Paris Belediye Meclisi 7. Komisyonu, Jîna Emînî’nin katledilişinin dördüncü yılında İranlı kadınların yüzyılı aşan özgürlük mücadelesine ışık tutan bir anma gecesi düzenledi.
Akşam saatlerinde Hôtel de Ville’de gerçekleşen etkinlik, Komisyon Başkanı Geneviève Garrigos’un ev sahipliğinde yoğun bir katılımla gerçekleştirildi. Gecenin organizasyonu, İranlı ve sürgündeki topluluklarla çalışan Neda d’Iran, Damavand ve Comité contre la répression kurumlarının ortaklığıyla gerçekleştirildi. Bu birliktelik, Paris Belediyesi’nin İran’daki kadın hareketine ve “Femme, Vie, Liberté / Jin, Jiyan, Azadî” sloganının taşıdığı evrensel özgürlük talebine verdiği kurumsal desteği görünür kıldı.
Fransa Kürt Kadın Hareketi (Tevgera Jinên Kurd li Fransa- TJK‑F) temsilcilerinin de davetliler arasında bulunduğu anma programı, Hôtel de Ville’in tarihi atmosferinde başladı. İnsan hakları savunucuları, feminist örgütler, sürgündeki İranlı aktivistler ve Fransa’daki diaspora temsilcilerinin katıldığı gecede; kadın özgürlüğü, devlet şiddeti, baskı rejimleri, sivil itaatsizlik ve küresel dayanışma üzerine yapılan konuşmalar, tanıklıklar ve performanslar güçlü bir politik ve duygusal atmosfer yarattı. Jîna Emînî’nin adı, meydanlarda yükselen sloganların ardından bu kez Paris’in en önemli kurumlarından birinin salonunda yankılanarak gecenin ruhunu belirledi.
Etkinlik, Paris Belediyesi’nin hem İran’daki kadın hareketine hem de “Femme, Vie, Liberté / Jin, Jiyan, Azadî” sloganının taşıdığı evrensel özgürlük talebine verdiği kurumsal desteği bir kez daha görünür kıldı.
Açılışın ardından program, İran toplumunun farklı alanlarında mücadele veren isimlerin ardışık sunumlarıyla devam etti. İlk olarak avukat, eski yargıç ve 2003 Nobel Barış Ödülü sahibi Şirin Ebadi, İran’da kadınların adalet arayışını ve insan hakları savunuculuğunun tarihsel yükünü salona bağlanan etkileyici bir video mesajıyla aktardı. Ebadi, İranlı kadınların hukuk mücadelesinin sürekliliğini ve kırılganlığını vurguladı.
Sahneye çıkan autrice, besteci ve multi-enstrümantalist Tara Mehrad, hareket için bestelediği üç eser seslendirdi. Bu eserlerden biri, dört yıl önce Jîna Emînî için yazılmıştı ve salonda derin bir duygusal yankı uyandırdı. Tara Mehrad’ın diğer iki eseri ise sürgünün ağırlığını ve özgürlük arayışının kolektif duygusunu taşıyan güçlü performanslardı.
Gazeteci ve Le Point’in önemli raportörlerinden olan Armin Arefi, “Jin Jiyan Azadî” hareketinin üzerinden geçen dört yılın ardından Paris’teki İranlıların çıkarabileceği dersleri değerlendirdi. Armin Arefi, İran’da yaşanan siyasal ve toplumsal dönüşümlerin diaspora üzerindeki etkisini ve sürgündeki toplulukların üstlendiği yeni sorumlulukları ele alan kapsamlı bir sunum yaptı.
Gecenin en dikkatle çeken bölümü ise Sorour Kasmaï’nin kapsamlı tarihsel sunumu oldu. Kasmaï, İranlı kadınların özgürlük mücadelesinin köklerini 19. yüzyıla uzanan bir çizgide anlattı. Modernleşmenin ilk işaretlerinin görüldüğü dönemde kadınların kurduğu gizli okulların “ahlaksızlık yuvası” denilerek basılıp yakıldığını, kurucularının hapsedildiğini aktardı. 1848’de bir kadın şair ve dini reformcu vaizenin, tamamen erkeklerden oluşan bir mecliste yüzünü açarak toplumsal kuralları yıkan radikal eylemini hatırlattı; bu cesaretin salondaki erkeklerin bayılmasına yol açacak kadar sarsıcı bir etki yarattığını belirtti.
Sorour Kasmaï, Rusya’ya kapitülasyon tartışmalarında silahlarını çarşaflarının altına gizleyerek İran Parlamentosu’nu basan yaklaşık 300 kadının milletvekillerinin teslimiyet kararını engellediğini anlattı. 1909-1920 arasında kadınların çıkardığı dergilerle ifade özgürlüğünün genişlediğini; Rıza Şah döneminde bazı reformların kadınların talepleriyle örtüştüğünü, ancak başörtüsü yasağının kimi kadınlara şiddetle uygulandığını ve 1941’de özgür seçimin tanındığını aktardı.
