Medya Haber ekranlarında yayınlanan özel programda gazeteci Erdal Er’in sorularını yanıtlayan KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, gündeme ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.
Meclis'ten geçen Çerçeve Yasa ile Kürt sorununun çözülmeyeceğini ama bir başlangıç olduğunu belirten Karasu, Önder Apo’nun konumu konusunda görüşmelerin devam ettiğini söyledi. Önder Apo devreye girmeden bu sürecin yürütülemeyeceğini bir kez daha vurgulayan Karasu, “Önderliğin süreci bizzat yürütmesi gerekiyor. Silahsızlanma olacaksa da onun Önderlik tarafından yürütülmesi gerekiyor. Şöyle olamaz yani, hadi silahları bırakın, gelin. Böyle bir şey yok. Biz böyle bir silah bırakmaktan söz etmiyoruz. Türkiye’ye dönüş olacaksa orada demokratik siyasal mücadele yürütmek istiyoruz” dedi.
Sanal medyada yer alan İmralı tutanaklarının süreç karşıtları tarafından çarpıtıldığına dikkat çeken Mustafa Karasu, görüşmeler üzerinde bu kadar provokasyon yapılmasının ve sabote edilmeye çalışılmasının izlenen yöntem yetersizliğinden kaynaklandığını da sözlerine ekledi. Önder Apo, basınla, aydınlarla görüşebilseydi, kamuoyuyla görüşlerini sorunsuz bir şekilde paylaşabilseydi bu tür provokasyonların olamayacağını kaydeden Karasu, kendilerinin de bazı kanallar üzerinden görüşme yapabildiklerini ama Önderlikle artık doğrudan, yüz yüze görüşmeleri gerektiğinin altını çizdi.
50 yıllık özgürlük mücadelesinde Kürt halkının çok bilinçlendiğini belirten KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, hareket olarak Barış ve Demokratik Toplum sürecini halkla birlikte yürüteceklerini, Kürt halkının gücüne ve yaratılan değerlere güvendiklerini ifade etti.
Geçtiğimiz günlerde kimlikleri açıklanan Kürdistan şehitlerini anan Karasu, şehit ilanlarının kesinlikle Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nden kopuk olmadığını, tam tersi süreci destekleme amaçlı olduğunun altını çizdi. Bazı çevrelerin tahriklerine rağmen şehit ailelerinin de yaptıkları konuşmalarda barış istediklerini, Önder Apo’nun özgürlüğünü ve sürecin başarıya ulaşmasını istediklerini hatırlatan Mustafa Karasu, bu anmaların sürece olumlu bir katkı sunacağına inandıklarını ifade etti.
Çözüm süreciyle ilgili, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’yle ilgili son atılan adımlarla birlikte ikinci aşamaya geçildiğini sizler, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, devlet tarafı, hükümet tarafı açıkladı. Bu aşamayla birlikte de oluşturulan komisyonlar var. Bir üst kurul, dolayısıyla alt komisyonlar var. Bunlardan birine de, Silahsızlanma ve Siyasallaşma Komisyonu’na Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan başkanlık yapacak. Nedir bunun içeriği, görev tanımı, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın görev tanımı? Pratik olarak süreç başladı mı ya da neyi bekliyoruz?
İki yıla yakındır Barış ve Demokratik Toplum Süreci sürüyor. MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin Ekim ayındaki çağrısıyla birlikte bu süreç başladı diyelim. Önder Apo, Devlet Bahçeli’nin çağrısına yönelik, ben bu süreci, yani çatışmalı durumu, Kürt sorununu siyasi ve hukuki zemine çekebilirim, dedi. Ve böyle bir çağrıyla cevap verdi. Ondan sonra görüşmeler oldu İmralı’da ve daha sonra Önder Apo 27 Şubat 2025’te Barış ve Demokratik Toplum çağrısı yaptı. Bu çağrıda partinin kendini feshetmesi, yani PKK’nin kendini feshetmesi ve Türkiye’ye karşı silahlı mücadeleyi sonlandırma çağrısı yaptı. Buna karşı biz hemen bir gün sonra bu çağrıya çatışmasızlık kararı alarak cevap verdik. 5 ve 7 Mayıs tarihleri arasında da PKK Kongresi’ni toplayarak PKK’yi feshettik ve Türkiye’ye karşı silahlı mücadeleyi sonlandırdık. Ve o günden bugüne süreç sürüyor.
Bu aşamada bazı yaptıklarımız oldu. KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanımız Besê Hozat’ın öncülüğünde 30 arkadaşın silah yakması oldu. Yine Bakûr’dan çekilen askeri güçlerin çekilmesine yönelik Sabri arkadaş bir açıklama yaptı. Süreci bu yönle biz ilerletmeye çalıştık. Fakat tabii süreç aslında bizim istediğimiz hızla gelişmedi. Bizim bu adımlarımıza karşı AKP-MHP ittifakı, iktidarı, bunlar gereken cevabı vermediler. Yani bu yönlü bir gecikme oldu. Bu süreçte birçok şey oldu, tartışmalar oldu. Önderlikle görüşmeler oldu. Yine Önderlikle bizim aramızda gidip gelen heyetler oldu. Yine devlet heyetiyle bizden bazı arkadaşların belli yerlerde görüşmeleri oldu. Yani böyle yoğun bir trafik olduğunu söyleyebilirim. Daha sonra bu çerçeve yasanın çıkması gündeme geldi. Bu, Önder Apo’yla tartışıldı. Aslında bir yol haritası da ortaya çıktı. Fakat daha sonra işte artık neler yaşandıysa, tabii biz biraz bunu NATO toplantısına bağladık. İşte İran’daki gelişmelere bağladık.
Türkiye biraz bunların sonucunu görerek mi acaba adım atacak yaklaşımıyla, bu gecikmeyi, çünkü yol haritası vardı, tartışılmıştı. İşte Önderlikle belli bir uzlaşmaya varacaklardı. Bir ortak görüş ortaya çıkacaktı bu yasa konusunda. Daha sonra bizim görüşümüz de alınacak ve bu yasa Meclis’e sunulacaktı. Böyle bir süreç bekleniyordu fakat olmadı. Daha sonra bir görüşme oldu Önderlikle. Önderlikle görüşme oldu gecikmeli de olsa. Orada yine bu yasa konusu tartışıldı. Önderlik düşüncelerini belirtti. Fakat bu da yine pratikleşmedi. Gecikmeli bir durum ortaya çıktı. Erkenden Önder Apo belli görüşlerini sunmuştu. 6-7 maddelik görüşlerini sunmuştu. Bu tartışılacaktı hükümet tarafından. Ondan sonra İmralı’ya gelecekti. O da biraz gecikmeli oldu. Bu süreçte basına çerçeve yasanın içeriği konusu yansıdı. Buna karşı biz bir açıklama yaptık. Yine düşüncelerimizi belirli aracılarla devlet yetkililerine ilettik.
Bu sürede Önderlikle bir görüşme oldu. Bu görüşmede yasa tartışıldı. Fakat bu yasada Önderliğin görüşleri de bizim görüşlerimiz de çok fazla dikkate alınmadı. Bunu belirtebilirim. Bir süreç var. Bu açıktan bellidir. Kürt sorunudur. Kürt sorununu çözme, demokratikleşme temelinde tartışmaların yapıldığı bir süreçtir. Biliyorsunuz, o Meclis Komisyonu olmuştu. Meclis Komisyonu’nun yaptığı tartışmalar, Meclis’teki görüşmelerin çoğu Kürt sorunu ve demokratikleşme üzerine yapılan tartışmalardı. Bu açıdan Önder Apo bu yasayı bir başlangıç olarak, bu sürecin bir yasaya kavuşması olarak, çatışmasızlığın kalıcılaşacağı ve bunun arkasından da demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümünün gerçekleşmesinin bir başlangıcı olarak değerlendirdi, itiraz etmedi. Bir başlangıçtır, dedi. "Bin adım, bir adımla başlar" dedi. Ve en önemlisi de Önder Apo bu tartışmalar sırasında şunu belirtti: “Önemli olan bu yasa çıktıktan sonra bana rol verilecek mi? Ben rolümü oynayabilecek miyim? Benim toplumla, örgütle ilişkilerim gelişebilecek mi? Bu benim için önemlidir. Bu olursa bu yasa bir başlangıç olur. Gelişmeler olur” dedi. imdi bu noktadayız.
