Tunç: Süreç devletin insafına bırakılmamalı

Yazar Aziz Tunç, Kürt sorununun çözümü, Kürtlerin taleplerinin karşılanması ve geçmiş deneyimlerin yarattığı güvensizliğin aşılması için sürecin devletin insafına bırakılmaması gerektiğini belirterek, toplumun tüm kesimlerini sürece sahip çıkmaya çağırdı.

AZİZ TUNÇ

“Barış ve Demokratik Toplum Süreci”nin geldiği aşamayı değerlendiren Yazar Aziz Tunç, sürecin bütün tıkanmalara, aksamalara ve engellemelere rağmen yürüdüğünü belirterek, sürecin önündeki temel sorunun Kürt sorununun çözümünün merkeze alınmaması olduğunu söyledi.

Tunç, geçmiş deneyimlerin devlet açısından önemli dersler içerdiğine dikkat çekerek, sürecin yalnızca silahların bırakılması üzerinden ele alınmasının kalıcı bir çözüm yaratmayacağını ifade etti. Toplumun bütün kesimlerinin sürece daha aktif biçimde dahil olması gerektiğini vurgulayan Tunç, “Bu süreç devletin insafına bırakılmayacak kadar önemli ve değerlidir” dedi.

Sürecin ilerlediğini ancak olması gerektiği biçimde yürümediğini belirten Tunç, her adımda önemli tıkanmalar yaşandığına işaret etti. Sürecin ilk başladığı dönemde yaratılan atmosferin, meselenin birkaç ay içerisinde çözüleceği yönünde olduğunu hatırlatan Tunç, aradan yaklaşık iki yıl geçmesine rağmen sürecin hâlâ “rölantide”, tıkanarak ve zorlanarak ilerlediğini söyledi.

Tunç, temel sorunun süreç ile sürecin yürütülme biçimi arasındaki uyumsuzluk olduğunu ve Kürt sorununun çözümü amacıyla yürütüldüğü belirtilen süreçte Kürt sorununun kendisinin yeterince konuşulmadığına dikkat çekerek, “Kürt sorunu konuşulmadan Kürt sorununun çözümünün tartışıldığı bir süreç elbette ilerlemez” dedi. 

Devletin meseleyi ağırlıklı olarak silah bırakma ekseninde ele almasının sürecin tıkanmasına yol açabileceğine işaret eden Tunç, silahların bırakılmasının tek başına Kürt sorununu ortadan kaldırmayacağının altını çizdi. Kürt sorunun, silahlı mücadele süreci öncesinde de var olduğunu belirten Tunç, sorunun çözümünün yalnızca silahların ortadan kaldırılmasına indirgenemeyeceğini dile getirdi.

DEVLET, GÜVENİRLİĞİNİ ÖNE ÇIKARMALIYDI’

Geçmiş deneyimlerin bugünkü süreç açısından önemli dersler içerdiğini belirten Tunç, özellikle devletin güvenilirliği konusunda yaşanan soruna dikkat çekerek, şunları belirtti:

“Bir kere, tam bu dönemde çıkartılması gereken ders, devletin güvenilirliğinin önemle öne çıkartılması gerekirdi. Yani devlet, bundan önceki süreçlerde de sürecin ilerlemesine engel olarak, provoke ederek, keserek, bırakarak, süreci orta yerde bıraktı. Birinci seferde Habur'da Kürt halkının sevincini bahane ettiler. İkinci seferde iki polisin öldürülmesini bahane ettiler.

Bunların, yani Kürt halkının sevincini bahane etmesi zaten masum bir davranış değil. Normal bir davranış değil. Sonuçta barışın olmasından dolayı sevinmiş olmaktan daha doğal ne vardı? Yani Kürtler sevinçlerini ifade ettiler ve sevinçlerini yaşadılar. Doğru olan şuydu: O dönem devletin yapması gereken, Kürtlerin ortaya koyduğu bu barış yanlısı tutumu fiziken sahiplenmeleri ve bundan dolayı da sevinmelerinin Türkiye'nin diğer yerlerine yansıtılmasıydı.

İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de ve Türkiye'nin birçok yerinde sevince, barışa yönelik gösterilerin yapılması çok mümkündü. Bunu yapmak yerine, ‘Kürtler niye sevindiler?’ diye -ironik olarak söylüyorum ama esası buydu- bundan hareketle barış süreci tıkandı. İkinci defa da iki polisin Fethullahçılar tarafından öldürüldüğü, kendilerinin de söylediği bir olay bahane edildi. Dolmabahçe'deki mutabakatın iptal edilmesi ve masanın devrilmesi sürecinde de devlet bir biçimde sürecin önünü kesti. Masa devrildi ve süreç ilerlemedi. Kürt Halk Önderi Öcalan'ın üzerinde tecrit uygulanmaya başlandı ve ondan sonra süreç on yıl donduruldu. Zaten kendileri de söylediler. Cumhurbaşkanı Erdoğan da o zaman söyledi, ‘Süreci dondurduk’ dedi.

