GÖRÜNTÜLÜ

Önderlik Gerçeği–Ali Haydar Kaytan

Önder Apo, bizim ayak basılmamış, el değmemiş toprağımızdır; insanlığın peşinde koştuğu ayak basılmamış, el değmemiş topraktır. Yeni yaşam işte bu bereketli toprak üzerinde vücut bulacaktır.

ÖNDERLİK GERÇEĞİ

İnkâr ve imha sistemi altında yok oluş sürecine alınan Kürt halkını özgür yaşam yoluna sokan, Diriliş Devrimi’ne götüren PKK’nin kuruluşu, Kürdistan gerçeğine özgü mucizevi bir gelişmenin ürünü oldu. Dünün köle bile olamayan halkı, PKK ve Önder APO ile birlikte insanlığın umut arayışına cevap oluşturan bir halk düzeyine yükseldi.

Onun içindir ki, Önder APO’nun eseri olan PKK Hareketi, özünde devrimin somut dayanaklarını ve sahip olduğu olanakları ifade eden objektif koşulların tamamen ötesinde, belki de umut bile denilmeyecek bir duygunun ve birkaç sözcüğün hareketi olarak doğdu. Bunun iyi bir duygu ve birkaç doğru sözcüğün de en büyük silah olduğu, daha sonra ortaya çıkan gelişme düzeyiyle çok çarpıcı ve tüm insanlığı etkileyen bir biçimde kanıtlandı.


PKK tarihi, özünde Önder APO’nun tarihidir. İlk süreçlerden itibaren bu harekete katılarak Kürt’ün var oluş kavgasına dahil olanlar için PKK’nin en çarpıcı gerçeği budur. Bu yönüyle Önderlik gerçeği ve PKK Hareketinin konumu en azından biçimsel bakımdan peygamberlik geleneğini çağrıştırır. Aynı gelenek üzerinde ortaya çıksa da, sonradan gelen her peygamber yeni bir başlangıcı anlatır. İnananlar peygambere katılırlar; onun düşüncelerini benimser, inançlarını paylaşır ve eylemine katılım sağlarlar. Kulaklara fısıldanan ilk sözcüklerden hareketin temel özelliklerine ve yeni yaşamın ölçülerine kadar çıkışta tayin edici olan peygamberin kendisidir. Bunun içindir ki, Hz. Muhammed ile İslamiyet arasındaki bağ neyse, Önder APO ile PKK Hareketi arasındaki bağ da özünde odur diyebilirim.

Önderliği anlatmanın kolay bir iş olmadığını herkes bilir. Çünkü anlatmak ancak anlamakla mümkündür. Başka bir deyişle anlatıcı konumundaki kişi anlattığı olguyu anladığı iddiasını taşır. Kendi payıma böylesi bir iddianın sahibi olmadığımı belirtmek durumundayım. Önder APO’nun kendi şahsında temsil ettiği önderlik, kendi deyişiyle “tüm evreni, insansal var oluşu, toplumsal gerçekliğimizi, halkın demokratik özgürlüğünü bağrında taşımaktadır.” Önderliğin büyüklüğü buradan gelir. Bu açıdan bir insanın içinde yer aldığı evreni tanıma iddiasında ne denli bir tutarlılık varsa, Önder APO’yu anlama ve anlatma çabası da ancak o denli bir tutarlılığı yüklenebilir. Buna rağmen yine de Önderliği anlatmak gibi altından kalkılması zor bir işe girişiliyorsa, bu noktada anlatana güç ve cesaret veren şey, özgürleşme iddiasını taşıyor olmaktır. Önderliği anlatma cüretini göstermek, bir anlamda özgürleşme iddiasından vazgeçmemekle eşanlamlıdır. Önderlik düşüncesini yayma görevini üstlenmek son derece kutsal bir iştir; havarilerin eylemine benzer bir eyleme girişmektir.