Bir konuya açıklık getirebilir misiniz? Şimdi siz dediniz ki bizim de, Önderliğimizin de aslında yasaya onayı yok. Fakat başlangıç olması açısından bir şekilde evet dedik bu sürece. Tam olarak onayınızın olabilmesi için, çünkü tabanınızın da, Kürt halkının da bu konuda itirazları var. Birçok çevre de şunu söyledi. Ya bu Kürt sorununun demokratik çözümü değil de Kürt sorununun demokratik çözümüne giden ilk adımdır. Aslında hareket olarak siz de bu şekilde formüle ettiniz. Tam olarak bu yasaya onay olabilmesi için ne olması gerekiyor?
Şöyle; reddeden bir yaklaşımımız olmadı. Yani reddediyoruz, kabul etmiyoruz biçiminde bir yaklaşımımız olmadı. Ama bizim önerilerimiz vardı. Bir, işte böyle terör kavramı kullanılmasın, böyle ifade edilmesin. Diğer taraftan bu süreç sadece bir silahsızlanma, silah bırakma biçiminde olmasın. Böyle bir yaklaşım olmasın. Diğer taraftan da bu yasayla birlikte demokratik adımların atılacağı, demokratikleşme adımlarının atılacağının belirtilmesi gerekir, dedik yasada. Önder Apo da çeşitli biçimlerde yasanın böyle kategorize edilmemesini, bütün örgüt yapısıyla aynı anda bu yasanın pratikleşmesini. Tabii ki hemen bu yasayla Kürt sorunu çözülmeyecek. Ama bu yasanın Kürt sorununun çözümünün böyle önünü açacak, onu belirli düzeyde ortaya koyacak bir çerçevede olmasını belirtti. Bizim de yaklaşımımız öyleydi, kamuoyunun beklentileri de öyleydi. Fakat onlar bazı hukuki gerekçeler, belli siyasi ortam gerekçeleri gösterilerek ilk aşamada yasanın böyle olması gerektiğini, daha sonra diğer adımların gelebileceğini bu yasadan sonra öyle bir yaklaşım ortaya koymuşlardı. Bu nedenle Önder Apo bir başlangıç olarak reddetmedi.
Meclis Komisyonu raporuna ne diyorsunuz? Hükümet daha çok Meclis Komisyonu raporunu referans gösteriyor. Aslında orada demokratikleşme vurguları olduğunu söylüyor. Bunu hayata geçireceğiz, diyorlar zaman içerisinde.
Meclis Komisyonu’nun raporunun aslında yetersizlikleri vardı, hataları da vardı. Fakat belli konulara değinmişti. Aslında çok açık biçimde olmasa bile birkaç yerde bu Kürt sorununun çözümünün sadece güvenlik politikalarıyla olmayacağını kabul eden bir yaklaşım içindeydi. Bu olumluydu. Öte yandan sorunun bir demokratikleşme sorunu olduğu, bununla çözülebileceği biçiminde bir yaklaşım da vardı. Öte yandan 7. bölümde sanıyorum, orada AİHM kararlarının, Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının uygulanması isteniyordu. Gerçekten onların uygulanması, 7. bölümdeki kararların uygulanması böyle demokratikleşme açısından önemli bir adım olurdu. Kamuoyunu rahatlatırdı. Sürece toplumsal desteği artırırdı. Muhalefetin ikircikli tavrını netleştirir, sürece desteği artırırdı.
Fakat komisyon bu öneriyi sunmasına rağmen 7. maddedeki demokratikleşme, bazı tutukluların serbest bırakılmasını, Anayasa Mahkemesi’nin ve AİHM kararlarının uygulanmasının gerçekleşmesini istiyordu. Bunlar olmadı. Aslında bunların bütünü basında da tartışılıyor. Gerekli tartışmalar yapıldığında bunlar için bir şeye de gerek yok. Yasa çıkarmaya, yasa değiştirmeye, yasa değiştirmeden bizzat hükümetin kendi iradesiyle atacağı adımlardı. Bunları da yapmadılar. Tabii bunların yapılmaması ister istemez kamuoyunda niye yapılmıyor? Bu adımlar atılmayacaksa bu kadar köklü sorun nasıl çözülecek gibi tabii kuşkular, kaygılar haklı olarak kamuoyunda dile getiriliyordu.
Sizde var mı? Çünkü şöyle bir durum da var. Çerçeve yasayla birlikte yöneticiler kapsam dışı bırakılıyor. Yine Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın durumunda bir belirsizlik var. Kapsam dışı bırakılıyor. Hem Kürt halkında, demokratik kamuoyunda buna yönelik de tepkiler var. Bu nasıl olacak? Şimdi Kürt meselesi güvenlik meselesi olmadığına göre birkaç gün önce MHP’li isim Feti Yıldız da Kürt meselesi sadece güvenlik meselesi değil, silah meselesi değil. Demokratikleşme meselesidir. Temel haklar meselesidir aynı şekilde, dedi. Tabii ki siyasal haklar meselesi de var. Bu nasıl aşılacak? Burada hangi noktadayız?
Şimdi şu açıktır. Bu sorun bir silahsızlanma sorunu değil. Evet, silahsızlanmanın da olması gerekiyor. Diyelim siyasal mücadele, siyasal çözüm açısından bu gerekli. Evet, biz bu nedenle silahlı mücadeleyi sonlandırdık. Ama süreci sadece bununla ele almak tıkar. Sorunu çözmez. Bu açıdan zaten Meclis’teki tartışmalarda da, yasa tartışmalarında da herkes dedi, bu bir demokratikleşme sorunu. Bunu CHP de söyledi, Yeni Parti de söyledi. Diyelim işte Yeni Yol Grubu var. Onlar da söyledi. Zaten DEM Parti sürekli söylüyor. Bu bakımdan bu sorunu silahsızlanmaya indirgememek ve demokratikleşme adımları atmak gerekiyor. Yoksa sürecin ilerlemesi söz konusu olmaz. Demokratikleşme olmasa nasıl sorun çözülecek?
Diğer taraftan gerçekten bunu kategorize etmek sorundur. Sen şimdi diyorsun, şu kadar gelecek, 2 bin kişi, 3 bin kişi gelecek, yöneticiler kalacak, 800 kişi kalacak. Nasıl olacak? Bu sorun değil mi? Bu yöneticiler ve 800 kişi ne yapacak? Kendisini nasıl koruyacak? Kendisini koruyacak. Kendisini korumak için silahlı güvenliği de olacak. Bu yönüyle işte şunlar gelecek, geldikten sonra Milli Güvenlik Kurulu teyit edecek. Peki, yöneticilerin durumu ne olacak? 800 kişinin durumu ne olacak? Bu böyle olabilir mi? Hadi bunlar da silahsızlandı, geldi. Tamam. Öyle mi düşünüyorlar? Bilemiyorum. Örgütün altını boşalttık zaten. Diyelim savaşçılarını da getirdik. Artık herhangi bir konuda adım atmaya gerek yok mu? Böyle bir yaklaşım mı var? Kuşku duyanlar çıkar. Çıkabilir. Biz illa da böyledir demiyoruz. Ama gerçekten şey bir durum.
Orada bilmediğimiz, kamuoyunun bilmediği bir planı var mı Ankara’nın? Ya da hükümetin, devletin? 800 kişiyle ilgili. Önce şu olsun, ardından da şunu yapacağız. Bir yol haritası var mı? Ya da halen konuşuluyor mu, tartışılıyor mu?
