Yüzde 98 görme engelli olan TAYAD’lı Hasan Basri Yıldız, 2024 yılındaki bir dosya gerekçe gösterilerek hukuksuz bir biçimde tutuklandı. Götürüldüğü Silivri’deki Marmara 6 Nolu L Tipi Hapishanesi’ndeki koğuşların 7/24 kamerayla izlenmesine karşı çıktığı için 8 metrekarelik hücrede, havalandırma hakkından yoksun tecrit koşullarında tutulan Hasan Basri Yıldız, bu hukuksuzluğa karşı arkadaşlarıyla birlikte süresiz açlık grevi başlattı. 3 Eylül’de, açlık grevinin 109. gününde tahliye olan Hasan Basri Yıldız, ANF’ye konuştu.
‘109 GÜNLÜK AÇLIK GREVİNDE 14 KİLO KAYBETTİM, 62 KİLODAN 48 KİLOYA DÜŞTÜM!’
Zayıfladığı gözlemlenen Hasan Basri Yıldız, süresiz açlık grevi sürecinde tam 14 kilo kaybettiğine, 62 kilodan 48 kiloya düştüğüne dikkat çekti. 2024 yılında TAYAD’lı Ailelere yönelik bir operasyon gerekçe gösterilerek 2026 Ocak ayında gözaltına alındığını anlatan Yıldız, “2024 yılında 80 yaşındaki yaşlı başlı insanları evlerine baskın yapıp gözaltına aldılar. O esnada ben köydeydim. Beni de gözaltına almak için geldiklerini öğrendiğimde İstanbul’a döndüm. İstanbul’da normal hayatımı sürdürmeme rağmen bu operasyondan tam 1,5 yıl sonra, ‘Aranman var’ gerekçesi öne sürülerek polis tarafından takibe alınıp işkenceyle gözaltına alındım. Halbuki ben kaçmıyordum ve istedikleri zaman da beni alıp ifadeye götürebilirlerdi. 2026’nın Ocak ayında sabah Okmeydanı’nda gittiğim berberden çıkarken, mahalleyi saran polis tarafından işkenceyle gözaltına alındım. Polisler sokakta beni sürükleyerek arabaya bindirdiler, dirseklerini boğazıma basıp yumruklayarak darp ettiler, muayene için götürüldüğüm hastanede doktorun önünde beni yere yatırıp ters kelepçe yaptılar. Doktor da bu işkenceye hiçbir tepki göstermedi. Ben yüzde 98 görme engelliyim. ATK raporum var. Ama buna rağmen polis tarafından hem darp hem de ters kelepçe işkencesine maruz kaldım” dedi.
‘8 METREKARELİK HÜCREDE BIRAKIN HAREKET ETMEYİ, AYAĞA DAHİ KALKAMIYORDUK!’
Vatan Emniyet Müdürlüğü’nde bir gece kaldıktan sonra çıkarıldığı mahkemece tutuklandığını belirten Yıldız, “Hakim 2 yıldır arandığımı söyledi. Oysa TAYAD’lı Ailelere yapılan operasyonun üzerinden 1 yıl geçmişti. Muhtemelen polis tutanağında böyle bir bilgi geçilmiş. Yani ben İstanbul’da olmama ve dolaşmama rağmen sanki saklanıyormuşum gibi hem aranmam olduğunu öne sürdüler hem de 1 yıl 1 aylık süreci 2 yıla yuvarladılar” diye tepki gösterdi. Marmara 6 Nolu Hapishanesi’ne götürülen Yıldız, orada koğuşların 7/24 kamera ile izlenmesine tepki gösterdikleri gerekçesiyle, diğer siyasi tutsaklarla birlikte zorla yerlerde sürüklenerek tecrit hücrelerine konulduklarını belirtti. Tutuldukları bu tecrit hücrelerinde kuyu tipi hapishanelerdeki insanlık dışı uygulamalara tabi tutulduklarına dikkat çeken Yıldız, şöyle konuştu: “Her birimizi tecrit hücrelerine koydular. 8 metrekarelik hücrede, küçük tuvalet ve banyo, iki kişinin yatabileceği bir ranza yatak, elbiselerin konulduğu iki demir dolap, 70 santimetre boyunda bir masa ile iki sandalye vardı. Haliyle bu 8 metrekarelik yerde iki kişi bırakın hareket etmeyi, ayağa dahi kalkamıyorduk. Ben bir yerlere çarpmadan yürüyemiyordum. Tam 13 kez kafamı çarptım. Yüzde 98 görme engelli olduğum için Adli Tıp Kurumu’nun, ‘Hapishanede tek başına kalamaz’ raporu var. Ondan dolayı yanımda Ali Ecer isimli arkadaş kalıyordu. Havalandırma hakkımızı da sadece günde 2 saat kullanabiliyorduk.
