“Yeniden doğuyorum, arınıyorum…”
Şehit Zerya Mahir, Heftanîn dağlarında kaleme aldığı günlüğüne bu sözlerle başlıyordu. Henüz yolun başında olduğunu söylüyor, değişimin sancılarını yaşıyor, özgürlüğe ulaşan yolun insanı yeniden yarattığına inanıyordu. Satırlarına yansıyan her duygu; umutla, özlemle, yoldaşlıkla ve özgürlük tutkusuyla yoğrulmuştu. O, geride yalnızca bir günlük bırakmadı; hakikati arayan bir yaşamın izlerini, dağların sessizliğine karışan düşlerini ve yarım kalmayan bir mücadelenin ruhunu bıraktı. Bugün o satırlar, Zerya'nın sesini yıllar sonrasına taşıyan en canlı tanıklıklar olarak duruyor.
Derya Çavuşoğlu, 1995 yılında Muş Ovası'nın baharla birlikte rengarenk gelinciklerle bezendiği Tivnik (Durugöze) köyünde dünyaya geldi. Gelincikler kadar zarif, rüzgara direnen dağ çiçekleri kadar güçlüydü. Çocukluk yıllarından itibaren ailesinin ve köyünün hafızasında derin izler bırakan kahramanlık öyküleriyle büyüdü. Özellikle PKK saflarında öncü bir komutan olarak tanınan ve çevresinde Apê Hûs olarak bilinen Hüseyin Mahir'in yaşamı, onun dünyasında derin bir etki yarattı.
Yurtsever ve geleneksel bir aile ortamında büyüyen Zerya, daha küçük yaşlardan itibaren yalnızca kendi yaşamını değil, halkının kaderini de sorgulayan bir arayışın sahibi oldu. Kadının toplum içerisindeki konumu, Kürt halkının yaşadığı kimliksizleştirme politikaları, adalet ve özgürlük arayışı onun düşünce dünyasını şekillendirdi. Köylerinden geçen bir askeri konvoyun yarattığı öfke bile ileride hayatını adayacağı mücadelenin ilk işaretlerinden biriydi.
Yıllar sonra günlüklerine düşeceği satırlarda, “Beni evde Derya olarak değil, Zerya Mahir olarak ansınlar” diyecekti. Çünkü onun hikayesi yalnızca bir isim değişikliği değil; arayıştan hakikate, Derya'dan Zerya'ya uzanan büyük bir dönüşüm hikayesiydi.
Gerillayı en iyi gerilla anlatır. Komutan Zerya Mahir de gerilla yaşamına adım attığı ilk günlerden itibaren duygularını, hayallerini ve mücadeleye dair düşüncelerini günlüklerine kaydetti. Bu günlükler kimi zaman bir yoldaşa yazılmış mektup, kimi zaman aileye duyulan özlem, kimi zaman da özgürlüğe adanmış bir ömrün sessiz tanıklığı oldu. Şimdi gelin, Heftanîn'in dağlarında ölümsüzleşen Zerya Mahir'in kaleminden dökülen satırlara birlikte kulak verelim.
ZERYA MAHİR’İN GÜNLÜKLERİNDEN:
“Yeniden doğuyorum, arınıyorum.
Evet, yeniden doğuyorum, arınıyorum. Yeniden büyüyorum kalıplaşmış 24 yılın tabularını kırmak, inan çok zor oluyor. Değişim ve dönüşüme inanıyorum, olmak istediğim kişilik için mücadele veriyorum. Bazen ter döküyorum, zorlanıyorum ama en sonunda anlam veriyorum. Anlam verdikçe emeğin karşılığını görüyorum.
Henüz çok erken, hala yolun başındayım. Sabırsızım; birden her şeyin değişmesini istiyorum. Biliyorum, zamana ihtiyacım var. Zamanla her şey yoluna girecek. ‘Su akar, yolunu bulur.’
Umutluyum. Özgürce doğacak güneş ve umutlarımız, ulaşılan amaçta kucaklayacak bizleri. Ne kadar güzel özgülük için savaşmak ve özgürlük uğruna kendini feda eden 4’üncü kelebeği anlamak… Çünkü hakikati anlamak için ateşin etrafında dönmek veya ateşle yaşamak yetmiyor; hakikat için ateşin kendisi olmak gerekiyor.
