Müzisyen Vedat Yıldırım: Süreç büyürse özgürlükler de büyür

Müzisyen Vedat Yıldırım, Barış ve Demokratik Toplum Süreci büyüdükçe özgürlüklerin de büyüyeceğini belirterek, sanatçıları süreci desteklemeye çağırdı. Yıldırım, “Erdemli barış, komşusunun yüküne de el atan insanlarla gelecektir” dedi.

ANF üzerinden mesajlar veren sanatçıların Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne desteği sürüyor. Kardeş Türküler ve Bajar gruplarının kurucularından Vedat Yıldırım, ANF’ye yaptığı açıklamada Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin umudunu büyüttüğünü söyledi.

Türkiye’de kimlik siyaseti mücadelesinin son otuz yılda büyük bir yol katettiğini belirten Yıldırım, şunları dile getirdi: “Doksanlı yılları bu devinimin miladı olarak kabul edebiliriz. Bu yıllar kısmen de olsa Türkçe dışındaki dillerin kullanılmasına dair yasakların gevşemeye başladığı bir döneme denk gelir. Bu canlanış haliyle kültür-sanat alanına da sirayet etti. Kürtçe, Lazca, Hemşince, Süryanice, Romanca gibi birçok kadim dilde üretimler -müzik albümleri, gazete, dergi, kültürel yayınlar- yapıldı. Aleviler ritüellerini sahne sanatları ile buluşturarak güncel bir kimliğin arayışına girdiler. Buldukları her türküyü Türk halk müziği torbasına koyan TRT’ci bakış dönüşmeye başladı. Bu aynılaştırmadan kurtulan Türk halk müziği de sahici bir nefes almaya başladı, kendi olanaklarını keşfetti. Hatta Kalan Müzik gibi ‘Halkların Kültür Bakanlığı’ gibi çalışan yapımcılar, Toroslar’da unutulmaya yüz tutmuş Türkmen-Tahtacı vokal geleneklerini gün yüzüne çıkardı. Osmanlı musikisinin çok dilli hazinesi hatırlatıldı. Bu retrospektif (geriye dönüp yeniden bakma) yolculuğa birçok sanatçının katkısı oldu. Dolayısıyla doksanlı yıllardan önceki ‘yok sayma’ süreci önemli ölçüde erozyona uğradı.”

‘İNKÂR KIRILDI, ŞİMDİ DİLLERİN KURUMASINI ÖNLEMELİYİZ’

İnkâr girdabı kırılmış olsa da halkların dilleri ve kültürlerinin bu kez farklı sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirten Yıldırım, kültürel hiyerarşinin eşit ifade koşullarını engellediğini söyledi.

Yıldırım, dillerin evlerin ve dar arkadaş çevrelerinin dışına çıkamadığını, kamusal yaşamda yeterince kullanılmadığını belirterek şöyle konuştu:

“Yasal ya da fiili kuralların sonucu olan kültürel hiyerarşinin sebep olduğu eşit ifade koşullarının olmaması, dillerin evlerden çıkıp doğal bir dolaşım ağına katılamamaları ve nihayetinde kamusallaşmamaları. Bunu beslenme damarları kesilen derelerin kurumaya yüz tutmasına, çağlayamamasına benzetebiliriz.

Bu da ister istemez Türkiye halklarını alt-kültürleştiriyor. İnsanlar gündelik hayatın popüler alanlarını Türkçe ile doldururken, kendi kültürlerine romantizm ve nostalji düzeyinde bir yer kalıyor. Mesela, Kurmancî dışındaki neredeyse bütün diller -Lazca, Zazaca-Kirmanckî, Romanca- ölü diller haline geliyor. Şöyle bir etrafınıza baktığınızda çocuklarının ana dillerinden ne kadar uzaklaştıklarını her aile ortamında göreceksinizdir. Çünkü Türkçe dışındaki diller evlere veya arkadaş sohbetlerine sıkışmış, cazibelerini kaybetmiş durumdalar. Bu dillerde öğrenim; ekonomi, felsefe, fen, edebiyat yapılamadığı için Türkçe dışındaki dillerin kullanım alanı, çarşı değeri, piyasa değeri çok azalmış durumda. Lazca, Zazaca şehirlerde müziğe sıkışmış durumda. Bu sıkışmışlık zamana yayılmış bir entropiye, kurumaya meyilli. Bu dehşeti etrafımızdaki Türk dostlarımıza, sanatçılara bir şekilde anlatmamız lazım. Savunmaya çalıştığımız bu insani evreni sanatsal üretimlerle harmanlamalıyız diye düşünüyorum. Kültürel çoğulculuğun renkli ve zevkli dünyasını tattırmaya gayret etmeliyiz.