Konuşmalar oluyor. Ya da duyuluyor. Ya da kulağımıza geliyor. Bunlar işte belli şeyler, silahlarını bırakacak. Şöyle suç işlememişler, veyahut da şu kategoriye girmemişler, yönetici rolünü oynamamışlar, silahlarını bırakacak, diğerleri de işte bir yerlere, kamplara yerleştirilecek gibi şeyler duyuyoruz yani. Hewlêr’de, Süleymaniye’de, şurada burada kamplara yani götürülebilir mi?
Siz böyle bir şeyi kabul eder misiniz?
Mümkün değil. Dünyada her şey olur, böyle bir şey olmaz. Biz öyle bir hareket değiliz. Biz irademizi götürüp belli kamplarda sınırlayan, kontrol altında olan bir hareket olamayız. Biz Kürt sorununu çözmek istiyoruz. Türkiye’ye gidip demokratik siyaset yapmak istiyoruz. Türkiye’deki demokrasi mücadelesinin parçası olmak istiyoruz. Böyle bir devrimci demokratik hareketiz. Bize böyle işte gidecekler, şurada kamplarda bekleyebilirler gibi yaklaşımı kimse düşünmemeli. Fakat ben şunu düşünüyorum, Türk devleti de bizi tanıyor. PKK’yi tanıyor, hareketi tanıyor. Bizim böyle bir şeyi kabul etmeyeceğimizi onlar çok iyi biliyor.
İzninizle bir şey sormak istiyorum bu konuda. Haklı olarak merak edilir. Aranızda bir temas doğrudan var mı? Dolaylı ya da aracılar üzerinden konuştuğunuzu söylüyorsunuz. Hem sizinle devlet arasında ya da hükümet arasında, dolayısıyla Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’la bir temas var. Bunlar konuşulmuyor mu? Bu temaslar var mı, yok mu şu anda?
Bizimle, Önderlik, İmralı arasında bir temas var. Karşılıklı görüşlerin gidip geldiği bir kanal var. Böyle bir ilişkimiz var. Böyle bir ilişki var. Yoksa nasıl olacak? Bu sorun bizi ilgilendiriyor. Bizi ilgilendiren sorun konusunda bizim devletle hiç ilişkimiz olmayacak, bizim Önder Apo’yla hiç ilişkimiz olmayacak, bu süreç nasıl yürüyecek? Mümkün mü? Akıllı olan sıradan bir insan bile başka türlü olmayacağını düşünür. Tabii ki kanal da var. Zaman zaman bazı devlet yetkilileriyle bizim bazı arkadaşlarımızın belli mekanlarda, yerlerde oturup tartışmaları var, görüşmeleri var. Bazı konularda pratik adımlar atılıyor. İşte devletin rahatsızlıkları oluyor belli konularda. O iletiliyor. O konu tartışılıyor. Ya da bizim rahatsızlıklarımız oluyor.
Diyelim işte devlet yetkilileriyle bizim arkadaşlar bir araya gelip tartışıyorlar. Bu normaldir. Bu niye böyle oluyor demenin hiçbir anlamı yok. O zaman nasıl çözülecek? Eğer İmralı ile bizim aramızda hiçbir ilişki olmayacaksa, hiçbir görüşme olmayacaksa, karşılıklı görüş alışverişi olmayacaksa, yine bizim devletle karşılıklı ilişkimiz, görüş alışverişimiz olmayacaksa, zaman zaman belli konularda bir araya gelmeyeceksek bu sorun nasıl çözülecek? Bu devasa sorun, 50 yıllık bir mücadele, işte 42 yıllık savaş sorunu nasıl çözülecek? Bu bakımdan yani siz sordunuz da yani sormadan da bunların hepsinin kamuoyu tarafından, halk tarafından, herkes tarafından bilinmesi gerekiyor.
Kamuoyu çok bunları yadırgamıyor. Olması gereken o. Eğer ilişki yoksa yadırganır bu tür durumlarda. Fakat bazı milliyetçi birtakım çevreler evet bunun üzerine siyaset yapıyor. Bu ayrı bir şey. Sadece 800 yönetici kapsam dışında bırakılıyor. Dolayısıyla Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın durumu var. Bunları müzakere etmiyor musunuz? Kendi aranızda konuşmuyor musunuz? Ya da müzakere süreci devam mı ediyor Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’la devlet, hükümet arasında?
Evet, hem Önderliğin konumu konusunda görüşmeler devam ediyor. Devletle Önderlik arasında ilişkiler var. Devletle bizim aramızda kanallar var. Bizim de Önder Apo’yla aramızda kanallar var. Bunları tartışıyoruz. Özellikle Önderliğin konumu konusunda biz hassasız. Çünkü biz kongrede şu kararı aldık; Önderlik devreye girmeden bu süreç yürümez. Önderliğin bizzat yürütmesi gerekiyor. İşte silahsızlanma olacaksa da onun Önderlik tarafından yürütülmesi gerekiyor. Şöyle olamaz, hadi silahları bırakın, gelin. Böyle bir şey yok. Biz böyle bir silah bırakmaktan söz etmiyoruz. Biz Türkiye’ye dönüş olacaksa orada demokratik siyasal mücadeleyi yürütmek istiyoruz. Şöyle değil. Biz gideceğiz Türkiye’ye, düşüncemizi bırakacağız. Demokrasi mücadelesini bırakacağız.
Amacımız var. Demokratik Türkiye yaratmak. Demokratik toplumcu bir sistem kurmak. Komünlere dayalı bir demokratik toplumu yaratmak gibi amaçlarımız var. Demokratik sosyalizmi inşa etmek gibi amaçlarımız var. Biz bunlardan vazgeçmedik. Biz bunları demokratik siyasal yöntemlerle ve demokratik Türkiye içinde gerçekleştirmek istiyoruz. Yoksa amaçlarımızdan, bu yönlü mücadelemizden, bu yönlü çabamızdan vazgeçmiş değiliz. Bu yönüyle şöyle, sanki silahlı mücadeleyi sonlandırdık mı, Türkiye’ye karşı silahlı mücadeleyi bıraktık mı, sanki bizler ideolojik duruşumuzdan, politik duruşumuzdan, mücadelemizden, amacımızdan, hedeflerimizden, ütopyamızdan vazgeçmişiz gibi görme var. Böyle görenler var. Böyle bir şey yok. Bunun kesinlikle bilinmesi gerekir.
Kimi endişeler de var. Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin boşalttığı alanlar eğer boşaltılırsa DAİŞ gibi grupların da bu boşluğu doldurma hevesinde olduğuna dair iddialar da oluyor. Yani İran Savaşı’ndan da yola çıkarak böyle birtakım iddialar da var. Bu konuda sizin de endişeleriniz var mı? Yani bu güvenlik boşluğunun oluşmaması için.
Evet, var. Şimdi bizim kaldığımız alanlar çok stratejik. Çok stratejik. Bizim kaldığımız alanlar üzerinde kavga çok olur. Yani KDP’yle YNK de kavga edebilir. Başkaları, işte DAİŞ diyorsunuz, bunlar kaldığımız alanlara yerleşebilir. Bazı güçler yerleşebilir. Yani bizim kaldığımız alanlar gerçekten çok stratejik alanlar. Zaten stratejik alan olduğu için onlarca yıldır biz buradayız, savaşıyoruz. Ayakta duruyoruz. Bütün dünya üzerimize gelmesine rağmen, dünya Türk devletini desteklemesine, Türk devletiyle onlarca yıla dayanan büyük bir savaş vermemize rağmen bu coğrafyada kalıyoruz.
Bu coğrafyanın stratejik konumundan dolayı kalıyoruz. Bu bakımdan bazen şöyle düşünüyoruz yani, ya biz buradan gitsek büyük kavga çıkacak. Acaba gidişimiz büyük kavgalara mı yol açar? Şu anda yok. Böyle bir gerçekten tartışmamız, düşüncemiz de oluyor. Gerçekten de eğer dikkatli bir politika olmazsa biz burada diyelim işte silahlı güçlerimizi çektik. Eğer bunu iyi planlamazsak, iyi yönetmezsek gerçekten çok olumsuz sonuçlar doğurabilir. Bunları da düşünmemiz, tartışmamız gerekiyor.