DEVRİMCİ RUHEN VE BEDENEN KENDİSİNİ ÖZGÜRLÜK DAVASINA YATIRAN İNSANDIR

Adanmak, en genel anlamıyla bir başkası ya da başkaları için olmaktır. Devrimci militanlığın en çarpıcı tanımı budur. Devrimci; ruhen ve bedenen kendisini halkının ve insanlığın özgürlük, eşitlik ve adalet davasına yatıran insandır. Fedai kavramına denk düşen bu tanımın ölüme yatmakla hiçbir ilgisi yoktur. Adanmak; özünde bir hizmet gerçeğini anlatıyorsa, o zaman fedaiyi halka ve insanlığa hizmet eden kişi olarak değerlendirmek en doğrusudur. PKK militanları özgür yaşamın fedaileridir. Halkımızın ve insanlığın bugün hava ve su kadar ihtiyaç duyduğu şey özgür yaşamdır. Ancak özgür yaşama ulaşmanın önünde devasa engeller bulunmakta, halkımız ve insanlık çözüm bekleyen sayısız sorunların altında kıvranmaktadır. Fedailik bu sorunlara çözüm gücü olabilecek bir gelişme düzeyini yakalamaktır.

Anlayarak yapmak ve yaptığını anlamak, Önder APO’da vazgeçemediği bir yöntem oldu. Dolayısıyla geleceği sağlıklı kurma arzusu, kendisini sık sık geriye dönüp bakmaya ve geçmişi sorgulayarak geldiği noktayı anlamaya yöneltti. O “Anlamak adalettir” ilkesini her şeyden önce kendi eylemine uyguladı. İzleyenleri kadar karşıtlarının da kendi kimliğini doğru tanımalarına yüksek değer biçti.

Önder APO sömürge bile olamayan Kürdistan koşullarında doğmuştur. Önder APO’da gördüğümüz şey, verili yaşama bulaşmanın kesinlikle kabul görmeyeceği ve böylesi bir yaşamın yaşanmayacağı gerçeğidir. O asla herkesin yaşadığı gibi yaşamayacaktır! Bu en temel bir Önderlik ilkesidir ve yedi yaşında itibaren çocuk Öcalan’ın temel duruşu, onun topluma, aileye, ortama ve sisteme karşı duruşu budur.

Önderliğin yüreği büyüktür. Önder APO yüreği büyük insandır. Özellikle onu izleyenler açısından ifade edilirse; en başta esas almaları gereken şey, onun duygularındaki derinlik ve keskinlik, duygularının kazandığı doğrultu ve bu duyguların çarpıcılığıdır. Eğer bu doğruysa, o zaman kazanma da, kaybetme de burada gerçekleşir. İnsanlar başlangıçta esas olarak duygularında kaybederler. Baskıcı ve sömürücü sistemler öncelikle insanların duygularını çarpıtırlar. Çarpık duygularla yüklü insan ise bir bakarköre dönüşür. Zaten Önderliği büyük Önderliksel çıkışa götüren, ondaki duyguların büyüklüğünün kendisini soylu düşünceye doğru itmesi, yakaladığı soylu düşüncenin de kendisini örgütlenmeye ve eyleme kaldırmasıdır. Dolayısıyla insanı büyük düşünceye, büyük örgüte ve büyük eyleme götürmeyen duyguların beş paralık değeri yoktur.

Önderlik daha çocukluğundan itibaren kendi toplumsallığını kurma çabasına yönelir. Anayla bütün kavgası da toplumsallaşma üzerinedir. Kendi toplumsallaşmasını kendisi kurmak ister. Bunu arkadaşlarıyla yapacak ve başaracaktır.

Avukatlarıyla yaptığı bir görüşmede var olan durumu ve arkadaşlığımızdaki zayıflığı gören Önderliğimiz, “Bana bir tek kadın veya bir tek erkek kalsın, beni izleyen ve çizgiye bağlı tek bir kadın ya da erkek olsun, yeter” dedi. Bunun içindeki acı eleştiri ve müthiş sitemi görebiliyor musunuz? Gerçekten bunun acısını yüreğinizde hissedebiliyor musunuz? Hissediyorsak, o zaman buna vereceğimiz karşılık ne olmalıdır?

ÖNDERLİK BİZİM EL DEĞMEMİŞ TOPRAĞIMIZDIR

Örgütlenmek ve örgütlü yaşamak, Önderliğin en belirgin özelliğidir. Örgütlülük ortak bir amaca bağlanmış ve ona doğru yürüyüşe geçen başka insanlarla birlikte yaşamasını bilebilmek, yeni yaşamın insanını ortaya çıkarabilmek, o insanı bulabilmek ve onunla bir olabilmektir. Önderlik kendi arkadaşlarıyla çocuk oyunlarını bile bir örgütlülük zeminine dönüştürür. Orada da bir örgütlülük vardır. O açıdan birinci doğuş dönemi dediğimiz dönemin, aslında belki de daha sonra PKK tarzında kendini ifade eden örgütsel çıkışın bütün temel verilerini kendi içinde taşıdığı rahatlıkla söylenebilir. Önderliksel doğuş gerçekte orada gizlidir. Bu topluma, bu dünyaya kafa tutan insandır Önder APO. Dünyaya kafa tutan, sisteme kafa tutan, uygarlığa kafa tutan bir kişiliktir. Çocuk yaştaki Abdullah Öcalan sisteme bu tarzda kafa tutan, onun sunduğu yaşamı reddeden biridir.

