Önder Apo’nun 27 Şubat 2025 tarihinde yaptığı tarihi çağrının ardından başlayan Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında, Kürt sorununa demokratik çözüm arayışları devam ediyor. Bu çerçevede, yakın zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) sunularak kabul edilen ve ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından imzalanan çerçeve yasa, Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Söz konusu yasa, sürecin ilerletilmesi açısından önemli bir adım olarak değerlendirilirken, Kürt sorununa köklü ve kapsamlı bir çözüm sunmadığı gerekçesiyle eleştirilerin de odağında yer alıyor.
Süreç kapsamında yaşanan gelişmeler, Türkiye, Kürdistan ve bölgede olduğu gibi uluslararası alanda da yakından takip ediliyor. Süreç kapsamında yaşanan gelişmeleri, Kürt meselesini uzun yıllardır yakından takip eden Irkçılığa Karşı ve Halklar Arası Dostluk Hareketi’nin (MRAP) Birleşmiş Milletler Cenevre Ofisi Temsilcisi Gianfranco Fattorini ile konuştuk.
‘YASA ÖNEMLİ AMA YETERSİZ’
Kürt meselesini yakından takip eden birisi olarak, öncelikli olarak Barış ve Demokratik Toplum süreci kapsamında çıkan yasayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Açıkça söylemek gerekirse bu yasa, yalnızca Kürdistan İşçi Partisi (PKK) meselesini ele alan bir yasa. Bunu açıkça söylemek yeterli. Bir tür af yasası, cezaların ertelenmesi, hatta daha hafif ‘suçlar’ söz konusu olduğunda derhal serbest bırakılma gibi düzenlemeler. Bu, Türkiye’de barışa doğru atılmış küçük bir adım. Ancak ülkede gerçek anlamda bir barış ortamının sağlanması ve Kürt halkının bütünlüklü bir şekilde gelişebilmesi için hâlâ eksik olan pek çok unsur var.
‘ÖCALAN ÖZGÜR ŞEKİLDE MÜZAKERE MASASINDA OLMALI’
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan bu yasayı ileriye doğru atılmış bir adım olarak nitelendirdi. Sizce sürecin devamı için Abdullah Öcalan’ın rolünün güçlendirilmesi için hangi hukuki ve siyasi güvencelerin olması gerekir?
Hukuki bir adımın ardından siyasi bir adımın gelmesi gerekir. Eğer Türkiye hükümeti ve Cumhurbaşkanı gerçekten Kürt halkıyla ilişkilerde somut bir değişiklik yaratmak niyetindeyse, Abdullah Öcalan’la aynı masaya oturabilmeliler. Ya da tersinden ifade edersek, Abdullah Öcalan da müzakere masasına diğerleriyle eşit statüde oturabilmelidir. Dolayısıyla, bu müzakereleri gerçekten yürütmek, sürdürmek ve bir barış sürecinin bütün unsurlarını sürece dahil etmek için yalnızca bir yasadan daha kapsamlı bir çerçevenin oluşturulması gerekir.
‘AMAÇ SADECE SİLAHSIZLANMA OLMAMALI’
Kürt Özgürlük Hareketi mensuplarının ve sürgünde yaşayan Kürt siyasetçilerin ülkeye dönüşü bu sürecin en önemli başlıklarından birisi. Mevcut düzenlemeler, silah bırakan PKK üyelerinin ve siyasetçilerin hukuki güvenceler altında, güvenli bir şekilde ülkeye dönmelerini sağlamak için yeterli güvenceler sunuyor mu?
Pek sayılmaz. Her şeyden önce, bütün bu insanların ülkeye dönebileceklerini söylemek başka bir şey, ama ne yapmak için dönecekler? Mesele tam da bu. Yani çıkarılan yasa, TBMM bünyesinde kurulan komisyon tarafından hazırlanan parlamento raporuyla aynı yaklaşım temelinde oluşturuldu. Başka bir deyişle amaç, PKK’yi, Kürdistan İşçi Partisi’ni silah bırakmaya ve partiyi feshetmeye yöneltmek.
