Kalkan: Herkes sürece duyarlı yaklaşmalı

Barış ve Demokratik Toplum sürecinin birçok eksikliğine rağmen önemli olduğunu söyleyen Duran Kalkan, “Bizim cephemizden sürecin gerekleri yerine getiriliyor. Getirilecek. Bundan hiçbir kuşku olmamalı. Herkes duyarlı yaklaşsın" dedi.

DURAN KALKAN

Abdullah Öcalan Sosyal Bilim Akademisi üyesi Duran Kalkan, Medya Haber televizyonunda yayımlanan özel programda gündeme ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.

Barış ve Demokratik Toplum sürecinin geldiği aşamaya değinen Kalkan, tarafların süreci geliştirmede daha net ve kararlı olduğunu belirtti. Hem Türkiye Cumhurbaşkanlığı açıklamasında hem de Önder Apo’nun açıklamasında bu durumun net olarak ifade edildiğini söyleyen Kalkan, süreç karşıtlarının provokatif girişimlerine de dikkat çekti. Özellikle rantçı çevrelerin, ırkçı çevrelerin son süreçte birçok cepheden saldırıya geçtiğinin altını çizen Kalkan, bu çevrelerin sürekli süreci sabote etme girişiminde bulunduğunu ifade etti. Kalkan, kendilerini sol, sosyalist, demokrat sayan kesimlerin de sürece destek konusunda eksik kaldığını sözlerine ekledi.

Farklı tarihlerde yaşamını yitiren özgürlük şehitleri için yapılan anmaların önemli olduğunu söyleyen Kalkan, “Aslında bu Kürt halkı şehitlerini anıyor etkinlikleri, şehitler gerçeğini doğru anlama, doğru bilince çıkarma, şehitlerin amaçlarını, özlemlerini yeterince bilince çıkartarak onları günümüz koşullarında nasıl bir bilinçle, örgütlülükle, tarzla, yöntemle hayata geçireceğiz sorusuna cevap aramadır. Bir tür şehitler gerçeğini öngördük ve şehitler gerçeğini doğru anlayarak kendini bu temelde değiştirme, dönüştürme, öz eleştirel sorgulamadan geçirip yenileme, böylece işte yeni süreci, barış ve demokratik toplum sürecini bu çerçevede doğru anlayarak görevlerini başarıyla yerine getiren bireyler haline gelme, örgütlü toplum haline gelme çabasıdır” diye konuştu.

5 Eylül’de Almanya’nın Dortmund şehrinde düzenlenecek olan 34. Kürt Kültür Festivali’ne güçlü bir katılım sağlanması gerektiğini belirten Kalkan, özellikle kültürel soykırım altında olan, inkâra ve imhaya karşı mücadele eden Kürt halkının böyle kültürel etkinlikler yapmasının çok önemli olduğunu kaydetti. Kalkan, bu tür festivallerin kültürel soykırıma karşı en etkili mücadele yöntemlerinden biri olduğuna dikkat çekti.

Gençliğin Şiyar Be kampanyasına da değinen Kalkan, özel savaşın topluma dönük saldırılarına karşı mücadelenin daha örgütlü kılınması ve geliştirmesi gerektiğini belirtti. “Buraya ateşli silah kesinlikle bulaştırılmamalı Asla hiçbir yerde hiçbir gençlik grubu, kendini devrimci, yurtsever, Apocu sayan gençlik grubu böyle bir mücadeleye ateşli silah katmamalı” uyarısında bulunan Kalkan, özel savaş saldırılarına karşı örgütlü ve bilinçli bir şekilde mücadele edilmesi gerektiğinin altını çizdi.

 Abdullah Öcalan Sosyal Bilim Akademisi üyesi Duran Kalkan’ın değerlendirmeleri şu şekilde:

Gündemimizde şehit anmaları, Kürt Kültür Festivali, özel savaş gibi konular var ama öncelikle isterseniz süreci biraz tartışalım. Takip ve değerlendirme komisyonu ilk toplantısını yaptı. Bu önemli bir gelişme olarak görüldü ama provokasyonların olduğunu da görüyoruz ki Önder Apo’nun da bu konuda değerlendirmeleri oldu son süreçte.

Ben öncelikle Önder Apo’yu saygıyla selamlıyorum. Evet, bugün sürece dair Önder Apo’nun açıklaması oldu, Türkiye Cumhurbaşkanı da değerlendirmeler yaptı, sürece ilişkin daha net ve kesin ifadelerle süreç üzerine görüşler belirtti. Şunu görüyoruz; taraflar süreci geliştirmede daha net ve kararlılar. Hem Türkiye Cumhurbaşkanlığı açıklamasında hem de Önder Apo’nun açıklamasında net olarak ifade ediliyordu. Bu kesin bir defa. Tabii açıklamaların önemli bir yanı da süreç karşıtlarının provokatif girişimleri karşısında uyarıyı ifade ediyordu. Hiçbir provokasyonun sürecin gelişimi önünde engel oluşturamayacağını, barış ve demokratik toplum sürecinin başarıyla yürütülüp ilerletileceğini ortaya koyuyordu. Burası oldukça önemli, net. Bu şunu da gösteriyor; saldırılar var birçok cepheden, özellikle rantçı çevrelerin, ırkçı çevrelerin, çok fazla nasıl diyelim kibirli, kuruntulu bazı çevrelerin süreç karşıtlıkları var. Ama bazı ırkçı, rantçı çevreler çok daha saldırganlar bu son süreçte.

Çeşitli düzmece oyunlar tezgâhlayarak süreci sabote edebilir miyiz acaba diye girişim halindeler. Baştan beri de vardı bu tabii. Ama son zamanda biraz daha arttığı görülüyor. Bu neye işaret ediyor? Demek ki gelişme var süreçte, ilerleme var, daha fazla kararlaşma var. Böyle olmasa süreç yürümese, gelişme olmasa kuşkusuz bu kadar saldırı yapmaya gerek olmazdı. Bu kadar çok yönlü birçok cepheden saldırı olmazdı. Bu provokasyonların olması süreçteki ilerlemeyi açıkça gösteriyor. Kısaca süreç yürüyor, son dönemlerde daha hızlandı. Biliyoruz, 10 Ağustos gecesi Meclis’ten geçen çerçeve yasa denen kanunla birlikte ikinci aşamaya da girdi süreç aslında. Sürecin hukuki ve siyasi boyutunun gelişme aşaması. İlk defa yasal bir adım atıldı. Kuşkusuz birçok demokratik çevre eleştiriyle karşıladı. Kürt tarafı da eksikliklerini, yanlışlarını, darlığını, kapsayıcı olmayışını, dilini eleştirdi. Ama tabii tarihi anlam ve önemine de güçlü vurgularla sahip çıktı.