03.10.2018
Devrimci Selam ve Saygılar…”
“Can yoldaşım Xeribime
Xeribim, yazdıklarını okuyorum. Anlamlı düşüncelerinle aydınlanıyorum. Seni çok özledim yoldaşım. Fiziki olarak yan yana olmasak da bil ki yoldaşım, aklım ve yüreğim hep seninle. Seni bu dağlarda düşündükçe seninle yoldaş olmanın onurunu yaşıyorum. Bu yolda sana yoldaş olmanın kıvancı anlatılmaz; ancak benim için yaşanması gereken bir özlemdir ki, her adımda yeniden anlamlaşıyor.
Sen örgüte katılırken beni ardında bırakmak zorunda kaldın. Sen cesaretli ve tabii deli dolu bir kadınsın. Seninle bu dağlarda fiziki olarak da birlikte yaşamayı çok istiyorum; yanlışı doğruyu tartışarak doğruyu bulmayı isterim.
Bir bilsen, ‘yoldaşım’ kelimesi ne kadar da yakışıyor sana. Önderliğe ve örgüte olan bağlılığını dağlarda daha iyi anladım. Yazacak o kadar çok şey var ki… ‘Ape Hûs’ sanki burada benimle. Bu dağlarda kendimi Apê Hûs’e o kadar yakın hissediyorum ki; her adımda, aldığım her solukta hemen yanı başımda. Onu Ape Hûs olarak değil, Hüseyin yoldaş olarak yaşatıyorum.
Bunları yazarken yeniden ‘keşke’lerim çoğalıyor. Keşke Apê Hûs de bizi görebilseydi. Onunla bu dağlarda yoldaşlık yapmayı, birçok konuda onunla tartışmayı çok isterdim. Bu özlem duygularımı mücadele azmime dönüştüreceğim. Söz yoldaşlarım; bugünden sonra elimden gelenin daha fazlasını yapacağım. Bu arada günlüğün sayfalarında kurutmuş olduğun gelincik çiçeklerin ve gül kokusu seni hep yanımda tutuyor. Tıpkı sen gibi kokuyorlar. Xeripcan, kardeşten öte olan bağım… Bir gün bu günlüğü okuma dileğiyle not düşüyorum bu sayfalara. Gözüm her zaman güzel cevaplarında ve perspektiflerinde olacak.
Bilmiyorum, bizim aileden haberin var mı? Umarım durumları iyidir. Bizimkilere söyle, Zerya çok iyi. Önderliği daha fazla tanıdıkça hakikate varacaklar ve bununla birlikte benim buraya geliş sebebime anlam verecekler. Beni evde Derya olarak değil, Zerya Mahir olarak ansınlar.
İlk defa bu kadar doğal bir akışta olan bir yaşamın içerisinde yer alıyorum. Velhasıl hayırsız değilim; sesimi onlara duyurmak isterdim ama bu biraz imkansız gibi görünüyor. Ama onlara de ki; Zerya demiş, şunu bilsinler: Ben onlara sadece bir düşünce kadar uzağım. Özgürlük uğruna can verilir, ömür verilir bunu anlasınlar. Özgürlüğe duyduğum özlem beni buralara sürükledi. Bir insan özgürce nefes almalı, özgürce düşünmeli, özgürce bakmalı, özgürce yaşamalı. Önderlik, ‘Nasıl yaşamalı?’ diye soruyor. Ben burada şu an bunun cevabını veriyorum. Umarım bir gün onlar da bunun cevabını bulabilir, anlayabilirler.
Canım annem şimdi aç ve susuz olduğumu düşünüp düşünüp kendini kahrediyordur. Ama valla evde yemediğim yemeği burada yiyorum. Bu gidişle parti ekonomisi sarsılacak.