Ama sonrasında ne olacak? Asıl mesele bu. Eğer gerçekten bir barış sürecine ulaşmak istiyorsak, bunun birkaç aşaması var. Bu insanların ülkeye dönebileceklerini söylemek güzel, ama ne yapmak için? Ve hangi güvencelerle? Bunun arkasında başka bir mesele daha var. Çatışma yaşanmış ve ardından çözüme gidilen bütün ülkelerde, her iki tarafın da işlemiş olduğu ‘suçlarla’ yüzleşilir ve yapılan hataların telafisine gidildi. Ancak burada yalnızca bir tarafa bakılıyor. Oysa bir çatışmanın ardından yürütülen barış süreci, Güney Afrika’da ve Güney Amerika’daki başka ülkelerde yaşananlara benzer şekilde, bir geçiş dönemi adaleti sürecini gerektirir.
Bu da bütün tarafların işlenmiş olan hataları ve suçları kabul etmeleri gerektiği anlamına geliyor. Burada ise yalnızca bir tarafa bakılıyor. Ve gerçek anlamda bir güvence verilmiyor. Onlara geri dönebilecekleri söyleniyor, ama sonra? Peki ya sonrası?
‘KÜRT HALKININ BÜTÜN HAKLARI GARANTİ ALTINA ALINMALI’
Evet sizin de belirttiğiniz gibi çıkan yasa Kürt sorununa köklü bir çözüm sunmuyor. Bu noktada ciddi eleştiriler var. Kürt halkının temel haklarını koruyan birçok düzenlemeye ihtiyaç olduğu sıklıkla dile getiriliyor. Bu noktada ne demek istersiniz?
Tam da biraz önce değindiğim mesele bu. Yani konu yalnızca silah bırakmak ve bir partiyi feshetmekten ibaret değil. Bir barış ve toplumsal uzlaşma sürecinde, önceki hükümetler tarafından yapılmış olan hataların da kabul edilmesi gerekir.
Ayrıca el konulan topraklar, yok edilen hayvan varlıkları ve hayvancılık faaliyetleriyle ilgili kapsamlı bir telafi sürecinin de yürütülmesi gerekiyor. Hatta yalnızca yaptıkları açıklamalar nedeniyle hapsedilen üniversite öğretim üyelerini ele alalım. Aslında burada düşünce suçlarından söz ediyoruz. Dolayısıyla, eğer gerçekten bir barış süreci istiyorsak, bütün bu meselelerin barış müzakerelerinin bir parçası olması gerekir.
Kürt halkının kültürel hakları, ekonomik hakları ve sosyal haklarıyla ilgili bütün meseleler var ve bunlar şu ana kadar ele alınmış değil. Dolayısıyla önümüzde hâlâ uzun bir yol var. Hükümetin ve Cumhurbaşkanının Kürt meselesi bağlamında ülkeye barış getirme konusunda gerçekten ne kadar irade sahibi olduğunu, bundan sonra atılacak siyasi adımlar ışığında görebilir ve değerlendirebiliriz.
‘ÖCALAN ARTIK CEZAEVİNDE DEĞİL MÜZAKERE MASASINDA OLMALI’
Kürt Özgürlük Hareketi tarafından sıklıkla eleştirilen en önemli başlıklardan birisi sürecin baş aktörü olan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın durumu. Çıkan yasaya rağmen Abdullah Öcalan’ın statüsünün hala belirsizliğini korumasının ve esaretinin devam etmesi kabul edilemez olarak görülüyor. Dünya örnekleri de göz önüne alındığında, Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü bu sürecin başarıya ulaşması açısından nasıl bir öneme sahip?
Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü, bütün barış sürecinin en önemli bir parçası. Bir bakıma Abdullah Öcalan’ın otoritenin elinde rehin olduğu söylenebilir. Şimdi, yetkililerin, kabul edilen bu yasaya dayanarak, PKK’nin gerçekten bütün silahlarını bırakmasını ve partinin feshedildiğini ilan etmesini beklediklerini düşünebiliriz. Böylece Abdullah Öcalan da dahil olmak üzere PKK üyeleriyle ilgili bu süreci devam ettirmeyi öngörüyor olabilirler. Ancak başta da söylediğim gibi, eğer Türk yetkililer bu barış sürecini yürütme konusunda gerçekten irade sahibiyse, Abdullah Öcalan’ın artık cezaevinde değil, müzakere masasında olması gerektiğini kabul etmek gerekir.
Bu çok açık. Bu da yetkililerin, bu süreçte iyi niyetlerini göstermek için atmaları gereken bir adım, geçmeleri gereken bir aşamadır. Mesele yalnızca onlarca yıl boyunca mücadele etmiş bir hareketi silahsızlandırmak değildir; mesele, bütün bu sorunu çözme konusunda nasıl bir siyasi iradeye sahip olunduğunu bu halka göstermektir.
‘ULUSLARARASI GÜÇLER TAVRINI DEĞİŞTİRMELİ’
Dünyanın birçok merkezindeki çatışmalı süreçlerin barışa evrilmesi döneminde uluslararası toplumun önemli bir rol oynadığını gördük. Aynı güçler ve kurumlar, Kürt meselesinin çözümünde ise pasif kalmayı tercih ediyor. Birleşmiş Milletler bünyesinde sıklıkla Kürt meselesi üzerinde de çalışmalar yürüten birisi olarak, bu güçlerin bu sorunun çözümündeki sorumluluğu noktasında ne demek istersiniz? Bu güçleri böylesi bir sorumluluğa sahip mi?
Evet, elbette. PKK, Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından da hala ‘terörist’ bir hareket olarak kabul ediliyor. Dolayısıyla, böylesi bir süreçte bu güçler öncelikle PKK’yi bu sınıflandırmadan çıkarmalılar. Sürece destek vermek istiyorlarsa, bu atmaları gereken ilk adım olmalı.
Sonrasında, çok iyi bildiğimiz gibi, Kürt meselesinin ötesine geçen meseleler de var. Daha geniş anlamda Kürt meselesi, ABD ve Avrupa Birliği ile yürütülen görüşmelerin bir parçasını oluşturuyor; yalnızca Türkiye’de değil, aynı zamanda Suriye, Irak ve İran’da da. Çok yakın zamanda Suriye’de de bir sürecin geliştiğini gördük. Kuzeydoğu Suriye Özerk Yönetimi ile geçiş yönetimi, daha doğrusu El Şara’nın geçiş yönetimi arasında bir entegrasyon süreci yaşandı. Bunun da, çok iyi bildiğimiz gibi, bu süreç için Ankara’dan ve aynı zamanda Washington ile Brüksel’den yeşil ışık yakıldığı anlamına geldiğini söyleyebiliriz.
Avrupa Birliği’nin Türkiye’deki bu barış sürecinde daha olumlu ve daha aktif bir tutum almasının müzakerelerin ilerlemesini kesinlikle kolaylaştıracağı açıktır.
Önemli değerlendirmeleriniz için çok teşekkür ederim. Son olarak belirtmek istediğiniz bir husus var mı?
Türkiye’de gerçek anlamda bir barış ortamının sağlanması için PKK yöneticilerine ve Kürt halkına en iyi dileklerimi iletiyorum. Ancak bunun gerçekleşmesi, tam da çok iyi bildiğimiz ve başka ülkelerde de gördüğümüz süreçlerden geçiyor. Bu süreçler, herkesten kendi sorumluluklarını kabul etmesini ve ardından bütün hakların tanınmasını gerektiriyor.
Türkiye’de de Kürt kültürünün tanınması ve Kürt halkının ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasi haklarının tamamından yararlanabilmesi önemli bir adım olacaktır.