Önder Apo’nun tutumu başta böyleydi. Yasanın en azından savaşı şimdilik durdurduğunu, tarafların siyaset yapmasının önünü açtığını, siyaset yapmaya imkân tanıdığını değerlendirdi. Bunu oldukça önemli gördü. Demokratikleşme gibi, Kürt sorunu gibi, yüzyıllık ağır bir sorunun, tümüyle şiddet etrafında yoğrulmuş bir sorunlar yumağının buradan kurtarılması, çıkarılması, bu sorunlarda siyasetin önünün açılması, siyasi yöntemlerle sorunların çözümüne çare aranır hale gelmesi basit bir durum değil. Bunu Önder Apo darağacından masaya gelme olarak tanımladı. Kürt sorunu açısından da, demokratikleşme sorunu açısından da durum bu denli önemli ve ciddiydi. Kuşkusuz eksiklikler eleştirilir, o ayrı bir konu ama tarihsel önemi bu düzeydeydi. Bu çerçevede de yeni adımlar atılıyor. Yasanın ifade ettiği süreci yürütmeden sorumlu kurul 24 Ağustos itibarıyla ilk toplantısını yaptı. Bu da önemli bir adım.

TEMEL ÖLÇÜLERİMİZ VAR

Görülüyor ki kararlılık var. Biraz da hızlanma var, özellikle devlet ve iktidar tarafında da artık hızlı adım atma var. Dört alt kurul, komisyonun oluşturulduğu kamuoyuna duyuruldu, isimler ifade edildi. Çerçevesi nedir? Kimlerden oluşuyor? Nasıl çalışacaklar? Bunlar net değil, kamuoyuna yeterince açıklanmış değil. İleriki zamanda kuşkusuz açıklanacak, umut ediyoruz çok geç de kalmayacak. Fakat dört alt komisyonun oluşturulması önemli. Bu komisyonlar birçok cepheden besbelli ki çalışmayı yürütecekler. Süreç daha geniş kapsamlı ele alınıyor. Besbelli ki daha derinlikli ele alınıyor. Bu oldukça önemli. Bu temelde işte taraflar çalışıyorlar. Biz üzerimize düşen çalışmaları yürütüyoruz. Atılan adımları, yasanın çıkışını, takip ve değerlendirme kurulunun toplanıp kararlar almasını önemsedik. Bazı temel ölçülerimiz var, Kürt tarafı olarak. Hareketimizin, halkımızın her fırsatta ifade ediyoruz. 12. Kongre’nin, PKK 12. Kongresi’nin kararı var. Sürecin pratikleşmesi, yürütülmesi Önder Apo tarafından olur. Önder Apo da yasanın kendisinin çalışma koşullarını artıracağını, geliştireceğini ifade etti ve böyle olursa bir rol oynar, anlam ifade eder dedi.

Umut ediyoruz bu toplantılarla birlikte söz konusu komisyonlar bu yönlü adımların atılmasını getirecek. Önder Apo’nun özgür yaşar ve çalışır koşullara kavuşmasında yeni bir adım atılacak, aşamalar kaydedilecek. Önder Apo’nun süreci yürütmesinin önü açılacak. Daha etkili, yoğun çalışabilir hale gelmesi sağlanacak. Beklenti bu, umut edilen bu. Atılan adımlar, gösterilen yaklaşımlar da belli bir sürecin daha ciddi ele alındığını ortaya koyuyor ki çok gecikmeden bu tür adımlar atılır diye de düşünüyoruz. Kritik bir süreç. Herkesin sorumluluğu var, görevi var. Bazı kesimlerle yürüyecek bir süreç değil. Bütün toplumsal kesimlerin katılmasını gerektiren çok yönlü bir mücadele süreci. Bunlar kesin, bu anlamda her zaman çok hassas, kritik bir süreç. Çaba harcamayı gerektiriyor. Dikkatli, duyarlı olmayı gerektiriyor. Fakat içinde bulunduğumuz sürecin de bu karakteri başat. Bunu dikkate alarak biz de atılan adımları, sağlanan gelişmeleri, yapılması gerekenleri doğru anlamaya ve üzerimize düşenlerin gereğini yerine getirmeye çalışıyoruz hareket olarak, duyarlılığımız var, çabamız var.

Sürece katkı bağlamında eksiklikler yok mu?

Eksiklikler oluyor, hatalar olabiliyor. Fakat çok temel konularda şimdiye kadar öyle bir süreci aşırı zorlayacak ya da engelleyecek bir şey olmadı ama yetersizlikler var. Daha yaratıcı olmak, daha çözümleyici yol, yöntem geliştirmek, daha fazla kapsayıcı, katıcı olmak gerekli. Bunu da biz de sağlamaya çalışıyoruz kendi cephemizden. Birçok kesimin de bu yönlü çabaları var, demokratik çevrelerin. Ortaya çıkan engellemeleri, provokasyonları önlemek için de çabalarımız var. Yönetimimiz de açıklama yaptı. Son dönemlerde süreci provoke etmeye dönük girişimlere karşı açıklamamız oldu. Bu tür hususlar karşısında da mücadele edilmesi gerektiğini görüyoruz, biliyoruz, Barış ve Demokratik Toplum sürecinin başarısı için gerekenleri yapma çabasındayız. Ancak bu bir mücadele süreci, doğru anlama ve yaratıcı yaklaşma süreci. Karşıtlar var, engelleyiciler var. İçte ve dışta savaş rantçısı çevreler çok fazla. İstiyorlar ki eskiye dönüş olsun. Bu çelişkiler, oradan doğan çatışma sürsün. Kendileri de buradan nemalansınlar.

Bu yönlü çaba içinde olan, gayret içinde olanlar çok. Bunu herkesin görmesi, anlaması gerekli. Süreci ilerletme çalışması yapılırken bunlara karşı da duyarlı olmak, mücadeleci olmak gerekiyor. Son olaylar gösterdi ki aslında sürecin yürütülmesi için çok daha fazla dikkatlilik, duyarlılık, örgütlülük, disiplin gerekiyor bunların üzerinde. Biz de hareket olarak duruyoruz. Fakat bazı çevreler de var. Bu süreç karşısında, aslında süreci desteklemeleri gerekiyor. Kendilerini sol, sosyalist, demokrat sayıyorlar. İyi, güzel, sürecin yanlısı olmaları gerekli. Destekleyicisi de değil. Fakat böyle aşırı derecede nazlanan, sağa sola çekiştiren bir tutum onlarda da görülüyor. Süreç karşıtlarına bu tutum biraz güç veriyor, cesaret veriyor aslında. Bir de demokrasi cephesini, bu barış ve demokratik toplum sürecini yürütme cephesini içten zayıflatıyor. Bir tür kuruntu gibi, böyle adeta bir nazlanma gibi. Ne yapıyorlar, ne yapılanı beğeniyorlar. Gelin beraber yapalım diyoruz, gelmiyorlar.