Önder Apo, bizim ayak basılmamış, el değmemiş toprağımızdır; insanlığın peşinde koştuğu ayak basılmamış, el değmemiş topraktır. Yeni yaşam işte bu bereketli toprak üzerinde vücut bulacaktır. Önderlik örgütlülükle birlikte başlar. Yaşamak için örgütlenmek zorundasınız. Toplumsallık örgütlenmenin ta kendisidir. Bizim hareket olarak çıkışımızın kendisinde bu vardır. Yaşam, Önderliğin çok net biçimde tanımladığı gibi, yeni toplumsallığımızın ta kendisidir. Yaşam bizim yeni toplumsallığımızdır. Biz bunu kurmaya gidiyoruz. Böyle bir örgütlülük yaratıyoruz. Başlarken de özgür insandan başlıyoruz. Bireyi özgürleştiriyor, ona zihniyet kazandırıyor, irade haline getiriyoruz. Onun duygularını keskinleştiriyor, duygularına doğrultu kazandırıyor ve kendisini yaratıcı eylemin içine sokup yeni bir toplumun temel dayanağı haline getiriyoruz.

Önderlikte temel soru insan nedir, sorusudur. Öncelikle doğru bir insan tanımına ulaşacaksınız. İnsan tanımından yola çıktığınızda, doğru bir toplum tanımına kadar gidersiniz. Çünkü insan toplumsal bir varlıktır. O zaman doğru toplum nedir ve nerededir? Böylelikle insanı bir de toplumun içindeki bir varlık, onun organik bir parçası boyutuyla tanımlarsınız. Doğru insan tanımı doğru toplum tanımı demektir. Doğru toplum tanımı yapılmadan doğru insan tanımına ulaşılamaz. Öncelikle toplumu doğru tanımlamak gerekir.

Zaten Önderliğin yeni paradigmasında da kilit nokta veya sihirli anahtar karakterini taşıyan şey toplumun doğru tanımlanmasıdır.

Özgür yaşam nerededir? Soru budur. Önderlik bütün arayışını bu minval üzeri yürütüyor.

Önderlik şunun çok iyi farkındadır: Yaşam ancak özgür bir toplumsal zeminde mümkün olabilir. O zaman kendisinin, mevcut köleliğin hücrelerine dek sindiği topluma itirazı olacaktır. Çünkü çözülen bu toplumda yaşam, ihanete uğramıştır. Birincisi, bu toplum değişmek zorundadır. İkincisi, yaşam ancak bir toprak parçası üzerinde mümkün olabilir. O zaman özgür yaşam için yürüyüş, Kürdistan’ın fethine doğru olacaktır. Yani Önderliğin bütün yürüyüşü başından itibaren özgür bir Kürdistan’a ve özgür bir topluma doğrudur.

ÖNDER APO HEP İNSANLA İLGİLENDİ

PKK gerçeğinde insanla ilgilenmek esastır. İnsanla ilgilenmek insanı devletçi sistemin eseri olan kirlerden temizlemek, kendisini sağlam bir bakış açısıyla donatmak, körelmiş yeteneklerini açığa çıkarıp keskinleştirmek, başarı ve zafer tarzıyla donatmak, bu temelde halkın özgürlük davasının öncü bir militanı haline getirmek demektir. Kendisini en büyük olanak olarak ele alan birinin yapacağı şey kesinlikle budur. Başkaları için olan, kendisini başkalarına adayan biri kesinlikle böyle davranır. Onun için devletçi egemenlik sistemiyle en keskin ve sonuç alıcı mücadele insan kazanmaktır.

