Sanatçılar, ANF aracılığıyla barış mesajlarını vermeyi sürdürüyor.
Müzisyen Yasemin Göksu, kalıcı barışın demokratikleşmeyle mümkün olabileceğini vurgulayarak, “Şiddetin yerine sözün, silahın yerine siyasetin geçmesi toplum açısından çok kıymetli bir imkandır” dedi.
Müziğin hafızanın en güçlü taşıyıcılarından biri olduğunu belirten Yasemin Göksu, kalıcı bir barış ortamının sanatın özgürleşmesine de katkı sunacağını söyledi. Yasemin Göksu, “Kalıcı bir barış ortamı oluştuğunda sanatçılar daha özgür üretebilir, insanlar birbirlerinin kültürüne daha rahat ulaşabilir” ifadelerini kullandı.
‘MÜZİK, MESAFELERİ BİR ÇIRPIDA AŞAN GÜCE SAHİPTİR’
Sanatçılar bu dönemde barışın inşasına ve toplumsallaşmasına nasıl katkı sunabilir? Barışın sadece masada değil, hayatın içinde; zihinlerde, vicdanda karşılık bulması için müzik nasıl bir işlev görebilir?
Barışı yalnızca siyasi aktörlerin masasında konuşulan bir mesele olarak görmüyorum. Barışın da tarafların da asıl sınavı hayatın içinde veriliyor. Burada birbirimizi nasıl gördüğümüz, birbirimizin hikayesini ne kadar dinleyip ne kadar duyabildiğimiz, farklılıklarımızla yan yana durmayı ne kadar becerebildiğimiz hayati bir önem taşıyor.
Elbette sanatın, özellikle müziğin burada çok özel bir gücü var. Çünkü müzik, konuşarak aşılamayan mesafeleri bir çırpıda aşma gücüne sahiptir. Ben yıllardır farklı dillerde şarkılar söylüyorum. Her dilin içinde başka bir hikaye, başka bir acı, başka bir sevinç...
Ve sahnede şunu çok net görüyorum: İnsanlar birbirlerinin dilini bilmese bile, bir ezginin duygusunu anlayabiliyor ve birbirlerine bakışları değişebiliyor. Tek mesele, saplantı haline gelmiş, zehirli siyasi argümanlara direnerek, tek dil duymayı değil, o cümlenin ya da sözcüğün her dilden söylenebilmesinin güzelliğini içselleştirebilmekte.
Bence sanatın barışa katkısı tam da burada. Birbirimizi aynılaştırarak değil, farklılıklarımızla birbirimizi duymak ve ortak duyguda buluşmak.
Artık Türkiye'nin bütün yurttaşlarının kendini eşit, özgür ve güvende hissedebildiği; farklılıkların tehdit olarak görülmediği daha demokratik bir hayat içerisinde yaşayabilmeyi rahatça konuşabilmeliyiz. Barış benim için biraz da budur.
‘SENİN ACIN DA BENİM ACIM KADAR GERÇEK DİYEBİLMELİYİZ’
Barışın yolunun yaşanan acılarla ve hakikatlerle yüzleşmekten geçtiği de söyleniyor. Müzik bu yüzleşme sürecinde nasıl bir hafıza alanı işlevi görüyor?
Müzik, tüm dünyada hafızanın en güçlü taşıyıcılarından biri. Bazı şeyleri kitaplardan okuyabilir, belgelerde görebilirsiniz ama müzik size o yaşananın tüm duygusunu iliklerinize kadar hissettirebilir. Ya da ana unsur olmaksızın bir görselin etkisini en yükseğe taşıyabilir.
Bizim coğrafyamızın müziğinde de çok büyük bir hafıza var. Göçler, ayrılıklar, kayıplar, aşklar, yoksulluklar, savaşlar, özlemler ve katliamlar. Tüm bunlar süregiden hayatın içinde müzikle yaşamaya devam ediyor.
Tabii hafıza sadece acıyı hatırlamak değildir. Bence yüzleşmek, acıları birbiriyle yarıştırmadan onların varlığını kabul edebilmekle başlıyor.
Bizim görevimiz burada bir tarihçi ya da siyasetçi gibi hüküm vermek değil. Politik olarak yapabileceğiniz şey, insanların birbirlerinin geçmişini ve bugününü duyabilmesine, anlayabilmesine, hissedebilmesine yardımcı olmak olabilir. Bir türküyü söylediğinizde, belki hiç tanımadığınız birinin yaşadığı acıya, mutluluğa dokunuyorsunuz. Ve bence gerçek bir yüzleşme, kişilerin ya da devletlerin hatalarını, günahlarını sahiplenmeden, tarafsız bakarak “Senin acın da benim acım kadar gerçek” diyebilmekle başlıyor.
