2026-2027 eğitim-öğretim yılı 14 Eylül’de başladı. Yeni eğitim döneminin başlamasına bir hafta kala Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), daha önce Kürtçenin lehçeleri kapsamında Kurmancî ile birlikte ele aldığı Zazaca için bağımsız bir öğretim programı hazırladı.
“Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” kapsamında hazırlanan yeni programla Zazaca, eğitim sisteminde ayrı bir müfredat olarak yer aldı. Bunun yanı sıra Zazaca ders kitaplarının yeniden hazırlanması ve öğretmen atamalarında bu alanın bağımsız bir branş olarak tanımlanması kararlaştırıldı.
Yeni eğitim-öğretim yılının ilk haftası geride kalırken İstanbul Kürt Enstitüsü Eş Başkanı Remziye Alparslan, anadilde eğitimin çocukların gelişimi üzerindeki etkisini ve MEB’in Zazacayı Kürtçeden ayrı bir ders olarak ele alma kararını ajansımıza değerlendirdi.
Anadilde eğitimin, eğitim hayatına yeni başlayan çocukların bireysel gelişiminin yanı sıra kültürel kimliğin korunması açısından da önemli olduğunu belirten Remziye Alparslan, şu ifadeleri kullandı:
“Ana dilinde eğitim; çocuklar için okul hayatına kendi kimliğini, kültürünü ve köklerini oluşturan dilde, kendisine yabancılaşmadan, ailesi ve köklerinden kopmadan ve özgüvenle başlamak açısından önemli olduğu kadar, Kürt kültürü ve kimliği için de ana dilinin aktarılması, korunması ve gelişmesi açısından son derece hayatidir. Çocuklar üzerindeki eğitim açısından etkisini eğitim bilimciler ve pedagoglar daha iyi değerlendireceklerdir. Fakat ana dilleriyle büyütülen çocukların sudan çıkmış balığa dönmemeleri, başka dillerin ediniminde rahat olmaları, kendilerini çevrelerindeki toplumun doğal bir parçası olarak hissetmeleri, ayrımcılığa ve dışlanmaya maruz kalmadan özgüvenli, çok dilli ve çok kültürlü bireyler olarak yetişmeleri için ana dilinde eğitim görmeleri son derece önemlidir.”
‘ANADİLDE EĞİTİM BÜTÜN HALKLARIN DEMOKRATİK TALEBİDİR’
Anadilde eğitim hakkının toplumun bir parçası olan tüm halkların demokratik talebi olduğunu hatırlatan Remziye Alparslan, mücadelenin tarihsel sürecine şöyle dikkat çekti:
“Kürt halkının mücadelesiyle öne çıkan ana dilinde eğitim talebi, esasen bütün halkları ve kültürleri; aidiyet, dışlanma ve kimlik açısından dışarıda bırakmamayı, kapsamayı içeren demokratik ve köklü bir talep. Bunun için yıllardır farklı farklı şekillerde mücadele veriliyor; dilekçeler, boykotlar, yürüyüşler ve basın açıklamaları düzenleniyor. Senelerdir anadilin, Kürtler özelindeyse Kürtçe eğitimin önündeki engellerin kaldırılması, Kürtçenin okul öncesinden üniversiteye kadar her kademede kullanılması talebi dile getiriliyor.”
‘İNKARA DAYALI POLİTİKALAR TERK EDİLMELİ’
Remziye Alparslan, toplumların barış içinde yaşayabilmesi için anadilin inkarına dayalı politikaların, özgür ve gönüllü birlikte yaşam için sürdürülebilir olmadığını ifade ederek şunları söyledi:
“Kürtlerin millet olmaktan gelen hakları vardır; yaşadıkları ülke içerisindeki resmi dilden bağımsız olarak kendi kültürlerini, dillerini ve millet olarak varlıklarını koruma ve geliştirme hakları vardır. Bunun da diğer tüm çağdaş ülkelerde olduğu gibi önünde hiçbir engel yoktur. Bu konuda dünya genelinde ve Avrupa’da düzinelerce örnek bulunmaktadır. O sebeple Türkiye de içine sıkıştığı bu bastırma, inkar ve yok sayma cenderesinden çıkmaya hem cesaret etmeli hem de bunun tüm toplumların barış içinde, özgür ve gönüllü birlikte yaşam için bir şart olduğunun ayırdına varmalıdır. Zira mevcut halin daha fazla sürdürülebilirliği yoktur ve bir yerlerde yine bilindik arızalarla karşılaşacaktır. Ayrıca Kürt halkı var oldukça da anadili, kültürü ve hakları için verdiği mücadeleyi sürdürüp bunları er ya da geç elde edecektir.”