Mevlana, ‘her dil gönlün perdesidir, perdemiz kımıldıyor bak’ demiş, Neşet Ertaş, ‘Dost elinden gel olmazsa varılmaz. Rızasız bahçanın gülü derilmez, kalpten kalbe bir yol var gel gizli gizli’ demiş. Bu gizli ve meşakkatli yolu bulmamız gerekiyor.”

‘ANA DİL SADECE EVDE KONUŞULAN BİR DİL OLMAMALI’

Yerel dillerin belli bir statüye sahip olduğu farklı devlet modellerinin araştırılması gerektiğini belirten Yıldırım, bazı olumlu gelişmelerin de yaşandığını söyledi.

Müzik meslek birliği MESAM’ın Kürtçe eserlere ilişkin komisyon oluşturmasını ve Amedspor’un devlet nezdinde önceki yaklaşımın aksine daha farklı bir konuma gelmesini örnek gösteren Yıldırım, asıl meselenin yalnızca ana dilde üretim yapmak olmadığını vurguladı.

“Binlerce basılı Kürtçe kitap mevcut, bunların okunması” gerektiğini söyleyen Yıldırım, şöyle devam etti:

“Ana dilin kullanılması hassasiyetini etrafımızdaki insanlara yaymamız, teşvik etmemiz elzem. Kürtçe bizim gündelik ihtiyaçlarımızı karşılayan üç yüz dört yüz kelimeden ibaret olmasın, sanatı, edebiyatı, siyaseti de ana dilimizle takip edelim.

Örneğin ben kendimce her günümün belli saatlerini sadece Kürtçe okumalara, yayınlara ayırmaya çalışıyorum, dil perhizine giriyorum.”

‘SÜREÇ DİL VE KÜLTÜRÜN ÖZGÜRCE DOLAŞIMINI SAĞLAYABİLİR’

Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin ilerlemesiyle toplumsal iç barışın güçlenebileceğini ve insanların dillerini ve kültürlerini daha rahat dolaşıma sokabileceğini belirten Yıldırım, bu konuda merkezi ve yerel yönetimlere de görev düştüğünü söyledi.

Vedat Yıldırım şunları ifade etti:

“Evet, inkâr dönemi sönümlenmekle birlikte, özellikle Batıya göç etmiş insanlar kültür/sanat dünyalarını rahatça sunamıyorlar. Burada tabii devlete ve yerel yönetimlere de görev düşüyor. Madem hepimiz devlete ve belediyelere gelir oluşturmak için vergilerimizi veriyoruz, bunun moral karşılığının da verilmesi gerekir. Kamu ya da belediyenin organize ettiği kültürel organizasyonlarda dil kotası konulabilir, yok olmaya yüz tutmuş dillere pozitif ayrımcılık yapılır. Bu seçenekler arttırılabilir. Mesela, Ege ve Akdeniz il ve ilçelerinde yaşayan Kürtler ortalama yüzde on ila yirmi arasında değişen bir nüfusa sahip. Ancak onların da vergileri ile katkı sunduğu festivallerde Kürt kültürüne pek yer açılmıyor. Anti-emperyal söylemi dilinden düşürmeyen birçok ‘muhalif/seküler’ rock müzisyenin katıldığı festivallerde rock tarzı müzik yapan Kürt müzisyenleri buralara davet etmeyi pek düşünmüyorlar.”