‘L TİPİ HAPİSHANELERİ DE KUYU TİPİNE ÇEVİRDİLER!’
Tecrit hücresine zorla getirilir getirilmez, 9 Mart 2026 tarihinde süresiz açlık grevine başladım. Çünkü L tipi hapishaneleri de kuyu tiplerine çevirdiler. Normalde bir tutsağı hücreye atabilmek için doktorun onayını almaları gerekiyor. Doktorun tutsağı görüp, hücrede kalabilir raporu vermesi gerekiyor ve bu hücre cezası ancak ve ancak 20 günü aşmayacak şekilde verilebilir. Hücre cezasına gelene kadar da pek çok disiplin cezası işletilmesi gerekir. Ama hapishane idaresi keyfi bir biçimde oldu bittiye getirdi. İşte bu yüzden bu uygulamalara AKP’nin keyfi hak gaspı saldırıları diyoruz. Çünkü bu, yönetmelikte yok, kanunda yok, anayasada yok. Bir de öyle keyfi ve alçakça bir şey ki siz bu hukuksuzluğu protesto etmek için slogan atıp kapı dövdüğünüzde soruşturma açarlar. Her gün üç soruşturmayla gelirler. Ben mesela açlık grevimin 100. günündeydim ama bu keyfi disiplin soruşturmalarıyla iletişim yasağı verdikleri için ailemi arayamıyordum. Bu faşist uygulamalar bunlarla da sınırlı değil.
‘BU ZİHNİYET EN ÇOK DA YARATICILIĞA DÜŞMANDIR!’
Ayda üç kez hücrelerde arama yapıyorlar. Bu aramaların ikisi hapishane müdürlerinin eşlik ettiği gardiyanlar tarafından yapılıyor, bir arama da jandarma tarafından yapılıyor. Dolabına yapıştırdığın bir yazıyı, bir şiiri, bir resmi koparıyorlar, kitaplarını darmadağın ediyorlar, bir de üstüne üstlük sana hakaret ve küfürler ediyorlar. Mesela bir gardiyan bu hücre aramaları sırasında sinkaflı küfür etmişti hücre arkadaşıma. Bir keresinde de 6 Nolu Hapishane’nin müdürü İsmail Küçükgülah’a bir siyasi tutsak, ‘Siz işkence yapıyorsunuz’ dediğinde, ‘Siz daha işkence görmediniz’ diye cevap verdi. Yani insanları 8 metrekarelik bir hücrede tutmayı, kazanılmış olan haklarını gasp etmeyi işkence olarak görmüyor. Bir gün arama yapan başka bir gardiyan kantinden aldığım radyoya kafayı takmıştı. Radyo hücrede çekmiyor. Ben de çekmesi için kantinden aldığım pet şişenin etrafında bulunan etiketin yapışkan tarafıyla radyonun antenlerini sabitlemiştim. Bunu gören gardiyan radyoya el koymaya çalıştı. Çünkü bu baskıcı, yasakçı ve dogmatik zihniyet en çok da yaratıcılığı çekemez, yaratıcılığa düşmandır. Mesela hediyelik eşya olarak çekpas sopasından bağlama yaptığım için gözlerimin gördüğünü öne sürdüler. Öyle bir çekememezlik hali. Oysa ATK’de bir de katarakt olduğum ortaya çıktı ve ameliyat olmadığım takdirde tamamen kör olacağımı, çok az da olsa gördüğüm ışıktan da yoksun kalacağımı söylediler. Hep onurunuzla, sinir uçlarınızla oynayan bir provokasyon içerisindeler. Devletin şiddet araçlarını arkasına alıp böbürlenen o zavallı kimliklerle üzerinize gelmeye çalışıyorlar.”
