Geçtiğimiz son iki hafta Kürt aileleri için çok zorlu geçti. Çerçeve Yasa’nın tartışıldığı bugünlerde Kürt aileler, yıllarca yolunu gözledikleri ve adil bir barış sonucunda kavuşma umudunu diri tuttukları çocuklarının şehadete ulaştığı haberini aldı.
İstanbul’da Medeniyetler Beşiğinde Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma, Dayanışma, Birlik ve Kültür Derneği (MEBYA-DER) öncülüğünde yapılan taziye ve anma etkinliklerinde, “Şehîd Namirin” sloganları eşliğinde anılan HPG ve YJA Star gerillalarının ailelerinin sessizce döktüğü gözyaşlarında, yıllarca yaşanan acılar ve ödenen bedeller vardı.
Bu zorlu dönemde ailelere en büyük desteği veren ve kendisi de iki çocuğu Leyla ile Welat Bingöl’ü Kürt Özgürlük Mücadelesi’nde yitiren MEBYA-DER Üçüncü Bölge Eşbaşkanı Bahattin Bingöl, ANF’ye konuştu.
‘KÖY YAKMADAN İŞKENCEYE, ZORUNLU GÖÇE KADAR BİTMEYEN ZULÜM’
Oğlu Welat’ı Dersim’de, kızı Leyla’yı Kobanê’de şehit veren Bahattin Bingöl ve ailesinin hayat öyküsü, Kürt meselesindeki neden-sonuç ilişkisini gözler önüne seren yaşanmışlıklardan sadece bir örnek. Mûş’un Kop (Bulanık) ilçesine bağlı Şilana köyünde muhtarlık yapan Bahattin Bingöl’ün köyü, 1994 yılında devletin koruculuk dayatmasını kabul etmemeleri nedeniyle yakıldı.
Ailesiyle apar topar Kop ilçesine göç etmek zorunda kalan Bingöl, yaşadıklarını şöyle anlattı:
“Oğlum Welat doğalı birkaç gün olmuştu. Devletin korucu olma dayatmasını kabul etmediğimiz için köyümüz yakıldı. Hiç unutmam, 12 Nisan 1994 tarihiydi ve sabah erkenden askerler köyümüze baskın yaptı. O zaman köyün nüfusu 294 kişiydi ve herkes bizim gibi göçe zorlandı. Onlar da bizim gibi Bulanık ilçesine taşınmak zorunda kaldı. Öyle bir baskı havası hakimdi ki aileler, bir yıllığına kiraladıkları evlerden 15 günde zorla çıkarılıyorlardı.
Bulanık’ta 1999’da Muş İl Genel Meclisi üyeliği yaptım. Bu süreçte yüzlerce kez gözaltına alındım. Nezarethanelerin bodrumlarında, çamaşırhanelerde günlerce Filistin askısından falakaya, aklınıza gelebilecek her çeşit işkenceye maruz kaldım. Devletin güvenlik güçleri sürekli beni, ‘Ya seveceksin ya dağa çıkacaksın’ diye tehdit ediyordu.
2000’li yıllarda baskı ve işkencelerin yoğunlaşması üzerine tüm ailemi alarak bu defa da İstanbul’a göç etmek zorunda kaldım.”
‘ÇOCUKLARIM ÇOK ETKİLENDİ VE BU, ONLARIN POLİTİK ÇİZGİSİNİ BELİRLEDİ’
Sekiz çocuk babası olan Bingöl, Welat ve Leyla’nın da diğer çocukları gibi devlet baskısı altında büyüdüğünü ve bundan çok etkilendiklerini söyledi. Çocukken Mûş’ta okula giderken, Kürdistan’daki birçok okulda olduğu gibi Kürtçe konuşmanın yasak olduğunu anlatan Bingöl, şöyle konuştu:
“Kürdistan’da okula giden bütün çocuklar hem öğrenim yoksunluğu hem de anadilleri olan Kürtçeyi konuşmaları nedeniyle büyük baskı görüyordu. Benim çocuklarım da Kürt kimliğinin yok sayılmasına ve benim defalarca işkenceyle gözaltına alınmama şahit oldular ve çok etkilendiler. Bu da onların politik çizgisini belirledi. Önce Welat dağa çıktı, ardından Leyla.
