Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında beklenen "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi" adlı Çerçeve Yasa teklifi, 467 kabul, 87 ret ve 7 çekimser oy ile Meclis Genel Kurulu’ndan geçti. 12 maddeden oluşan ve içinde demokratikleşmeye yönelik adımları barındırmadığı için eleştirilerin odağı olan Çerçeve Yasa’yı ANF’ye değerlendiren Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın avukatlarından Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Milletvekili Newroz Uysal Aslan, yasayı nihai sonuç değil, yeni bir başlangıç olarak görmek gerektiğini vurguladı.
‘SİLAH BIRAKMAYI DEMOKRATİKLEŞME ADIMLARINDAN ÖNCE GÖRME MANTIĞI DEVAM EDİYOR!’
Kürt meselesinin çözümüne ilişkin hazırlanan 12 maddelik yasa teklifini değerlendiren DEM Parti Milletvekili Newroz Uysal Aslan, geçiş yasası olarak adlandırılan Çerçeve Yasa’nın beklentileri tam olarak karşılamadığını ifade ederek sözlerine başladı. Düzenlemenin sürecin gerektirdiği kapsayıcılıktan uzak olduğunu hatırlatan Newroz Uysal Aslan, “Barış ve Demokratik Toplum sürecinin ilerlemesi için çok daha kapsayıcı, çok daha netlik içeren bir geçiş yasası bekliyorduk. Süreç her ne kadar söylemsel olarak Türk-Kürt ittifakı, Türk-Kürt kardeşliği olarak tarif edilse de, Çerçeve Yasa’nın gerekçelendirildiği giriş bölümü devletin güvenlikçi yaklaşımının bütünüyle değişmediğini gösteriyor. Silah bırakmayı demokratikleşme adımlarının ön koşulu gibi değerlendirme yaklaşımı devam ediyor. Yasanın dili, devletin bürokratik ve siyasi dilinde hala eski kavramları ve yaklaşımları barındırıyor, bu da tam bir değişim sürecine girilmediğini gösteriyor. Yasanın ruhu, ‘çatışmasızlığı sonlandırıp siyasete geçiş’ mantığıyla kurulmuş olsa da, bazı noktalarda siyaset engelini doğuracak kontrolcü mekanizmalar içeriyor. Tamamen eski güvenlikçi akıl olarak tarif edemeyiz belki ama yasal olarak hala denetleyici ve kısıtlayıcı yaklaşımın izlerini taşıyor. Bu durumu da toplumsal kaygılar ve hassasiyetlerle gerekçelendiriyorlar ama söz konusu hassasiyetler çoğu zaman tek taraflı okunuyor. Kürt halkının ya da demokrasiyi isteyenlerin, hassasiyetleri açısından baktığımızda ‘iç cephe ya da beka söylemi’ üzerinden değil ama demokrasi ve barış hukuku perspektifinden okuyanlar açısından yasa beklentileri karşılamadı tabii ki” dedi.
‘MGK TÜM SÜRECİ DENETLEYECEK MEKANİZMA DEĞİL!’
Yasa kapsamında Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) üstlendiği role ilişkin tartışmalara da değinen Newroz Uysal Aslan, MGK’nin sürecin tamamını denetleyecek tek bir mekanizma olmadığını belirtti. MGK’nin esas olarak silahların bırakıldığına ilişkin tespit ve teyit mekanizması olarak konumlandırıldığını aktaran Newroz Uysal Aslan, şöyle konuştu:
“MGK tüm bu süreci denetleyecek mekanizma değil. Yani hukuksal süreçleri yürütecek, erteleme ve takip işlemlerini yapacak mekanizma değil. PKK’nin kendini feshettiğini ve silahların bıraktığı hususunun tespiti MİT ve devlet kurumları tarafından yapılacak, MGK ise bu tespitin ardından yasada ön görülen teyit sürecinde rol üstlenecek. MGK kararı sonrasında kurulacak olan ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Adalet, İçişleri, Milli Savunma gibi sekiz bakanlığı içeren üst kurul, Çerçeve Yasa’nın 12 maddesini uygulayacak yürütme mekanizma olacak. Siyasetin izleme ve takip kurulu da mecliste olacak.
‘STATÜ MESELESİNE YER VERİLMEDEN DE FACTO BİR ŞEKİLDE YAPMAYA ÇALIŞIYORLAR’
Devletin yürütme mekanizması geniş yetkilere sahipken, yasada siyasetin temsil boyutuyla kurulacak kurulun yetkilerinin sınırlı olması üzerinden bir tartışma yürütüldü. Oluşturulacak üst kurul konusunda ilk altı ay bir başvuru sürecinin sınırlı olması nedeniyle böyle bir mekanizmaya gidildiğini ısrarla ifade ediyorlar. Ancak bu yaklaşım sorunlu. Çünkü siyasete ya da sivil mekanizmalara kapalı bir üst kurul getiriyorlar. Onun içerisinde görevlendirme yapabiliriz, dinleme yapabiliriz, alt komisyonlar kurabiliriz diyorlar. Yapılacaktır da. Ama bunların ne kadar sivil olacağına, ne kadar tarafsız, bağımsız olacağına dair bir taahhüt ya da açık güvence yok. Ama mesela üst kurul yasa değiştirme, yapma yetkisi yok. Gerekli gördüğünde yasal düzenlemeler konusunda meclise sunacak ve meclisin yapmasını isteyecek. Meclis, nihai karar ve değerlendirmeye sahip. Bu açıdan üst kurulun birçok yetkisi olsa da yasa yapma yetkisi olmayacak.