Önder APO, daha ilk günden başlayarak, insanla ilgilenmeyi çalışmalarının merkezine koydu. Onun çabalarının abartısız yüzde doksanını insan eğitmek oluşturdu. Bu mücadeleye iç düşmanla mücadele adını verdi. Bireyde kendisini yaşatan her türlü zaafı, zayıflığı, eksiklik ve yetersizliği iç düşman olarak değerlendirdi. Bu temelde bireyi ele alıp çözümlerken gerçekte toplumu çözümledi. Onun an ile ilgili gibi görünen her bir çözümlemesi aslında tarihin çözümlenmesi oldu. Bu çerçevede parti ortamını herkese açık tuttu. Bir hastanenin kapısı bile her hastaya açık değilken, parti kapısını her gelene açık bıraktı. Çünkü Hazreti İsa'nın dediği gibi, sağlam insanların değil, hastaların doktora ihtiyacı vardı. Bu anlamda PKK gerçeği bir toplumsal doktorluk gerçeği oldu. Böyle olunca, parti ortamı toplumun bir maketine benzedi. Maketi çözümlendiğinde toplum da çözümlenmiş olacaktı.

Önder APO'da insan eğitmek, öncelikle onu boyun eğmekten çekip çıkarmayı öngörür. PKK'deki eğitimin esas amacı keskin özgür irade sahibi insanı ortaya çıkarmaktır. İradeli insan en karmaşık sorunlar karşısında bile çözüm gücü olabilen, yenilgiyi kendi ruhuna yedirmeyen, tek başına kaldığında bile kolektif iradenin temsilcisi olmayı başaran, halka muazzam bir güven veren insandır. Halkın kendi davasının başarısına olan inancı, aslında böylesi militanlara duyduğu büyük güvende somutlaşır. Önder APO'nun eğitimle yaratmaya çalıştığı yoldaşlık işte böylesi bir yoldaşlıktır.

APOCU GERÇEĞİN İÇİNE GİRMEK İNSAN OLMANIN HEYECANINI TATMAKTIR

Bir taşın altında kaldığı zaman, elinizden gelen acıya dayanmayı bir soyluluk belirtisi sayamazsınız. Soyluluk belirtisi, insanın, toplumun, halkımızın yazgısını değiştirmeye çalışırken karşılaştığımız zorluklardan kaynaklanan acılara dayanma gücünde somutlaşır. Kahramanlık budur, soyluluk budur. Bütün şehit yoldaşlarımızın gerçeğine bakalım: Onlar neden bizim soy damarımızdırlar? Haki’ler, Hayri’ler, Kemal’ler, Mazlum’lar, Zilan’lar, Agit’ler, Beritan’lar, Berivan’lar, Viyan'lar, Nuda'lar, Adil'ler neden soy damarımızdırlar? Çünkü onlar her türlü acıya karşı koyacak gücü kendilerinde yarattılar. Onların çektikleri acı dar anlamda kendi çıkarlarını gerçekleştirmeye çalışmaktan kaynaklanan bir acı değildi. Onlar bedensel ve ruhsal varlıklarını halklarına ve insanlığa adamış insanlardı. Onlar kendilerini insanlığın yazgısını değiştirmeye adamışlardı. Soyluluk bu yazgıyı değiştirmeye çalışırken yaşanan acılara dayanma ve direnmeyi sürdürme gücü ve kararlılığında billurlaşır.

Apocu gerçekliğin içine girmek, zaten insan olmanın heyecanını tatmaktır. Apocu Hareketin içine gerçekten giren ve onunla bütünleşen insan, insan olmanın hazzını en derin bir biçimde yaşadığını mutlaka hissedecektir. Çünkü burası bir heyecan ve coşku yeridir. Burada yılgın insanın, çözümsüz insanın, ağlamaklı insanın yeri yoktur. Burada umutsuzluğa ve inançsızlığa yer yoktur, burada sorumsuzluğa yer yoktur.

Apocu çizgide mücadele ve direniş bizi her zaman arınmaya götürür. Mazlum Doğan direnişin zirvesidir. Biz, direnmek yaşamaktır diyoruz. Evet, yaşamak gerekir. Peki, nasıl bir yaşam istiyoruz? Elbette en soylu ve onurlu tarzda yaşamak istiyoruz. Temel değerlere en bağlı tarzda yaşamak istiyoruz. Mazlum, Hayri, Kemal, Zilan ve bütün şehitlerimizin yaşam gerçeği işte budur. Bu tarzda yaşamak sıradan bir yaşam değildir. Ömrünü şu kadar uzatma tarzında bir yaşam değil, içine anlam katarak yaşamak önemlidir. Önemli olan budur.