Birçok otorite kabul ediyor. Bölgesel güvenlik mimarisinin önemli bir ayağını oluşturuyorsunuz. Hem Kürdistan dağları, yani gerilla, hem Avrupa, dolayısıyla Maxmûr, Şengal aslında aynı parantez içerisinde konuşuluyor, değerlendiriliyor. Avrupa’yla ilgili, yani geri dönüşlerle ilgili eğer olursa bir anlaşma, tam mutabakat sağlanırsa, pratik adımlar atılırsa Avrupa, Maxmûr benzeri yerler gündeminizde mi? Ya da bu daha sonra mı olacak?
Bunlar şuan tartışılan konular yani, İmralı’da da zaman zaman bu konular tartışılıyor. Yani evet, Maxmûr da ciddi bir sorun. Bu savaşın sonucu topraklarını bıraktılar, geldiler. Cennet gibi köyleri var. Gerçekten kaldıkları yeri de, çölü cennet yapmışlar ama asıl kaldıkları yer cennettir. Ama şu anda durum nedir? Birçok köylerini korucular işgal etmiş. El koymuşlar. Bu sorunların çözülmesi lazım. Bir de şimdi bunların hepsi Kürtçe eğitim yaptı.Hepsi Kürtçe okuyor, Kürtçe düşünüyor. Ana dilde eğitimini böyle yaptı. Bu sorunlar nasıl çözülecek?
Bunlar da tartışılıp çözülmesi gereken konular. Tabii ki Maxmûrlular yani demokratik bir çözüm olursa, gittiklerinde özgür olacaklarsa, baskı görmeyeceklerse, kendi kimlikleriyle, kültürleriyle yaşayacaklarsa tabii ki o cennet köylerine gitmek isterler. Haklarıdır ve doğrusu da odur. Bir süreç ilerler, gerçekten demokratikleşme ortaya çıkar. Kürtler üzerinde, dili, kimliği, kültürü üzerinde baskı ortadan kalkarsa, baskının ortadan kalktığı bir Türkiye ortaya çıkarsa tabii ki Maxmûrluların gidişi olabilir ama yani hemen olmaz yani. Belirli bir ilerleme olursa düşünülebilir, tartışılabilir.
O zaman süreç önce gerilladan mı, yani eğer olursa, başlayacak kademeli olarak?
Sanki öyle başlayacak yani. Çünkü sorun esas olarak o eksende tartışıldığı için orada başlayacak.
Çünkü Maxmûr’a biz gittik, Maxmûrlular evet, bizim görüşlerimiz var. Geri dönmek için şartlarımız da var. Bir defa sebeplerin ortadan kalkması lazım ama biz şartlarımızı dile getirmiyoruz. Çünkü bizim adımıza Önderliğimiz müzakereleri yürütüyor. Önderliğimiz gelin dediklerinde gideceğiz. Bunu açık açık söylediler yani, bu mesajı.
Doğru. Gerilla da diyor, Önderlik çağırırsa gideriz ama Önderliğin belirttiği çerçevede böyle gitmeyecekler. Gidip orada örgütlenecekler. Demokratik siyaset yapacaklar. Tabii ki Maxmûr da bu savaşın sonucu. Bu savaşın sonucu olduğuna göre o ortak sebeplerin ortadan kalkması lazım. Eski ortamın değişmesi gerekiyor. Yoksa niye gidecekler?
Peki, Avrupa için kısaca bir şey belirtebilir misiniz? Avrupa’da nedir durum?
Avrupa’da da bir kere çok şey var. Bu baskılardan dolayı çok dışarı çıkan var. Belediye başkanı var, siyasetçiler var. Çünkü Kürtlük adına siyaset yapmak suç haline getirildi. Bu öyle Kürt Avrupa’ya gitti, siyasetçi Avrupa’ya gitti. Şimdi bunlar tabii ki dönmek ister. Evet, herkes dönmeyebilir. Ama önemli bir bölümü Avrupa’dan Türkiye’ye gelmek ister. Özellikle bu işçi olarak gitmemiş, siyasi olarak gitmiş, mülteci olmuş olanların önemli bölümü de döner. Ki evet, demokratik siyasal mücadele olacaksa tabii ki onların da ne yapması lazım? Gelip katkı sunarlar. Tecrübeleriyle, birikimleriyle siyasal mücadele içine girerler. Örgütlenme içine girerler.
Kürdistan’daki demokratik toplum inşasında, demokratikleşmenin gelişmesinde birikimleriyle katkı sunarlar. Evet, süreç belli düzeyde bir ilerleme gösterirse, bazı tıkanıklıklar var. Bu kategoriyle yapma, işte yöneticileri dışarıda, şu kadar kişiyi dışarıda tutma, işte teyide kadar, tespite kadar bir şey olmayacakmış gibi çok böyle, nasıl yani pratikte, uygulamada sorun olacak konular biraz daha netleşirse, daha uygulanabilir bir noktaya gelirsek çünkü evet, yasa çıktı ama bu yasanın pratikleşmesi önemli. Pratikleşmesindeki yol, yöntem önemli. Öyle dümdüz yasa çıktı, hadi, öyle olmaz yani. Bu devasa bir sorundur. Avrupa’nınki devasa sorundur. Burası sorundur.
Birbirinden kopuk değilse o zaman yani hem Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın büyük bir etkisi var. Sizin hareket olarak büyük bir etkiniz var Avrupa’da. Kürtlerin, Kürt Özgürlük Hareketi’nin de büyük bir örgütlü gücü var diasporada. Bu çok da dikkat çekiyor aslında. Dolayısıyla orada önemli bir birikim de var, Avrupa ülkelerinde ve Avrupa da şu mesajı veriyor: Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Önderliğimiz, gelin dediğinde gideriz. Başka türlü olmaz. Bu kadar dağılmış, birbirine bağlı ama bir aslında hiyerarşi içerisinde de düşündüğümüzde biri ötekinin önüne geçmeyecek şekilde nasıl yöneteceksiniz bu kadar devasa bir sorunu, geçiş sürecini?
Önemlidir bu geçiş süreci. Avrupa’dan gidiş, buradan gidiş, işte Maxmûr’dan gidiş. Yani bu gidişler oldu mu tabii ki orada birçok şeyin iyi planlanması, örgütlenmesi, geliştirilmesi gerekir. Şu açık; Türkiye’de demokratikleşme gelişecekse ve Kürtler kimliğiyle özgürce siyaset yapacaksa, örgütlenecekse o zaman Avrupa’da birikimi olan bütün insanların gelip Kürdistan’daki bu yeniden inşaya, demokratikleşme inşasına, demokratik toplumu gerçekleştirme inşasına katkı sunmaları gerekir. Gerçekten Kürdistan’da o kadar ağır tahribat oldu, baskı oldu, zulüm oldu. Diyelim Kürt halkının sadece örgütlenmesi değil, ekonomik alanı, toplumsal alanı, kültürel alanı, birçok alanında ağır baskılar yaşandı.
Eğer demokratikleşme süreci gelişecekse, Türkiye demokratikleşme doğrultusunda adım atarsa tabii ki her bilinçli Kürt, Kürdistan’a dönüp ne yapmak ister? Kendi katkısını sunmak ister. Ama şu var yani. Gerçekten dönüşler olduğunda bu geçiş süreci gerçekten kolay bir süreç değildir. Öyle geldiler, işte sorun çözüldü biçiminde yaklaşım olmaz. Çok önemli planlama olması lazım. Türkiye’deki demokrasi güçlerinin hazır olması lazım. Kürt demokrasi güçlerinin hazır olması lazım. Toplumun hazır olması lazım. Bu gelişmelerin örgütlü biçimde olması ve bir sistem haline gelmesi gerekiyor. Kürdistan’da, Türkiye’de. Bu bakımdan geçiş dönemi gerçekten zor bir dönem. Öyle şu anda konuştuğumuz gibi, masa başında konuştuğumuz gibi değil. Birçok sorunu ortaya çıkacak ama bizim büyük bir tecrübemiz var, halkımız da tecrübeli, biz de tecrübeliyiz. Bu tecrübelerimizin ışığında üstesinden geleceğimize inanıyoruz.
