Komün deneyimleri-I: Devlete karşı ilk örgütlenmeler

Paris Komünü’nden İspanya Devrimi kolektiflerine ve Ukrayna’daki Makhnovşçina deneyimine uzanan komünler, doğrudan demokrasi, ortak yaşam ve öz yönetim tartışmalarının tarihsel köklerini ortaya koyuyor.

KOMÜN DENEYİMLERİ

Önder Apo'nun öncülüğünde başlayan “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”nde, ulus-devlete karşı nasıl bir direniş gösterileceği ve nasıl yeni bir yaşam biçimi geliştirileceği sorularının cevabı bizi "komün"lere götürdü. Kürtçede "kom"dan türetilen ve "topluluk" olarak tanımlanan komün kavramı, küçük bir hükümet biçiminden ziyade tabanın kendini yönettiği, halkın taleplerinin karşılandığı ve doğrudan demokrasiye dayalı bir toplumsal yaşam modelini ifade ediyor.

Tarihin “bir devlet ve komün çatışmasından ibaret” olduğunun altını çizen Önder Apo, devletçi uygarlık ile demokratik toplum değerleri arasındaki mücadelenin insanlık tarihi boyunca farklı biçimlerde sürdüğüne dikkat çekiyor. Komünü, toplumun kendi iradesiyle yaşamını örgütlediği en temel yaşam biçimi olarak ele alan Önder Apo, demokratik toplumun inşasının da komünal örgütlülüğün geliştirilmesiyle mümkün olacağını vurguluyor.

Önder Apo'nun özellikle altını çizdiği “komün” fikri, salt bir tartışma ya da öneri değildir. Bu fikir, tarihin farklı dönemlerinde halkların öz yönetim, katılımcı demokrasi ve ortak yaşam temelinde geliştirdiği deneyimlerle de somutlaştı. 1871'deki Paris Komünü, 1936'daki İspanya Devrimi sırasında kurulan kolektifler ve 1918-1921 yılları arasında Ukrayna'da Nestor Makhno öncülüğünde gelişen özgür bölge deneyimi, günümüzde de tartışılmaya devam eden komünal örgütlenme örnekleri arasında yer alıyor.

PARİS KOMÜNÜ: İLK İŞÇİ YÖNETİMİ DENEYİMİ

Fransızcada “commune” sözcüğü “belediye” anlamına gelir. 1871 Paris Komünü de tam olarak bu kökenden doğdu. Amaç, Paris'in merkezi devletten bağımsız olarak, halkın doğrudan seçtiği bir belediye meclisi aracılığıyla kendi işlerini yürütmesiydi. Ancak bu belediye, klasik bir belediye yönetiminden çok daha farklıydı.

Fransa-Prusya Savaşı'nın yarattığı yıkımın, kuşatmanın, kıtlığın ve yoksulluğun ortasında, 18 Mart 1871'de hükümetin Ulusal Muhafızların toplarına el koyma girişimi, işçi sınıfının öncülüğünde halk ayaklanmasına yol açtı. Hükümet Versailles'a kaçarken, 26 Mart'ta yapılan seçimlerle oluşturulan Komün Konseyi, 28 Mart'ta Hôtel de Ville'de Komün'ü ilan etti.

Komün'ün ilanıyla birlikte, Fransa'nın bugün de kullanılan üç renkli ulusal bayrağı yerine kızıl bayrak çekildi. Bu, yalnızca bir bayrak değişikliği değil, ulusal devletin simgesi yerine işçi sınıfının, daha sonra ise sosyalist hareketin simgesi haline gelecek kızıl bayrağın tercih edilmesi anlamına geliyordu.

72 GÜNDE NELER OLDU?

Sadece 72 gün süren bu süreçte Komün, halkın temel ihtiyaçlarını karşılamak için somut adımlar attı. Düzenli ordu kaldırılarak yerine, silah taşıyabilecek tüm yurttaşların katıldığı Ulusal Muhafızlar tek silahlı güç haline getirildi. Kamu görevlileri seçimle belirlendi ve maaşları ortalama işçi ücretiyle sınırlandırıldı. Kilise ile devlet birbirinden ayrıldı; eğitim laik, ücretsiz ve zorunlu hale getirildi. Gece fırın işçiliği yasaklandı, iş günü kısaltılmaya başlandı ve keyfi maaş kesintileri kaldırıldı. Kira borçları silindi, boş konutlar yoksullara açıldı, el konulan dükkanlardaki eşyalar sahiplerine iade edildi. Terk edilmiş atölyeler işçi kooperatiflerine devredildi. Kadınlar eğitim, sağlık ve savunma alanlarında aktif rol aldı.

