ve ailelerin yakınlarına kavuşması da sürecin temel başlıklarından biri olmalı.