İsmail Kardaş: Onların hayallerini gerçekleştirdiğimizde hikayemiz tamamlanacak

Özgürlük mücadelesinde kaybettiği yoldaşlarına şiirlerinde yer veren İsmail Kardaş, “Onları keşke daha iyi anlatabilseydik ama sanırım en iyisi onların hayallerini gerçekleştirmek. O hayal gerçekleşince hikayemizin tamamını yazmış olacağız” dedi.

İSMAİL KARDAŞ

Önce “Hikâyenin Başlangıcı: Gidiş” adlı eserini 2024 yılında yayımladı. Ardından ikinci şiir kitabı “İkinci Hikâye, Hayat ve Anlam”ı okuyucuyla buluşturdu.

Sürgün, zindan, özlem ve yoldaşlık hissiyatının imgeleştiği dizelerle edebiyat yolculuğuna devam eden İsmail Kardaş, edebiyat ve felsefenin kesişim noktasında şekillenen yeni eserlerini ve mücadele pratiğini paylaştı.

Ahmet Arif geleneğinden beslenerek Kürt halkının varlık ve anlam arayışına şiirleriyle yanıt üretmeye çalıştığını belirten Kardaş, Özgürlük Mücadelesi’nde kaybettiği arkadaşları Şehit Mazlum Tekdağ, Ş. Zeynep Katar, Ş. Senar Mete, Ş. Şevket ve son olarak 2025’te şehit düşen Bulut Kişin’e (Mordem Çevlig) dizelerinde yer vermesini, “Keşke daha iyi anlatabilseydik ama sanırım en iyisi onların hayallerini gerçekleştirmek. O hayal gerçekleşince hikayemizin tamamını yazmış olacağız” sözleriyle ifade etti.

Kapitalist modernitenin insanı nesneleştiren simülasyon dünyasına karşı politik ve estetik bir duruş sergilediğini belirten Kardaş, gelecek dönem çalışmalarını da doğrudan ana dili olan Kürtçe ile kaleme alacağını söyledi.

Şimdi ilk kitabınızdan, “Hikâyenin Başlangıcı: Gidiş” ile başlayalım. O kitabı yazarken, okurken ya da o sürecin öncesinde duygularınızı dizelere dökerken neler hissettiniz? Bize bu süreçteki duygularınızdan biraz bahseder misiniz?

Şimdi önce şiirle nasıl tanışıldığına değinmek lazım. Bir anekdotla anlatayım: Üniversite ve gençlik yıllarında çevremde şiir yazan arkadaşlar vardı. O duygu bana pek hitap etmediği için hep şiire mesafeli olduğumu, o duyguyu yakalayamadığımı söylerdim. Fakat zaman geçtikçe anlıyorsunuz ki her Kürt muhakkak şiirle ve Ahmet Arif’le tanışmıştır. Ahmet Arif’in o duygu dünyası, birikimi ve hissettirdikleri; zindanın, sürgünün ve hasretin yarattığı o atmosferle birleşerek tüm Kürtlerin hisleriyle örtüşür. Sürgünde ya da hayatının özlem dolu bir anında insan şiire tutunuyor. Benim yolculuğum da biraz böyle başladı.

Duyguları resimle veya öyküyle de anlatabilirsiniz ama şiir, bir imgeyle koca bir dünyayı ifade etmenin en yalın ve insanın içine su serpen halidir. Mücadele içinde kaldıkça, toplumsal tabirle ülkeyi ve cihanı dert edinen insanları tanıdıkça bu durum içinizde kapanmaz bir yara oluşturuyor. O zaman anlamak, anlatmak ve ulaştırmak gereği doğuyor. İşte ilk şiir kitabı bu çıkış noktasıyla oluştu. İsmini de bilinçli seçtik; hepimiz bu mücadelenin yarattığı bir hikayenin kahramanlarıydık. Bu hikaye, benim için değerli arkadaşlarımızın gidişiyle, onların ardından aldığımız haberlerle başladı. Bu şiirler o anın hissiyle döküldü ve toparlanıp bir araya getirildi.

Peki, birlikte Amed'de gençlik çalışmalarında yer aldığınız Mazlum Tekdağ, Zeynep Katar ve Ş. Şevket, Ş. Senar gibi isimleri dizelerinizde anarken tam olarak neler yaşadınız?

İşte sorunun en can alıcı noktası burası. Hani “gök kubbenin yıkılması” denir ya, her birinin şehadet haberini aldığımızda tam olarak hissedilen buydu. Çünkü birlikte yaşamış, üretmiş, tartışmış, yoldaşça birbirinizi sevmiş ve geleceğe dair hayaller kurmuşsunuz. Geleceğe dair hayal kurduğunuz insanların, değerleri uğruna yaşamlarının en güzel yerinde artık yanınızda olmaması tarif edilemez bir duygu. Tarif edilemeyince kimi çiziyor, kimi öyküsünü yazıyor, biz de kaleme döktük ve bir şiir kitabı oldu.