Bu üst kurulun mantığı şu: Yargısal süreçleri, geri dönüşleri koordine edebilecek bir devlet mekanizması olur. Devlet kendi mekanizmasını bu yasada tanımlıyor. Ancak eksik olan bu mekanizma karşısında muhataplığın ve Sayın Öcalan’ın süreçteki statüsünün hukuken tanımlanmamasıdır. Yani statü meselesinin yasada yer almaması bir eksiklik. Çünkü fesih ve sonrası sürecin sağlıklı biçimde yürütülmesi için sürecin muhataplarıyla fiili olarak diyalog ve koordinasyon kurulması gerekecek. Dolayısıyla fiili var olan ve daha da aktifleşecek muhataplık ilişkisinin hukuken tanımlanmaması temel bir sorun.
İkinci sorun da STK'larla, meclisle, diğer kurumlarla yapacağı temasları yok saymıyor. Evet, ihtiyacım var diyor ama o kurumların kendisi üzerindeki bağlayıcı etki da yaratmıyor. Meclis üst kuruldan yaptığı işlemler hakkında bilgi isteyecek, dönemsel değerlendirme raporları gelebilecek, tavsiyelerde bulunabilecek ama üzerinden doğrudan karar veremeyecek. Üst kurul da meclisle ilgili karar veremeyecek. Karşılıklı bilgi, görüş ve tavsiye şeklinde yürüyecek.”
Çerçeve Yasa’nın uygulanmasının, tıpkı Çerçeve Yasa’nın çıkarılması gibi, iktidar tarafından zamana yayılma riskini de barındırdığına işaret eden Newroz Uysal Aslan, sonuçta MGK’nin iki ayda bir toplandığını ve “tespit alanda uzuyor, biz tespit edemiyoruz” gibi gerekçeler öne sürülerek sürecin uzatılabilme riskinin olduğunu söyledi.
Newroz Uysal Aslan, sürecin zamana yayılmasının önüne geçilmesi için Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın statü meselesi ile hareketle kuracağı ilişkinin yanı sıra, adım atılması için toplumsal talebin de siyasal etki yaratabileceğini vurguladı.
‘YASADA SAYIN ÖCALAN’IN STATÜSÜNE YER VERİLMEMESİ TEMEL BİR EKSİKLİK!’
Yasanın özellikle muhataplık ve statü meselesinde beklentileri karşılamadığını vurgulayan Newroz Uysal Aslan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sayın Öcalan’a yönelik bu yasada statüye yer verilmemesi meselesi bizim açımızdan büyük bir eksiklik. Hatta temel bir eksiklik. Çünkü yasa, devlet açısından bir mekanizma tarifliyor, süreci artık resmi olarak kabul ediyor, devletin sorumlu mekanizmasını kuruyor ama karşısında kim var? Bunun muhatabı kim, devlet mekanizması kiminle bunu yürütecek kısmını karşılıksız bırakarak, aslında o muhataplık konusunda bir belirsizlik yaratıyor. Statüsüzlükten kastımız tam olarak bu. Sorunun kendisini biraz görünmez kılmak adına yapıyorlar.
Evet, Sayın Öcalan orada görüşmeler yapıyor, çağrısı var. Bu yasayla ilgili tartışmaları, 24 Mayıs'ta, 20 Temmuz'da, 2 Ağustos görüşmelerinde ele alındığını biliyoruz. Ama yasal olarak Sayın Öcalan’ın statüsüne yasada yer verilmeyerek iki türlü şey yapılıyor. Birincisi kendilerinin güçlendirmediği barış diline karşı toplum refleksini ölçmek. İki; bu süreçte güçlenmesi gereken tarafın demokratik toplum olmasını istenmemesi. Bunun için de bu statüyü tanımlama, tanıma meselelerinde hep bir ikilem yaratıyorlar. Çünkü Sayın Öcalan’ın fiiliyatta yapabilecekleri, hukuken tanınmasının yaratacağı meşruluk, tartışma, demokratik siyasete katacağı gücü kendi sınırları içerisinde daraltmaya çalışıyorlar. Bu, tabii ki yasanın yetersizliğini ortaya çıkarır. Öyle baktığımızda da bu yasa ne gerçekten bir özgürlük yasası ne bir barış yasası. Bu, çözüme geçebilmek için bir geçiş yasası. Biraz var olan ceza ve hukuk prangalarından kurtulabilecek bir çerçeve öngörüyor. O nedenle de önemli. Yoksa Kürt meselesinin diğer temel kök nedenlerini çözecek bir yasa olma iddiasında değil.”