Önderlik kendi deyişiyle adeta üzerine dökülen betonun çatlatılması tarzında mezara gömülen insanı ayağa kaldırıp mücadele eder bir konuma yükseltmiştir. Bu gerçekten de bir mucizedir. Mucizevi karakter taşıyan bu gelişmede esas rol oynayan, halkın yaşamsal çıkarlarına sonuna kadar bağlılıktır. Önderlik gerçeğinde halka ve ülkenin davasına sonuna kadar bağlılık vardır; Kürdistan’ın özgünlüğü içerisinde evrenselliği yakalama olgusu vardır. Bunlar olmaksızın mucizevi olan gerçekleştirilemez.

ÖNDERLİK AÇISINDAN KÜRT DEVRİMİ BİR BAŞLANGIÇTIR

İmralı zindanı bir tabutluktur ve Önder APO adeta Hazreti İsa gibi 'Yeni Roma İmparatorluğu' ve işbirlikçileri tarafından çarmıha gerilip bu tabutluğa konulmuştur. Mevcut koşullar fiziki imha dışında her türlü zulüm ve zorbalığı içermektedir. Bu tabutlukta da Önder APO gerçeği arayış yürüyüşünü sürdürmüştür. Bu durumda kendisi için esas aldığı ilke şudur: Beni öldürmeyen şey beni güçlendirir! Aranan şey özgürlük sorunsalının çözümüdür. Önderlik açısından Kürt devrimi bir başlangıçtır, insanlığın özgürlük yürüyüşünün umut kaynağıdır. Bu da peşi sıra bir başka gerçeği önümüze koyar: PKK'ye katılan biri kendisini tüm insanlığın özgürleşmesi davasına adamak zorundadır.

Önderlik 15 Şubat'la başlayan ve sonuna kadar öyle gidecek olan üçüncü yaşam dönemini çok net bir şekilde tanımladı. Bu, üçüncü doğuş dönemiydi. Belki her kişi kendi yaşamında yeniden doğuşlar yaratabilir. Ancak Önderlikteki bu doğuş, insanlık için bir doğuştur ve bir çözüm dönemidir. Belirgin niteliği genelde devlet odaklı yaşamdan, özelde kapitalist modern yaşamdan kopuşla başlamasıdır. Önder APO, “Tekrar yaban yaşama koşmuyorum, on bin yıl öncesine gidecek değilim. Ama insanlığın bazı temel değerlerinin o yıllarda gizli olduğu da kesindir. Uygarlığın bin bir hile ve zorbalıkla kestiği o dönem insanlığı bilimsel teknik seviyle bütünleştirilmedikçe, insanlığın gerçek kurtuluşu ve özgürlüğü mümkün olamaz” dedi. Uygarlık ve devlet odaklı yaşamdan kopmanın bir gerileme olmadığını söyledi. Hiyerarşik ve devletçi sınıf uygarlığından kopmanın en büyük özeleştiri olduğunu ifade etti. Önderlik, “Bunu başaracağıma inanıyorum” diyor ve bizim de bunu başarmamızı istiyor. Yeni paradigmanın çıkış noktası budur.

Mızmızlık yapmadan, şikâyette bulunmadan, insan olma mücadelesinde ana tanrıça kadının yaratıcı tarzını yakalamada en ufak bir sarsıntı bile geçirmeden bu yürüyüşte başarıyı gerçekleştirmedikçe Zilan kişiliğine ulaşılamaz. Kuşkusuz bizde bu yüceliğe ulaşmayı başaran eşsiz örnekler vardır. İnkârcılık gerçekleşen bu görkemli örneklere gözünü yummaktır. Nihilizm Zilan’ı görmemektir, nihilizm Beritan’ı görmemektir, nihilizm Şilan’ı görmemektir, nihilizm tam da Yıldız’ı, Nucan’ı, Sorxwin’i, Viyan’ı ve Nuda'yı görmemektir. Çünkü onlar tüm zamanların tanrıça kutsallığını ve melek saflığını yakalamış kadınlardır. PKK onların partisidir. PKK aynı zamanda böylesi kadınlarla yoldaşlık yapmasını bilen erkeğin, yani Haki’nin Kemal’in, Hayri’nin, Agit’in, Adil'in ve öteki şehitlerimizin partisidir. PKK kadınla doğru temelde yoldaşlık yapanların partisidir.