Şöyle bir durum var. Sizin bir çağrınızla, sizin bir işaretinizle hareketinizin, yine Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın bir işaretiyle, işte bütün baskılara rağmen 7-8 milyon insan herhangi bir siyasi partiye oy verebiliyor. Böyle bir gücünüz var. İşte 3 kişiden hesaplatsanız bu 20 milyonun üzerinde bir güç, kitle sadece Kuzey’de var. Diğer parçalarda da benzer örgütlülüğünüz var. Avrupa’da da var. Bu kadar devasa, büyük bir halk gücüne sahipsiniz ve halkın da sizden beklentileri var süreçle ilgili. Üzerinizde bir baskı hissediyor musunuz bu çözüm süreciyle ilgili? Endişeleri, kaygıları var. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Şöyle bir şey var tabii; biz bir halkın sorumluluğunu üzerimize almışız. Hareket olarak aldık. Tabii Önder Apo’nun öncülüğünde aldık yani. Bu büyük bir yüktür yani. Hem de kimliği, kültürü yok sayılmış, asimile edilmiş, soykırıma uğratılmış bir halkın sorumluluğunu tabii üstümüze aldık. Bu açıdan süreç konusunda halk hassastır. Bu büyük bir mücadelenin sonucu ne olacak biçiminde hassasiyetler vardır. Görüyoruz bunu. Ama şu var yani, bir yıllık mücadele değil, iki yıllık değil, on yıllık değil, yirmi yıllık değil, otuz yıllık değil, elli yıllık bir mücadeledir yani. Bu elli yıl içinde kaç kuşak bu mücadelenin içinde büyüdü? Bu mücadelenin kültürünü aldı.
Elli yıllık mücadelemizi değerlendirirken bu birkaç kuşağın içinde olduğu, böyle bir mücadele içinde yaşadığı, diyelim kültürü aldığı, ömrü bununla geçtiği böyle bir şey var. Halk gerçeği var. Bir kere bunun görülmesi lazım. Yani bizim halkımız da elli yıl içinde çok bilinçlendi. Tabii ki diyelim biz örgütlü gücüz, halkımızın bizden beklentisi olur ama biz şöyle bir hareket değiliz. Halksız bir şey yapamayız. Biz ne yapacaksak bu halkla birlikte yapacağız. Halkın desteğiyle yapacağız. Bu halkın örgütlü gücüyle yapacağız. Yoksa biz bilmem 10 bin kişiyle, 20 bin kişiyle bu işleri tek başımıza yürütemeyiz. Bu bakımdan biz bir kere bu halk gücüne güveniyoruz. Elli yıllık yarattığımız değerlere güveniyoruz. Tabii ki halkın beklentileri var. Bu yönüyle şunu hissediyoruz.
Bu arada belki soruyu düzeltmekte de fayda var. Güvensizlik size yönelik değil, iktidara yönelik.
O kesin. O konuda değil, yani yükümüz ağır. Biz taşıdığımız bu yükün farkındayız. Nasıl bir iş yaptığımızın farkındayız. Bu yönüyle halkımızın bu büyük yükü nasıl yürüteceğimiz, nasıl sonuca götüreceğimiz konusunda beklentileri olacak. Bu sürecin başarılı götürülmesini bekleyecek. Bu konuda halk inanıyor. Önder Apo’ya inanıyor. Hareketimize inanıyor. Gerçekten şunu söyleyebilirim. Dünyada, belki tarihte ilk defa bir öndere, bir harekete bu kadar inanılmıştır. Bu derin bir inançtır. Herhangi bir siyasal parti taraftarlığı değildir. Herhangi bir siyasal partiye oy vermek değildir. Birleştik, bütünleştik. Halk diyordu ya, "PKK halktır halk burada". Böyle bir ilişkimiz var bizim halkla.
Şuna inanıyor musunuz? PKK karşıtı, Kürt karşıtı bir sektör mü oluştu? Bu tür karşıtlıklar yapanlara baktığımızda dediğiniz gibi sorumluluk taşımayan insanlar olduğunu görüyoruz. Bedel ödemeyen insanlar olduğunu görüyoruz ama burada belli ki başka bir amaç var. Sürekli Türkiye’de 40-50 yıldır savaşın bir sektör haline geldiği, Kürt meselesinin siyasi partileri iktidara getirdiği, iktidardan düşürdüğü bir süreci de yaşadık biz. Bu bağlamda düşündüğümüzde, düşünüldüğünde değerlendirmeniz ne olur? Niye bu kadar kolay oluyor?
Şimdi Türkiye’de anlıyoruz, Türkiye’de bir Kürt karşıtlığı var. Kürt karşıtlığı var ve bu süreç Kürtlerin demokratik hakları temelinde gelişme gösterecek. Bu yönüyle Kürt karşıtlarının bu sürece karşı olmaları anlaşılır bir durumdur. Türkiye’de her zaman böyle bir durum vardır. Şimdi Kürt mahallesinde belli ki kişiler de, kesimler de var. Nasıl? Bazı kişiler var, biz biliyoruz. 70’lerde Kürt siyasetçisiydi. Kendini Kürt siyasetçi olarak görüyordu, bilmem şu örgütle, bu örgütle ilişkiliydi. Ama 12 Eylül geldi, faşizm geldi, direnmediler. Direnmeyince tükendiler yani. PKK ise direnerek, mücadele ederek hem Bakûrê Kurdistan’da, Türkiye’de gelişti. Bütün Kürdistan’ın parçalarında gelişti. Böyle bir mücadele yürüttü.
Bu yönüyle bazılarında gerçekten kompleks var. Kendilerini doğrultmaya çalışıyorlar. 50 yıl önce de PKK karşıtlığı yapmışlar, Apo karşıtlığı yapmışlar. İlla da o PKK karşıtlıklarının, Apo karşıtlıklarının doğru çıkması için Apo da batsın, PKK de batsın. Daha doğrusu Kürtler de batsın da biz şey edelim, haklı çıkalım. Böyle şeyler var. Türkiye’deki şeyleri ben çok fazla karşıtlık demiyorum. Ama şunu belirtebilirim. Son günlerde tartışılıyor, Türkiye’deki demokrasi güçleri var, sol güçleri var. Onların da bu konuda geçen gün Abbas arkadaş da belirtti, bu Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde daha aktif olmaları gerekiyor. Sadece eleştirmeleri doğru değil.
Devrimcilerse, sosyalistlerse, demokratlarsa böyle bir sorun var . Biz bu sorunu çözmek istiyoruz yani. Önder Apo da Kürt halkının önderidir. Bunu kabul ediyor musunuz? Etmiyor musunuz? Şöyle denilirse, biz PKK’yi de kabul etmiyoruz. Apo’yu da kabul etmiyoruz. Kürtleri temsil etmiyor, denilirse bu da doğru solculuk değildir, doğru demokratlık değildir. Bu ancak Kürt inkarını yapan bazı şovenistlerin, yani Kürt karşıtlığı olanların düşüncesi olabilir. Eğer Kürt karşıtı değilseniz, ki değiller, sosyalistlerin, demokratların, onların da Türkiye’nin demokratikleşmesini istediklerine inanıyoruz. Bu yönüyle daha aktif içinde yer almalarını bekliyoruz.
İki önemli nokta daha var. Birincisi, kurul toplandı, alt komisyonlar oluşturuldu, çok gündeme de geldi, tartışıldı ve tartışılacaktı. Aslında Kürt Halk Önderi Öcalan’ın da zaman zaman kamuoyuna yansıyan görüşlerine baktığımızda bu kurulu son derece önemsiyordu. Bir komisyona da koordinatörlük yapacak. Daha önce Devlet Bahçeli de gündeme getirmişti. Bu komisyon adı Silahsızlanma ve Strateji Komisyonu olarak belirlendi. Burada elinizde bir bilgi var mı? Sayın Öcalan’ın buradaki rolü, görevi tam olarak nasıl olacak ve bu süreç başladı mı?