Ancak en dikkat çekici uygulamalardan biri, Komün Konseyi üyelerinin seçilme biçimiydi. Bu, klasik anlamda temsili bir seçim değildi. Seçilen temsilciler, kendilerini seçen yurttaşlar tarafından her an geri çağrılabiliyordu.

KANLI HAFTA

Bu adımlar, mülkiyet ilişkilerini ve merkezi otoriteyi doğrudan sorguladığı için Versailles hükümeti tarafından ortadan kaldırılmak istendi. Komün, yalnızca bir belediye değil, işçilerin ve yoksul halkın kendi yaşamlarını örgütleyebileceğini gösteren somut bir örnekti. Bu durum, büyük toprak sahipleri, sermaye sınıfı ve merkezi devletin dayandığı düzen açısından kabul edilemezdi.

Thiers hükümeti, Prusya'nın da desteğiyle saldırıya geçti. Doğu cephesinden çektiği birlikleri Paris Komünü'nü ezmek için konuşlandırdı ve Paris'i kuşatma altına aldı. Ancak 21 Mayıs 1871'de başlayan “Kanlı Hafta’ya (La Semaine sanglante) kadar geçen yaklaşık iki aylık süre, Komünarların siyasi hedeflerine ulaşması için yeterli olmadı.

Kuşatma ve imha harekatı boyunca, tahminlere göre 10 bin ile 15 bin arasında Komünar kurşuna dizildi. 1876'da yapılan bir tespite göre ise bu sayı 20 bine ulaştı.

Versailles güçleri 43 bin 522 Komünarı esir aldı. Bunlardan 15 bini mahkemeye çıkarıldı; 13 bin 500'ü “suçlu” bulundu, 95'i idam cezasına çarptırıldı, 251'i zorunlu çalışmaya mahkum edildi ve bin 169'u başta Yeni Kaledonya olmak üzere sömürge bölgelerine sürüldü. Böylece, 72 gün boyunca direnen Paris Komünü düştü.

İSPANYA: FRANCO’YA KARŞI ÖZGÜR TOPLUM

General Francisco Franco'nun 1936 Temmuz'unda gerçekleştirdiği askeri darbe, İspanya'yı faşist bir diktatörlüğe sürükledi. Ancak darbeye karşı direniş de aynı günlerde örgütlenmeye başladı. Cumhuriyetçi bölgelerde, özellikle CNT-FAI'nin güçlü olduğu Katalonya, Aragon ve Valencia'da işçiler ile köylüler, darbeyi püskürtmekle kalmadı; devlet aygıtının çökmesiyle birlikte kendi yaşamlarını da örgütlemeye başladı. Bu kolektifler, Franco'nun faşist rejimine karşı hem silahlı hem de toplumsal bir direnişin ifadesi olarak ortaya çıktı.

Katalonya'da fabrikalar, ulaşım, limanlar ve kamu hizmetleri işçi komitelerinin denetimine geçti. Üretim, savaşın ihtiyaçlarına göre yeniden örgütlendi. Aragon'da ise yaklaşık 450 tarım kolektifi, yüz binlerce köylüyü kapsadı. Toprak, tarım aletleri ve hayvanlar ortaklaşa kullanıldı; birçok yerde para dolaşımdan kaldırılarak dağıtım ihtiyaçlara göre yapıldı. Köy meclisleri doğrudan demokrasi ilkesiyle işledi, eğitim ve sağlık hizmetleri yaygınlaştırıldı. Kolektifler, cepheye erzak ve silah göndererek savaşa katkı sundu. Gönüllü milisler de Aragon Cephesi'nde Franco güçlerine karşı savaştı.

Direniş, gündelik yaşamın her alanında sürdü. Kolektifler, saldırılara ve savaş koşullarına rağmen üretimi sürdürerek halkın temel ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştı. Eğitimden sağlığa, ulaşımdan gıda dağıtımına kadar birçok hizmet, merkezi devlet yerine yerel komiteler ve halk meclisleri tarafından yürütüldü. Böylece savaşın ortasında bile devlet otoritesine dayanmayan bir toplumsal örgütlenmenin mümkün olduğu ortaya konuldu.

TASFİYE SÜRECİ

Ancak 1937'den itibaren Cumhuriyet hükümeti ile Sovyetler Birliği'nin etkisindeki İspanya Komünist Partisi, merkezi askeri ve siyasal otoriteyi yeniden tesis etmek amacıyla kolektifleri tasfiye etmeye başladı. Barselona'da yaşanan “Mayıs Olayları”nın ardından çok sayıda kolektif dağıtıldı, milis güçleri düzenli orduya bağlandı ve yerel meclislerin yetkileri sınırlandırıldı. 1939'da Franco'nun İç Savaş'ı kazanmasıyla birlikte ise kolektiflerin neredeyse tamamı ortadan kaldırıldı. Binlerce kişi idam edildi, hapsedildi ya da sürgüne gönderildi.

