Yaklaşık iki yıldır devam eden “Demokratik Toplum ve Barış Süreci”nin Kürt meselesinin çözümüne ilişkin önemli bir tartışma zemini ortaya çıkardığını belirten siyaset bilimci Mehmet Zahir Sarıtaş, sürecin kalıcı bir çözüme ulaşmasının özgürlük, insan hakları, adalet ve eşitlik temelinde kurulacak yeni bir siyasal ve toplumsal çerçeveye bağlı olduğunu söyledi. Sarıtaş, silahlı mücadele stratejisinin terk edilmesiyle birlikte demokratik siyasetin esas alındığını belirterek, devletin de buna karşılık kendi yaklaşımında değişim ve dönüşüm gerçekleştirmesi gerektiğini vurguladı.
Kürt meselesinin çözümüne ilişkin tartışmaların yalnızca çatışmaların sona erdirilmesi üzerinden yürütülemeyeceğini ifade eden Sarıtaş, son 50 yıllık Kürt mücadelesi boyunca ortaya çıkan tartışmaların yanı sıra dünyada demokrasi ve demokratik toplum temelinde geliştirilen evrensel değerlerin de çözüm açısından önemli bir çerçeve sunduğunu söyledi. Sarıtaş, sürecin temel meselesinin bu değerlerin mevcut süreçte esas alınıp alınmayacağı olduğunu belirtti.
Demokratik bir yönetim ve demokratik bir toplumun kurulabilmesi için evrensel değerlerin içselleştirilmesi gerektiğine dikkat çeken Sarıtaş, Kürt meselesinin ortaya çıkışının da bu değerlerin devlet ve toplum ilişkilerinde yeterince esas alınmamasıyla bağlantılı olduğunu söyledi. Özgürlük, adalet ve eşitliğin toplumların bir arada yaşayabilmesinin temel koşulları olduğunu belirten Sarıtaş, bu değerlerin yokluğunda toplumsal sorunların çözümsüz kaldığını ve devlet-toplum ilişkilerinin çatışma üreten bir zemine dönüştüğünü ifade etti.
Sarıtaş, özgürlük, insan hakları, adalet ve eşitlik arasındaki ilişkiye işaret ederek, “Özgürlükler olmadan insan hakları, insan hakları tanınmadan güvence altına alınmadan adalet; adalet olmadan da eşitlik olmaz” dedi.
Bu değerlerin sadece Kürt meselesine özgü olmadığını, bütün toplumlar açısından evrensel nitelik taşıdığını belirten Sarıtaş, asıl tartışmanın devletin bu değerleri çözümün temel ölçütleri haline getirip getirmeyeceği olduğunu söyledi. Demokrasinin bu değerlerden bağımsız ele alınamayacağını kaydeden Sarıtaş, toplumların kendi sorunlarını çözebilmesi için demokratik mekanizmaların işletilmesi gerektiğini söyledi. Kürt meselesinin çözümü ile demokratikleşme arasındaki doğrudan bağa dikkat çeken Sarıtaş, demokratikleşmenin Kürt meselesinin çözümünün temel zemini olduğunu vurguladı.
‘ÇÖZÜM HUKUKİ GÜVENCEYE KAVUŞTURULMALI’’
Çözümün yalnızca siyasi irade beyanlarıyla sınırlı kalmaması gerektiğini vurgulayan Sarıtaş, devlet ile toplum arasındaki ilişkinin yeni bir toplumsal sözleşme temelinde yeniden kurulması gerektiğini belirtti. Demokratik anayasanın bu ilişkinin hukuki güvencesini oluşturacağını kaydeden Sarıtaş şöyle devam etti: “Yaklaşımın kabul edilmesi yetmez, bunun hukuki güvenceye alınması gerekir. Bu yaklaşıma uygun bir toplumsal sözleşmenin olması gerekir. Modern çağda bunun karşılığı demokratik anayasadır. Dolayısıyla Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin bu evrensel değerler ve Kürt mücadelesinin ortaya çıkardığı tartışmalar etrafında bir çözüme ulaşması gerekir.”
Sarıtaş, Kürt meselesinin çözümünün demokratikleşme sürecinden ayrı ele alınamayacağına da işaret ederek, “Ancak Kürt meselesine adalet, özgürlük ve eşitlik temelinde yaklaşılırsa gerçek anlamda demokrasiye ulaşılabilir ve Kürt meselesi de gerçek demokrasi temelinde çözülebilir” dedi.
