Konferansın son oturumu “Barış Süreci ile Demokratikleşme Krizi Arasında Türkiye: Diyalog, Hukukun Üstünlüğü ve Siyasi Katılımın Geleceği” başlığı altında yapıldı. Bu oturuma Dilek Odabaşı moderatörlük yaptı.
DEM Parti milletvekili, İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan, DEVA Partisi milletvekili Mehmet Emin Ekmen, Yeni Parti milletvekili Okan Konuralp ve CHP milletvekili Oğuz Kaan Salıcı bu oturumda söz aldı.
PERVİN BULDAN: AB ÜZERİNE DÜŞEN ROLÜ OYNAMALI
İlk konuşmayı yapan Pervin Buldan, sürecin hangi aşamada olduğuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Pervin Buldan, “Türkiye'de kalıcı barışın sağlanması, Orta Doğu'nun yanı sıra Avrupa'yı da olumlu yönde etkileyecektir” dedi.
Pervin Buldan, “Kürtlerin yarım asırdır maruz kaldığı hak ihlalleri, işkence ve baskı politikaları sonucunda Avrupa ülkeleri Kürt sorunuyla ve Kürt halkıyla yakından tanıştı. Nitekim yıllar içerisinde Kürt sorunu bölgesel, hatta küresel bir meseleye dönüştü ve Avrupa'yla da yakından ilişkili hale geldi” diye ekledi.
Bugün Avrupa'daki diasporanın önemli bir bölümünü de Kürtlerin oluşturduğunu belirten Pervin Buldan, “Bu nedenle, bir zamanlar demokratik değerlerin aktif savunucusu olan Avrupa Birliği'nin Türkiye'de yürütülen barış sürecine olumlu katkı sunması, süreci desteklemesi ve kendisine düşen rolü üstlenmesi hepimizin temel beklentisidir” şeklinde konuştu.
YÜZYILIN PROJESİ

Çözüm sürecinin tarihi bir dönüm noktasında olduğunu ifade eden Pervin Buldan, bu projenin “yüzyılın projesi” olduğunu vurguladı.
Pervin Buldan şöyle konuştu: “Özellikle Orta Doğu'daki kriz ve çatışma ortamının yarattığı büyük riskler ve tehditler karşısında, Sayın Öcalan'ın 27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı'yla başlattığı ve Sayın Devlet Bahçeli ile Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasi irade ortaya koyarak önünü açtığı çözüm süreci, tarihî bir dönüm noktasındadır.
Bu süreç; halklar, demokrasi, evrensel hukuk ve demokratik siyaset açısından yeni bir dönemin kapısını aralamıştır. Bu nedenle Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ni yüzyılın projesi olarak nitelendirmek yanlış olmayacaktır.”
“Kürt sorununun demokratik çözümü, hem Türkiye hem de Orta Doğu açısından herkesin huzur ve güven içinde, kardeşlik hukuku temelinde yaşayabileceği bir ortamın en güçlü güvencesidir” diyen Pervin Buldan, “Bu fırsatın herkes tarafından doğru anlaşılması gerekiyor. Çünkü tarihi fırsatlar doğru değerlendirildiğinde ülkeler krizlerden çıkabilir ve demokrasiyle buluşabilir” ifadelerini kullandı.
Pervin Buldan şunları ekledi: “Bu nedenle Barış ve Demokratik Toplum Süreci etrafında kenetlenmek, birlikte yol almak, barışı ve demokrasiyi el birliğiyle inşa etmek, önümüzdeki yüzyılın seyrini belirleyecek bir adım olacaktır.
Bu süreç yalnızca Kürt halkının demokratik haklarıyla sınırlı değildir. Kürt sorunu, Türkiye'nin de Orta Doğu'nun da ortak gelecek meselesidir.
Bu; ortak demokrasinin birlikte inşa edilmesi, halkların haklarını esas alan bir hukuk düzeninin oluşturulması, özgürlüklerin hukuki güvence altına alınması ve yerel demokrasinin yanı sıra demokratik siyaset kanallarının en kapsayıcı biçimde sonuna kadar açılması sürecidir.
Barış süreci; Kürtlerin, Türklerin, Alevilerin ve farklı kimliklere ve inançlara sahip bütün toplum kesimlerinin ortak güvencesidir.”
