Doğan: Roman Alevilerin talepleri birbiriyle bağlantılı alanlarda şekilleniyor

Roman Alevilerin taleplerini ekonomik ya da sosyal sorunlarla sınırlamanın doğru olmadığını belirten Ozan Doğan, “Talepler; inanç, kültürel miras, eşit yurttaşlık ve sosyo-ekonomik koşullar olmak üzere birbiriyle bağlantılı alanlarda şekilleniyor" dedi.

OZAN DOĞAN

Aleviler, Türkiye’de uzun yıllardır baskı, katliam ve çeşitli ayrımcılık biçimleriyle karşı karşıya kaldı. Roman Aleviler ise bu ayrımcılıkların yanı sıra Alevi toplumu içerisinde kabul görmeme sorunuyla da karşı karşıya kalıyor.

“Roman Alevi ifadesi, Alevi ocak bağlantıları ve sosyal tecrübeleriyle farklılaşan topluluklar toplamına karşılık gelir” diyen Roman Aleviler kitabının yazarı Ozan Doğan, Roman Alevilerin yaşadığı sorunları ajansımıza anlattı.

‘ROMAN ALEVİLERİN ALEVİ OCAK SİSTEMİ İLE İLİŞKİLERİ FARKLIDIR’

Roman Alevilerin Alevi ocak sistemiyle ilişkilerinin farklı olduğunu belirten Doğan, sözlerine şöyle devam etti:

“Roman Aleviler ifadesi, farklı etno-kültürel özelliklere ve toplumsal tecrübelere sahip heterojen bir yapıyı ifade eder. Türkiye’de bu topluluklar, dışarıdan bakanlarca çoğunlukla Roman ya da Çingene olarak adlandırılır. Oysa bu gruplar, ‘Çingene’ kavramını içerdiği pejoratif anlamlar nedeniyle kullanmaz. ‘Roman’ kavramı ise genellikle Rom, Dom, Lom gibi farklı grupları kapsayan şemsiye bir kavram olarak kullanılır.

Bu noktada önemli bir ayrımın vurgulanması zaruridir. Göçebe kökenli birçok grup; geçim stratejisi, fiziksel görünümü, sosyal statüsü, mekansal yerleşimi gibi gerekçelerle Çingene ya da Roman kabul edilir. Dışarıdan bakan gözün homojenleştiren tutumu, grup farklarını önemsizleştirir. Örneğin Abdallar, Roman bir grup değildir. Abdallar; kendilerine özgü dilleri, tarihsel göç güzergahları, geleneksel zanaatları ve Alevi ocak sistemiyle ilişkileri bakımından Roman gruplardan belirgin biçimde ayrışırlar. Abdalları Roman kategorisi içinde değerlendirmek, toplulukların iç dinamiklerini göz ardı eden indirgemeci bir yaklaşım olur. Abdallar haricinde, Roman gruplara dahil olmayan göçebe kökenli başka gruplar da mevcuttur.

Sonuç olarak Roman Alevi ifadesi, ortak bir Alevi inanç dünyasını paylaşmakla birlikte dilleri (Romanes, Domari, Lomavren vb.), zanaatları, tarihsel güzergahları, Alevi ocak bağlantıları ve sosyal tecrübeleriyle farklılaşan topluluklar toplamına karşılık gelir. Yüz binlerle ifade edilen bu topluluklar hakkında Türkiye’de benim doktora tezime kadar bilimsel bir çalışma yapılmamıştır. Fakat bu geniş toplulukların büyük birikimleri hakkında bildiklerimiz hâlâ çok sınırlıdır.”

‘ALEVİ İNANÇLARINI MUHAFAZA EDİYORLAR’

Roman Alevilerin Alevi inancıyla ilişkisinin kuşaktan kuşağa aktarıldığını dile getiren Doğan, şöyle konuştu:

“Roman Alevilerin Alevi inancıyla ilişkisi yakın dönemde ortaya çıkmaz. Saha araştırmalarım neticesinde bu ilişkinin kuşaklar boyunca aktarılan ve Alevi ocak sistemiyle biçimlenen tarihsel bir temele dayandığını bulguladım. Örneğin, Uşak’taki demirci (kendine özgü bir dili ve tarihi olan bir grup) ve elekçi (Lomlar) toplulukların, Kütahya merkezli Işık Çakır Sultan Ocağı ve Sarı İsmail Sultan (Uzun Allah Kulu) Ocağı ile ilişkileri mevcuttur. Ocak dedelerinin ve topluluktaki yaşlı aktörlerin aktarımları, Işık Çakır Sultan Ocağı ile olan bağın 1800’lü yıllara kadar uzandığına işaret eder. Başka bölgelerde, başka Alevi ocaklarına bağlı olan Roman gruplar da bulunur. Dolayısıyla kuşaklar boyunca aktarılan bir ocak sürekliliği söz konusudur.

