Kadınların sesini şiire taşıyan şair: Jîla Huseynî

Şair Jîla Huseynî, erkek egemen edebi dile de itiraz eden bir söylem geliştirdi. Bu nedenle Kürt edebiyatı çevrelerinde Füruğ Ferruhzad ile karşılaştırıldı.

JÎLA HUSEYNÎ

Kürt edebiyatında kadınların görünür olma süreçleri, Kürtlerin yaşadığı ülkelerde olduğu gibi farklı ve parçalı bir seyir izliyor. Edebiyat geleneğinin temel unsurlarından biri olan sözlü kültür ve dengbêjlik içerisinde kadınların önemli katkıları bulunurken, yazılı edebiyatta da çok sayıda kadın edebiyatçı eserleriyle yer aldı. Yazılı kültürün yeterince gelişememesi ve toplumun geleneksel, baskıcı yapısına rağmen kadın edebiyatçıların ürettiği eserler ise günümüze kadar korunarak ulaştı.

Rojhilatê Kurdistan’daki kadınlar hem ulusal kimlikleri hem de ataerkil sistemin beraberinde getirdiği cinsiyetçi baskılar nedeniyle iki katmanlı bir sansürle karşı karşıya kaldı. Bu koşullarda şiir, kadınların kendi seslerini, bedenlerini, arzularını ve isyanlarını özgürce ifade edebildikleri bir alan ve görünmez kılma politikalarına karşı bir sığınak oldu.

Rojhilatê Kurdistanê’de Kürt edebiyatında yer alan ve eserleri günümüzde de canlılığını koruyan çok sayıda kadın şair ve edebiyatçı bulunuyor. Dayê Tewreza Hawrami, Dayê Xezana Serketi, Liza Xanim, Celalê Xanima Loristani, Pir Nazdar Xatuna Şirazi, Nergis Xanima Şehrezori, Xatun Dayraki Dezbar, Xatun Zerbanuya Derzyani, Semen Xanima Dewdani ve Mesture Kurdistani Erdalani, 10. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar uzanan dönemde yaşamış başlıca kadın isimler arasında yer alıyor.

Bu kadın edebiyatçıların eserleri yalnızca kendi dönemlerine değil, kendilerinden sonraki kuşaklara da aktarılırken Kürt edebiyatında kadınların varlığının ve üretiminin sürekliliğine de katkı sunuyor.

Rojhilat’ın Kürt kadın şairlerinden Jîla Huseynî, 32 yıllık yaşamına şiir, öykü, çeviri ve radyo çalışmalarını sığdırdı. Aşkı, kadınlığı, acıyı ve özgürlük arayışını şiirinin merkezine alan Jîla Huseynî, zamanla geleneksel toplumsal kabulleri sorgulayan bir edebi dil geliştirdi. 1996’da yaşamını yitiren şair, geride tamamlanmamış eserler ve kısa ömrüne sığdırdığı yoğun bir edebiyat mirası bıraktı.

Kürt şair Şêrko Bêkes’in Jîla Huseynî için kullandığı “Şiir âşıktı, Jîla da maşuktu” sözü, onun şiirle kurduğu ilişkiyi en iyi anlatan ifadelerden biriydi.

Jîla Huseynî’nin şiir serüveni erken yaşlarda başladı ve yaşamının sonuna kadar sürdü. Aşkı, kadını, özlemi ve acıyı şiirlerinde işleyen Jîla Huseynî, zamanla şiirini toplumsal normları sorgulayan bir anlatı alanına dönüştürdü. Kadınların deneyimlerini ve duygularını kendi sesinden ifade etmeye çalışan şair, kısa yaşamına rağmen Rojhilat Kürt edebiyatında kendine özgü bir yer edindi.

32 YILLIK ÖMRÜNE SIĞMAYAN ŞİİRE 15 YAŞINDA BAŞLADI

Jîla Huseynî, 21 Eylül 1964’te Rojhilatê Kurdistanê’nin Saqqez kentinde dünyaya geldi. Edebiyat ve ilim geleneği güçlü bir ailede büyüdü. Dedesi Şeyh Abdülkadir’in şair ve hattat, babası Şeyh Mehran Huseynî’nin ise yargıç, âlim ve entelektüel kimliğiyle öne çıktığı aktarılıyor. Babasının sahip olduğu zengin kütüphane, Jîla Huseynî’nin edebiyatla erken yaşta buluşmasında önemli bir rol oynadı. Bu ortamda Kürt şiirinin önemli isimleriyle tanışan Jîla Huseynî’nin edebiyata olan yeteneği, okul yıllarında öğretmenleri tarafından da fark edildi. Şiir yazmaya 15 yaşında başladı.

FARSÇADAN KÜRTÇEYE

Jîla Huseynî’nin edebiyat serüveni Farsçayla başladı. Bilinen ilk çalışmalarından biri, “Ber Bayê Çû” (Rüzgâr Gibi Geçti)adıyla aktarılan Farsça bir öyküydü. Jîla Huseynî’nin bu çalışmasının yayımlanmasını istemediği ve metnin basılmadan kaldığı belirtiliyor.