ÖZGÜR ÇALIŞMA KOŞULLARI BİR AN ÖNCE SAĞLANMALI
Pervin Buldan sözlerini şöyle sürdürdü:
“Öncelikle çerçeve yasanın yürürlüğe girmesi, kurulların çalışmaya başlaması ve sürecin önünün açılması için Milli Güvenlik Kurulu kararının ivedilikle alınmasını bekliyoruz.
Aynı şekilde, Meclis'te izleme kurulunun bir an önce oluşturulması ve çalışmalarına başlaması gerektiğini vurguluyoruz.
Bununla eş zamanlı olarak, Sayın Öcalan'ın kendisine bağlı olarak kurulacak Barış ve Siyasallaşma Kurulu'nda koordinatörlük görevini üstlenmesini beklediğimizi de ifade etmek istiyorum.
Çünkü bu süreç, karşılıklı adımlarla ilerlemesi gereken bir süreçtir. Sayın Öcalan'ın silahsızlanma aşamasında üstlendiği rol gibi, siyasal ve demokratik inşa sürecinde de koordinatörlük görevini yürütmesi, kurulun amacına ulaşmasını sağlayacaktır.
Bu bağlamda, Sayın Öcalan'ın özgür çalışma koşullarının bir an önce oluşturulması gerektiğini de vurgulamak istiyorum.
Sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle, gazetecilerle ve siyasetçilerle görüşebilmesinin koşulları sağlanmalı; bu sürecin devamlılığı hukuki güvencelerle teminat altına alınmalıdır.
Çünkü yalnızca tarafların değil, toplumun farklı kesimlerinin de barış ve demokratikleşme sürecinde söz söyleyebilmesi ve katkı sunabilmesi gerekiyor. Bunun yolu da bu imkânların sağlanmasından geçiyor.”
DEVA MİLLETVEKİLİ EKMEN: KENDİNE ÖZGÜ BİR SÜREÇTEN GEÇİYORUZ

DEVA Partisi milletvekili Mehmet Emin Ekmen, sürece tam destek veren bir parti olduklarını belirterek, “Gerçekten de kendine özgü bir süreçten geçiyoruz” dedi.
Ekmen, “Elbette çatışma çözümü süreçleri birbirine benzemez. Bu süreçlerin genel disiplinleri ve temel ilkeleri vardır. Ancak Türkiye'de oldukça kendine özgü, alışılmış kalıplara sığmayan bir süreçten söz ediyoruz” diye konuştu.
Ekmen, “Partimiz, Türkiye'de Kürt meselesinin kök nedenlerini ortadan kaldıracak yasal ve anayasal düzenlemelerin yapılmasını, kalıcı barışın tesis edilmesini ve bununla birlikte çatışma çözümü alanındaki deneyimlerden ve akademik çalışmalardan yararlanılarak, bu meseleden kaynaklanan ancak zaman zaman meselenin sınırlarını da aşan silahlı örgütün silahsızlandırılması ve tasfiyesi sürecinin yürütülmesini desteklemektedir” şeklinde konuştu.
KÖK NEDENLER ORTADAN KALDIRILMALI
Kürt meselesinin kök nedenlerini ortadan kaldırarak kalıcı barışı sağlamak açısından talepler aslında oldukça sınırlı sayıda başlık altında toplanabileceğini belirten Ekmen, bunları şöyle sıraladı:
- Anadil ve kültürel haklar: Kürtçede anadilinde eğitim hakkının ve kültürel hakların yasal ve anayasal güvence altına alınması.
- Eşit vatandaşlık: Anayasal vatandaşlık ve eşit vatandaşlık ilkelerinin hem hukuki metinlerde hem de yaşamın her alanında karşılık bulması.
- Yerel yönetimler: Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi.
Bu meseleleri ciddi biçimde ele aldığınızda, Kürt sorununun kök nedenlerini önemli ölçüde ortadan kaldırabilirsiniz.
Ancak yalnızca bu sürecin kendisi değil, son on yılda yaşadıklarımız da bize başka bir gerçeği öğretti: Kürt meselesine ilişkin bu üç temel başlığı hayata geçirecek bir ülkenin aynı zamanda demokratik ve çoğulcu olması, kuvvetler ayrılığını uygulaması ve hukukun üstünlüğüne dayanan bir hukuk devleti niteliğini taşıması gerekiyor.
Aksi halde, yalnızca tek bir alanda sağlanan gelişmelerin ülkenin tamamında beklenen sonuçları doğurması mümkün değildir.”