‘LEYLA VE WELAT’I MUŞ BULANIK’TA YAN YANA DEFNETTİK’
Leyla, Kobanê’de DAİŞ ile yaşanan çatışmalar sırasında 7 Ekim 2014’te şehadete ulaştı. Welat da 2018’de Dersim’de şehit düştü. Leyla ile en son Rojava’dayken telefonla konuştuk ama Welat ile hiçbir zaman iletişimimiz olmadı. Kobanê’de çatışmaların yoğun olduğu süreçte abimin ve ablamın çocukları da oradaydı. O yüzden biz onlardan haber almak için sınırda nöbet tutuyorduk. Leyla’nın şehit düştüğünü oradayken öğrendim. Altı ay sonra ancak naaşını alabildim. Fakat Welat’ın şehit olduğunu ancak hayatını kaybetmesinden iki ay sonra öğrenebildim. DNA testlerini verdikten bir ay sonra Welat’ın cenazesini Malatya’daki Kimsesizler Mezarlığı’ndan aldık. Leyla ve Welat’ı Muş’un Bulanık ilçesinde yan yana defnettik.”
‘BİZ ÇOK AĞLADIK, BUNDAN SONRA BAŞKA ANNE BABALAR AĞLAMASIN’
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni desteklediğini vurgulayan Bingöl, şunları belirtti:
“Ben iki şehit babası olarak onurlu bir barışı gönülden destekliyorum. Çocuklarımın bugünleri görmesini isterdim tabii ki. Ama onlar kendileri için hiçbir şey istemediler, halklarının özgürlüğü için mücadele ettiler ve bu uğurda şehit oldular. Ben çocuklarımla gurur ve onur duyuyorum. Eğer bugün Kürt halkının özgürlüğünden, onurlu bir barıştan söz ediliyorsa bu, onların mücadelesi sayesinde oldu.
Evet, biz çok çektik ve çok ağladık ama bundan sonra başka anne ve babaların ağlamasını istemiyoruz. Tek isteğimiz budur. En iyi şey barıştır, barışın olması elzemdir.”
‘ÖNDERLİĞİMİZE, GÜCÜMÜZE VE HALKIMIZA GÜVENİYORUZ’
İki çocuğu da siyasi nedenlerden dolayı Avrupa’da sürgünde olan Bingöl, Çerçeve Yasa’nın bir ceza ve pişmanlık dayatmasına dönüşmemesi gerektiğini vurguladı. Çocuklarına kavuşmayı umduğunu ifade eden Bahattin Bingöl, şöyle konuştu:
“Benim iki çocuğum da Avrupa’da sürgünde. Umarım onlara kavuşuruz. Çerçeve Yasa bu anlamda önemli. Önderliğin dediği gibi, ‘Bin kilometrelik yol bir adımla başlar’. Bu bir başlangıçtır. Eksikler de tamamlanacaktır. Çünkü adımlar atılmadan geniş bir çerçeve çizilemez. Geniş çerçevenin çizilebilmesi için normal adımların atılması şarttır. Önderliğin ortaya koyduğu çerçeve, zaten herkes tarafından olumlu karşılanan bir yasadır. Kendisi de açıkça belirtiyor: ‘Ne kandırırız ne de kandırılırız’ diyor. Bundan dolayı biz önderliğimize, gücümüze ve halkımıza güveniyoruz.”
ANNE BEZAR BİNGÖL: ‘ARTIK ONURLU BİR BARIŞ VE HER TÜRLÜ ACININ, BASKININ BİTMESİNİ İSTİYORUZ’
Sekiz çocuğunun ikisi şehit, diğer iki çocuğu da sürgünde olan anne Bezar Bingöl ise, şehitler sayesinde bugünlere gelindiğini hatırlatarak şunları söyledi:
“Onurlu bir barış için zindanların kapıları açılmalı, herkesin kendisini rahatça ifade edebilmesi ve sürgündeki çocuklarımızın hiçbir dayatma olmadan geri dönebilmesi gerekiyor. Ben iki çocuğumu kaybettim ve her gün onların acısıyla yaşıyorum. Artık onurlu bir barış istiyoruz; her türlü acının ve baskının bitmesini istiyoruz.”