Onların eksikliğiyle hayatımızın her yerinde muazzam bir yarım kalmışlık hissiyatı var. Keşke daha iyi anlatabilseydik ama sanırım en iyisi onların hayallerini gerçekleştirmek. O hayal gerçekleşince hikayemizin tamamını yazmış olacağız.

Eserlerinizdeki bu yaklaşım doğrudan siyasi bir söylem mi barındırıyor, yoksa estetik kaygılar mı ön planda tutuluyor?

İnsanın yaşam arayışında kuşkusuz sürekli bir estetik kaygı vardır. Bence yaşamın kendisi zaten estetik bir olaydır. Yaşama bir anlam yüklenemiyorsa, bu anlamın içerisinde sanatsal, estetik ve politik bir yön yoksa yaşam zayıf kalır. Yaşamak gibi ağır bir vebal altındayız ve buna bir anlam katmak zorundayız. Bu anlam yaratma meselesi politiktir; sanatla, estetikle, ahlakla ve en nihayetinde toplumla olur. Bunu toplumla birleştirmediğiniz an hiçbir şeyin anlamı kalmaz.

Bu şiirlerde yaşamın içinde olma, kendini arama ve varlığı sorgulama çabası var. İnsan binlerce yıldır kendi cephesinde varlığını ve yaşamını sorgular. Bazen bu sorgulamalar kağıda dökülür; şiir, roman ya da öykü olur. Yaşama ve topluma dair olan tüm bu kavramlar yeri geldiğinde politik bir tavır, politik bir hissiyat ve politik bir yaşamdır.

Çukurova Üniversitesinde felsefe eğitimi de aldınız. Felsefe birikiminizin şiirlerinizdeki o sorgulayıcı üsluba etkisi nedir, sizce şiir, felsefenin tükendiği noktada başlayan bir üretim midir?

Çukurova Üniversitesi'nde akademik olarak felsefe eğitimi aldım ancak bu eğitim hayatıma girmeden önce zaten bir anlam dünyam oluşmuştu. Kürt Özgürlük Hareketi'nin yarattığı o anlam dünyası sayesinde hayata ve evrene zaten bir değer yüklüyorduk. Bugün iki kelime edebiliyorsak, dilimiz ve kalemimiz dönüyorsa, bu yaratılan değerler sayesindedir.

Felsefe ile akademik düzeyde tanışmak ise düşüncelerimizi sistematikleştirmemizi ve kurgusal bir alana taşımamızı sağladı. Derinleştikçe, filozofların tarihsel ve kişisel öyküleriyle tanıştıkça siz de başka bir yere evriliyorsunuz. Ancak "Felsefenin bittiği yerde şiir mi başlar, yoksa tersi mi?" sorusuna hiç o açıdan bakmadım. Bunların birbirini engelleyen değil, aksine, kesişen ve düşünceyi derinleştirip kökleştiren alanlar olduğunu düşünüyorum. Bu kitabın hikayesi de tam olarak felsefi sorgulamaları düşündüğümüz yaşamla birleştirme çabasıdır.

Her saniyesini kaplayan asıl mesele hayat ve bu hayata yüklediğimiz anlamdır; hepimiz bunun çabasındayız.

2016 yılından beri sürgünde yaşıyorsunuz. Sürgün sizin için Kürdistan'dan sadece coğrafi bir kopuş mu oldu, yoksa dilde ve zihinde, özellikle de şiirde devam eden bir iç sürgün durumu yarattı mı?

Doğru, 2016'dan beri sürgündeyim; ülkemizden kopmak zorunda kaldık. Sürgün ve göç, başlı başına politik, akademik, felsefi ve sosyolojik olarak araştırılması gereken meselelerdir. Hayata anlam yüklemenin bütünlüğü tam da burada devreye giriyor. Köklerinizden kopmuyorsunuz, aksine, onları daha da derinleştiriyorsunuz. Kürtlerin bin yıldır statüsüz bırakılmasına ve katliamlara uğramasına rağmen ayakta durmasının temel sebebi, hayata yükledikleri anlam, toprağa olan bağlılıkları ve özlemleridir. Biz de o geleneğin parçalarıyız; umarım son parçaları oluruz.