‘KADININ ÖZGÜRLÜĞÜ DE BARIŞIN PARÇASI’
Çatışma ve şiddet iklimi en ağır yükü kadınlara bırakıyor. Militarizm ve erkek egemenliği birbirini besliyor gibi. Kadın bakış açısının barışa, barış diline katkısı ne olabilir?
Kadınların savaş ve çatışma deneyimi çoğu zaman sadece cephede yaşananlarla sınırlı değil ki. Evde, ailede, çocukların hayatında, göçte, yoksullukta, kayıplarda çok ağır sonuçları oluyor.
Ama ben kadınların barışa katkısını sadece “kadınlar daha barışçıldır” gibi bir cümlenin içine sıkıştırmak istemiyorum. Zira erkek egemen anlayışa gönüllü hizmet eden, kendini o sistemin bir aktörü olarak gören pek çok kadın var dünyada.
Kadınların farklı deneyimlerinin ve hayatın içinden çıkardıkları edinimlerin, yaşamımızı belirleyen faktörler içerisinde daha fazla yer alması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü barış yalnızca silahların susması değil. Bir çocuğun korkmadan büyümesi, bir annenin geleceğe güvenle bakabilmesi, bir kadının kendi hayatı üzerinde söz sahibi olabilmesi de barışın parçası.
Bir kadın ve bir müzisyen olarak, ayrımcılık ve şiddetten beslenen politikacıların tuzağına daha fazla düşmeden, acilen dilimizi değiştirmemiz gerektiğine inanıyorum. Ötekileştiren, küçümseyen, birbirimizi susturan ve bunu da hak bilen dilden uzaklaşıp dinleyen, anlayan ve birbirine alan açan bir dil kurmalıyız.
‘SADECE SİLAHLARIN SUSMASI YETMEZ’
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çağrısı, silahların susması, umudunuzu büyüttü mü?
Silahların susması ve sorunların demokratik siyaset yoluyla konuşulabilmesi ihtimalini elbette önemli ve umut verici buluyorum. Çünkü şiddetin olmadığı bir zemin, konuşabilmenin ve birbirini duyabilmenin önünü açar.
Ama benim için umut sadece silahların susmasından ibaret değil. Kalıcı bir barışın, Türkiye'nin bütününü kapsayan daha güçlü bir demokratikleşmeyle mümkün olabileceğine inanıyorum.
Türkiye'nin ölümlerle, kayıplarla, tarifsiz acılarla ve düşmanlıkla dolu 47 yılına mal olan bu çatışma elbette ve kuşkusuz hayati önem taşıyor. Devamını "ama" diyerek getirmek istemiyorum. “Yanı sıra” diyerek devam edeyim; salt çatışmanın sona ermesini değil, herkesin kendini eşit yurttaş olarak hissedebildiği, düşüncesini özgürce ifade edebildiği, farklı kimliklerin ve kültürlerin kendini güvende hissettiği gerçek bir barış ülkesi umut ediyorum.
Bir sanatçı olarak siyasi aktörlerin yerine konuşamam elbet. Ama şunu söyleyebilirim: Şiddetin yerine sözün, silahın yerine siyasetin geçmesi toplum açısından çok kıymetli bir imkandır.
‘SANATÇILAR DA DAHA ÖZGÜR ÜRETEBİLİR’
Eğer Türkiye kalıcı bir barış ortamına kavuşursa, bunun sanat hayatına pozitif yansımaları neler olur?
Sanatın nefes alması için öncelikle toplumun derin ve rahat bir nefes alması gerekiyor. Kalıcı bir barış ortamı oluştuğunda sanatçılar daha özgür üretebilir, insanlar birbirlerinin kültürüne daha rahat ulaşabilir. Farklı dillerde şarkılar söylemek, farklı kültürlerin sanatçılarını aynı sahnede buluşturmak daha doğal hale gelir.
Bu, Türkiye'deki bütün kültürel çeşitlilik açısından çok önemli. Toplumun bunun suç değil, yasak değil, gerçek bir kültürel zenginlik olduğunu anlaması, içselleştirmesi gerekiyor.
Balkanlardan Kafkaslar’a, Mezopotamya'dan Karadeniz'e kadar birbirinden farklı müzik gelenekleri aynı coğrafyada buluşuyor. Sahnede bunun küçük bir örneğini yaşıyorum. Farklı dillerde söylediğim şarkılar bazen insanları hiç beklemediğim kadar güçlü biçimde bir araya getiriyor.