Kilo almışım, saçlarım bir güzel uzamış. Annemin istediği, sevdiği gibi örüyorum. Anlıyorum evladı için üzülüyor ama şunu anlamalı ki, benim için eğer özgür bir yaşam yoksa nefes almak bile anlamsız. İnanıyorum ki annem anlam verecektir. O çok güçlü bir kadın; ismi melek. Melekler özgürce kanat çırpmalı. Ben de güçlü bir kadının kızıyım. Herkesin ‘baba’ dediğine ben 19 yaşında ‘abi’ diyordum.
Ailemin değerli olduğunun farkındayım. Semih abimle siyaset, ideoloji felsefe tartışmayı çok isterdim. Bu da benim içimde kaldı. Umarım bir gün beni görmeye gelirsen, o kara gözlerinin içine bakarak birazcık perspektif veririm. Bunları yazıyorum çünkü okumalarını çok istiyorum. Her doğacak kadın, Önderliğin çizgisinde büyümeli. Sadece o zaman bir yaşam, yaşanmışlık olur.
Muco kardeşim, sen özgürlük gibi kokuyordun; bunu sende görebilmiştim. Umarım o da kendisinde benim gördüğüm özgürlüğün kendisini fark eder. Bu da ona notumdur.
25.11.2018 Pazar”
Ve Zerya, dağlarda henüz yeniyken bu notları düşmüştü günlüğüne. Bir anlamıyla ölümsüzleştiriyordu içinden geçenleri. Heftanin, onun ilk gerilla pratiğinin geçtiği yerdi. Heftanin’de ayak bastığı her yer, onun için farklı bir anlama sahipti. Çünkü gerilla yaşamının özünü burada tanıyordu. Gün geçtikçe Önder Apo’nun felsefesinde derinleşiyor, askeri anlamda profesyonelleşiyordu. Onun için dağ ve gerilla ayrılmaz bir bütündü.
Şimdi de Heftanin alanında, 2020’ de operasyon alanında kaleme aldığı duygu ve düşüncelerini sizlerle paylaşmak istiyoruz. Fakat öylesine anlamlı yaşamış ki bu günlüğün onurlu, sadık, bağlı ve direngen satırlarından hangisini paylaşacağımı bilemiyorum.
“Merhaba Heval Hüseyin,
İzinden bir katılımın sahibi olmak en büyük şans benim için. Birkaç gün oluyor operasyon devam edeli. Düşman ilerliyor, yönelim çok ağırlaştı. Şimdi dağların, yerin yurdun ve ana vatanın ne demek olduğunu daha iyi anlıyorum. Bu süreçte benim de aklıma gelen ilk yoldaşlarım oluyor. Belki de yoldaşlığın ne olduğunu en çok bu zor zamanlarda anlıyorum ve yaşıyorum. Hiçbir duygu yoldaşlık duygusu gibi aziz olamaz.
Düşmana karşı pusu aldık. Ben şu an heval Derwêş’le pusudayım. Aynı mevzide kobraların gelmesini bekliyoruz. Şehid Berivan’daki askerler yerinden kıpırdayamıyor. Suikast etmek için takipteyiz ama bir türlü bu anı yakalayamadık.
Kahrolası düşman, seni bu topraklarda barındırmayacağız. ‘Yaşasın direniş!’
23.06.2020
Devrimci Selam ve Saygılar…”
“Merhaba Heval Hüseyin,
Aslında bu satırları benim değil, Zerya’nın yazması gerekiyordu. Bu sayfanın tarihi 24.06.2020 olması gerekiyordu. Oysa bugün 01.07.2020…
Bu satırları yazarken boğazım düğümleniyor. Ama bunu kendime bir görev olarak gördüğüm için, bunun sorumluluğuyla yazıyorum. Çünkü heval Zerya benden hep bunu istiyordu.
Bugün cenazesinin üzerine gittim. Biliyor musun heval Hüseyin, yeğenin aynı senin gibiydi. Gözü karaydı; düşman korkusu onda hiç yoktu. Öyle cesaretliydi ki… Fotoğrafın onun yanında, öpüp öpüp yazardı sana. Bu dağlarda yaşadıkça seni daha iyi anlıyordu. Bu yüzden bu dağlarda bir şahin gibi yükseldi.