‘SAYIN ÖCALAN YARARLANMASIN DİYE UYGULANMAYAN AİHM KARARI, DİĞER DOSYALARI DA ETKİLİYOR!’
Çerçeve Yasa’da 2005 öncesi ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis cezalarının kapsam dışı olarak değerlendirilmesinin esas olarak Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan bakımından da sonuç doğuran siyasi bir madde olduğuna dikkat çeken Newroz Uysal Aslan, “Her şeyden önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararı var. Devlet istese, bu yasada yazmasına bile gerek yok ki. AİHM’in Umut ilkesi kararı standardı yine uygular. Sayın Öcalan’ın yararlanmaması için bugüne kadar AİHM kararı uygulamadı. Bu nedenle mesele aynı zamanda ayrımcılık da eşitsiz uygulama olarak sürüyor” dedi.
Yasanın teknik açıdan bir diğer önemli eksikliğini de aktaran Newroz Uysal Aslan, özellikle hasta tutsakların ve infaz hukuku bakımından infazı tamamlamış kişilerin durumuna ilişkin düzenlemelerde ayrım gözetilmemesini eleştirdi.
Yasada mahkumiyet halinde infazın ertelenmesinin öngörüldüğünü ancak kişinin mahkumiyetin ne kadarını çektiği, cezaevinde bulunup bulunmadığı veya koşullu salıverilme aşamasında olup olmadığı gibi durumların ayrıştırılmadığına işaret eden Newroz Uysal Aslan, bunun ciddi bir adaletsizlik yaratabileceğini kaydederek, “İnfazını bitirmiş birine, infaz üzerinden neden bir kez daha ertelemeyi şart koşuyorsun? Bunlar arasında bir ayrım yapılması gerekiyor” vurgusunda bulundu.
‘BU BİR BAŞLANGIÇ ADIMI’
Meclis Genel Kurulu’ndan geçen Çerçeve Yasa’nın ne süreç ne barış ne çözüm için nihayete varılacak bir yasa değil, yeni bir başlangıç olduğunun altını çizen Newroz Uysal Aslan, şunları kaydetti:
“Çerçeve Yasa, Dolmabahçe Mutabakatı gibi ortak bir mutabakat değil. Bu, her iki tarafın uzlaştığı bir yol haritası değil. Bu, Sayın Öcalan’ın çatışmasızlık sürecinden yasal sürece geçmek için aradığı çatışmasızlığı daim kılacak, barışın da önünü açmasını sağlayabilecek bir yasal başlangıç adımı. Aslında özünde bakıldığında, bu yasa bir silahsızlanmadan siyasete geçiş yasası. Ama var olan kök sorunlara ilişkin bir çözüm yasası değil. Yoksa Sayın Öcalan başta olmak üzere, biz de süreçten barış ve demokratikleşmeyi hiçbir zaman ayırmadık. Zaten Sayın Öcalan’ın 27 Şubat başlıklı çağrısı da süreci Barış ve Demokratik Toplum süreci olarak tarifledi. Burada devletin kendisine göre kurmuş olduğu yol haritasını takdiminde gedik açmaya, o gediklerden de demokratikleşme yönünde bir alan açmaya çalışıyoruz. Sayın Öcalan da, biz de bunu yapıyoruz.
Bu yasaya demokratikleşme adımı demedik, demokratikleşme paketi demedik, demokratik reform da demedik, barış yasası da demedik. Hiçbirimiz böyle bir anlam atfetmedik yasaya. Bu bir başlangıç adımı. O nedenle Kürt meselesinin tüm alanlarını, tüm kök sebeplerini tek bir yasaya yüklemek ve bu yasanın hepsi açısından çözüm ya da çözümsüzlük yarattığını söylemek, yasaya kendisinden daha ağır bir anlam yüklemek anlamına gelir.
Bu nihai bir sonuç değil, bir başlangıç. Sonuçta geçiş sürecinde böylesi bir yasal düzenleme kesinlikle gerekiyordu. Çünkü Kürtler hep ceza, suç algısıyla tanımlanıyordu. Öncelikle oradan bir çıkmaları gerekiyor. O suç ve yargılanma, cezalandırılma öznesi olmaktan çıkan Kürdü siyasetin öznesi haline getirmek için böylesi bir yasa bu süreçte kesinlikle gerekiyordu. O nedenle sürecin bir ihtiyacıydı, bir gerekliliğiydi. Bu yüzden yasanın niteliği neyse, çıkışı neyse, yaratacağı anlam neyse onun hakkını verelim, doğru tarifleyelim öncelikle. Ama bu yasanın demokratikleşmeye evrilmesi için ısrarcı olalım. Biz bu yasanın kendisine, yasanın diline, yasanın kurgulanış biçimine, kurduğu mantığın kendisine tam anlamıyla evet demiyoruz ama bu yasanın yaratacağı sonraki adımlar konusuna çok büyük anlamlar biçiyoruz, yaratabileceği etki üzerinden yorumluyoruz. Yasanın eksiklerine rağmen, devamındaki demokratikleşme adımları ve toplumsal taleplerle sürecin ivme kazanacağına inanıyoruz.”