Gerçek bir barış ortamı bu çeşitliliğin korkmadan, saklanmadan, özgürce yaşanmasını sağlayacaktır.
‘KÜRTÇENİN ÖZGÜRLÜĞÜ ÇOK ÖNEMLİ’
Gelişmeler olumlu seyrederse Kürt müziği ve kültür kurumları da daha özgür bir zeminde faaliyet gösterecek. Bu, toplumsal hafıza ve sanat açısından neden bu kadar kritik?
Bir dilin şarkısını söyleyebilmek, aslında o dilde yaşayan insanların hikayelerinin görünür olabilmesi demek.
Ben farklı dillerde şarkı söyleyen bir sanatçı olarak bunun ne kadar kıymetli olduğunu sahnede defalarca gördüm. İnsan kendi dilini duyduğunda başka türlü bir bağ kuruyor. Ama başka bir dilde söylenen şarkıyı dinleyen insan da o kültürle tanışıyor. Ama önce şunun bilincine varmak lazım: Resmi dil, bizimki gibi kültürel zenginliği yüksek ülkelerde o kültürlerin ortak olarak kullanabilecekleri ve olması gereken bir köprüdür. Ana diller elbette bu birleştirici köprünün altında ezilmemeli.
Kürtçenin ve Kürt müziğinin günlük yaşamda ve daha özgür bir kültürel ortamda var olabilmesi elbette çok önemli. Bu Türkiye'deki bütün diller ve kültürler için de önemli ve kıymetli. Bu öcü gibi görülecek, korkulacak bir şey değil. Sadece ırkçı, ayrımcı politikaların insanların beynine zerk ettiği bir zehirdir. Mesleğimiz gereği dünyanın çeşitli ülke ve şehirlerine gidiyoruz. Ve çok dilliliğe sahip ülkelerde bunu görüyor, yaşıyoruz.
Avrupa ülkelerinde 4-5 resmi dil var. Eğitim sisteminde, resmi dairelerde, tabelalarda rahatça kullanılıyor. Aynı şey Amerika ve Asya'da da geçerli. Düşünün, Güney Afrika Cumhuriyeti 11 resmi dile sahip. Çok dilli olmak bir ülkenin bölünmesini değil daha özgür, daha demokratik olmasını sağlar.
Çünkü kültürel özgürlük bir grubun diğerinden aldığı bir ayrıcalık değil; hepimiz için zenginliktir.
Ben, Türkiye'nin bütün kültürel renklerinin özgürce yan yana durabildiği bir ülke hayal ediyorum. Birbirimizin şarkısını söylemekten korkmadığımız bir ülke.
Bu sürecin en başta demokratikleşmeyle ilgili olduğu belirtiliyor ve siz de bu minvalde mesajlar verdiniz. Siyasilere bir çağrınız var mı?
Siyasetçilerin yapması gerekenleri tarif etmekten çok, toplumda nasıl bir hayat istediğimi söyleyebilirim. Ama elbette, “Ben şarkımı söylerim, gerisi beni ilgilendirmez” diyen biri değilim. Bu yaşa dek edindiklerim, ilkelerim, görüşlerim ve fikirlerim var. Bu da daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük ve daha fazla adalet istiyorum anlamına geliyor. Bunu bu ülkede yaşayan herkes için istiyorum. Kimliğinden, dilinden, inancından, düşüncesinden, yaşam biçiminden dolayı kendini dışlanmış ya da tehdit altında hissetmeyen bir toplum istiyorum.
İncelikleri, zevkleri olan, yapıcı, güzel geleneklerine sahip çıkan, yozlaşmamış, birbirini itip kakmayan, birbirini aşağılamayan, birbirine saygılı, "günaydın, teşekkür ederim, iyi akşamlar" gibi en basit ama kıymeti olan sözcükleri unutmamış bir toplumda yaşamak istiyorum.
Barışın kalıcı olabilmesi için sadece silahların susmasının değil, insanların birbirine güvenebilmesinin de gerekli olduğunu düşünüyorum. Bunun yolu da hukuk, adalet, özgürlük ve eşit yurttaşlıktan geçiyor.
Artık birbirimizi dinleyebileceğimiz, konuşabileceğimiz ve birlikte yaşayabileceğimiz bir ülkenin önünü açalım. Sanatçıların görevi de belki tam burada başlıyor. Biz birbirimizin şarkısını söylemeye devam edelim. Çünkü bazen bir insanın başka bir insanın türküsünü söylemesi, onun hikayesine “Ben seni duyuyorum” demenin en güzel yollarından biri olabilir.