İnanç pratikleri açısından Roman Aleviler ile diğer Alevi topluluklar arasında niteliksel bir fark bulunmaz. Saha verileri, Roman Alevilerin farklı bir Alevilik biçimi geliştirmediğini, Alevi inanç evreninin özgül tarihsel ve toplumsal koşullar altında nasıl muhafaza edildiğini ortaya koydu. Bulgular, özellikle ikinci ve üçüncü kuşaktan bireylerin cemevi etkinliklerine ve inanç pratiklerine aktif olarak katıldıklarını gösterdi.”

‘CEMEVLERİ ROMAN ALEVİLER İÇİN SOSYALLEŞTİKLERİ BİR YER’

Roman Alevilerde cemevlerinin önemli bir yer tuttuğunu ve gündelik yaşam içerisinde sosyalleştikleri bir alan olduğunu belirten Doğan, sözlerine şöyle devam etti:

“Uşak’ta Roman Alevilerin gündelik yaşamında cemevinin önemli bir yeri bulunur. Kentte 2013 yılında kurulan Işık Çakır Sultan Cemevi’nin tarihsel kökleri 1980’li yıllara kadar uzanır. Dolayısıyla kırk yılı bulan bir cemevi pratiği karşımıza çıkar. Meşru zeminde kullanılan bir cemevinden, belediyenin desteğiyle kurulan cemevi pratiğine evrilen süreç, Roman Alevilerin Uşak’taki varlığı hakkında çok şey anlatır. Keza cemevi yalnızca bir ibadethane değil; topluluğun bir araya geldiği, sosyalleştiği, kültürel etkinliklerini yürüttüğü ve kentin gündelik yaşamında görünürlük kazandığı bir merkez niteliğindedir. Afyon’da da benzer bir süreç yaşanır. Fakat ifade edilen örnekler sıra dışı örneklerdir. Türkiye’de Roman Aleviler, cemevlerinde genellikle kabul görmez.

Geçim stratejilerine bakıldığında ise demircilik, elekçilik, kalaycılık, sepetçilik gibi geleneksel zanaatların sanayileşme ve yerleşik hayata geçiş süreçleriyle işlevini kaybettiği görülür. Günümüzde daha çok geri dönüşüm, çiçekçilik, mevsimlik tarım işçiliği, seyyar satıcılık gibi uğraşlar öne çıkar. Pek tabii, güvencesizlik ve işsizlik Roman grupların en büyük sorunları arasında yer alır. Lakin Roman grupları yalnızca ekonomik kırılganlıklar üzerinden tanımlamak önemli bir hata olur. Zira salt böylesi bir okuma ayrımcılık içerir. Roman Alevilerin kendi kurumlarını oluşturmaları, cemevleri etrafında bir araya gelerek inanç pratiklerini yerine getirmeleri, topluluğun gündelik yaşamı hakkında fikir verir. Özcesi, Roman Alevilerin gündelik pratiği dışlanmayla, damgalarla, ekonomik sorunlarla ve inanç kurumlarının yetersizliğiyle iç içe şekillenir.”

‘ALEVİ GELENEKLERİNİ GÜNDELİK HAYATLARINDA DEVAM ETTİRİYORLAR’

Diğer Alevi topluluklarıyla ilişkilerine değinen Doğan, Roman Alevilerin Alevi inancını içselleştirdiklerini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Roman Aleviler, Alevi erkanını ve geleneklerini gündelik yaşamlarında sürdürmeye devam ediyorlar. Cem, on iki hizmet, semah, nefes ve ocak ilişkileri gibi birçok unsur, farklı bölgelerde ve farklı ölçülerde yaşamaya devam ediyor. Dolayısıyla Alevilik, Roman Aleviler açısından yalnızca bir kimlik tanımlaması değil, gündelik hayatı ve toplumsal ilişkileri şekillendiren bir inanç alanıdır.

Hacı Bektaş’ta yaşanan olayın ardından ‘dara çekilme’ geleneğinin gündeme getirilmesi de bu açıdan dikkat çekicidir. Alevi erkanında dar, kişinin veya topluluğun yaptığı bir davranış konusunda hesap vermesi, rızalık araması ve toplumsal-ahlaki sorumluluğuyla yüzleşmesi anlamlarını taşıyor. Roman Alevilerin yaşadıkları bir dışlanma sonrasında meseleyi bu gelenek üzerinden ifade etmeleri, onların Alevi erkanına ne kadar içeriden baktıklarını da gösteriyor.