Şimdi bunları dikkate alarak bugünden baktığımızda, devletin bu güvensizlik yaratan tutumlarını değiştiren bir tavır alması gerekirken tam tersine bir yerde gidiyor. Devlet, güvensizliği daha da büyüten, daha da besleyen bir tutum izliyor. Dolayısıyla süreç o nedenle ilerlemiyor. 

İnsanlar gerçekten barışı istiyorlar ve bunun için her türlü çabayı gösteriyorlar. Ama öbür yandan geçmişte biriken, hafızalarda kalanlar bugünün barış sürecini güvensizlik üzerinden gölgeliyor aslında. Yani şimdi özellikle Kürt halkı ve demokrasi güçleri, Aleviler, toplumun farklı kesimleri devlete güvenmiyorlar. Devlet bu güvensizliği sürekli arttıran tavırlar izliyor.”

‘GEÇMİŞ ÖĞRETİCİDİR’ 

Geçmiş deneyimlerin bugünkü süreç açısından önemli dersler içerdiğini belirten Tunç, kalıcı bir barış için geçmişle doğru bir bağ kurulması gerektiğini şöyle ifade etti:

“Geçmiş öğreticidir, geçmiş tecrübedir. Geçmişten ders çıkarmak gerekiyor. Geleceği de geçmişten çıkardığımız derslerle planlamak gerekiyor. Kürt tarafı geçmişten gerekli dersleri çıkarmış durumda. Sürecin tıkandığı her yerde önünü açmak için yeni formüller geliştirmeye çalışıyor. Bunun için gerektiğinde çok ciddi fedakarlıklar da yapıyor. Sürecin yeniden çatışmalı bir ortama dönmemesi için çaba gösteriyor. 

Devletin de aynı şekilde geçmişten ders çıkarması gerekiyor. Geçmişte yapılanlarla, geçmişte uygulanan yöntemlerle bugün yeni bir süreç yürütülemez. Devletin geçmişte yaşananları göz önüne alarak daha farklı, daha yeni yöntemler geliştirmesi gerekiyor. Elbette farklı çözüm biçimleri tartışılabilir, farklı yöntemler ortaya konulabilir. Ama çözümsüzlüğü dayatan, sorunu ortadan kaldırmak yerine sorunun devamına yol açan bir yaklaşımın doğru olmadığı görülmeli.

Geçmişle bağın çok doğru kurulması gerekiyor. Hem Kürtlerin hem de devletin geçmişten ders çıkarması gerekiyor. Kürt tarafı geçmişte yaşanan bütün olumsuzluklara rağmen bugün sürecin ilerlemesi için çaba gösteriyor. Devletin de geçmişteki yaklaşımından daha ileri bir yaklaşım geliştirmesi gerekiyor. Çünkü geçmişte yapılanlarla aynı şeyleri tekrar ederek farklı bir sonuç elde edilemez.”

‘KÜRT SORUNU GÖRÜNMEZ KILINMAYA ÇALIŞILIYOR’ 

Mevcut süreçte Kürt sorununun ve Kürtlerin taleplerinin tartışmaların dışına itildiğini belirten Tunç, sürecin ortaya çıkmasına neden olan temel sorunun ve Önder Apo’nun tartışmaların merkezinde olması gerektiğini belirterek, şöyle devam etti:

“Kürt sorunu ve Kürt kavramı, Barış ve Demokratik Toplum Süreci gündeme gelmeden önce çok daha fazla konuşuluyordu. Şimdi ise Kürtler ile Kürt sorunu ve Sayın Öcalan görünmez kılınmaya çalışılıyor. Oysa Kürt sorunu ortadan kalkmış değil. Sayın Öcalan’ın PKK’yi örgütlemesinden önce Kürt sorunu yok muydu? O zaman da vardı. Silah yoktu ama Kürt sorunu vardı.

Dolayısıyla bugün sadece silah meselesine odaklanarak Kürt sorununu ortadan kaldırmak mümkün değil. Silahların bırakılmasıyla tek başına bu meseleden kurtulmuş olmayacak kimse. Çünkü ortada oldukça kapsamlı bir mesele var; Kürtlerin talepleri, anadilde eğitim hakkı var, yerel yönetimlerle ilgili talepleri var, eşit yurttaşlık talepleri var. Bunların hepsinin konuşulması gerekiyor.

Kürtlerin anadilde eğitim hakkı sadece Kürtlerin talebi olmaktan çıkmalı. Bu talepler toplumun ortak talepleri haline gelmeli. Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan’ın da bu süreçte daha aktif ve etkili bir rol üstlenebilmesinin koşullarının yaratılması gerekiyor. Bunun için de en başta Sayın Öcalan’ın serbest bırakılması ya da serbest koşullarda çalışmasının imkanlarının yaratılması gerekiyor.