1979 Devrimi’nin kadın hakları açısından “tüm kazanımları bir anda silen bir fırtına” olduğunu söyleyen Sorour Kasmaï, kadınların bir gecede bir yüzyıl geriye itildiğini, aile hukuku, velayet, seyahat özgürlüğü ve boşanma haklarının kaybedildiğini belirtti. 8 Mart protestolarında “Ne başörtü ne sopa!” sloganıyla sokaklara çıkan binlerce kadının, erkeklerin kendilerine eşlik etmemesi nedeniyle “tarihsel bir yalnızlık” içinde mücadele ettiğini anlattı. 2006’da başlatılan “Bir Milyon İmza Kampanyası”nın ayrımcı yasaların kaldırılması için ülke çapında örgütlenen kadınların yeni bir dönüm noktası olduğunu; “Devrim Caddesi Kızları” hareketinin ise beyaz başörtüsünü bir direniş sembolüne dönüştürdüğünü söyledi.
Sorour Kasmaï, 2022’de Jîna Emînî’nin katledilmesiyle başlayan “Jin Jiyan Azadî” hareketinin bu yüz yıllık mücadelenin doğal devamı olduğunu; ancak önceki tüm isyanlardan farklı olarak kadınların bu kez devletten hiçbir talepte bulunmadığını, yalnızca başörtüsüz biçimde bankaya, mağazaya, havaalanına girerek rejime doğrudan toplumsal baskı uyguladığını vurguladı. Bu sessiz ama radikal direnişin, en geleneksel kesimlerde bile destek bulduğunu belirterek konuşmasını tamamladı.
Sorour Kasmaï’nin kapsamlı tarihsel sunumunun ardından program, İran toplumunun farklı alanlarında mücadele eden uzmanların ardışık katkılarıyla devam etti. Université de Lorraine’de sosyolog ve emekli profesör olan Saeed Paivandi, “Femme, Vie, Liberté” hareketini otoriter devlet bağlamında sivil itaatsizlik perspektifiyle değerlendirdi. Paivandi, İran’daki devlet şiddeti ve toplumsal direniş dinamiklerini akademik bir çerçevede ele aldı.
Ardından ENSA Versailles’ta mimarlık doktorantı olan Aida Tavakoli, We Are Iranian Students’ın kurucu üyesi ve Les Guerrières de la Paix üyesi olarak İran gençliğinin ve sivil toplumun dönüştürücü rolünü anlattı. Aida Tavakoli, genç kuşağın hem sokakta hem dijital alanda kurduğu yeni direniş biçimlerini vurguladı.
Sürgünde yaşayan İranlı avukat Forough Vatani ise rejim baskısının kişisel ve toplumsal sonuçlarını aktararak kadınların İran’ın geleceğini kurmadaki belirleyici rolünü hatırlattı. Forough Vatani, sürgünde devam eden insan hakları mücadelesinin önemini ve kadınların bu mücadelenin merkezindeki yerini öne çıkardı.
Gecenin bir diğer müzik bölümünde ise genç sanatçı Zara, İran’da tüm yasaklara rağmen sesini duyurmanın bedelini ve sanatın bir direniş biçimi olarak taşıdığı gücü paylaştı. Zara’nın sahnesi hem politik hem duygusal bir yoğunluk yarattı.
Programın performans bölümünü ise sanatçı Sora Saniei tamamladı. Sora Saniei, hapishane anılarını ve sessizliğin politik gücünü merkeze alan performansıyla salonda bir dakikalık saygı duruşu yarattı; bu an gecenin en çarpıcı bölümlerinden biri oldu.
Gecenin son bölümünde, İran’da gelişen toplumsal mücadelenin kronolojik akışını anlatan bir sinevizyon gösterimi sunuldu. Videoda, Jîna Emînî’nin katledilmesi ardından başlayan protestolar, kadınların öncülük ettiği sokak hareketleri, devlet şiddetinin giderek sertleşmesi ve “Femme, Vie, Liberté / Jin, Jiyan, Azadî” sloganının ülke çapında yayılması tarihsel bir bütünlük içinde aktarıldı. Gösterim, İran halkının uzun soluklu direnişinin farklı dönemlerini görünür kılarak salonda derin bir sessizlik yarattı. Bu bölüm, hem mücadeleye duyulan saygıyı hem de gecenin politik atmosferini tamamlayan güçlü bir kapanış oldu.
Program, kısa süre önce hayatını kaybeden büyük sanatçı Marjane Satrapi’ye ayrılan saygı bölümünde, Persepolis’in yarattığı kültürel mirası ve İran-sürgün-özgürlük üçlemesini hatırlatan iki kısa filmin gösterimiyle son buldu.