‘ÖCALAN’IN ÇERÇEVESİ MESELENİN DEMOKRATİK ÇÖZÜM YOLUNU GÖSTERİYOR’
Önder Apo’nun süreçte ortaya koyduğu yaklaşımın yalnızca silahlı mücadelenin sona erdirilmesiyle sınırlı olmadığını belirten Sarıtaş, bundan sonraki sürecin hangi siyasal zeminde ilerleyeceğinin de ortaya konulduğunu söyledi. Sarıtaş, Önder Apo’nun çözüm perspektifini ve bugün açısından taşıdığı önemi şöyle anlattı:
“Sayın Abdullah Öcalan, sürecin başında silahlı mücadele stratejisinin bırakıldığını ortaya koydu. Bununla birlikte demokratik siyaseti esas alan bir strateji benimsendi. PKK’nin feshiyle birlikte de bu gerçekleşti. Bundan sonra demokratik siyaset stratejisi esas alınıyor. Sayın Öcalan burada Türkiye ile özgür ve eşit temelde stratejik bir ortaklık kurmayı hedefleyen bir yaklaşım ortaya koyuyor. Ortaya koyduğu kavramsal ve teorik çerçeve çok önemli. Burada demokratik ulus, demokratik bütünleşme, demokratik anayasa ve demokratik cumhuriyet kavramları var. Bunların her biri aslında birbirini tamamlayan bir çözüm çerçevesini ortaya koyuyor.
Demokratik ulus, çoğulculuğu esas alan, farklılıkların özgürlük ve eşitlik temelinde tanındığı, hakların kabul edildiği bir anlayışı ifade ediyor. Demokratik entegrasyon ise devlet ile toplum arasındaki ilişkinin yeniden düzenlenmesini ifade ediyor. Devletin, Kürtleri ve Kürtlerin haklarını tanıması, toplumun özgürlüklerinin genişletilmesi ve toplumun da devleti tanıdığı yeni bir ilişkinin kurulması gerekiyor. Bu ilişkinin hukuki olarak güvence altına alınması gerekiyor. Bunun da demokratik anayasa ile yapılması gerekiyor. Demokratik anayasa, bu yeni ilişkinin hukuki çerçevesini oluşturuyor. Bunun sonucunda da demokratik cumhuriyet ortaya çıkıyor. Cumhuriyetin demokratikleşmesi de Kürt meselesinin çözümünün temelini oluşturuyor.
Dolayısıyla demokratik ulus, demokratik bütünleşme, demokratik anayasa ve demokratik cumhuriyet birbirinden kopuk kavramlar değil. Bunlar bir bütün olarak ele alınması gereken, çözüm için stratejik bir plan ve programı ifade eden bir çerçevedir.”
Sarıtaş, Önder Apo’nun ortaya koyduğu bu çerçevenin bugünkü süreç bakımından öneminin, silahlı mücadele döneminden demokratik siyaset dönemine geçişle birlikte çözümün nasıl kurulacağı sorusuna yanıt vermesinde olduğunu belirtti. Bu nedenle kavramların yalnızca teorik tartışmalar olarak ele alınmaması, sürecin bundan sonraki siyasal ve hukuki adımlarının da bu çerçeve üzerinden değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti.
‘DEVLET-TOPLUM İLİŞKİSİ YENİDEN DÜZENLENMELİ’
Demokratik entegrasyon kavramının nasıl bir devlet-toplum ilişkisini öngördüğünü anlatan Sarıtaş, bu ilişkinin karşılıklı tanıma ve hukuki güvence temelinde kurulması gerektiğini belirterek şöyle devam etti:
“Demokratik entegrasyon, devlet-toplum ilişkilerinin yeniden düzenlenmesidir. Devletin, Kürtleri ve Kürtlerin haklarını tanıması, toplumun özgürlüklerinin genişletilmesi ve toplumun da devleti tanıması gerekiyor. Burada yeni bir karşılıklı ilişki kurulması gerekiyor. Bu ilişkinin de hukuki olarak güvence altına alınması gerekiyor. Demokratik anayasa bunun hukuki çerçevesini oluşturuyor ve demokratik cumhuriyete götürüyor. Cumhuriyetin demokratikleşmesi de Kürt meselesinin çözümünün temelini oluşturuyor.
Demokratik ulus, demokratik bütünleşme, demokratik anayasa ve demokratik cumhuriyet birbirinden kopuk şeyler değil. Bunlar birbirini tamamlayan bir çözüm modelidir, stratejik bir plan ve programdır.”