Başkalarıyla yapınca şunla, bununla çalışma yapılıyor diye yapılanları hep eleştiriyorlar. Bir tür rahatsızlık, böyle adeta bir şey yapmayan ama yapılanı da beğenmeyen bir tür rahatsızlık durumu. Böyle çevreler de var. Bunları bugün dile getirmemiz önemli. Bundan vazgeçilmeli. Bu bir şey kazandırmaz kimseye. Herhangi bir ilerleme de sağlatmaz. Eksiklikler böyle tamamlanmaz. Hatalar böyle düzeltilmez. Sahip çıkarsın, içine girersin, yürütürsün, varsa eksiği düzeltirsin, yeterli kılarsın. Varsa hatası düzgün hale getirirsin. Ama böyle hep dışta kal. Sorumluluk üstlenme. İşin içine girme. Deyim yerindeyse sırtına yumurta küfesi bile alma ama hep böyle rahatsız ol. Çekiştir. Olanı didiştir. Bu yaklaşım da doğru değil. Bundan vazgeçilmeli. Esas olarak çağrımız bu çevrelere. Sürecin sahipleri daha fazla dikkatli, duyarlı, yaratıcı olmak durumunda. Her şeye daha çok dikkat etmemiz, daha yaratıcı, etkili mücadele yöntemleriyle sürece yaklaşmamız gerekiyor.

Bunları yoğunca tartışıyoruz. Anlamaya çalışıyoruz. Anladıkça da pratik geliştiriyoruz. Bizim cephemizden sürecin gerekleri yerine getiriliyor. Getirilecek. Bundan hiçbir kuşku olmamalı. İstiyoruz ki daha fazla katılım olsun. Herkes duyarlı yaklaşsın. Çünkü işte durum ortada. Çok ifade etmeye gerek yok. Bölgedeki, Türkiye’deki siyasi, askeri gelişmelerin durumu ortada. Türkiye’nin durumu da, Kürtlerin durumu da ortada. Tehlikeler çok. Çok kritik bir süreç. Bu duyarlılığı hiç kimse kaybetmemeli. Herkes iyi görmeli. Böyle bir durumda öyle zayıf yaklaşacak, dar yaklaşacak, menfaatçi yaklaşacak bir durum söz konusu olamaz. O kimseye bir şey kazandırmaz. Böyle yaklaşılırsa önümüzdeki süreçte daha yeni, güçlü adımlar atılabilir.

Her şeye rağmen halkın süreci sahiplendiğini görüyoruz. Yine bu halk şu anda geniş katılımlarla şehit anmaları yapıyor. Öncelikle bu anmaların önemi nedir? Bu temelde sürece nasıl bir katkı sağlar?

Gerçekten de son günlerde Kürdistan’da bir toplumsal hareketlilik var. Kürt halkı şehitlerini anıyor. Toplantıları çok önemli bir hava yarattı, ortam geliştirdi. Toplumsal hareketliliğe yol açtı. Süreçle de kuşkusuz bu bağlantılı. Önder Apo’nun özgür çalışır koşullara kavuşması, Barış ve Demokratik Toplum sürecinin ilerlemesi bu eylemlere katılanların temel dileği oluyor. Herkesin ifadeleri böyle. Bu bakımdan önemli hale geldi. Bunun Ağustos ayında olması, 15 Ağustos Atılımı’nın 42. yıl dönümünde gerçekleşmesi, bu atılımın büyük şehitlerinin anılması önemli oluyor. Aslında 1982 büyük zindan direnişi, 1982 Nevroz’unda Mazlum Doğan’ın direnişiyle başlayan, 2025 Nevroz’una kadar süren 43 yıllık bir büyük direnme süreci var. Büyük şehitler bu süreçte verildi ve esas olarak da o 15 Ağustos kahramanlık atılımının şehitleri oldu.

Ben bu vesileyle, zindan direnişinin, Mazlumların, Kemallerin, Hayrilerin başlattığı bu büyük direnişinin, Egîtlerin, Zilanların komuta edip yürüttüğü bu büyük direnişin tüm kahraman şehitlerini saygı, sevgi ve minnetle anıyorum. Şehitleri anma etkinliklerine katılan herkesi selamlıyorum. Özellikle şehit annelerimizin ellerinden öpüyorum. Şunu hepimiz biliyoruz; bugün Barış ve Demokratik Toplum süreci varsa bunlar bu şehitlerin çabasıyla, emeğiyle oldu. Kürt halkı kendi kültürüyle, diliyle, kimliğiyle gelişme sağlıyorsa, çevreyle ilişki kuruyorsa, yaşamı seviyorsa, insanlık üzerinde etkide bulunuyorsa her şey Önder Apo’nun yürüttüğü mücadelenin ve bu şehitlerin sayesinde oldu. Önder Apo’nun düşünceleri bu şehitler sayesinde pratiğe geçti. Bu bakımdan da bir önemi var.

Diğer yandan şunu ben bu vesileyle ifade etmek isterim. Bu etkinlikler kesinlikle herhangi başka bir amaç gütmüyor. Kimseye karşı falan değil. Tamamen Barış ve Demokratik Toplum süreciyle bağlantılı. Süreci sahiplenmeyi ifade eden, sürecin toplumsallaşması çerçevesinde gelişen etkinlikler. Biz böyle anlıyoruz. Toplum böyle yaklaşıyor. Böyle gözlüyoruz da. Anlamı, tanımı bu. Kürt halkı şehitlerini anıyor. Etkinliklerine katılan herkes sürece sahip çıkıyor. Sürecin gelişmesini ve başarıya gitmesini istiyor. Bu etkinliklerle birlikte bir yandan evet şehitlerine sahip çıkarken diğer yandan da sürece sahip çıkıyor, süreci sahipleniyor. Bunun böyle bilinmesi, anlaşılması, yürütenlerin de aslında bu konuda çok daha duyarlı, dikkatli olması, etkinliklerin tümüyle bu çerçevede yürütülmesi önem taşıyor. Bunun da bu vesileyle öncelikle altını çizelim.