24 Ağustos’ta oluşturulan dört kuruldan biri, daha önce Bahçeli’nin belirttiği Barış ve Siyasallaşma Kuruludur. Şimdi ismini tabii farklı ifade ediyorlar. Bunu devlet yetkilileriyle yapılan görüşmede de bunlar konuşulmuştur. Onlar da Devlet Bahçeli’nin önerdiği bu kurulun uygun olduğunu kabul etmişlerdir. Fakat bu kurul yasaya girmedi. Aslında yasaya girmesi için Önderliğin de isteği oldu, bizim de isteğimiz oldu. Fakat yasada bu kurulun adı açıkça ifade edilmedi. Sadece alt kurullar oluşturulacağı söylendi. Şimdi böyle bir alt kurul oluştu. Tabii ki bu komisyon içinde, yani bu kurul içinde Önder Apo olacak. Önder Apo o kurulun içinde etkin olmazsa bu süreç yürümez. Silahsızlanma süreci de, diğer bütün süreçler de yürümez.
Bu bakımdan bizzat Önder Apo’nun o kurulla birlikte süreci yürütmesi gerekiyor. Yine Önder Apo’nun bu süreci yürütürken diğer kurullarla sürekli ilişki içinde olması gerekiyor. Bu yasaya açık yazılmadı ama bu kabul edildi. Hem Devlet Bahçeli açıkça söyledi hem de devlet yetkilileri kabul etti. Bu bakımdan zaten daha Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın başkanlığında kurul toplanmadan kamuoyuna yansıdı zaten. Bu doğrudur. Evet, Önderlik onun içinde olacak. O kurulda çalışacak. Silah bırakma nasıl olacak, hangi yöntemde olacak, ne zaman olacak, biçimi ne olacak, Türkiye’ye dönerlerse bunlar nasıl örgütlenecekler, bunların hepsi Önder Apo’nun içinde olduğu kurul tarafından konuşulacak ve diğer kurullarla diyalog içinde olacak. Bu olmazsa zaten süreç yürümez. Bunu açık söyleyelim.
O zaman Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan bu çalışmaya başladı mı ya da diğer kurullar henüz çalışmadığı için süreç beklemede mi?
Şunu söyleyebilirim. Eski tartışmalara göre, devlet yetkilileriyle tartışmalarına göre, diyelim bunun işte pratiğe geçmesi, çalışması konusu artık süreçle bağlantılı. O kurulu ilgilendiren bir konu gündeme gelirse o kurul çalışacak. Örneğin diyelim bazı grupların silah bırakma konusu gündeme gelirse ki gelmesi bekleniyor, o zaman Önder Apo bu kurulda çalışacak. Ama şunu söyleyebiliriz, biz böyle söylüyoruz, böyle olması gerekiyor. Şu anda Önder Apo o kurulun içindedir. O kurulun aktif, en etkin, en belirleyici üyesidir. Böyle değerlendirmek gerekiyor.
Resmi olarak da süreç başlamış durumda nihayetinde. Kurulun kararı alındı, dört alt komisyon kurulmuş durumda, gerisi süreç meselesi. Peki, bununla bağlantılı olarak Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın görevini yapabilmesi için İmralı’daki koşullarında bir değişiklik oldu mu? Olacak mı? Bu konuda elinizde bir bilgi var mı?
Şu anda daha değişiklik olmadı. Olacak. Şunu belirtelim, orada bazı tartışmalar oldu. Bize de yansıdı, orada bazı kararlar alındı. İşte Önder Apo’nun çalışma koşulları orada belirlendi. Önder Apo’nun kimlerle çalışacağı belirlendi. Önder Apo’nun yanına kimler gidecek? Bunlar tartışıldı, konuşuldu, belirlendi. Bu yönüyle, bu süreçte Önder Apo’nun çalışma koşulları nasıl olacağı, hangi yol ve yöntemle çalışacağı, kimlerle çalışacağı, bunların hepsi belli oldu. Fakat şunu belirtelim, şimdi bize gelen bilgilere göre İmralı’da yapılan tartışmalar, kararlaşmalar vardı. Sanki bu konuda bir ayak sürüme var. Yani bu doğru değil.
Bir plan var, karar alınmış. Bu plana uyulmuyor şimdi ya da yavaşlatılıyor.
Şimdi uyulmuyor demeyelim de fakat hâlâ pratiğe geçirilmiş değil. Geçmişte de oldu. Bazı yol haritaları oldu. Sonra gerçekleşmedi. Bunlar doğru değil. Eğer gerçekten devletin bir ciddiyeti var, Önder Apo da ciddi yaklaşıyor, devletin ciddiyeti varsa, Önder Apo da ciddi yaklaşıyorsa, orada bazı tartışmalar varsa, bazı kararlaşmalar olmuşsa o zaman bunların pratikleşmesi gerekir. O zaman ne diyeceğiz yani eğer pratikleşmezse bu tartışmalar boş mu diyeceğiz? Alınan kararlar boş mu diyeceğiz? Öyle olmaz ki. O zaman niye tartışıyoruz, niye karar alıyoruz? Bu yönüyle biz inanıyoruz ki Önder Apo’yla yapılan tartışmalar önemli. Özgür çalışma imkanı biraz doğuyor. Gazetecilerle görüşecek, aydınlarla görüşecek, orada bir çalışma yapacak. Önderliğin bir ekibi olması lazım. Böyle bir süreci tek başına nasıl yürütecek? Devlet tek başına mı yürütüyor?
Diyelim Devlet Bahçeli veyahut Erdoğan tek başına mı yürütüyor? Ne kadar kurulu vardır? Diyelim çalışanı vardır. Onlarla birlikte bu süreci yürütüyor. Önderliğin de, tamam yanında dört arkadaş var. Bunlarla tartışıyor, konuşuyor ama daha başka arkadaşların da olması gerekiyor. Böyle kararlar vardı. Umarız bunlar uygulanır ve Önderlik daha aktif hale gelir.
Bir plan var. Sadece mesele zaman ve uygulama meselesi.
Evet, doğru.
Geride bıraktığımız günlerde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a atfedilen birtakım görüşme notları veya tutanaklar çeşitli sosyal medya platformlarında yayınlandı. Birden fazla. Önce İmralı Heyeti, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan arasında yapılan görüşmelerle ilgili notlar olduğu söylenen tutanaklar yayınlandı. Önce oradan başlayalım. DEM Parti İmralı Heyeti’nden de açıklama geldi. Notlar üzerinde oynanmış, dedi. Bunları daha önce de gördük. İşte Oslo süreci, bir önceki çözüm süreci ve bu defa. Aslında zaman, mekan değişiyor ama yöntem değişmiyor. Bunlarla ilgili değerlendirmeniz nedir? Gerçekten bu notlar sizde de olan notlar mı? Böyle notlar sizin elinizde var mı? Doğru mu, değil mi? Ya da üzerinde oynanmış mı? Bununla ilgili değerlendirmenizi almak istiyorum.
Şimdi süreç karşıtları var. Bu yönlü bir mücadele de var. Sadece bizimle, İmralı’da Önderlikle konuşan devlet yetkilileri arasında bir süreç yürümüyor. Bir de karşıtlar var. Gerçekten süreci bozmak istiyorlar. Sabote etmek istiyorlar. Bunlar öyle sıradan şey değil. Devlet içinde de var. Devlet dışında da bazı siyasal partiler de var, kurumlar da var. Bu yönüyle biz o işte görüşme notu denen belgelerin, dokümanın neyse ya da yazıların, tutanakların yansıması, dikkat edilirse bu yasanın çıktığı süreç, ikinci aşamaya geçildiği bir süreçte yayınlanmıştır, zamanlama da önemli, engellenemedi ve gelişecek, yeni bir aşamaya girecek. Bu sabote edilmek isteniyor. Bir provokasyondur.