‘KAYYUM DÜZENİ KALKARSA KÜLTÜREL ÇALIŞMALAR GÜÇLENİR’

Sürecin ilerlemesinin Kürt müzisyenler, kültür kurumları ve Kürtçe açısından önemine dikkat çeken Yıldırım, kayyum uygulamalarının sona ermesiyle yerel yönetimlerin kültür alanına daha fazla yatırım yapabileceğini belirtti.

Yıldırım, “Festivaller, paneller, kültür çalışmaları artacaktır. Tutuklu siyasetçilerin özgürleşmesiyle onları destekleyen halkın bu sürece olan inancı artacaktır” dedi.

Kültür alanında sürekliliğin önemine de dikkat çeken Yıldırım, düşüncelerini şöyle aktardı: “Belediye olsun, kültür kurumları olsun, buralarda kayyum ya da yasaklamalarla kesintiye uğrayan kültürel çalışmalar olgunlaşamıyor, deneyim aktarımı oluşamıyor. Bu yüzden de sürekli tökezleyen bir kültür-sanat ortamıyla karşı karşıyayız. Entelektüel camiada yürütülen ‘komün’ tartışmaları da bu çerçeveden değerlendirilebilir. Uzun erimli dayanışma ağları kurmak, düzenli eğitim-araştırma çalışmalarının yapıldığı, alternatif bir ekonomik model kurmak gibi…”

‘SANAT, FARKLILIKLARLA BİRLİKTE YAŞAMAYI ÖĞRETEBİLİR’

Sanatçıları sürecin toplumsallaşmasına katkı sunmaya çağıran Yıldırım, Kardeş Türküler’in yıllardır bu alanda çalışma yürüttüğünü belirtti.

Temmuz ayında İstanbul Harbiye Açıkhava Sahnesi’nde “Yan Yana” adlı gösteriyi gerçekleştirdiklerini hatırlatan Yıldırım, Kürt, Abdal, Çerkes, Ermeni ve Arap müzik ve dansları ile Alevi ve Sünni ritüellerini aynı sahnede buluşturduklarını söyledi.

“Tekleşmeye değil, çoğalmaya yelken açtık” diyen Yıldırım, şöyle devam etti:

“Bu yeni sürecin toplumsal barışı taçlandıran başka sanatsal çalışmalarla desteklenmesi çok elzem. İnsanları farklılıklarımızla bir arada yaşamaya çağırmak, ikna etmek tam da sanatın işi zaten.”

‘BARIŞ, KOMŞUSUNUN YÜKÜNE DE EL ATAN İNSANLARLA GELECEK’

Süreç konusunda endişe duyanların kaygılarının anlaşılması gerektiğini belirten Yıldırım, ancak bu kaygıların Kürtlerin yürüttüğü süreci “demokrasi yoksunluğunda” engelleyen bir tutuma dönüşmemesi gerektiğini söyledi.

Sürecin bundan sonraki aşamalarının özgürlük, demokrasi ve hukukla eş güdümlü ilerlemesi gerektiğini vurgulayan Yıldırım, silahların susmasının toplumdaki “sis perdesini” kaldırabileceğini belirtti.

Yıldırım, barışın yalnızca kişisel ya da toplumsal alanlarda değil, başkalarının yükünü paylaşma sorumluluğuyla da ele alınması gerektiğini ifade ederek, “Doğru, barış herkesin kendi evinin önünü temizlemesi ile başlar ama erdemli barış, komşusunun yüküne de el atan insanlarla gelecektir” dedi.

Sanatın aynı zamanda bir yüzleşme ve “erdem savaşı” olduğunu belirten Yıldırım, geçmişin sorunlarının halı altına süpürülmeden konuşulması gerektiğini söyledi.

‘SÜREÇ PUSLU HAVAYI KALDIRACAK’

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çağrısı ve Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin umudu büyüttüğünü vurgulayan Müzisyen Vedat Yıldırım, sürecin toplumun gerçeklerle daha doğrudan yüzleşmesini sağlayacağını belirtti.

Yıldırım, “Puslu havayı kurtlar sever, derler. Husumet de bu havadan medet umar. Bu sürecin o puslu havayı kaldıracağını, hakikatlerimizle baş başa kalacağımız bir döneme işaret edeceğini umuyorum” ifadelerini kullandı.