GEÇMİŞİN ORTAYA ÇIKARDIĞI DEĞERLER ÜZERİNDEN KENDİMİZİ YENİLEME ÇABASINDAYIZ

Şimdi diğer altını çizeceğimiz bir şey, evet biz şimdi bir değişim, dönüşüm ve yeniden yapılanma süreci yaşıyoruz. Bunu geçmişin inkârı üzerinden yapmıyoruz. Herkes bunu iyi bilmeli. Bu konuda da bir duyarlılık olmalı. Geçmişi inkâr değil, geçmişin ortaya çıkardığı değerler üzerinde onları daha da ileriye götürmek için içinde bulunduğumuz koşulların gereklerine göre kendimizi değiştirme, yenileme, dönüştürme çabasındayız. Bunu da herkes bilmeli. Bu bakımdan geçmişi inkâr etmeyeceğiz diye değişime, dönüşüme kesinlikle karşı çıkmamak lazım. Eskiyi olduğu gibi sürdürmemek gerekli. Değişip dönüşeceğiz diye geçmişe, değerlerimize inkârcı yaklaşmamak lazım. Asla inkârcı konuma düşme olmamalı. Çünkü geçmişi olmayanın geleceği de olmaz. Her şey bu geçmiş mücadeleyle ortaya çıkartıldı. 53 yıllık Önder Apo öncülüğündeki mücadelenin yarattığı değerler üzerinden şimdi Kürt sorununun demokratik siyasi çözümü araştırılıyor. Türkiye’nin demokratikleştirilmesi araştırılıyor.

Bu kritik süreçte Kürt-Türk kardeşliği yeniden tesis ediliyor. Türkler ve Kürtler için ortaya çıkan tehlikeler bertaraf edilmeye çalışılıyor. Gerçekten de bunların hepsi bu değerler temelinde olduğu bir defa, bu gerçeği hiçbir zaman unutmayacağız. Her zaman sahipleneceğiz. O halde en temel değerlerimiz olan Önderlik gerçeğimize, şehitler gerçeğimize her zaman sahip çıkacağız. Doğru temelde sahip çıkacağız. Onlara yakın yaşayacağız. Şehitlerimizi her zaman anacağız. Önder Apo, geçmişimiz, bugünümüz ve geleceğimizdir dedi şehitler gerçeğine. Mücadeleyi şehitler mücadelesi olarak tanımladı. Önderlik gerçekleşmesine en büyük katkıyı şehitlerimiz sundular. Doğru yaşam şehitlerin kendileridir dedi. Aslında PKK 12. Kongresi de herkes çok iyi biliyor ki şehitleri halka emanet etti. Bir şehitler partisi olarak PKK’yi ifade eden değerleri, bu değerlerin hepsini halka emanet etti ve artık parti şehitler gerçeği olarak halk içinde yaşıyor, yol gösteriyor, halk buna sahip çıkacak dedi.

Bu bakımdan tabii bu temel değerlere bu çerçevede her zaman sahip çıkabilmeliyiz. Eksiklikler olmamalı. Şehitler gerçeğine de sahip çıkmalıyız. Önemli mücadele günlerinin hepsine sahip çıkabilmeliyiz. Mesela geçen 15 Ağustos süreci böyle dağınık oldu. Böyle anlaşıldı ki kuşkular var. Öyle olmamalıydı aslında. 15 Ağustos Atılımı o zaman 12 Eylül karşısında bir nefes alma atılımıydı. Türkiye nefes aldı. Kürdün yok oluşunu önledi. Kürt varlığı ve özgürlüğü adına her türlü gelişmeye imza attığı gibi Türkiye’de demokrasinin tek temsilcisi oldu. Bugün bölgede ve dünyada demokrasiye en yakın, demokratikleşmeye en açık ülke olarak Türkiye görülüyorsa bu 15 Ağustos Atılımı sayesindedir. 12 Eylül askeri darbesinin yaratmak istediği Türkiye’ye izin verilmedi. O anlayışlara, o zihniyete, o politikalara, o sisteme izin verilmedi. Darbelendi. Bu gerçeği herkesin çok iyi görmesi, bilmesi gerekli. Bunun gibi temel günlerimizin hepsine sahip çıkmalıyız.

ŞEHİTLER GERÇEĞİMİZE HER ZAMAN SAHİP ÇIKACAĞIZ

Anmalıyız, kutlamalıyız. Ama tabii eski ölçülerle, ifadelerle, sloganlarla değil. Yeni sürecin gereklerine göre, yeni mücadelenin özelliklerine göre, yeni dilimize, yeni sloganımıza, yeni amaçlarımıza göre yapmalıyız bunu. Bu bakımdan mesela daha iyi yapabilirdik. Örneğin basın, 15 Ağustos akşamı bir kutlama etkinliği yapabilirdi. Bütün basın organları yapabilirlerdi. Eksiklik oldu. Bir kuşku var. Onun için ne tutucu olalım, ne değişimi reddedelim ama değişiyoruz diye, ne de sanki geçmişi inkâr ediyor gibi bir yaklaşım içinde olalım. Öyle kuşkulu, kaygılı olalım, değişimi doğru anlayalım ve bu değişimi mutlaka yaşayalım. Bu büyük anlam, önem ifade ediyor. Bu çerçevede yeniden Kürt halkı şehitlerini anıyor. Etkinliklerine gelirsek gerçekten de Kuzey Kürdistan’da önemli bir süreç oldu.

Amed’ten başladı, Van’a, Botan’a yayıldı. Colemêrg’e, İstanbul’a kadar uzandı. Şimdiye kadar olumlu, ölçülü, dili, talepleri, şeyleri ölçülü. Dikkat etmek lazım. Tek boyutlu eylemlilik içinde de olmamak gerekli. Ama elbette ki her zaman şehitler gerçeğimize sahip çıkacağız. Barış ve Demokratik Toplum sürecinin şehitlerimizin amaç ve özlemlerini başarıya götürme süreci olduğunu bileceğiz. Demokratik entegrasyon stratejisinin geçmişin ulusal kurtuluş stratejisinin aşılıp içinde bulunduğumuz sürecin özgürlük ve demokrasiyi getirecek stratejisi olduğunu bileceğiz. Şehitlerimizin amaçları, özlemleri böyle bir stratejiyle, içinde bulunduğumuz mücadele sürecinin başarısıyla kalıcılaşacak, hayat bulacak, şehitlerimizin amaçları başarılmış olacak. Kesinlikle bu bağı iyi görmemiz, anlamamız gerekli.

Bu bakımdan da değişim, dönüşümü, yeniden yapılanmayı geliştirirken bunu en temel değerler olarak Önderlik gerçeğini doğru anlama, bu temelde eleştirel, öz eleştirel yaklaşma, derin bir öz eleştirel yenilenme çabası içerisinde olmak önemli, anlamlı, bir süredir tartışıyoruz bunu. Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’ndan bu yana hareket olarak, halk olarak geçmişin derslerini derinden çıkartmak üzere bir eleştiri, öz eleştiri sürecindeyiz. Bu oldukça önemli. Bizi yeni sürece taşıyor. Değişim ve dönüşümü bu temelde gerçekleştiriyoruz. Bununla birlikte ikinci adım olarak şehitleri anlama temelinde bunu yapmamız yine büyük anlam ifade ediyor. Bir değişim, dönüşüm olacaksa, yeniden yapılanma gerçekleşecekse demokratik entegrasyon stratejisiyle hayata geçiren bir hareket ve halk haline geleceksek bunun temel değerleri yapılanacak. İşte şehitleri, bu süreçteki şehit anmaları tamamen bunun temellerini döşeme anmalarıdır.