Gerçekten bir provokasyondur. Provoke edilmek isteniyor süreç. Evet, şöyle oluyor. Bazı görüşmeler daha önce de yansıdı. Evet, orada yapılan görüşmedeki bazı diyaloglar var ama esas olan bazı diyalogları, farklı şeyleri çarpıtarak algı yaratmaya çalışıyorlar. Bağlamından koparılıyor. Böylelikle diyelim evet, İmralı’da konuşulan bazı şeyleri veriyorlar. Onun yanına bir de kendilerinin düşündüğü, provoke edecek, ortamı bulandıracak cümleleri ekleyerek provokasyon yapmak istiyorlar. Bazıları ise yapılmamış görüşmeler. Bunlar da biraz böyle.
Bu hareketinizle ilgili olan kısma birazdan geleceğim. Peki, zamanlamaya dikkat çektiğiniz, manidar bulduğunuz, provokasyon dediğiniz devlet, hükümet kanalına baktığımızda geçmiş aslında Oslo, sonraki çözüm sürecinde sanki sizden kaynaklı ya da sizden taraf birileri tarafından sızdırılmış gibi bir algı yaratılıyor. Bu konuda nereden sızıyor, nasıl oluyor, bir bulgu, bir tespit var mı elinizde? Bu değerlendirmeye ne diyorsunuz? Bu notlar sadece sizde mi var?
Şimdi bir kere şunu belirtmek gerekir. Bu görüşmeler üzerinde bu kadar spekülasyon yapmak, provokasyon yapılması, sabote etmeye çalışılması bir yönüyle de izlenen yöntemin yetersizliğinden kaynaklanıyor. Eğer Önderlikle basın görüşse, aydınlar görüşse, Önderliğin görüşleri açıkça kamuoyuna sunulsa bunlar ne anlama gelir? Böyle provokasyon olmaz. Yapamazlar. Çünkü Önderliğin görüşleri açıkça kamuoyuna sunulmuştur, gazetecilerle tartışılmıştır. Bütün halk bizzat Önderliğin ağzından böyle öğrenmiştir. O zaman bu tür ne spekülasyon olur ne provokasyon olur.
Bu biraz da gerçekten yöntemin yetersizliğinden ileri geliyor. Bu şunu gösteriyor. Evet, hükümet de zorlanıyor, onlar da zorlanıyorlar. İşte zorlandıkları gibi niye böyle oluyor, diyorlar. O zaman bütün bunları ortadan kaldırmak için çok zaman geçirmeden Önderliğin aydınlarla, gazetecilerle görüşmesini sağlamak gerekiyor. Şimdi evet, böyle sanki bizden yansıyor gibi. Öyle bir şey yok. Kesinlikle bizim onları yansıtmada herhangi bir şeyimiz olamaz, çıkarımız olamaz. Biz bu süreci geliştirmek istiyoruz. Süreci sabote etmek isteyenlere karşıyız. Bunlar süreci etkileyen şeyler.
Bir söz var, kime yarıyor bu tür eylemlerin sonuçları?
Bu tür sonuçlar gerçekten bu süreci sabote etmek isteyen, Özgürlük Hareketi’yle Türk devletinin belli bir uzlaşma temelinde Kürt sorununun çözümünü istemeyen, Kürtler üzerinde bu politikalar sürsün, bu savaş sürsün diyen kesimlerin işine yarıyor. Bu bakımdan evet, derler ya bir şey olduğu zaman kimin işine yarıyor? Evet, bu herhalde bizim işimize yaramıyor. Biz niye böyle bir şey yapalım? Aksine diyelim bizzat Önderliğimize yönelik sabotaj oluyor. Hareketimize yönelik sabotaj oluyor. Cumhurbaşkanı bu süreç önemlidir diyor, hükümet yetkilileri bu süreç önemlidir, diyor. Onlar bu süreç önemli diyorsa o zaman onların da çıkarına olmuyor. O zaman süreç karşıtlarının gerçekleştirdiği eylemler oluyor. Peki bunu nasıl önleyeceğiz? Bunun üzerinde yoğunlaşmak lazım.
Dediğiniz nokta önemli. Yani niye bu kadar kolay zemin buluyor? O zaman sorumluluk hükümetteyse, devletteyse bir an önce İmralı’nın kapılarının açılması gerekmez mi?
Tabii, tabii, evet kesinlikle. Bu tür sorunları ortadan kaldırmak için, bir daha bu tür sorunları yaşamamak için kesinlikle yapılacak şey İmralı’nın kapılarının açılması, herkesin Önder Apo’yla görüşmesi. Niye şurada bir tutanak varmış, şu yazı varmış? Onu okusun. Bizzat gazeteciler gitsin, öğrensin. Bütün kamuoyu Önderliğin düşüncelerini öğrensin. Herkes öğrensin. O zaman ne tartışılacak? Neyin spekülasyonu yapılacak? Evet. Önderliğin söyledikleri konusunda tartışma yapabilirler, eksik görebilirler, doğru görebilirler. Ama gerçek bir görüşmedir, gerçek bir diyalogdur. O diyalog üzerinde yapılacak tartışmalara da biz bir şey diyemeyiz. Herkes şunu doğru görecek. Herkes illa böyle düşünecek diye bir yaklaşımımız yok.
Hatta hatırlıyorum; Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan bir açıklamasında şunu söylemişti, ya toplumu siz ikna edin. Sürekli toplum ikna değil süreçle ilgili. Ya da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’la ilgili. Ya da alanı açın. Medya gelsin, gazeteciler gelsin, ben konuşayım, ben ikna edeyim toplumu. Şimdi bu ikisi de olmayınca tabii sorun oluyor. Diğeri şu; hareketinizin yönetiminin Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’la İmralı’da bir görüşme yaptığı, bunun da tutanakları olduğu iddia edilen birtakım belgeler dijital medya platformlarında dolaşıma sokuldu. Bununla ilgili yine açıklamalar oldu. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan bunun kendisine karşı bir komplo olduğunu, bir provokasyon olduğunu söyledi. Tabii taraflardan da açıklamalar geldi. Hem devlet ve hükümet kanadından da açıklamalar geldi, siz de açıklama yaptınız. Provokasyonlara rağmen sürecin devam edeceğini söyledi. Bu irade beyanı önemliydi. Şimdi bu iddiayla ilgili ne diyorsunuz hareket olarak? Şimdi gerçekten sizden, yönetiminizden Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’la gidip görüşenler oluyor mu? Biraz önce dediniz ki zaten olması gereken budur aslında. Sanki çok şeymiş gibi yani, sorunmuş gibi. Ama tartışma olduğu için sizden duymak istiyoruz. Nedir bu işin aslı?
Önce de cevap verdim. İmralı’yla bir ilişkimiz var, kanal var, devletle de var. Gelinen aşamada şunu söyleyebiliriz; bunları da tartışıyoruz. Gelinen aşamada artık sadece böyle kanallarla değil, kanallar üzerinden değil. Yani doğrudan Önderlikle hareketimizin görüşmesi gerekiyor. Bu konuda da yapılan görüşmelerde, İmralı’da yapılan görüşmelerde bunun olabileceği, eğer süreç ilerleyecekse, ne olması gerekiyor? Hareketimizin olması gerekiyor. Bizimle Önderlik arasında bir ortak mutabakatın olması gerekiyor. Görüşlerimizin tam ortaklaşması gerekiyor. Bizim Önderliği daha iyi anlamamız açısından sadece bazı heyetlerin gidip görüşmelerden getirdiği bilgiler değil ya da aracı gidip gelenlerden değil. Bizzat Önderlikten çeşitli konularda düşüncelerini öğrenmemiz gerekiyor. Önderliğin de doğrudan bizden öğrenmesi gerekiyor. Uzaktan teknik üzerinden öyle bir şey oldu. Öyle bir görüşme oldu. Ama biz artık önümüzdeki süreçte doğrudan Önder Apo’yla yüz yüze görüşmelerin olmasını bekliyoruz.