Sayın Öcalan’ın baş müzakereci olarak rolünü yerine getirebilmesi, basınla görüşebilmesi ve görüşlerini rahatça ifade edebilmesi gerekiyor. Basınla görüştürmüyorsunuz, görüşlerini rahatça ifade etmesine imkan vermiyorsunuz. O zaman nasıl bir müzakere sürecinden söz edeceğiz? Bir taraf devasa bir devlet mekanizmasıylale hareket ederken, diğer taraf sınırlandırılmış koşullarda tutuluyorsa bunun eşit ve sağlıklı bir müzakere süreci olduğunu söylemek mümkün değil. Kürt sorununun çözülmediği bir süreç başarılı bir süreç olmayacaktır.”

 ‘TOPLUM SÜRECİ SÜRÜKLEMELİ’

Aziz Tunç, süreci sınırlandıran, engelleyen ve zorlaştıran tutumlardan kurtulmanın yolunun toplumun sürece daha güçlü biçimde dahil olmasından geçtiğini belirtti. Gelinen aşamanın önemli olduğunu ifade eden Tunç, bu aşamadan sonra herhangi bir olumsuz gelişmeye izin verilmemesi gerektiğini vurgulayarak, bunun da ancak toplumun daha etkili ve aktif biçimde sürece dahil olmasıyla mümkün olabileceğini belirtti. 

Tunç, sürece yönelik eleştiriler, eksiklikler ve yetmezlikler bulunabileceğini; ancak bunların çözümünün sürecin dışında kalmak değil, sürece dahil olmak olduğunu ifade etti. “Sürecin dışında kalarak ‘Şu eksikti, bu olmadı, şu neden olmadı?’ demek çözüm değildir” diyen Tunç, desteğin somut biçimde sürecin ilerlemesi için çaba göstermek anlamına geldiğini söyledi.

Tunç, parlamentodaki ve parlamento dışındaki demokrasi güçlerinin sürece daha etkin biçimde sahip çıkması gerektiğini belirtti. İşçiler, emekçiler, kadınlar, Aleviler, sosyalistler, devrimciler ve toplumun farklı kesimlerinin geçmişte demokratik alanı genişletmek için mücadele yürüttüğünü hatırlatan Tunç, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin bu mücadelelerin ortaklaşması açısından önemli bir imaân yarattığını söyledi.

‘TOPLUMSAL KAYGILAR ARTIYOR’

Sürecin yalnızca devletin inisiyatifine bırakılmaması gerektiğini vurgulayan Aziz Tunç, toplumun bütün kesimlerinin kendi talepleriyle birlikte Kürtlerin taleplerine de sahip çıkması gerektiğini kaydederek, şunları söyledi:

“Devletin kendi beklentileri doğrultusunda süreci sınırlandırmaya çalışması toplumsal kaygıları artırıyor. Devletin bölgesel politikaları da bu sürecin seyrini etkiliyor. Kürtlerin örgütlü ve politik varlığının devletin bölgesel hesaplarıyla çeliştiği yönünde bir yaklaşım var. Bu nedenle Türkiye’deki demokrasi güçlerinin sürece daha aktif bir biçimde dahil olması gerekiyor.

Toplumun bütün kesimlerinin kendi talepleriyle birlikte Kürtlerin taleplerini de savunması gerekiyor. Kürtler zaten Alevilerin, işçilerin, gençlerin ve kadınların taleplerini savunuyor. Diğer toplumsal kesimlerin de kendi taleplerini savunurken Kürtlerin taleplerini birlikte savunmaları gerekiyor.

Geçmişte toplumun sürece yeterince güçlü bir biçimde sahip çıkmamasının sonuçlarını gördük. Geçmişte yaşananların tekrar etmemesi gerekiyor. Toplumun önüne çeşitli engeller, çeşitli bilgi kirlilikleri çıkarılıyor. Bunlara karşı toplumsal duyarlılığın artırılması gerekiyor. Sendikalardır bunlar, partilerdir ve kurumlardır. Bütün demokratik kurumların, toplumsal kesimlerin sahaya çıkıp Kürtlerin taleplerini birlikte savunmaları gerekiyor. Kendi taleplerini savunurken Kürtlerin taleplerini de savunmaları gerekiyor.

Bu süreç sadece belli bir kesimin çabasıyla yürütülemez. Kürtler bu süreçte önemli fedakarlıklar yaptılar. Silahlı mücadeleyi bıraktıklarını söylediler ve silahlarını yaktılar. Bundan sonra da sürecin başarıya ulaşması için çaba göstermeye devam edecekler. Ama diğer toplumsal kesimlerin de sürece daha güçlü bir biçimde katılması gerekiyor.

Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin aksatılmadan ilerlemesi isteniyorsa, toplumun bütün kesimlerinin daha aktif bir şekilde harekete geçmesi gerekiyor. Geçmişte yaşanan deneyimlerin bize öğrettiği şey, barışta ve demokratik toplum sürecinde ısrar etmek, toplumsal bir güç ve toplumsal destekle süreci sürdürmek ve süreci devletin insafına bırakmamaktır. Çünkü yaşanan süreç, devletin insafına bırakılmayacak kadar anlamlı ve değerlidir.”