ŞEHİTLERİN İZİNDEN YÜRÜYEREK AMAÇLARINI BAŞARIYA ULAŞTIRMALIYIZ

Şehitler gerçeğini doğru anlama, doğru bilince çıkarma, dolayısıyla onların izinden yürüyerek günümüz koşullarına göre kendimizi yenileyip, değiştirip onların amaçlarını başaran mücadeleyi yürütme çabası oluyor bu. Bunun şehitler gerçeği üzerinden gelişmesi de anlamlı.  Önderlik ve şehitler çizgisinde bunu gerçekleştirdiğimizde işte o zaman yeni süreci doğru anlamış olacağız biraz. Barış ve Demokratik Toplum sürecinin öngördüğü değişimi, dönüşümü, yeniden yapılanmayı gittikçe doğruya yakın düzeyde anlayan, kendini ona göre değiştiren, dönüştüren, yeniden yapılandıran, dolayısıyla sürece doğru katılıp sürecin başarısı için etkili mücadele eden güçler haline getireceğiz. Aslında bu Kürt halkı şehitlerini anıyor etkinlikleri, şehitler gerçeğini doğru anlama, doğru bilince çıkarma, şehitlerin amaçlarını, özlemlerini yeterince bilince çıkartarak onları günümüz koşullarında nasıl bir bilinçle, örgütlülükle, tarzla, yöntemle hayata geçireceğiz sorusuna cevap aramadır.

Bir tür şehitler gerçeğini, Önderlik ve şehitler gerçeğini doğru anlayarak kendini bu temelde değiştirme, dönüştürme, öz eleştirel sorgulamadan geçirip yenileme, böylece işte yeni süreci, Barış ve Demokratik Toplum sürecini bu çerçevede doğru anlayarak görevlerini başarıyla yerine getiren bireyler haline gelme, örgütlü toplum haline gelme çabasıdır. Bunu böyle anlamamız lazım. Bu temelde de önemli bir tartışma, değerlendirme var. Tabii biraz duygusal yaklaşımlar da oluyor. Çok aşırıya vardırmamak lazım onları. Esas olan şehitler gerçeğini doğru anlamaktır. Şehitler nasıl mücadele ettiler? Amaçları neydi? Özlemleri neydi? Kararlılıkları neydi? O zor koşullara nasıl dayandılar? Nasıl bu kadar cesur ve fedakâr oldular? Fedai çizgisini nasıl geliştirdiler? Nasıl Apocuydular? Şimdi Apoculuğu herkes tartışıyor. Nasıl komünardılar? Şimdi komünarlık tartışılıyor mesela. Bunların hepsini sorgulama etkinlikleri bunlar. Buna dönüşmeli. Bu temelde değerlendirmeler, tartışmalar daha fazla geliştirilmeli.

Etkinliklerin bu yönleri, bu yönü üzerinde daha çok durulmalı. Böyle olursa daha doğru olur. Amaca daha uygun olur. Bizi Barış ve Demokratik Toplum sürecinin gereklerini yerine getirir kılar. Bu da işte Önderlik ve şehitler çizgisinde kendimizi değiştirip, dönüştürüp, yenileyerek bunu Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’nun gereklerine göre yeniden yapılandırarak özgürlük ve demokrasi hedeflerine başarıyla ulaşma yürüyüşüne çıkarır. Amacımız böyle bir yürüyüştür. Herkesin bu temelde bu etkinliklere katılıp, doğru anlayarak bunu Barış ve Demokratik Toplum sürecinin başarısına kanalize eden eylemler haline getirmeye çağırıyor, Ağustos şehitlerimizi de bir bütün olarak 53 yıllık büyük mücadelenin kahraman şehitlerini bir kere daha saygıyla, minnetle anıyorum.

Toplumsal hareketliliğin önemine değindiniz. Kürtler ve dostları Avrupa’da 5 Eylül’de bir araya gelecek Almanya’da. 34. Uluslararası Kürt Kültür Festivali olacak. Özellikle süreç bağlamında ne tür mesajlar verilebilir, nasıl bir dinamizm ortaya koyulabilir?

34. Kürt Kültür Festivali’ni düzenlemek önemli. Örneğin her yıl bir festival olmuşsa 34 yıldır bu gerçekleştiriliyor anlamına gelir ki yurt dışı gibi bir alanda 34 yıl kesintisiz olarak kültür festivali düzenlemek başlı başına önemli bir olay. Büyük bir başarı. Büyük bir iradenin, örgütlülüğün, çabanın varlığını ortaya koyuyor. Özellikle Kürt halkı için çok daha önemli. Ama mültecileşmiş olan, yurt dışına çıkmış olan herkes açısından önemli. Kürtler açısından ise kültürel soykırım altında olan bir halk olması açısından çok çok daha önemli. Bunu ülkede yapmakta bu kadar baskı, zorluk altında olurken yurt dışına savrulduğu zeminde yapıyor olması ne kadar yurtsever olduğunu, diline, kültürüne, değerlerine sahip olduğunu, insanlaşmanın, doğru yaşamın kendi kökleri üzerinde gerçekleşeceği bilincine Kürtlerin ne denli sahip olduğunu gösteriyor. Bu önemli, bu bakımdan kutlamak lazım bu festivallerin hepsini.

Bir de ikinci husus şu, evet 5 Eylül’de Dortmund’da 34. Kürt Kültür Festivali, genel yurt dışındaki Kürtlerin festivali olacak ama bu 2026 yılı yurt dışında da Kürdistan’ın dört bir yanında da Türkiye’de, Ortadoğu’nun değişik alanlarında da onlarca hatta yüzlerce festivali, Kürtlerin Kültür Festivali’ni Kürtlerin düzenlediği bir yıl oldu. İlgi çekici bir durumdu. Gerçekten önemli, işte 29 Ağustos’ta İsviçre’de Kürtlerin kültür festivali var, etkinlikler var. 15 Ağustos Atılımı’nı kutlamayla da birleştiriyorlar. Ama yaz ayı boyunca İstanbul’dan Kürdistan’ın kasabalarına kadar sayısız kültürel etkinlik yapıldı. Dil üzerinde oldu, sanat üzerinde oldu. Çeşitli yiyecekten, giyeceğe kadar topluma ait olan çeşitli değerler üzerinde oldu. Bunlar çok önemli. Dikkat çekici olan gerçekten önemsenmesi gereken husus bu.