Var mı bir karar bu konuda? Muhataplarınız buna ne diyor?
Muhataplarla da bu konu tartışılıyor. Yani sürecin başarıya gitmesi, ilerlemesi açısından bunun olması gerektiği konusunda farklı bir görüş yok.
Yüz yüze görüşme istiyorsunuz.
Evet. Farklı bir görüş yok. Onların da böyle olmaz gibi itirazları yok. Şu andaki durum böyle. Biz umuyoruz ki ileride Önderliğimizle de görüşmeler yapalım.
Peki, şimdi genel olarak sürecin ilerleyebilmesi için bu sizinle ilgili sorular sorduk. Sizin beklentiniz hükümetten, medyadan, sivil toplum örgütlerinden, sol-sosyalist kesimleri söylediniz ama halen dille ilgili problem olduğunu görüyoruz. Bunlar sizin tarafınızdan da eleştiriliyor. İktidar medyası dahil olmak üzere. Sizin hem farklı kesimlerden, toplumsal kesimlerden beklentiniz nedir? Olması gereken nedir? Eksik gördüğünüz nedir?
Bu sorun evet, Kürtlerin sorunu ama Türkiye’nin de sorunu. Yüzyıllık sorun. Türkiye’nin demokratikleşmemesi, ekonomik olarak gelişmemesi, yani birçok sorun Kürt sorununun çözümsüzlüğünden kaynaklanıyor. Bu kesindir yani. Yüzyıldır Kürtler yararlanır diye demokratikleşme adımları atılmadı. Bu açıdan biz Türkiye’deki aydınların, yazarların ve demokratların, sol güçlerin, muhafazakar demokratların, liberal görüşte olanların, herkesin bu sürecin bir parçası olması gerektiğini düşünüyoruz. Türkiye’nin en temel sorunuysa ve bunun parçası olunmuyorsa o zaman Türkiye siyasetinden kopuk olunuyor. Türkiye halkından kopuk olunuyor.
O zaman hangi siyaset yapılıyor? Yani Kürt sorunuyla ilgili bir konuda bir rol alamayacaksın, aktif olmayacaksın. Sorumluluklarını yerine getirmeyeceksin. Ondan sonra ben şöyle siyasetçiyim, böyle siyasetçiyim. Şu görüşteyim, bu görüşteyim diyeceksin. Bu Türkiye’den kopmaktır yani. Türkiye gerçeğinden kopmaktır. Türkiye gerçeği Kürt sorunudur. Türkiye gerçeğinin esas diğer bütün sorunları bununla bağlantılıdır. Kürt sorunu çözülmeden, Kürt sorununun çözümü temelinde Türkiye’deki demokratikleşme yolunda adımlar atılmadan her türlü söylem, açık söyleyeyim, demagojiden ibaret kalır. Bunu belirtiyorum.
Son günlerde çeşitli dönemlerde, yıllarda yaşanan şiddetli savaşta yaşamını yitiren gerillaların şehadetini açıkladınız. Bununla ilgili bir değerlendirmenizi almak istiyorum.
Anmalar yapılıyor. Birçok yerde yapıldı. Biz bütün şehitleri minnetle ve saygıyla anıyoruz. Bütün şehit ailelerine ve Kürdistan halkına başsağlığı diliyoruz. Şehitler bizim için önemlidir. Evet, bir savaş oldu Türk devletiyle. Bunu ne Türk devleti inkar ediyor ne biz inkar ediyoruz. Bu şehitlerin de bir amaçları vardı. Bu amaçları doğrultusunda şehit düştüler. Bugün mücadelemiz ayaktaysa, demokratikleşme doğrultusunda mücadele ediyorsak, barıştan söz ediyorsak, barış için devletle müzakere yapıyorsak bu şehitlerimizin mücadelesinin sonucudur. Böyle görmek gerekiyor. Bir de bu şehitlerimiz, şehit ilanları kesinlikle Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ni destekleme amaçlıdır. Böyle Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nden kopuk, sanki devlete karşı, sanki iktidara, böyle bir şey yok. Kesinlikle halkımızın, şehit ailelerinin Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne desteğidir.
Bu aslında iktidarın da içinde olduğu bir sürece destek vermektir. Bu yönüyle böyle ele almak doğrudur. Bazı çevreleri belki tahrik edebilir, böyle bir yaklaşım yok. Bizim böyle bir niyetimiz yok. O aileler de hepsi zaten konuşurken, barış olmasını istiyoruz, Önderliğin özgürlüğünü istiyoruz, bu sürecin başarıya ulaşmasını istiyoruz, diyorlar. Çünkü bunlar Kürt toplumunda etkililer. Kürt halkı içinde en etkili çevreler bu şehit aileleridir. Bunlar süreci destekliyorsa bu şu demektir, Kürt toplumunun tümü süreci destekliyor. Bazıları işte kuşku uyandırmaya çalışıyor ya, acaba Kürtler, Kürt halkı süreci destekliyor mu, desteklemiyor mu diye. Bu şehit anmaları gösterdi ki, şehit ailelerinin konuşmaları gösterdi ki halk bu süreci destekliyor. Bu konuda kesinlikle bir kuşku yok. Bu anmaların sürece olumlu bir katkı sunacağına inanıyoruz. Bu yönüyle şehitleri bir kez daha minnetle ve saygıyla anıyorum.
Birçok yerde anmalar oluyor. Anmaların olduğu bir diğer önemli merkezlerden biri de Avrupa ülkeleri. Avrupa ülkelerinde de festivaller düzenleniyor. Sizin hareketiniz için festivaller son derece önemli. Burada Kürtler politik mesajlarını da veriyorlar. Avrupa kitlesi sizi yakından tanıyor. Bir mesajınız var mı Avrupa’da yapılan festivallere? Dolayısıyla Dortmund’da yapılacak festivalle ilgili.
Evet, ben de tabii 2 yıl Avrupa’da kaldım. Bu kaçıncı? 35’inci mi? 30’un üzerinde, ben ikincisine katıldım. İkincisinin konuşmacısı bendim.
Hatırlıyor musunuz neresiydi?
Frankfurt’ta yapıldı. Frankfurt Stadyumu’nda yapıldı. Orada yapıldı, tabii yeniydi. Bu festivaller şunun için yapıldı. Kürt halkının bir dil, kültür, kimlik mücadelesi var. Varlık mücadelesi var. Bu festivallerle bu mücadelenin dil, kimlik, kültür konusunda gelişmesi, bu boyutun diyelim toplumsallaşması için bu festivaller yapıldı. Bu yönüyle bu festivallerin Barış ve Demokratik Toplum mücadelesinin parçası olarak görülmesi gerekiyor. Şehitlerimizin mücadelesini anlamlandırma festivalleridir. Şehitlerimiz 50 yıldır var. 50 yıldır bu şehitleri veriyoruz. Özellikle 42 yıldır şehit veriyoruz. Bu açıdan bu festivalleri Barış ve Demokratik Toplum mücadelesini destekleyen, onun parçası olan festivaller olarak görmek gerekiyor.
Bu açıdan da bu festivale Avrupa’daki halkımızın daha fazla, güçlü katılması gerekiyor. Güçlü katılarak bu sürece desteğini ortaya koyması gerekiyor. Bu süreç seyredilerek başarıya ulaştırılamaz. Dünyada en küçük demokratik bir hak bile mücadeleyle alınmıştır. Mücadelesiz demokratikleşme gelişmemiştir. Mücadelesiz hiçbir hak elde edilmemiştir. Bu açıdan 5 Eylül’de Dortmund’da yapılacak festivali şimdiden selamlıyorum. Bütün halkımızın da en güçlü biçimde katılmasını bekliyoruz. Zaten festivali bu şehit anmaları nedeniyle aynı zamanda şehitlere adadılar. Bu bakımdan da anlamlıdır. Ben festivalin de çok güçlü geçeceğine inanıyorum.