Ancak diğer Alevi topluluklarıyla ilişkiler konusunda daha karmaşık bir tablo var. Roman Aleviler ile Roman olmayan Aleviler arasında sürekli ve kurumsallaşmış bir ilişki olduğunu söylemek zor. Bazı dönemlerde Alevi kurumları ile Roman dernekleri arasında ortak etkinlikler veya hak temelli iş birlikleri gerçekleşebiliyor. Fakat gündelik ilişkilerde ve bazı kurumsal alanlarda bütünleşmenin hâlâ sınırlı olduğunu görüyoruz. Hacı Bektaş ve Abdal Musa gibi Alevi-Bektaşi geleneği açısından önemli mekan ve etkinliklerde yaşanan dışlanma deneyimleri, bu mesafenin devam ettiğini gösteriyor.”

‘DIŞLANMIŞ BİR GRUBUN PARÇASI OLMAK GRUP İÇİ EŞİTSİZLİKLERİ AŞMAYI GETİRMİYOR’

Roman Alevilerin Alevi toplumu içerisinde yaşadıklarına da değinen Doğan, önyargıların halen devam ettiğini belirterek şöyle devam etti:

“Alevi toplumunu homojen ve toplumsal önyargılardan tamamen arınmış bir yapı olarak ele almamak gerekir. Aleviler de tıpkı diğer inanç grupları gibi, kendi içlerinde etnik, sınıfsal ve bölgesel farklılıklara sahiptir. Bu farklar, birçok yerelde çeşitli dışlama pratiklerini gündeme getirir. Dolayısıyla tarihsel olarak dışlanmış bir grubun parçası olmak, grup içi ilişkilerde eşitsizlikleri aşmayı beraberinde getirmez.

Roman Alevilerin karşılaştığı dışlanma pratiklerinin temelinde, Romanlara yönelik tarihsel önyargıların Alevi çevrelerinde de karşılık bulması yatar. Bu durum, bireylerin inançsal aidiyetlerinin etnik kimlik ekseninde damgalanmasına yol açar. Bu yaklaşımın en belirgin yansıması, inançsal meşruiyetin tartışmaya açılmasıdır. ‘Roman’dan Alevi olur mu?’ şeklindeki sorgulamalar, kişinin Alevi kimliğini etnik köken üzerinden değerlendirme eğilimi gösterir. Esasen Çingene kavramına yüklenen olumsuz anlamlar, Roman olmayan Alevilerin itirazlarına kaynaklık eder. Bu nedenle Alevi inancını benimseyen Romanlar, Roman olmayan Aleviler tarafından şüpheyle karşılanır; cemevlerine girmeleri arzu edilmez, ziyaretlerde varlıklarından rahatsızlık duyulur; Aleviler açısından inançsal olarak büyük değer verilen Hacı Bektaş ve Abdal Musa gibi etkinliklerde dahi dışlanırlar.

‘Çingene’ye’ duyulan öfkenin boyutları, belki de en çarpıcı karşılığını Alevi inancında müstesna bir yeri olan dedelik kurumuna yönelik dışlama pratiklerinde gösterir. Işık Çakır Sultan Ocağı dedesinin, sırf talipleri arasında Romanlar bulunuyor diye ‘Çingenelerin Dedesi’ olarak yaftalanması, maruz kalınan dışlamanın boyutları hakkında fikir verir.”

‘ROMAN ALEVİLER DÜNYANIN HER YERİNDE DIŞLANIYORLAR’

Dünyanın her yerinde dışlanma yaşandığını ve Romanların kendi tarih ve kültürlerinin görünmez kılındığını belirten Doğan, şunları söyledi:

“Roman gruplara yönelik dışlanma ve önyargılar yalnızca Türkiye’ye özgü değildir. Dünyanın farklı bölgelerinde Romanlar uzun süre yoksulluk, eğitimsizlik, suç ve düşük sosyal statü gibi başlıklar üzerinden tanımlandı. Bu yaklaşım, Romanların kendi tarihlerini, kültürel birikimlerini, dillerini ve inanç dünyalarını çoğu zaman görünmez kıldı. Türkiye’de Roman grupların etno-dinsel ve kültürel çeşitliliği hakkında bugün hâlâ çok az şey biliyor olmamızın nedenlerinden biri de budur.

Türkiye açısından bakıldığında asıl sorunlardan biri, Romanlara ve Alevilere yönelik politikaların büyük ölçüde birbirinden ayrı kategoriler üzerinden geliştirilmesidir. Oysa Roman Aleviler tam da bu iki kimlik alanının kesişiminde yer alıyor. ‘Roman politikası’ Romanların etnik ve kültürel boyutunu, ‘Alevi politikası’ ise inanç kimliğini esas aldığında, her iki kimliği birlikte taşıyan toplulukların özgül ihtiyaçları kolaylıkla gözden kaçabiliyor.