‘DÖRT SİYASİ TUTSAK SÜRESİZ AÇLIK GREVİNİ SÜRDÜRÜYOR!’
3 Eylül günü, açlık grevinin 109. gününde çıktığı mahkemece tahliye edilen Yıldız, Marmara 6 Nolu L Tipi Hapishanesi’nde tutuldukları insanlık dışı kuyu tipi hapishane koşullarını protesto etmek için süresiz açlık grevini sürdüren arkadaşlarını geride bırakmanın öfkesini ve hüznünü yaşıyor. Şu anda Cemil Kurt, Cem Dursun, Tacettin Erol Şahin, Emircan Yazı’nın süresiz açlık grevini sürdürdüğünü anlatan Yıldız, “Cem Dursun ve Tacettin Erol Şahin’in süresiz açlık grevi 146. güne dayandı. Tacettin Erol Şahin’in 10 Eylül’de mahkemesi vardı ama tahliye etmediler. Onun da dosyasında bir şey yok. Bir pankarttan söz ediliyor, onun da ne olduğu belli değil. Bir pankart bir insanın hayatını bu kadar yok sayabilecek ceza yaptırımını gerektirmez. Ama bahsettiğimiz hukuksuzluk, keyfilik İstanbul Üniversitesi öğrencisi olan Tacettin Erol Şahin’in hayatını riske atıyor” tepkisini gösterdi.
‘CEMİL KURT TUTSAK OLDUĞU DÖRT FARKLI HAPİSHANEDE TECRİDE KARŞI AÇLIK GREVİNDEYDİ’
Ali Ecer tahliye olduktan sonra yanında kalan Cemil Kurt’un durumuna dikkat çeken Yıldız, “Cemil Kurt 2023’te tutuklanıp götürüldüğü Silivri 9 Nolu Hapishanesi’nde, kuyu tiplerinde açlık grevinde olan tutsaklarla dayanışmak için 1 ay destek açlık grevi yaptı. Silivri’den apar topar Erzurum Dumlu Kuyu Tipi Hapishanesi’ne sürgün edilen Kurt, orada dayatılan tecrit koşullarına karşı 120 gün ölüm orucu yaptı. Kuyu tipinden sevk edilince ölüm orucu direnişini bıraktı ama Kırıkkale F Tipi Hapishanesi’nde blok hücreye alınıp tecrit uygulamasına karşı 70 gün açlık grevi yaptı. Tahliye edildikten 4 ay sonra bu kez Marmara 6 Nolu Hapishanesi’ne getirildi. Buradaki kuyu tipi uygulamasını protesto etmek için de yaklaşık 73 gündür açlık grevinde. Yani tutsak olduğu dört farklı hapishanede de dayatılan tecride karşı açlık grevleri yaptı ve bugün sağlık durumu ciddiyetini koruyor” diye aktardı.
‘AYDINLAR VE SİYASETÇİLER GEREKEN DUYARLILIĞI GÖSTERMİYOR!’