‘DEVLETİN KULLANDIĞI KAVRAMLAR ÇÖZÜMÜN NİTELİĞİNİ DE BELİRLİYOR’
Devletin süreç boyunca kullandığı kavramların çözümün nasıl ele alındığını gösterdiğine dikkat çeken Sarıtaş, “Terörsüz Türkiye” tanımlamasının çatışmanın sona erdirilmesini merkeze aldığını belirtti. Devletin kavramsal yaklaşımını değerlendiren Sarıtaş, şöyle devam etti:
“Devlet sürecin başından beri ‘Terörsüz Türkiye’ diyor. Burada demokratik adımlarla Kürt meselesinin çözümünden ziyade çatışmanın bitirilmesi esas alınıyor. Oysa buna ‘Kürt meselesinin çözüm süreci’ denilebilir, ‘barış süreci’ denilebilir. Meclis’te kurulan komisyon da ‘çözüm ve barış komisyonu’ olarak adlandırılabilir. Yasada da çözüm odaklı bir kavramsallaştırma yapılabilir. Devletin bu kavramsallaştırması, sorunun Kürt toplumundan kaynaklandığı gibi bir yaklaşım ortaya çıkarıyor. Devletin kendi sorumluluğu ise bu şekilde görünmez hale geliyor.
Devlet, Kürt meselesinin ortaya çıkışındaki kendi tarihsel yaklaşımını, inkar, imha, baskı ve asimilasyon politikalarını da tartışmanın içine koymak durumunda. Eğer gerçekten Kürt meselesini çözmek istiyorsa, Kürt tarafında ve Sayın Öcalan’da ortaya çıkan stratejik ve paradigmatik değişimin karşılığında devletin de kendi yaklaşımını değiştirdiğini ve dönüştürdüğünü göstermesi gerekiyor.”
Sarıtaş, kavramların sadece bir isimlendirme meselesi olmadığını, kullanılan ifadelerin sürecin toplum tarafından hangi çerçevede algılanacağını da belirlediğine dikkat çekti.
Kürt tarafında stratejik bir değişim yaşandığını, silahlı mücadele stratejisinin terk edilerek demokratik siyasetin esas alındığını belirten Sarıtaş, devletin de buna karşılık kendi yaklaşımında değişim ve dönüşümü göstermesi gerektiğini söyledi. Devletin yalnızca silahlı mücadelenin sona ermesini esas alan bir yaklaşım içerisinde kalması halinde sürecin çözüm zeminine taşınamayacağını belirten Sarıtaş, geçmişteki politikalarından farklı olarak yeni bir yaklaşım ortaya koyması gerektiğini ifade etti.
Devletin çözüm konusunda henüz stratejik bir plan ve programa sahip olmadığına işaret eden Sarıtaş, böyle bir planın oluşturulabilmesi için öncelikle kavramsal bir çerçevenin ortaya konulması gerektiğini söyledi. Sürecin zamana yayıldığını, çeşitli komisyonlar ve pratik adımlar atıldığını belirten Sarıtaş, buna karşın devletin kullandığı kavramların güvenlik ve çatışma ekseninden yeterince uzaklaşmadığını ifade etti.
‘DEVLET KENDİ SORUMLULUĞUNU GÖRMELİ’
Kürt meselesinin ortaya çıkışının yalnızca Kürt silahlı hareketinin ortaya çıkışı üzerinden açıklanamayacağını belirten Sarıtaş, Cumhuriyet tarihi boyunca Kürtlere yönelik inkar, imha, baskı ve asimilasyon politikalarının da sürecin bir parçası olarak ele alınması gerektiğini söyledi. Barış süreçlerinde tarafların karşılıklı sorumluluklarını ortaya koymasının önemine dikkat çeken Sarıtaş, savaşın ve çatışmanın sona erdirilmesi amacıyla bir masa kuruluyorsa, tarafların kendi sorumluluklarıyla yüzleşmesinin de çözümün bir parçası olması gerektiğini ifade etti.
“Eğer savaşın, çatışmanın bitirilmesi ve barış temelinde çözülmesi için bir masa kuruluyorsa, tarafların karşılıklı sorumluluklarını ortaya koyması gerekiyor” diyen Sarıtaş, çatışmalı süreçlerin yalnızca silahların bırakılmasıyla sonuçlanamayacağını belirtti.
Geçmişte yaşananların açığa çıkarılması ve toplumun gerçekle yüzleşmesinin kalıcı barış açısından önem taşıdığını vurgulayan Sarıtaş, yaşananların bütün yönleriyle ele alınması ve tarafların kendi sorumluluklarıyla yüzleşmesinin çözüm sürecinin önemli başlıklarından biri olduğunu kaydetti.