MEB'İN ZAZACA KARARINA ELEŞTİRİ: ‘ZAMANLAMA TESADÜF DEĞİL’
Eylül’ün ilk haftası MEB’in kararı doğrultusunda Zazacanın Kürtçeden ayrılarak bağımsız bir müfredat hazırlanmasına ilişkin zamanlamanın, bir polemik yaratma amacıyla özellikle seçildiğine dşkkat çeken Remziye Alparslan, Kürtçenin kasıtlı olarak lehçelerinden biri olan Kurmanciye indirgendiğini söyledi:
“Kürtçe ve Zazaca arasında bir ikilem yaratmanın, Kurmanciyi Kürtçe ile eşitlemenin ve buradan bir dil ayrımı yapmanın özünde kimlik üzerinde bir polemik yaratma arzusu bulunduğunu düşünüyorum. Bunun da Kürtlerin ana dilleri, siyasal ve kültürel varlıkları konusunda dört parçada da saldırı ve kısıtlama kampanyalarına hedef yapılmak istendiği bir döneme denk gelmesinin çok da tesadüf olmadığına, bu tür tartışmaların konunun öznelerinin sadece bir tarafını yansıttığına, eksik ve yanlı bilgiyle hareket edildiğine ve yer yer de egemen ulus kurumlarının da isteminden bağımsız olmadığına inanıyorum.
Kürt halkı, tüm lehçeleri, ağızları, dilleri ve dilsel varyantlarıyla Kurmanci, Kırmancki – Gorani (Zazaki / Dımıli), Sorani (Kurdiya Naverast), Kelhuri, Leki, Lori ve Hewrami konuşan Kürt topluluklarının ortak üretim, yaşam, kültür ve varlığının toplamıdır. Kırmancki/Zazaki söz konusu olduğunda, özellikle alfabe seçiminden standart yazı dilinin yazımına kadar açıklanması güç tercihlerde diretmenin dilimize veya onun gelişimine bir katkısı yok. Meselenin anlamsız yere birbirine dolanmasına, ön açıcı olmayan tartışmalara hapsolmasına ve nihayetinde de sosyolojiyi, tarihi, kültürü ve daha pek çok şeyi göz ardı eden kolaycı ve yanlı çıkarımlara gidildiğini görüyoruz.
Ayrıca Kürtçenin kasıtlı olarak Kurmanci gibi yansıtılması da doğru bir şey değil. Zira Kurmanclara da soracak olsanız, konuştukları dili Kurmanci diye tanımlarlar. Kurdî yani Kürtçe; Kurmanci, Kırmancki (Zazaki-Dımılki), Sorani, Kelhuri, Hewrami, Leki ve Loriyi de kapsayan daha geniş bir üst tanımlamadır. Kürtlerin ülkesi ve yaşadıkları tarihsel coğrafya olan Kürdistan adıyla bağlantılıdır ve Kurmanciyle sınırlandırılamaz.”
‘KARARDA ATANMIŞLARIN VE DEVLET POLİTİKALARININ DA PAYI VAR’
MEB’in Zazaca için bağımsız müfredat oluşturma kararının bazı üniversitelere atanmış çevrelerin yanı sıra devlet politikalarına dayandığına işaret eden Remziye Alparslan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Buna ilaveten, MEB’in seçmeli ders müfredatında daha önce Kürtçe (Kurmancca) ve Kürtçe (Zazaca) şeklinde yaptığı adlandırmayı Kürtçe ve Zazaca olarak güncellemesinde son yıllarda açılan bazı üniversitelerdeki tayin edilmiş çevrelerin de payı var. Türkiye’nin hâlâ kendisini kurtaramadığı inkar, asimilasyon, kimlik tayin etme ve Türkleştirme reflekslerinin de payı var.