AKP iktidarının hapishanelerde resmen bir Nazi hukuku işlettiğini vurgulayan Yıldız, ancak aydın çevresinin ve siyasetçilerin gereken duyarlılığı göstermemesini eleştirdi. CHP ve Yeni Parti belediyelerine yapılan operasyonlarda tutuklananların, belediye başkanları ve çoğu siyasetçinin kuyu tipi hapishanelere konulduğunu hatırlatan Yıldız, şunları kaydetti: “Özellikle halkın vergileriyle maaşları ödenen iktidar ve muhalefetin milletvekilleri, emperyalizmin finanse ettiği hapishanelerde böyle dramlar, böyle hukuksuzluklar yaşanırken neden ses çıkarmıyor? Bu duruma ses çıkarmamak ne demek? Suça ortak olmak demektir. Hele Yeni Parti mesela, bu kadar çok belediye başkanı, siyasetçisi kuyu tipine hapsedilirken sesleri çıkmıyor. Neden? Çünkü onlar da emperyalistlere bu konuda güvence veriyor. O yüzden NATO’ya güzellemeler yapan makaleler yazıyorlar. Gürkan Türkoğlu bu kuyu tipi hapishanelere karşı yaptığı açlık grevlerinde hayatını kaybetti. Halkımız bu siyasetçilere neden bu konuda sessiz kaldıklarını sormalı. Çünkü bu çok incitici ve öfkelendirici bir durum. Mizahçı Deniz Göktaş kuyu tipi hapishaneye konulduğunda kuyu tipi hapishaneler tartışıldı basında. Ben 4,5 yıl Çağlayan Adliyesi önünde kuyu tiplerindeki insanlık dışı tecrit koşullarını teşhir ettiğim için defalarca işkenceyle gözaltına alındım. Tam 4 yıl yattım, kalktım kuyu tipi dedim. Çünkü emperyalistlerin çepeçevre siyasetçileri göbeğinden bağladığı bu ülkede, hapishane sorununu, kuyu tipi sorununu çözmeden, bu hukuksuzluğun önüne sınır çizmeden demokratik mücadele vermenin mümkün olmayacağını yıllardır söylüyoruz. Bunu F Tipi hapishanelerden bugüne hep söylüyoruz.
‘TARİH, BU ZULÜM KARŞISINDA SUSANLARI AFFETMEYECEK!’
Artık konuşmak da yetmez. Konuşarak, sosyal medya platformlarında tartışarak MESEM’lere çözüm bulunabildi mi? Çocukların ucuz işçi olarak sömürülmesi ve iş cinayetiyle katledilmesinin önüne geçilebildi mi? Bu cinayetlere karşı bir kanun çıkarılmasına ön ayak olunabildi mi? Ya da milletvekilleri bu halkın yararına tek bir kanun çıkarabildi mi? Çıkaramadılar. Çünkü dertleri emperyalistlere AKP’yi değil, bizi kullanın diyerek iktidara gelip aynı sömürü düzenini sürdürmek. En son Üsküdar Belediye Başkanı, Tekirdağ Karatepe Kadın Kapalı Kuyu Tipi Hapishanesi’ne götürüldü. Ama kuyu tipleri konusunda bir söz kuramıyorlar. Grup Yorum gitaristi Rezzan Şengül 180 gün açlık grevi yaptı kuyu tipi hapishaneden sevk edilmek için. Bu genç yaşında huzursuz bacak ve kol sendromuna yakalandı. Sakat kaldı. Durup dururken sinir uçları atıyor, özellikle dinlenirken ya da uyurken kolları ve bacağı kontrol dışı ani dürtülerle hareket ediyor, adeta ani bir hareketle sıçrıyor. O yüzden Rezzan gece sadece iki saat uyuyabiliyor ve bu haliyle Marmara 6 Nolu L Tipi Hapishanesi’nde dayatılan kuyu tipi koşullarında tutuluyor. Ama sesini duyan yok. Yeni Parti mitinglerinde Grup Yorum parçaları çalıyor ama iki adım ötelerinde, tecritte tutulan açlık grevindeki Grup Yorum emekçilerini görmüyorlar. Burada bir samimiyetten söz edilebilir mi? Bu ikiyüzlülüktür. Ben buradan kendine sol, muhalif diyen milletvekillerine, aydınlara sesleniyorum; tarih, bu zulüm karşısında susanları affetmeyecek, onlardan hesap soracak. Susmasınlar, bütün yükü tutsakların omuzlarına bırakmasınlar, bu işkencenin karşısında dursunlar.”