‘HAKİKAT VE ADALET MEKANİZMALARI OLUŞTURULMALI’
Uluslararası çatışma çözümü örneklerinde hakikat, adalet ve yüzleşme mekanizmalarının oluşturulduğuna dikkat çeken Sarıtaş, Türkiye’de de benzer mekanizmaların geliştirilmesi gerektiğini işaret etti. Yaklaşık 50 yıllık çatışma sürecinde yaşananların bütün boyutlarıyla ortaya çıkarılabilmesi açısından hakikat ve adalet komisyonlarının önemli olduğunu söyleyen Sarıtaş, bu tür mekanizmaların yalnızca geçmişte yaşananların araştırılması bakımından değil, devletin ve Kürt Hareketinin sorumluluklarının ortaya konulması ve toplumda güvenin oluşturulması açısından da gerekli olduğunu vurguladı.
Geçmişte yaşanan faili meçhul cinayetler, köy boşaltmaları, zorunlu göç, işkence ve diğer hak ihlallerinin açığa çıkarılması gerektiğini belirten Sarıtaş, bu kapsamda 17 binden fazla faili meçhul cinayet, 4 bin köyün boşaltılması ve milyonlarca insanın yerinden edilmesi gibi ağır sonuçların bulunduğunu söyledi. Bu yaşananların yalnızca geçmişte kalmış olaylar olarak ele alınmaması gerektiğini söyleyen Sarıtaş, devletin bunlarla yüzleşme iradesini bugünden itibaren ortaya koyması, buna uygun bir siyasal söylem ve kavramsal çerçeve geliştirmesi gerektiğini vurguladı.
Devlet görevlileri ve güvenlik bürokrasisinin yaşananlardaki sorumluluğuna ilişkin çeşitli bilgi ve kabullerin bulunduğunu belirten Sarıtaş, buna rağmen devletin kendi sorumluluğunu açık biçimde üstlenmediğini hatırlatarak, böyle bir yüzleşmenin gerçekleşmemesinin yürütülen sürecin toplumsal karşılık bulması ve güven oluşturması açısından önemli bir eksiklik oluşturduğunu ifade etti.
‘DEVLET ÖZÜR DİLEMEDİ VE SORUMLULUĞUNU KABUL ETMEDİ’
Devletin geçmişte yaşanan acılar konusunda Kürtlerden özür dilemediğine dikkat çeken Sarıtaş, devlet veya hükümet tarafından “yanlış yaptık”, “hata yaptık”, “bunu düzelteceğiz” şeklinde bir yaklaşım ortaya konulmadığını belirtti.
Buna karşılık Önder Apo’nun Türkiye’ye getirilişinden sonra savaş sürecinde yaşanan acılarda kendi sorumluluğuna ilişkin özür dilediğini hatırlatan Sarıtaş, çözüm sürecinde tarafların kendi sorumluluklarını kabul eden ve bunu topluma açık biçimde ifade eden bir yaklaşım ortaya koymasının önem taşıdığını söyledi. Devletin kendi sorumluluğunu kabul eden bir siyasal yaklaşım geliştirmesinin, toplum açısından güven verici bir zemin oluşturacağını ifade eden Sarıtaş, hakikat ve adalet mekanizmalarının da bu yaklaşımın kurumsal karşılığı olması gerektiğini belirtti.
Hakikat ve adalet mekanizmalarının yalnızca geçmişin hesabını çıkarmaya yönelik olmadığını kaydeden Sarıtaş, bu mekanizmaların toplumun gerçekle yüzleşmesini, yaşananların tanınmasını ve yeni bir toplumsal ilişkinin kurulmasını mümkün kılacak bir zeminin oluşturulmasına katkı sunabileceğini kaydetti.
‘TEK TARAFLI YAKLAŞIM SÜRECİN TOPLUMSALLAŞMASININ ÖNÜNDE ENGEL OLUŞTURUR’
Sürecin yalnızca silahlı mücadelenin sona erdirilmesi ve silahların devre dışı bırakılması üzerinden yürütülmesi halinde kalıcı bir çözüme ulaşılmasının mümkün olmayacağı uyarısında bulunan Sarıtaş, demokratikleşme ile Kürt meselesinin demokratik çözümünün birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı. Devletin tek taraflı yaklaşımının sürecin toplumsallaşmasının önünde engel oluşturduğunu belirten Sarıtaş, yalnızca devletin ve Türk toplumunun hassasiyetlerinin merkeze alınmasının Kürt toplumunun sürece ilişkin beklentilerini karşılamayacağını ifade etti.
Sürecin toplum tarafından sahiplenilmesi için her iki tarafın yaşadığı sorunların ve beklentilerinin dikkate alınması gerektiğini belirten Sarıtaş, bunun sağlanamaması halinde sürecin dar bir güvenlik ve çatışma çerçevesinde kalabileceğini söyledi.