Özellikle de kültürel soykırım altında olan, inkâra ve imhaya karşı mücadele eden bir halk olması itibarıyla Kürtlerin böyle kültürel etkinlikler yapması, işte adına festival denir, başka biçimde olur, çok çok önemli. Aslında kültürel soykırıma karşı en etkili bir mücadele yöntemi diyebiliriz. Ciddi bir duyarlılık olarak tanımlayabiliriz. Bunu önemsemek gerekiyor. Öyle anlaşılıyor ki toplum yaşamının kendisinde var. Fakat baskıyla, zorla engellenmiş geçen dönemlerde, çeşitli biçimlerde, şimdi Barış ve Demokratik Toplum sürecinin ortaya çıkardığı atmosferde biraz nefeslenince böyle adeta çiçeklenir gibi her tarafta kültürel festivaller gelişti. Kürtler, kimseye düşmanlık yapmadan, kendi değerlerini daha çok seven, sahiplenen, yaşamak isteyen bir konuma geldiler. Bu konumda olduklarını dünyaya ilan ettiler. Bastırılan, engellenen özelliklerini açığa çıkardılar. Bunların hepsi çok çok anlamlı, önemli. Ben bunların hepsini aslında kutlamak istiyorum. Daha fazla da geliştirilebilir. Daha örgütlü kılınabilir.

KÜLTÜREL SOYKIRIMA KARŞI KÜLTÜR FESTİVALLERİ GELİŞTİRİLEBİLİR

Kültürel soykırıma karşı, asimilasyona karşı mücadelenin çok önemli bir yöntemi olarak bu kültür festivalleri geliştirilebilir. Bir demokratik toplum örgütlenmesi yöntemi, biçimi yapılabilir. Aynı zamanda özgürlük ve demokrasi mücadelesinin, demokratik toplum mücadelesinin etkili bir yöntemi kılınabilir. Bu çok önemli, anlamlı. Çünkü niye? Başkasına karşı değil, hiç kimseye karşı değil. Başkasına zarar vermiyor örneğin. Hiçbir şeyi yok etmiyor. Bir şeyi yapayım derken bir şeyleri yok eden de değil. Tersine var ediyor, yaratıyor. Üzeri kapatılan, örtülen ya da bastırılanı açığa çıkartıyor, geliştiriyor. Bu bakımdan etkili bir mücadele ve örgütlenme yöntemi, aracı. Bunu bilmek gerekli. Bu bakımdan da gerçekten de bu kültür festivallerini geçmişte yapılmışları yeniden canlandırma, yapılmamışları yeni olarak geliştirme temelinde, içinde bulunduğumuz süreçte önemli bir mücadele yöntemi olarak geliştirebiliriz.

Barış ve Demokratik Toplum sürecinin çok önemli bir mücadele ve örgütlenme biçimi, yöntemi olabilir, olmalı da. Bu bakımdan her yerde geliştirmeliyiz, canlandırmalıyız. Herkes buna katkı sunmalı. Elinden geldiği kadar. Hiç kimse karşı çıkmamalı. Daha da derinleştirmeliyiz. Kişilik şekillenmesinde, ruh, duygu, düşünce dünyasının, davranış kalıplarının şekillenmesinde, çocukların, gençliğin eğitiminde önemli bir yöntem, araç olarak değerlendirmeliyiz. Bunlar gerçekleşebilir. Demokratik toplum mücadelesinin önemli bir yöntemi bu. Eğer iktidarla, devletle, zorla bir şeyler yapmayacak da hep demokratik yöntemlerle yapacaksak bundan daha güzeli olmaz. Bunları gerçekten yapabilmeliyiz. Biz de oldukça önemli, anlamlı bulduk. Önemsiyoruz, kutluyoruz. Çağrımız bu temelde.

Bu çerçevede tabii 5 Eylül Dortmund Festivali önemli, anlamlı. 34. Kültür Festivali olarak Avrupa’daki Kürt topluluğunun genel bir etkinliği oluyor. 33 tane yapılmış, bu 34. Barış ve Demokratik Toplum sürecinde yapılan herhalde ikincisi oluyor. Böyle bir süreçte olması da önemli, anlamlı. Bu bakımdan hem katılım çok olmalı, gerçekten de sürece dair tutum ortaya koyan bir durumu Avrupa’daki Kürtler ortaya çıkarmalılar. Sürece, Önder Apo’nun yürüttüğü sürece ne denli sahip çıktıklarını ortaya koyabilmeliler. Diğer yandan ise Barış ve Demokratik Toplum sürecinin ortaya çıkardığı değişimi, dönüşümü, gelişmeyi yansıtabilmeliler, ortaya koyabilmeliler. Köklerden kopmamak lazım ama yeni şeyler de geliştirmek, yeni sürecin özelliklerine uygun olarak da bunu yapabilmek gerekli. Evet olağan bir etkinlik, belli ki her yıl tekrarlanan bir etkinlik, rutin yapılıyor. Bir boyutu o ama öyle dememeliyiz.

İçinde bulunduğumuz Barış ve Demokratik Toplum sürecinin gerektirdiği mücadele görevlerini yerine getirmemiz gerekiyor ki örneğin bu kültür festivali çok önemli bir etkinlik olabilir. Tutum koyma, tavır koyma, yurt dışındaki Kürtlerin Önder Apo’nun geliştirdiği sürece, bu Barış ve Demokratik Toplum sürecine ne kadar duyarlı yaklaştığını, ne denli sahiplendiğini, onun başarısı için nasıl birlik halinde güçlü çalıştığını ortaya koymalı, göstermeli. Böylece sürecin gelişmesi, başarıya gitmesinde önemli bir katkısı olmalı. Biz böyle olacağına inanıyoruz. Yurt dışındaki, Avrupa’daki tüm Kürtleri katılmaya çağırıyoruz şimdiden. Başarılar diliyor, kutluyoruz festivali.

Dikkat çektiğiniz derin, güçlü Kürt kültürüne ve değerlerine dönük tabii ciddi saldırılar da var. Bir süre önce gençlik öncülüğünde başlatılan Şiyar Be kampanyası vardı bu saldırılara karşı. Özellikle tabii Kürt gençliği hedefleniyor. Herhalde bu eylemsellikler hem anma hem de festival gibi eylemsellikler kadar önemli etkinlikler oluyor.

Şu anki durumda, mevcut koşullarda derin yaramız diyelim buna. Bu özel savaş saldırıları ve onların toplumsal bünyede, gençlik bünyesinde açtığı yaralara, tahribatlara gerçekten böyle dememiz gerekli. Bu çok önemli. Geçmiş programların bazılarında da gündem yaptık, söz konusu ettik. Biraz eleştirel de yaklaştık. Gerçekten duyarsızlık vardı. Örgütsüzlük vardı. Mücadelesizlik vardı. Göz göre göre bir sürü saldırı oluyordu. Rahatlıkla önlenebilecek, engellenebilecekken böyle duyarlı, dikkatli yaklaşmama nedeniyle saldırılar sonuç alıyordu. Tahrip ediyordu toplumsal bünyeyi. Doğayı da, sadece özel savaşı topluma dönük, toplum içinde örneğin kadınlara dönük, gençlere dönük bir saldırı olarak görmemek lazım. Evet, bunların hepsi var. Aynı zamanda doğaya dönük de bir saldırı. Ekolojik saldırıyı da özel savaş saldırıları kapsamında görmemiz gerekiyor ve şu anlaşılıyor. Bu saldırı sürecek.