Edebi yolculuğundaki asıl dönüşüm ise 1984-1985 yıllarında yaşandı. Sanandaj Radyosu’nun Kürtçe servisinde “Îma û Gûygerakan” olarak aktarılan “Biz ve Dinleyiciler” programında çalışmaya başlaması, Jîla Huseynî’nin Kürtçe yazmaya yönelmesinde önemli bir dönüm noktası oldu.

Kürtçe edebiyata ilgisi aslında daha önce başlamıştı. Babasının kütüphanesinde Kürtçe şiirlerle tanışan Huseynî, Nali, Guran ve Qane gibi şairlerin eserlerini biliyordu. Ancak radyo çalışmalarıyla birlikte Kürtçe, onun edebi üretiminin temel dili haline geldi. Sonraki yıllarda şiirlerini ve öykülerini ağırlıklı olarak ana dilinde yazdı.

‘TOPRAK ÖZGÜRLÜĞÜ, KADIN ÖZGÜRLÜĞÜ VE SÖZÜN ÖZGÜRLÜĞÜ’

Jîla Huseynî’nin şiirinin ilk döneminde aşk, özlem, kadınlık, acı ve yaşamın kişisel deneyimleri öne çıktı. Ancak zamanla şiirinin tonu değişti. Edebi kaynaklarda bu dönüşüm, onun kendi şiirsel sesini bulması ve geleneksel toplumsal kabullere daha eleştirel yaklaşmaya başlaması şeklinde değerlendiriliyor.

Şiirlerinde kadınların yaşadığı acılara ve sınırlandırılmış yaşamlarına daha fazla yer vermeye başlayan Jîla Huseynî, erkek egemen edebi dile de itiraz eden bir söylem geliştirdi. Bu nedenle Kürt edebiyatı çevrelerinde İranlı şair Füruğ Ferruhzad ile karşılaştırıldı ve “Kürdistan’ın Füruğ’u” olarak anıldı. Bu benzetme, iki şairin kadınlık, aşk, toplumsal baskı ve özgürlük gibi temaları şiirlerinin merkezine taşımaları üzerinden kuruluyor.

Jîla Huseynî’nin şiirlerinde aşk ise yalnızca romantik bir duygu olarak kalmadı. Dizelerinde aşk; özlem, korku, yalnızlık, beden, kadınlık ve özgürlükle iç içe geçen bir deneyime dönüştü.

Şêrko Bêkes’in Jîla’nın ölümünün ardından yaptığı değerlendirmede “toprak özgürlüğü, kadın özgürlüğü ve sözün özgürlüğü” ifadelerini kullanması da şairin şiir dünyasının nasıl algılandığını ortaya koyuyor.

ARDINDA KALAN ESERLER  

Jîla Huseynî’nin hayattayken yayımlanan tek şiir kitabı Gaşay Evîn (Aşkın Sevinci), 1995 yılında Sanandaj’da yayımlandı. Ölümünün ardından ise Qalay Raz (Sırlar Kalesi) adlı kitabı yayımlandı. Kitapta Kürtçe şiirlerinin yanı sıra kısa öykülerinden seçmeler ve Farsça şiirleri de bir araya getirildi. Jîla Huseynî’nin Farsça şiirlerinden oluşan bölüme “Bārān” (Yağmur) adını verdiği belirtiliyor.

Şairin edebi üretimi şiirle sınırlı değildi. Kısa öyküler ve makaleler yazan Jîla Huseynî, çocuklar için şiirler hazırladı ve çeşitli çeviriler yaptı. Sadeq Hedayet’in “Taleb-e Maghferat” adlı öyküsünü Kürtçeye çevirdi. Ayrıca Désirée romanını Farsçadan Kürtçeye çevirmeye başladı ancak bu çalışmayı tamamlayamadı. Füruğ Ferruhzad ve Bijan Jalali’nin bazı eserlerini Kürtçeye aktarmaya yönelik çalışmaları da tamamlanamayan projeleri arasında yer aldı.

32 YAŞINDA YARIM KALAN BİR HAYAT

Jîla Huseynî’nin hayatı 27 Eylül 1996’da sona erdi. Şêrko Bêkes’i ziyaret etmek üzere Tahran’a giderken Sanandaj-Dehgolan yolu üzerinde geçirdiği trafik kazasında, 10 aylık kızı Jîna ile birlikte yaşamını yitirdi. Jîla, öldüğünde henüz 32 yaşındaydı.

Onun ölümüyle yalnızca genç bir şairin hayatı değil, henüz tamamlanmamış pek çok edebi çalışma da yarım kaldı.

Bugün Jîla Huseynî’nin adı, Rojhilat Kürt edebiyatında kısa fakat yoğun bir şiir yolculuğunun simgelerinden biri olarak anılıyor. Onu farklı kılan yalnızca erken yaşta şiire başlaması ya da genç yaşta yaşamını yitirmesi değil, kişisel deneyimlerini giderek daha geniş bir toplumsal sorgulamaya dönüştürmesiydi.

Şiiri önce aşktan konuştu. Sonra kadından, acıdan ve toplumsal sınırların içinden konuşmaya başladı.

Jîla Huseynî’nin ardında bıraktığı miras, 32 yıla sığan bir yaşamın içinde kendi sesini arayan ve bu sesi Kürtçe şiirin içinde kalıcılaştırmaya çalışan bir kadın şairin hikayesinde karşılığını buluyor.