İtalyan filozof Donatella Di Cesare, Önder Apo’nun 27 Şubat 2025'te yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı'nın ardından başlayan sürece desteğini açıkladı. Di Cesare, Önder Apo’ya iletilmek üzere mektubunu İmralı Heyeti'ne ulaştırdı.
‘UZUN ZAMANDIR YAZMAK İSTİYORUM’
Mektubunda Önder Apo’nun mücadelesini ve düşüncelerini uzun süredir takip ettiğini belirten Di Cesare, şunları ifade etti:
"Size uzun zamandır yazmak istiyordum; bunu şimdi yapabilme imkanına sahip olmak beni derinden etkiliyor. Adınız, siyasal ve entelektüel yaşamımın önemli bir bölümüne eşlik etti. İtalya’da benim için olduğu kadar pek çoğumuz için de siz hiçbir zaman uzakta, yabancı bir figür olmadınız. Mücadelenizi, tutsaklığınızı, düşüncenizi ve Kürt halkının mücadelesini hayranlık, kaygı ve dayanışma duygularıyla takip ettik.
‘KÜRT HALKINA KENDİMİ HER ZAMAN YAKIN HİSSETTİM’
Kürt halkına kendimi her zaman yakın hissettim. Özgürlük, onur ve tanınma uğrundaki uzun mücadelesi, benim için çağımızın en önemli siyasal meselelerinden biri oldu. Ve sizin adınız da bu tarihten hiçbir zaman ayrı düşünülemez. Yıllar boyunca beni belki de en derinden etkileyen şey, İmralı’daki tutsaklığınızı ve özellikle de maruz kaldığınız uzun tecrit dönemlerini düşünmek oldu.
‘HİÇBİR HAPİSHANE, SÖZLERİNİZİN SINIRLARI AŞMASINI ENGELLEYEMEDİ’
Yirmi yedi yılı aşkın bir tutsaklığı tahayyül etmek dahi son derece güç. Tecrit ise tutsaklıktan daha fazlasıdır: bir insan ile dünya arasındaki ilişkiyi kesintiye uğratma, bir sesi muhataplarından yoksun bırakma, düşünceyi seslendiği topluluktan ayırma girişimidir. Ve buna rağmen sesiniz susturulamadı. Beni her zaman etkileyen de bu oldu. Sizi dünyadan ayırmayı amaçlayan koşullar altında, bir ada hapishanesinden düşünceleriniz dolaşımını sürdürdü; tartışıldı, tercüme edildi, eleştirildi ve benimsendi. Hiçbir hapishane, sözlerinizin sınırları aşmasını engelleyemedi.
Bu nedenle size çok basit ve son derece kişisel bir şey söylemek istiyorum: Bunca yıl boyunca benim için olağanüstü öneme sahip bir figür oldunuz. Yalnızca direnişinize değil, siyasal mücadelenin kendisini yeniden düşünme kapasitenize de hayranlık duydum - milliyetçiliği, ulus-devleti ve egemen iktidarı sorgulamanıza; demokratik bir arada yaşamanın başka biçimlerini aramanıza.
Bunlar, benim kendi felsefi çalışmalarıma da son derece yakın sorular. Kimlik sınırları içine kapanmayan bir topluluğu nasıl tahayyül edebiliriz? Farklı halklar, birinin diğerine tahakküm kurmadığı ortak bir siyasal mekanda nasıl birlikte yaşayabilir? Demokrasiyi egemenliğin, sınırların ve dışlamanın ötesinde nasıl düşünebiliriz? Bugün bu sorular daha da büyük bir aciliyet kazanıyor.
‘BARIŞ İHTİMALİ BENİ UMUTLANDIRIYOR’
Türkiye’de açılan barış ihtimali beni umutlandırıyor. Bunca ölümün, bunca acının ve onlarca yıllık çatışmanın ardından, artık başka bir tarihin başlayabileceği ihtimali büyük bir önem taşıyor. Ancak size hissettiğim şeyi büyük bir açıklıkla da söylemek zorundayım: Sizin özgürlüğünüz olmadan gerçek bir barışı tahayyül edemiyorum.
Sizin sözlerinizin ve siyasal girişiminizin böylesine belirleyici bir biçimde mümkün kıldığı bir barış sürecinin, sizin hala hapiste tutulmanızla birlikte ilerlemesinde derin bir çelişki var. Yeni bir demokratik dönem gerçekten başlayabilir mi, eğer bu dönemin mümkün hale gelmesine katkıda bulunan kişi hala özgürlüğünden mahrum bırakılıyorsa?
‘ÖZGÜRLÜĞÜNÜZ İKİNCİL BİR MESELE DEĞİLDİR’
Benim için özgürlüğünüz, barış sağlandıktan sonra ele alınabilecek tali ya da ikincil bir mesele değildir. Özgürlüğünüz, barışın kendisinin bir parçasıdır. Bunca yıl boyunca seslenmeyi sürdürdüğünüz siyasal ve insani topluluktan ayrı ve hapsedilmiş olduğunuz sürece gerçek bir uzlaşma mümkün değildir. Yirmi yedi yılı aşkın tutsaklığınızın ve maruz kaldığınız uzun tecrit dönemlerinin ardından, özgürlüğünüzün muazzam bir siyasal ve simgesel anlam taşıyacağına inanıyorum. Bu, gerçekten başka bir dönemin başladığının işareti olacaktır. İşte bu nedenle bugün benim için barış umudu ile sizin özgürlüğünüze ilişkin umudum birbirinden ayrılamaz. Sizin özgürlüğünüz olmadan barış olmaz.
İtalya’dan sizi uzun yıllardır hayranlık ve dayanışma duygularıyla takip ettiğimi bilmenizi istedim. Ve bugün, bu yeni ve son derece hassas dönemde, size yakınlığımı, saygımı ve umudumu iletme arzusunu her zamankinden daha güçlü hissediyorum. En içten selamlarım ve dayanışma duygularımla."
DONATELLA DI CESARE KİMDİR?
Donatella Di Cesare, 1956'da Roma'da doğan İtalyan filozof, denemeci ve akademisyendir. Roma Sapienza Üniversitesi'nde felsefe eğitimi alan Di Cesare, doktorasını Tübingen Üniversitesi'nde tamamladı ve daha sonra Heidelberg Üniversitesi'nde ünlü filozof Hans-Georg Gadamer ile çalıştı. Uzun yıllar Sapienza Üniversitesi'nde Teorik Felsefe Profesörü olarak görev yaptı.
Felsefesinde dil, ötekilik, göç, sınırlar, yurttaşlık, egemenlik, şiddet ve birlikte yaşam gibi siyasal ve toplumsal meseleler öne çıkar. Hannah Arendt'in düşüncesinden de etkilenen Di Cesare, çoğulcu bir toplumda farklılıkların bir arada yaşayabileceği ortak bir siyasal alanın nasıl kurulabileceğini tartışır.
Özellikle göç ve yabancılık üzerine çalışmalarıyla tanınan filozof, felsefenin yalnızca akademik bir alanla sınırlı kalmaması, güncel siyasal ve toplumsal sorunları sorgulayan eleştirel bir düşünme pratiği olması gerektiğini savunur.
Bu nedenle çalışmalarında demokrasi, sınırlar, göç, dışlanma ve siyasal topluluk gibi konuları eleştirel bir perspektifle inceler. Di Cesare, akademik felsefeyi kamusal tartışmalarla buluşturan çağdaş İtalyan ve Avrupa düşünürlerinden biri olarak öne çıkmaktadır.