Bu özel savaş denen saldırı sistemi çeşitli biçimlerde, farklı yöntemlerle her zaman sürecek ve özel savaşa karşı mücadele demokratik toplum mücadelesinin temeli olacak, esası olacak. Özgür birey ve demokratik komünal toplum şekillenmesini yaratan temel çalışma, temel mücadele olacak. Bunu böyle görmemiz, anlamamız gerekiyor. Geçmişte açılan tahribatları gördük, savaş gereğiydi tamam. Devlet oldukça örgütlü, planlı, etkili yaklaştı. Öyle basit, rastgele bir durum değildi. Tamamen bilinçli, örgütlü, planlı yürütülen bir saldırıydı. Fakat birçoğu basitti de. Saldırı böyle bilinçli, örgütlüydü demek engellenemezdi demek değildir. Engellenebilirdi de. Bu bakımdan evet, bu saldırıları yürütenleri, saldırı yöntemlerini açığa çıkartmalıyız, teşhir etmeliyiz, mahkûm etmeliyiz. Fakat engellenemez, onlara karşı mücadele edilemez, boşa çıkartılamaz olarak da görmemeliyiz.

Bu bakımdan geçmişte bu kadar etkili olmuşlar, tahribata yol açmışlarsa bunda bizim hata ve eksikliklerimiz var. Gerçekten de var. İnsanlarımızın, hepimizin var. Hareket olarak bizim var. Örneğin doğaya karşı saldırılar konusunda gerilla daha mücadeleci, etkili olabilirdi. Daha bilinçli, duyarlılığı önceden geliştirebilirdik. Yine toplum içerisinde özellikle gençlere dönük saldırılarda hem hareket, örgütlülüğümüz daha duyarlı olabilirdi, aileler daha duyarlı olabilirdi. Anneler, babalar çok daha duyarlı, etkili olabilirdi. Toplumsal kesim, mahalle, köy daha etkili davranabilirdi. Önleyici olabilirdi. Fakat yeterince bilinçli, duyarlı, örgütlü yaklaşmadık. Ya çekindik, ya umursamadık ya da böyle çeşitli, farklı nedenler etkili oldu. Özellikle sokak ortamının olumsuz etkisi oldu, orayı düzeltemedik. Ailelerin yaklaşımında olumsuzluklar oldu. Öz eleştiri yapmalıyız. Geçmişi eleştirel, öz eleştirel ele almalıyız.

ÖZEL SAVAŞ POLİTİKALARINA KARŞI YAKALIŞIMLARLARIMIZI ELEŞTİRMELİYİZ

Evet bunu yapanlar suçlular. Onların suçlarını ortaya koymalıyız, mahkûm etmeliyiz. Teşhir etmeliyiz suçluları. Fakat bu suçların yaşanmasını engelleyememiş olduğumuz için de, neden engelleyemedik? Hangi eksikliklerimiz, hatalarımız engel oluşturmamızı önledi? Bunları da sorarak kendimize düzeltici dersler çıkarmalıyız, öz eleştiri yapmalıyız. Anlayışlarımızı, yaklaşımlarımızı, duruşumuzu eleştirmeliyiz. Örgütsüzlüğümüzü, bireyciliğimizi, bireyci, maddiyatçı yaklaşımları, özgürlük mücadelesine karşı biraz mesafeli duruşları eleştiri, öz eleştiriyle düzeltmeliyiz. Bunlar yol açtı. Basit şeyler işte para alır, maaş alır, bilmem şöyle olur diye olmayacak ilişkilere girdi insanlar. Hepsi mecburiyetinden, zorunluluktan kaynaklanmadı. Başka çare yoktu, bu yapılabilirdi denilemez. Hatalar yapıldı. Kötü, kirli şeylerle yaşamak öngörüldü. Karşıt olanlarla iç içe geçildi. Düşmana el uzatıldı. Karşı çıkılacakken, uzak durulacakken, ona karşı mücadele edilecekken onunla birlikte yaşanır gibi görüldü.

Hatta işte bizi korur, sahiplenir gibi sanıldı. Bunların hepsi gerçekten yanlıştı. Bir öz eleştiri gerekiyor. Özgür yaşam ve demokratik toplum çizgisinde, kadın özgürlük çizgisinde öz eleştirel bir sorgulamadan geçip düzeltme yapmalıyız. Bu konuda belli tartışmalar oldu. Biz de dahil olduk. Eleştirilerimiz bu çerçevedeydi. Doğru anlaşılması lazım. Eğer anlaşılmamışsa ya da farklı anlamaları olmuşsa ben biraz düzeltmek de isterim. İnanıyorum, ümit ediyorum öyle olmamıştır. Fakat genelde baskılar, tahrip saldırıları arttıkça, yöntemler inceldikçe, tahribatlar çoğaldıkça, diyorlar ki uyuşturucu yaşı beşe inmiş, fuhuş bilmem ne olmuş, ajanlaştırma ne durumda, bir köyde oluyor bu, bir mahallede oluyor, yanımızda oluyor, sessiz kalıyoruz, bakıyoruz, görmüyor değiliz, bilmiyor değiliz. Sorumsuzca yaklaşıyoruz, sorumluluk duymuyoruz. Bu yanlıştır. Fırsat vermemeliyim, bunu önlemek için çalışmalıyım duyarlılığını, sorumluluğunu göstermiyoruz.

Bunu, bu açık bir gerçek, bu bakımdan gerçekten de tahribatlar çoğaldıkça bir duyarlılık oldu. Şimdi bu önemli, bu anlamda Şiyar Be kampanyasını önemsiyorum ben. Daha da geliştirilebilir. Ayrıntılar, daha örgütlü, derin, yaygın kılınabilir. Ne düzeyde örgütlü, neler oluyor, çok ayrıntılarıyla bilgim yok ama bir duyarlılık olarak yansıyor. Örneğin basından takip ediyoruz, etkileniyoruz, önemli buluyoruz, olumluyoruz. Bir duyarlılık var. Kadınlar, gençler, çocuklar yürüyorlar, kendilerine sahip çıkıyorlar, giderek yürüyüşler çoğalıyor, büyüyor, yayılıyor, artıyor. Örneğin eleştiriler daha etkili hale geliyor. Doğru, düzgün, demokratik yaşama sahip çıkma, kültür değerlerine, ahlaki politik, ahlaki toplum değerlerine sahip çıkma, komünal yaşama sahip çıkma daha çok gelişiyor. Bunu tahrip eden saldırılara, yaklaşımlara karşı mücadele gelişiyor. Bu oldukça önemli.