Zira eskiden beri Kürt coğrafyasında katliam, zorunlu iskan, yerinden etme, Kürt yerleşimlerine Arap kemerine benzer şekilde farklı göçmen ve yerli nüfusları planlar dahilinde iskan etme, katliam yapılan Dêrsim gibi yerlerde çocukların ailelerinden zorla alınıp eğitim kurumlarında baştan aşağı kendilerine yabancılaştırılması, asimile edilmesi veya Türk subaylara evlatlık verilmesi gibi uygulamalar ya da Kürtlerin varlığını hepten reddeden akıl dışı dil ve kültür tezleri ileri sürülmesi veyahut seçmeli ders müfredatında yer verip üniversitelerde tanımasına rağmen hâlâ ‘Yaşayan Diller ve Lehçeler’ etiketiyle Kürt varlığına tahammülsüzlüğe devam etmesi de Türkiye’nin bu refleksinden kurtulamadığını bize açıkça göstermektedir.”
Tarih, sosyoloji ve daha birçok faktörün göz önünde bulundurulmasını söyleyen Remziye Alparslan, şunları belirtti:
“Konunun bir tarafında da dile, kültüre ve coğrafyaya Türkiye eğitim tedrisatından miras alınmış dar kalıplarla bakılması olduğunu düşünüyorum. Ben bu ayrımı yapanların veya böyle olması gerektiğini iddia edenlerin de nesnel temellerden yoksun olduğunu düşünüyorum. Zira bunu yapmak son derece zor; çünkü sosyoloji, kültür, tarih, dil ve daha fazla faktörü göz önünde bulundurmak gerekiyor. Sırf karşıtlık için bu tür argümanlarla kendimizi yalnızlaştırmak, ayırmak ve yine bir kısım insanımıza ‘kimliğin böyle değil, sen böyle olamazsın’ demenin hem haksızlık olduğunu hem de Kürtlerin bütün inançsal ve dilsel farklılıklarla bu topraklarda yüz yılı aşkın süredir verdiği hak, kimlik, varlık, özgürlük ve eşitlik mücadelesini ve dilsel varlığımızı koruma ve geliştirme mücadelesini farklı tartışma zeminlerine hapsederek zayıflatacağını düşünüyorum.
Eğer mesele buysa Sorani, Hewrami, Kelhuriyi nereye koyacağız? Ki dilimize Dımılki ve Zazakinin yanında Kırdki, Kırmancki de diyoruz ya da öte taraftan Kürtçe ve Kurmanci adlandırmalarına ne yapacağız?”
‘ANADİLİN GELECEĞE TAŞINMASI İÇİN KOLEKTİF ÇABA ŞART’
Son olarak yapay tartışmalar yerine anadilde eğitimin her kademede sağlanması gerektiğine işaret eden Remziye Alparslan, değerlendirmelerini şöyle tamamladı:
“Özcesi, bu yapay ve her daim bir tarafı eksik olan tartışmaları sadece bir cepheden yorumlayarak ikilem çıkarmak, dilsel hak ve özgürlüklerimiz için mücadelemizi arttırmamız gereken bir dönemde bizi anlamsız tartışmaların içine çeker, zayıflatır ve tekraren söylemek gerekirse hep yanlı ve eksik olacaktır.
Yapmamız gereken, ana dilimizin okul öncesinden üniversite ve üstü kademelere kadar her öğretim ve eğitim kademesinde kullanılmasını ve bunun altyapısının hazırlanmasını talep etmek, meclise, bakanlıklara ve yetkili kurumlara baskı yapmak, kendi kolektif inisiyatifimizle kreş ve okul öncesi eğitim kurumlarının açılması için gayret etmek, kolektif emek ve bilinçle dijital alan da dahil dilimiz ve kültürümüzün her alanda geliştirilmesi için çalışmak ve bunların en önemlisi de ailemizde çocuklarımızla ana dilimizi konuşup kültürümüzü yaşatarak varlığımızı geleceğe taşımaktır.”