‘DÜZENLEME 125 BİN DOSYANIN YÜZDE 99,5’İNİ KAPSIYOR’
Ekmen “Süreç, silahsızlanmanın tespit edilmesi ve bunun ilan edilmesi aşamasına taşındı” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Oysa silahsızlanmanın yüzde 100 oranında gerçekleştiğini kesin olarak tespit etmenin kolay olmadığını düşünüyoruz. Devletin, örgütün silahsızlanma yönündeki iradesini güçlü biçimde teyit etmesi mümkün olabilir.
Gelişmelere, boşaltılan alanlara ve diğer tartışmalara baktığımızda, örgütün bu kararı gerçekten aldığı ve sürecin ilerleyeceği yönünde güçlü bir değerlendirme yapılabilir.
Aksi takdirde, en az 300 kişinin Kandil'de bulunduğu ve kapsam dışında kaldığı bir formülle devlet kurumları yüzde 100 silahsızlanmayı nasıl teyit edecek?
Milli Güvenlik Kurulu bu konuda bir karar alacak. Açıkçası, bu kararın nasıl şekilleneceğini ben de merak ediyorum. Sanıyorum ki yüzde 100'lük kesin bir teyit yerine, yaşanan gelişmelerin ve kaydedilen ilerlemenin güçlü biçimde doğrulanmasına dayanan bir karar çıkabilir.
Umarım bu karar yıl içerisinde alınır. Hatta alınmalıdır da.
Yasanın kapsayıcılığı sürekli tartışma konusu oldu. Ancak bu konudaki bazı eleştirilerin belirli bir ölçüyü aştığını düşünüyorum.
Şöyle açıklayayım: Hem devlet kaynakları hem de meseleyi yakından bilen arkadaşlarımız, yaklaşık 50 bin kişinin gizli durumda olduğunu ve 125 bin soruşturma dosyasının bulunduğunu ifade ediyorlar.
Kapsam dışında kalan kişi sayısının 900 civarında olduğu belirtiliyor. Kapalı oturumlarda yapılan bilgilendirmelerden ve taraflarla gerçekleştirdiğim görüşmelerden edindiğim izlenime göre, bu 900 kişinin yaklaşık 500'ü hâlihazırda cezaevinde. Yaklaşık 300'ü Kandil'de, 100'ü ise muhtemelen Avrupa'da bulunuyor.
Elimizde devletin elindeki bilgiler yok; bu nedenle kesin bir tablo sunmuyor, mevcut bilgiler üzerinden bir değerlendirme yapıyoruz.
Ancak 125 bin dosyanın yüzde 99,5'ini kapsayan bir düzenlemenin kapsayıcılığını küçümsememek gerekir.
Elbette kapsam dışında kalanlara ilişkin eleştiriler yapılabilir. Fakat bu eleştirilerin, sürecin ilerlemesini ve barışın inşasını engelleyecek bir tutuma dönüşmemesi gerektiğini düşünüyorum.”
CHP MİLLETVEKİLİ SALICI: BU DÖNEMİ ISKALARSAK ÇÖZÜM DAHA DA ZORLAŞACAK
CHP milletvekili Oğuz Kaan Salıcı, bu dönem de ıskalanırsa yarın ve öbür gün çok daha farklı çerçevede çözüm bulmak zorunda kalacaklarına vurgu yaptı.
Muhalefete yönelik tüm baskılara rağmen süreci desteklediklerini ifade eden Salıcı, şöyle konuştu:
“Önemli olan, silahları ortadan kaldırmayı ve çatışmayı sona erdirmeyi amaçlayan bir siyasetin izlenmesidir. Bu yaklaşımın geniş bir kabul gördüğünü düşünüyorum”
Salıcı şunları ekledi: “Silahların devre dışı kalıyor olması da Türkiye'de önümüzdeki dönemde demokrasi alanında atılabilecek olumlu adımlar açısından umut verici bir gelişmedir.
Biz bu meseleyi keşke 1990'larda çözebilseydik. O zaman bu, Türkiye'nin kendi iç dinamikleriyle geliştirdiği bir çözüm olabilirdi. Bugün ise dört ülkeyi ve bütün bir bölgeyi konuşuyoruz.