Kürt Özgürlük Mücadelesinin son 40 yıllık sürgün pratiğinde gördük ki verdiğiniz anlam sayesinde o coğrafi kopuş asıl amacına ulaşamıyor. Tabii sürgünün yarattığı duygu dünyası ve iç sorgulamalar bambaşka bir derinlik katıyor. Birçoğumuz yaşamıştır; sürgünde akşam olunca eve girmek istemezsiniz. Tıpkı zindandaki o kabul etmediğiniz duvarlar gibi, etrafınız açık olsa ve her yere gidebilseniz bile o kapatılma hissi sizi boğacakmış gibi gelir. Akşam üzeri havalandırma kapısının üzerinize kapatılmasıyla aynı hissi yaşarsınız. Buna iç sürgünlük mü dersiniz, yoksa sürgünün hissedilişi mi bilmem, ancak hayatla ve mücadeleyle bağınız sürdükçe bu his sizde üretime dönüşür.

İlk kitabınız “Gidiş”, bir hikayenin başlangıcıydı. İkinci kitabınız “Hayatla Anlam”a uzanan bu süreçte hikaye kavramı sizin için nasıl bir dönüşüm geçirdi? “Gidiş”ten sonra hayatı ve anlamı aramak neye karşılık geliyor?

Hikaye kavramı mistik bir şey değil. Anne rahmine düştüğümüz andan itibaren bir hayatın ve hikayenin içine doğuyoruz. Çocukluktan çıkıp kendinizle tanıştığınız, birey olduğunuz andan itibaren kendi hikayenizi bilinçli olarak yazmaya başlıyorsunuz. Hikaye fikri buradan, kendi hayat serüvenimizin kahramanı olma ve oradan dünyaya açılma arzusundan geldi.

Yanılmıyorsam ikinci kitabı yazarken Amed'de beraber gençlik çalışmalarında yer aldığınız Bulut Kişin'in şehadet haberi geldi. İlk haberi aldığınızda bir arkadaş ve yoldaş olarak neler hissettiniz?

Bulut’un şahsında tüm değerli arkadaşları saygıyla anıyorum. Bir işle ya da düşünceyle meşgulken gelen böyle bir haber sizi bambaşka bir yere sürüklüyor; sadece "keşke" dediğiniz bir noktada kalıyorsunuz. O an içimden gelen haykırışları tereddütsüzce kağıda dökmeye çalıştım. Şiir ve hikaye tam da böyle oluşuyor.

Bulut ve diğer arkadaşlar için daha iyi yazabilmeyi, onlara daha layık yaşayabilmeyi isterdik. Şehadet haberinden sonra onun bu mücadele için ne büyük bir anlam ifade ettiği konuşulunca insan hem "Keşke olmasaydı, ne güzel bir hayat yaratabilirlerdi" diye üzülüyor hem de öyle bir arkadaşla yoldaşlık ettiği için gururlanıyor. O değerlerin yanında bazen cüceleşiyor, bazen de devleşiyorsunuz. Siz de onların hayalleri peşinde sürükleniyorsunuz. Bu, anlatılması çok zor, oldukça karmaşık bir duygu.

Bir sonraki durağınız ne olacak? Türkiye'deki atmosferi de göz önüne alırsak bu sürgün durağı son bulup doğduğunuz topraklarla yeniden buluşmak sizde nasıl duygular uyandırıyor?

Orası bambaşka bir duygu. Siyasi sürecin bu aşamaya gelmesi hepimizde anlatılmaz bir heyecan yaratıyor. Yeniden köklerinle, geçmişinle ve toprağınla buluşma düşüncesi çok büyük bir heyecan. Gün gelir belki bu defa da o buluşmanın duygularını yazarız.

İkinci kitabın özü, varlıkla olan sorgulamadır. Hepimiz evrende bir yer kaplıyoruz ama bunun anlamını ne kadar biliyoruz? Kapitalizm, insanlığı kendi özünden uzaklaştırıp bir nesneye dönüştürüyor; Baudrillard'ın bahsettiği o simülasyon alanında insanları "mış gibi" yaşatarak avutuyor. Kitabın kapağında bahsettiğim Pagliaccio ve fahişe figürleri, bu sistemi en yalın anlatan örneklerdir. Bu sistem sürdükçe bizler varlığımızı sorgulamaya ve bu sorgu üzerinden yarattığımız anlam dünyasıyla hayata tutunmaya devam edeceğiz.

Yazmak bulaşıcı bir cesaret gibidir; bir kez başladığınızda gerisi gelir. Günümüz dijital dünyasında insan bazen yazmanın veya kitabın bir anlamı kalıp kalmadığını sorguluyor ama içinizde o öz duruyorsa yazmanın hâlâ büyük bir anlamı var.

Bundan sonraki çalışmalarınızı ana dilinizde yazmayı düşünüyor musunuz?

Şiir, edebiyat ve felsefe, düşündüğünüz ve okuduğunuz dille yazıldığında duygular ve imgeler çok daha kolay dökülüyor. Bundan sonraki çalışmalarımı muhtemelen ana dilim olan Kürtçe ile yapacağım. Böyle bir hedefim var.