‘SÜREÇ GELECEKTE YENİDEN PROVOKE EDİLEBİLİR’
Tek taraflı yürütülen bir sürecin gelecekte yeniden tıkanma ve provoke edilme ihtimalini beraberinde getireceğine dikkat çeken Sarıtaş, demokratik çözümün hukuki ve siyasi güvencelerle desteklenmemesi halinde mevcut sürecin kalıcı hale gelmesinin zorlaşacağını belirtti. Devletin yalnızca silahlı çatışmanın sona ermesini değil, çatışmaya yol açan siyasi, hukuki ve toplumsal koşulların da ortadan kaldırılmasını hedeflemesi gerektiğini ifade eden Sarıtaş, aksi durumda sürecin kalıcı bir çözüme dönüşmek yerine geçici bir sessizlik döneminde kalabileceği uyarısında bulundu.
Sarıtaş, devletin geçmişteki yaklaşımını sürdürmesi halinde sürecin karşılıklı güven temelinde ilerlemesinin mümkün olmayacağını söyledi.
TOPLUMUN, SÜRECİ BİLMESİ VE TARTIŞABİLMESİ GEREKİYOR’
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin toplumsallaşmasına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Sarıtaş, söz konusu sürecin yalnızca devlet kurumları, siyasi aktörler ve komisyonlar arasında yürütülmemesi gerektiğini belirterek şöyle dedi:
“Bu sürecin toplumun bütün kesimleri tarafından tartışılması gerekiyor. Toplumun, ‘Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin ne anlama geldiğini bilmesi, bunu tartışabilmesi ve sahiplenebilmesi gerekiyor. Bunun için de kullanılan kavramlar önemli. Bir süreci nasıl adlandırırsanız, toplum da o süreci ona göre algılıyor. Kürt meselesini yalnızca bir güvenlik sorunu olarak tanımladığınız zaman, meselenin demokratik ve toplumsal çözüm boyutunu geri plana itmiş oluyorsunuz.
Devletin burada kendi çözüm perspektifini açık biçimde ortaya koyması gerekiyor. Demokratikleşme, Kürt meselesinin çözümü ve yeni bir devlet-toplum ilişkisinin kurulması birbirinden ayrı meseleler değil. Bunların aynı sürecin birbirini tamamlayan parçaları olarak ele alınması gerekiyor. Demokratik anayasa meselesini de yalnızca anayasalarda yapılacak değişiklikler olarak görmemek gerekiyor. Demokratik anayasa, devlet ile toplum arasındaki ilişkinin yeniden kurulmasının hukuki güvencesi olmalı. Dolayısıyla burada tartışılan şey yalnızca anayasa değişikliği değil, devlet ile toplum arasındaki ilişkinin hangi esaslar üzerinden kurulacağıdır.”
‘ÇÖZÜM İÇİN DEVLET DEĞİŞİP DÖNÜŞMELİ’
Sürecin kalıcı bir çözüme ulaşması açısından devletin ve Kürtlerin önünde birbirini tamamlayan sorumluluklar bulunduğunu belirten Mehmet Zahir Sarıtaş, devlet açısından temel meselenin değişim ve dönüşüm olduğunu söyledi.
Sarıtaş, devlet ve Kürtler açısından sürecin nasıl ilerlemesi gerektiğini şu sözlerle anlattı:
“Devlet açısından demokratik anayasa ve demokratik cumhuriyet perspektifinin esas alınması gerekiyor. Bunun stratejik plan ve programının oluşturulması gerekiyor. Kürtler açısından ise toplumsal örgütlenmenin geliştirilmesi, demokratik toplumun inşa edilmesi ve demokratik ulusal birliğin kurumsal düzeyde oluşturulması gerekiyor. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin çözüm temelli sonuçlanması sadece devletin atacağı adımlarla olacak bir şey değil. Kürtlerin de demokratik toplumun örgütlenmesini geliştirmesi ve demokratik ulusal birliği kurumsal düzeyde oluşturması gerekiyor.
Dolayısıyla burada iki yönlü bir değişim ve dönüşümden söz ediyoruz. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin çözüm temelli sonuçlanması için devlet ve iktidar açısından değişim dönüşümü esas alarak demokratik anayasayla demokratik cumhuriyeti inşa etmek ve bunun stratejik plan programını oluşturması gerekmektedir. Kürtler açısından ise toplumsal örgütlenmeyi geliştirerek demokratik toplumu inşa etmek ve demokratik ulusal birliği kurumsal düzeyde oluşturması gerekmektedir.”