İktidar açısından bakıldığında Romanlara yönelik kamu politikalarında sosyo-ekonomik sorunların, konut, istihdam ve sosyal desteklerin öne çıktığını görüyoruz. Dolayısıyla Roman topluluklar içindeki inançsal ve kültürel çeşitliliğin yeterince dikkate alındığını söylemek mümkün değil. Romanların dini yaşamının homojen olduğu ve büyük ölçüde Sünni kimlik üzerinden tanımlanabileceği varsayımı, Roman Alevilerin özgül konumunu görünmezleştirebiliyor.

Muhalefet ve sivil toplum açısından da benzer bir sınırlılıktan söz edebiliriz. Burada temel bir yapısal sorun var: Toplumsal gruplar homojen kategoriler üzerinden ele alındığında, bu kategorilerin içindeki farklılıklar ve kesişen kimlikler yeterince görünür olamıyor. Bu nedenle Roman Alevilerin görünmezliği yalnızca belirli bir iktidarın ya da muhalefet partisinin tutumuyla açıklanamaz. Daha derin bir kategorileştirme ve temsil sorunu söz konusudur. Roman Aleviler hem Roman politikalarının hem de Alevi politikalarının öznesi olabilecekleri halde, iki alanın kesişiminde kaldıkları için çoğu zaman her ikisinin de dışında bırakılabiliyorlar.

Bununla birlikte son yıllarda özellikle yerel düzeyde bir değişim de gözlemlemek mümkün. Romanların ve Roman Alevilerin kurumsallaşması arttıkça siyaset alanıyla ve sivil toplumla kurdukları ilişkiler de dönüşüyor. Talepler artık yalnızca sosyal yardım üzerinden değil; temsil, istihdam, kültürel mirasın korunması, inanç özgürlüğü ve kentsel karar alma süreçlerine katılım gibi hak temelli başlıklar üzerinden de ifade ediliyor. Bu da Roman Alevilerin yalnızca kendileri hakkında politika üretilen bir topluluk değil, kendi taleplerini ortaya koyan toplumsal özneler olarak görünür hâle gelmeye başladığını gösteriyor.”

‘ROMAN ALEVİLERİN TALEPLERİ EŞİT YURTTAŞLIK VE SOSYO-EKONOMİK KOŞULLAR’

Roman Alevilerin taleplerine de değinen Doğan, talepleri yalnızca ekonomik ya da sosyal sorunlarla sınırlamanın doğru olmadığını belirterek şunları söyledi:

“Saha verileri ve toplumsal dinamikler ışığında Roman Alevilerin taleplerini yalnızca ekonomik ya da sosyal sorunlarla sınırlamak doğru olmaz. Talepler; inanç, kültürel miras, eşit yurttaşlık ve sosyoekonomik koşullar olmak üzere birbiriyle bağlantılı alanlarda şekilleniyor.

Öncelikle Roman Aleviler, inanç kimliklerinin etnik kökenleri üzerinden sorgulanmadığı, cemevlerinde ve Alevi kurumlarında diğer Alevilerle eşit yurttaşlar olarak kabul edildikleri bir ortam istiyorlar. Bunun yanında kendi kurumlarını oluşturabilmek, geleneksel inanç hafızalarını sürdürmek ve kamusal alanda kendi kimlikleriyle görünür olabilmek de önemli bir talep olarak öne çıkıyor.

Bir diğer önemli başlık ise kültürel mirasın korunması ve belgelenmesidir. Işık Çakır Sultan Ocağı gibi tarihsel ocak bağlarının yanı sıra zanaat kültürünün, göç tecrübelerinin, sözlü tarihin ve kuşaktan kuşağa aktarılan toplumsal hafızanın kayıt altına alınmasını istiyorlar.

Bu taleplere, yapısal yoksulluk ve güvencesizlikle mücadeleye yönelik nitelikli kamusal politikalar da ekleniyor. Özellikle gençlerin yalnızca düşük statülü ve güvencesiz işlerle sınırlandırılmadığı; eğitim, istihdam ve kamusal yaşamda daha nitelikli ve eşit fırsatlara erişebildiği bir gelecek talep ediyorlar.

Dolayısıyla Roman Alevilerin taleplerini yalnızca ‘yardım’ veya sosyal destek talebi olarak görmek eksik kalır. Burada aynı zamanda eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü, kültürel mirasın tanınması ve toplumsal hayata eşit katılım talebi söz konusudur.”