DOĞA KATLİAMINA KARŞI DAHA FAZLA DUYARLILIK GEREKLİ

Demokratik toplum olabilmek, demokratik komün örgütlülüğünü geliştirebilmek için bu duyarlılıkları ortaya çıkartmak lazım. Yoksa nasıl demokratik komün örgütlersin? Sorumlu yaklaşmazsan, duyarlı olmazsan, dayanışmazsan, ortaklaşmazsan, bana dokunmayan yılan bin yaşasın dersen senden komüncü momüncü olmaz. Senden bir bireyci, maddiyatçı, kapitalist moderniteye bağlanmış, böyle toplumsal değerlerden kopmuş, insanlık özelliklerini epeyce kaybetmiş birisi çıkar. Öyle olmamalı tabii. Öyle olmaz, demeyeceğiz bana dokunmayan yılan bin yaşasın. Öyle değil. Kimseye dokunmamalı yılan da. Çevremize dokunmamalı. Hiç kimseye dokunmasını istememeliyiz. Bize ve çevremize dokunmasına izin de vermemeliyiz. İstememek bir yana. İzin vermemeliyiz. Bunu bir ahlaki ilke, kültürel duruş, bilinç haline getirmeliyiz. Çocuklarımızın, gençlerimizin eğitimini bu temelde güçlü kılmalıyız, yetkin kılmalıyız.

Bu bakımdan evet işte mesela bu özel savaşın topluma dönük saldırıları karşısında Şiyar Be kampanyasıyla yürütülen bir mücadele var. Selamlıyorum ben bu mücadeleyi. Gerçekten de iyidir. Geliştirilmeli. Yine doğaya dönük saldırılara karşı çeşitli ekolojik grupların oluşması ve mücadelesi var. Karadeniz köylülerinin geçen yıllardan bu yana duyarlılıkları, o kadınların toprağa sahip çıkışları beni çok etkiledi her zaman. Gözleyebildiğim kadarıyla, görebildiğim kadarıyla basında. Şimdi mesela Varto köylülerinin hayranlık uyandırıyor. Elbette sonuna kadar sahip çıkmalıyız. Yaşam bir toprak parçası üzerinde olur. Doğasız toplum olmaz. İşte Amed köylüleri yaptılar, kırsalda, köylerde yakın geçmişte birçok köyde vardı. Orman kesimine karşı belli bir duyarlılık oldu ama o konuda hâlâ eksiklikler var. Doğa katliamı oldu. Çok yeterli tavır konamadı. Hâlâ mevcut olan da yeterli değil.

Bu HES’lere karşı, zehir üretici şeylere karşı bir duyarlılık var. İyi. Fakat mesela orman kesimi ve benzer şeyler karşısında duyarlılık az. Daha fazla olmalı. Bu anlamda ekolojik örgütlerin ve mücadelenin gerçekten demokratik toplum yaşamının örgütlülüğünün, demokratik komünalitenin temel bir alanı, onsuz olmaz. Özel savaşın topluma dönük saldırılarına karşı mücadeleyle, doğaya dönük saldırılarına karşı mücadele iç içe ve ortak, bir bütün. Demokratik moderniteyi bu ikisinden oluşturdu zaten Önder Apo. Bunların temeline de kadın özgürlüğünü koydu. Özgür yaşamın temel ilkesi, ölçüsü olarak paradigma bu. Yeni çizgimiz bu. Ahlaki ve politik toplum değerlerimiz bu. Bu bakımdan evet hem bu ekolojist direnişleri örgütlü kılıp geliştirmeliyiz. Sahip çıkmak lazım. Destek vermek gerekli. Yakın köyler, komşular, alanlar, demokratik siyaset, demokratik toplum örgütlülükleri destek vermeliler.

ŞİYAR BE KAMPANYASINA KESİNLİKLE ATEŞLİ SİLAH BULAŞTIRILMAMALI

Yine Şiyar Be kampanyasını, özel savaşın topluma dönük saldırılarına karşı mücadeleyi daha örgütlü kılmak, geliştirmek gerekli. Özellikle gençlik örgütlülüğünün alanı bu işte. Apocu gençliğinin, Kürt gençliğinin en çok örgütleneceği, mücadele edeceği alan bu. Gençlik öncülüğü örgütlenmede, mücadelede demokratik komünal toplum hareketini yaratmadaki gençlik öncülüğünün ortaya çıkacağı alan bu. Kesinlikle büyük bir bilinç ve örgütlülükle gençlik hareket etmeli. Burada bir şey yapmak istiyorum. Buraya ateşli silah kesinlikle bulaştırılmamalı. Bunu özellikle bu vesileyle de ifade etmek istiyorum. Asla hiçbir yerde hiçbir gençlik grubu, kendini devrimci, yurtsever, Apocu sayan gençlik grubu böyle bir mücadeleye ateşli silah katmamalı. O yanlış, olmamalı. Ama onun dışında örgütlülükle, bilinçle, duyarlılıkla, toplumsallıkla mücadele etmeli.  Önder Apo diyordu toplum birleşse, mücadele etse tükürüğüyle boğar birçok şeyi. Bu özel savaş saldırılarını, bu bozucu, yıkıcı, kirletici şeyleri toplumun baskısıyla, toplumsal örgütlülükle, sözle yok etmek mümkün. Hiç kimse olmaz, imkânsız falan dememeli.

Bu bakımdan da daha çok bilinç, daha çok örgütlülük, örgütlülüğü her alana yayma, bütün topluma ulaştırma, evet gençlik dedik ama gençlik öncülük edecek. Gençlikle sınırlı kalmayacak tabii. Bütün topluma yayma ve böylece bu özel savaşçıların saldırmalarına, yaşamalarına imkân bırakmama gerekiyor. Böyle bir mücadele olabilir, örgütlenebilir. Bu kampanyayı bu temelde geliştirmemiz gerekli. Bu da Barış ve Demokratik Toplum sürecinin mücadele gereklerinden bir tanesi. Demokratik cumhuriyet de demokratik entegrasyon, demokratik toplumla olur. Demokratik toplum da işte demokratik komün temelinde örgütlü, doğaya sahip çıkan, kadın özgürlüğü temelinde özgür yaşama sahip çıkan, bunu örgütlü bir biçimde yürüten toplumdur. Böyle olursak Barış ve Demokratik Toplum sürecini başarıyla yürütürüz, zafere taşırız. Bu temelde yürütülen çabaları önemsiyorum, kutluyorum, selamlıyorum, çağrım bunun daha çok geliştirilmesi ve yaygınlaştırılmasına yöneliktir.