Şimdi Zerya ile gurur duyuyorsundur. Çünkü son mermisine kadar savaştı. Heval Hüseyin, onun intikamını alacağımın sözünü veriyorum. En çok istediği suikast eylemini yapacağım. Biliyorum, o hep yanımda, o yüzden güçlü duracağım.
Apocu Selam ve Saygılar…
Roza Umut Çiya
01.07.2020”
“Xerip Mahir Arkadaşa,
Heftanîn direnişinin sembolü haline gelen Zerya arkadaş şahsında tüm şehitlerimizi minnet ve sevgiyle anarak başlamak istiyorum. Heftanin direnişi, Zerya gibi kahramanlar sayesinde tüm Kürdistan’a mal olan bir direniş oldu. Heftanin direnişi, Zeryaca bir renkti.
24 Haziran’da Şeşdara ve Ş.Dersim hattında operasyon genişliyor. Heval Zerya, tek başına Şehit Dersim Tepesi’nde savunmada. Düşmanın tüm saldırılarına rağmen sonuna kadar tek başına, bir orduyla savaşıyor ve şehitler kervanına katılıyor.
Şehit düştükten sonra günlükleri ve eşyaları elimize ulaştı. Yanındaki arkadaşlara, günlüğünü size ulaştırmamızı vasiyet etmiş. Biz de bunun üzerine Şehit Zerya’nın kefiyesi ve günlüklerini sana gönderiyoruz.
Şehit Namirin!
Devrimci Selam ve Saygılar…
18 Temmuz 2020 (Şehit Deniz Fırat Basın Birimi)”
“Zer Zerya…
Seni yanımdaki yoldaşlara hep anlatıyorum. Nedense hep anlaşılmanı ve duyulmanı istiyorum. Nasıl ki seni tanımak benim için bir şanssa, her bir yoldaşımız da tanımalı seni diyorum. Bazen düşünüyorum da acaba yanında moralsiz ve çözümsüz kalmak mümkün mü? Can yoldaşım, yürek deryan öylesine geniş ki; sevgide, özlemde, değerde her şey sende kolektif yaşanıyor.
Senin sesini duymak bana öylesine heyecan verdi ki, o an yüreklerimizin nasıl da birleşmiş olduğunu hissettim. Hem de en derinden… Nadir olan bir yürek bütünlüğüydü bu. Tıpkı mühürlenmiş ve mücadelemizle yazılacak olan sayfaların birbirine mühürlenmesi gibi.
Bana yazmış olduğun mektuplarından, nasıl da bir anda bu koca dağları kucakladığını ve yoldaşlarına yüreğini sonuna kadar açmış olduğunu gördüm. En önemlisi, şehitlerimizi öylesine anlamlandırıyor, onlarla anda buluşuyorsun ki; bu, tabii ki hayat mücadelende senin karakterini en çok belirleyen gerçek oluyor. Ve insanları bir değer olarak görmek, her zaman değişime ve dönüşüme inanmak; senin hayat felsefenden, teorine kadar nasıl da sende beden bulup ideolojik duruşa dönüştüğünü görüyorum.
Çok sabırsızım, acaba ne zaman birbirimizi göreceğiz. Aslında geriye dönüp baktığımda nasıl da evde de büyük sorumluluklar aldığını hatırlıyorum. Yine en küçüğümüz olmana rağmen nasıl da bize akıl hocalığını yaptığın aklıma geliyor. Kıvrak zekanla sen her zaman büyük sorunları ortadan kaldıran çözümün adıydın. Kendinden ağır yükler kaldırmak adeta yaşam felsefen olmuştu.
Zaten yaşam ve kadın öylesine birbiriyle bağlı ki… Kendini kadın olarak tanımak, aynı zamanda Önderliğin yaşam felsefesini anlamak; evrenle, yaşamla, doğayla yeniden ortaklaşan ve özgürleşen bir yaşamın adıdır.
Ve sen tüm yaşamın boyunca, kadının ulaşılması gereken yaşamın gerçek sırrına Önderlik gerçeğiyle ulaştın. Evrenin düalitesini, kadın-erkek yoldaşlığının kutsallığını kendinde yaşatarak birbiriyle buluşturdun.”