DAHA GÜZEL İNSANI HİÇBİR YERDE BULAMAYIZ

Bizdeki insan düzendeki insanla karşılaştırılamayacak kadar insan olan bir insandır. Kürdistan’ın en güzel insanı gelmiş burada toplanmıştır. Başka bir insan malzememiz yoktur. Başka yerden kadro ithal edip onunla devrim yapamayız. Eldeki bu malzemeyi değiştireceksiniz, bunu değiştirebilmek için de sonuna kadar kendisine ihtimam göstereceksiniz, onu eğiteceksiniz, doğru yaşama gelmesi için ikna edecek ve değiştirip dönüştüreceksiniz. Onun içindeki cevhere ulaşacak, ondan yeni birer Kemal ve Zilan yaratacaksınız. Yoldaşlığında özü budur. Yoldaşlık birbiriyle uğraşmaktır, yoldaşlık hep birlikte doğrularda buluşmak için mücadele etmektir. PKK ortamındakinden daha güzel insanı hiçbir yerde bulamazsınız.

Önderlik en sade insandır. Önderlik en sade insana ulaşmanın adıdır. Önder APO şunu söyledi: “İnsanlığın geçmişi daha gerçektir. Ben oraya döneceğim, insanı orada arayacağım ve orada bulup yeniden başlatacağım. Gelecek bu çabaların işleyiş halinden başka bir şey değildir.” Dolayısıyla başlangıca dönüp aradığınız insan, en sade insandır. Bugünün insanından çok daha sade ve net olan, anlaşılır olan, zihniyeti kirlenmemiş olan insandır. Devletçi toplum zihniyeti, egemen erkek zihniyeti, devlet odaklı sistem zihniyeti insanın düşünme gücünün tecavüze uğradığı bir zihniyeti anlatır. Bu kirlenmiş ve yalana dayalı bir zihniyettir. Öncelikle ondan kurtulmak gerekir. Bilinçlenme ve aydınlanma bu işin başıdır.

Önderliğin özgürlüğü halkımızın özgürlüğüdür. Bunun gerçekleşmesi zamana yayılamaz. İmralı'daki işkencenin dehşet verici boyutlara ulaşması, Önderliğin özgürlüğünü sürece yaymanın sakıncalarını görmek için yeterlidir. Orta yerde bedeninden kanlar akan bir yaralı varken yapılması gereken neyse, Önderliğin özgürlüğü için de yapılması gereken odur. Burada bizi sonuç almaya götürecek olan şey amaca kilitlenmek, tarzımızı yetkinleştirmek ve tempomuzu arttırmaktır. Önderlik, "Kişi amacında güneş kadar netse, onu gerçeğe dönüştürecek yolu ve yöntemi mutlaka bulur" dedi. Demek ki, bize öncelikle gerekli olan bu amaca bağlılık, bunun mümkün olduğuna inanmak ve bu temelde mücadele vermektir.

Önder APO, Kürdistan'da çalışmalara başlarken, halkın ilk kadroların ne söylediklerinden çok, ne yaptıklarına ve nasıl yaşadıklarına bakarak karar verdiğini söyledi. Kuruluş döneminin kadroları belki aç kaldılar, susuzluk çektiler, yatacak yer bulamadılar; buna rağmen yoksullarda ısrar etmekten vazgeçmediler. Ezilenlerin kalplerini ve kafalarını kazanmaları bu ısrarları ve inatlarının ürünüydü. Onların bu kesimlerle ilişkisi bir aşk ilişkisiydi. Âşık aşk ilan ettiğine hizmet etmekle yükümlüydü ve onlar bunu çok iyi biliyorlardı. Kaldı ki, soylu duygular her zaman ezilenlerin zemininde gelişir. Sevgi, bağlılık, ölümüne sadakat, adanmışlık, cesaret gibi soyluluk belirtisi olan duygular, kendisi başlı başına bir direnme ortamı olan yoksulların zemininde büyüyüp çoğalır. Dayanışma olgusu acılarla yüklü olan yoksulların ortamında en çarpıcı anlamını kazanır. Kısacası yoksulların zemini zayıflamış da olsa insanlığın hala kendi kökleri üzerinde durduğu zemindir. İnsanlığı esas alan ve insanlığın özgürlüğü için yola çıkan biri bu zeminden uzak duramaz.

 

- Serxwebun'un PKK'nin 30'uncu kuruluş yıldönümü vesilesiyle yayınlanan 30'uncu yıl özel sayısı'ndan derlenmiştir