Eğer bu dönemi ıskalarsak, gelecekte meseleyi çok daha geniş bir çerçevede, sürece dâhil olan çok daha fazla aktörle birlikte çözmeye çalışmak zorunda kalabiliriz. Üstelik her geçen gün işlerin daha da zorlaştığını hep birlikte görüyoruz ve yaşıyoruz.
Bu nedenle Cumhuriyet Halk Partisi'nin yaklaşımı açık: Elbette demokratik mücadelemizi sürdüreceğiz. Hukuk devleti ve insan hakları için mücadele edeceğiz. Bu konuda en ufak bir tereddüdümüz yok. Baskı altında kalırsak buna da direneceğiz. Ancak silahların ortadan kaldırıldığı ve Kürt meselesinin silahlı çatışmadan arındırıldığı bir sürecin de sonuna kadar destekçisi olacağız.”
Sürece sahip çıkan her partinin, tabanının da olduğu gibi sahip çıkmadığına dikkat çeken Salıcı, ancak bu Kürt meselesi çözülmesin şeklinde değil, baskılarla ilgili olduğunu belirterek, toplumsal rızayı oluşturmak gerektiğini vurguladı.
‘İKTİDAR DEĞİŞSE DE SÜREÇ DEVAM EDECEK’
Salıcı, kıymetli noktalardan birinin bu meselenin çözümünün devlet politikasına dönüşmüş olması olduğunu kaydederek, “Siyasi iktidar değişse dahi, süreç devam edecek demektir. Böyle olması gerektiğine inanıyoruz zaten. Bu süreç bir siyasi partinin kendi tekeliyle, kendi iktidar ömründe sonuçlandırabileceği bir süreç olamaz. Devlet politikası haline gelmesi oldukça kıymetlidir” dedi.
YENİ PARTİ VEKİLİ KONURALP: TÜRKİYE’NİN ORTAK GELECEK SORUNUDUR
Yeni Parti milletvekili Okan Konuralp, “Bu konferansın yirmincisi düzenleniyor. Pandemi döneminde yapılamayan iki yılı da hesaba kattığımızda, bu aslında yirmi iki yıllık bir tarihe işaret ediyor. Ben de 2013-2014 yıllarında, bir gazeteci olarak bu sürece tanıklık ettim. Buradan baktığımızda, bu yirmi iki yılı ya da benim katıldığım 2013-2014 döneminden itibaren geçen on iki yılı, Kürt sorununun çözümü açısından kaybedilmiş yıllar olarak değerlendirebiliriz” diyerek konuşmasına başladı.
Konuralp, “Kürt sorununun tarihi yalnızca çözüm arayanların, bu soruna çözüm bulmak için mücadele edenlerin tarihi değildir. Aynı zamanda ‘Kürt sorunu yoktur’ söylemine karşı verilen mücadelenin de tarihidir” ifadelerini kullandı.
CHP’li vekil şöyle devam etti: “Şimdi yeni bir aşamadayız. Artık Kürt sorununun var olmadığını söyleyen neredeyse kimse yok. Herkes bir biçimde sorunun adını koymuş durumda. Herkes kendi bulunduğu siyasi konumdan hareketle çeşitli çözüm yolları ve adımlar öneriyor ya da bunları hayata geçirmeye çalışıyor.
Bu salonda bulunan herkes de sorunun çözümüne farklı pencerelerden bakıyor olabilir. Ancak sonuçta sorunun varlığı artık açıkça kabul ediliyor. Bugün, buradan hareketle Türkiye'nin ve aynı zamanda bölgenin tarihini değiştirebilecek bir sürecin içerisindeyiz.”
“Cumartesi Anneleri'nin, Barış Anneleri'nin ve Diyarbakır Anneleri'nin yüreklerindeki acının bir nebze olsun azalacak olması bile, bence bu süreci desteklemek için başlı başına en anlamlı gerekçedir” diyen Konuralp, “Biz bu süreci vicdani, ahlaki ve toplumsal açıdan olduğu kadar ekonomik açıdan da bütünüyle destekliyoruz” şeklinde konuştu.
İktidarın tüm antidemokratik uygulamalarına rağmen, Türkiye’de açılan barış kapısını desteklediklerini ifade eden Konuralp, “Bu kapıdan geçerek demokratik bir geleceğe ulaşmak istiyoruz. Kürt sorununun eşit yurttaşlık (...) Türkiye’nin ortak geleceği sorunudur. Siyasi iktidarın herhangi bir lütfu olarak değerlendirilemez” dedi.