ÖZERK TOPLULUKLAR SİSTEMİ

Her ne kadar kolektifler sona ermiş olsa da İspanya'da yerel yönetim ve özerklik tartışmaları hiçbir zaman ortadan kalkmadı. Franco diktatörlüğünün sona ermesinin ardından hazırlanan 1978 Anayasası ile ülke, farklı tarihsel ve kültürel kimlikleri tanıyan "özerk topluluklar sistemi"ne geçti.

Bugün Katalonya, Bask Bölgesi (Euskadi), Galiçya ve Endülüs'ün de aralarında bulunduğu 17 özerk topluluk; eğitim, sağlık, kültür ve yerel yönetim gibi birçok alanda geniş yetkilerle kendi kurumlarını yönetiyor. Bu yapı, 1936 Devrimi sırasında ortaya çıkan komünal örgütlenmenin doğrudan bir devamı olmasa da yerel demokrasi ve öz yönetim tartışmalarının İspanya siyasetindeki etkisini sürdürdüğünü gösteriyor.

UKRAYNA: MAKHNOVŞÇİNA VE KÖYLÜ KOMÜNLERİ

1917-1921 yılları arasında, Rus İmparatorluğu'nun çöküşü ve iç savaşın yarattığı kaos ortamında, Ukrayna'nın güneydoğusunda Nestor Makhno öncülüğünde "Özgür Bölge" ya da "Makhnovşçina" olarak anılan komünal bir yönetim deneyimi gelişti. Gulyaypole merkezli bu oluşum, yoksul köylülerin toprak talebi, savaşın yarattığı yıkım ve merkezi iktidarların baskısına karşı ortaya çıktı. Kısa sürede yüzlerce köyü kapsayan bölgede köylüler, kendi meclislerini kurarak yaşamlarını ortak kararlarla örgütlemeye başladı.

Burada devlet kurumlarının yerine, partilerden bağımsız çalışan "özgür sovyetler" oluşturuldu. Delegeler doğrudan halk tarafından seçiliyor, istenildiğinde görevden alınabiliyor ve alınan kararlar köy toplantılarında tartışılarak uygulanıyordu. Toprak, “işleyenin toprağıdır” ilkesi doğrultusunda yeniden paylaştırıldı. Büyük çiftlikler, ortak üretimin yapıldığı tarım komünlerine dönüştürüldü. Tarım araçları, hayvanlar ve ürünler ortaklaşa kullanıldı. Ortak mutfaklar, imece usulü üretim ve karşılıklı dayanışma, yeni yaşamın temelini oluşturdu.

TÜM HALKLARIN BÖLGESİ

Makhnovşçina, aynı zamanda farklı etnik ve dini toplulukların bir arada yaşayabileceği bir toplumsal düzen arayışıydı. Burada Ukraynalılar, Ruslar, Yahudiler ve farklı halklar birlikte yaşıyordu. Kadınlar üretimde, sağlık hizmetlerinde ve yerel meclislerde aktif görev üstlenirken, eğitim çalışmalarına da önem verildi.

Askeri alanda ise “Devrimci İsyan Ordusu”, gönüllülük esasına göre örgütlendi. Hareket, bir yandan Çarlık yanlısı Beyaz Ordu'ya ve yabancı işgal güçlerine karşı mücadele ederken, diğer yandan zaman zaman Bolşeviklerle de çatıştı. Ancak bu deneyim uzun ömürlü olmadı. 1921 yılında Kızıl Ordu'nun operasyonlarıyla Özgür Bölge dağıtıldı, Makhno sürgüne gitmek zorunda kaldı ve komünal yönetim deneyimi sona erdi.

Buna rağmen Makhnovşçina, devlet yerine yerel meclisleri, zorunlu hiyerarşi yerine gönüllü örgütlenmeyi ve merkezi otorite yerine komünal yaşamı esas alan tarihsel örneklerden biri olarak hala hafızalardaki yerini koruyor.

Bu deneyimler, her ne kadar farklı tarihsel koşullarda ortaya çıkmış ve çoğu askeri saldırılar sonucunda sona erdirilmiş olsa da halkın kendi yaşamını doğrudan örgütleyebilme iradesini ortaya koydu. Ekonomiden eğitime, üretimden savunmaya kadar yaşamın bütün alanlarında halkın kendi iradesiyle örgütlenmesini esas alan bu deneyimler, ulus-devlete karşı "komünar toplum"un mümkün olabileceğini gösteriyor.

Yarın: Komün deneyimleri II: Günümüzde komünal yaşam arayışları