Kanîreş’te halk JES’e karşı ayakta: Geleceğimizi koruyacağız!

Gimgim’in ardından Çewlîg’in Kanîreş (Karlıova) ilçesine bağlı 3 köyde planlanan JES arama iznine değinen Mehmet Zahit, “Geleceğimizi korumak istiyoruz” diyerek bu projelerin kendilerine fayda değil, zarar getireceğini vurguladı.

MEHMET ZAHİT

Ekolojik talanın günden güne arttığı Kürdistan ve Türkiye coğrafyasında yaşam sermaye eliyle zehirleniyor. Baraj, maden ocağı, petrol ve siyanür aramalarının ardından son dönemde özellikle fay hatlarının yoğun olduğu Tatos (Tekman), Gimgim (Varto) ve Kanîreş (Karlıova) ilçelerinde büyük bir alanı kapsayan jeotermal (JES) kaynağı aranacak. İlk sondajın Mayıs ayının ikinci haftasında vurulacağı bölgede özellikle Gimgim ve Kanîreş'te onlarca insanın ve hayvanın yaşam alanı yok edilecek. Yine hayvancılık ile uğraşan köylülerin mera alanları da işgal edilecek. Yaşanacak olan talana karşı Kanîreş Ekoloji Platformu'nu kurarak örgütlenen ve JES’e karşı mücadele yürüten köylülerden Mehmet Zahit, “Sermayedarlar ve şirketler bilsin ki topraklarımızı vermeyeceğiz” diyerek bu projelere geçit vermeyeceklerini aktardı.

ÜÇ KÖYDE JES ARANACAK!

Gimgim ve Kanîreş'te jeotermal enerji santrali ile ilgili tartışmalar sürerken, Kanîreş'in üç köyünde yapılacak jeotermal kaynak arama projesine geçtiğimiz günlerde ‘ÇED Olumlu’ kararı verildi. Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğünden yapılan duyuruda, Kanîreş'in Qerxebazar, Şorik ve Çêrme köylerinde IGNIS H2 Enerji Üretim Anonim Şirketi tarafından yapılması planlanan jeotermal kaynak arama projesi ile ilgili olarak Bakanlığa sunulan proje tanıtım dosyasının incelendiği ve projeye valilikçe ’ÇED Olumlu’ kararı verildiği belirtildi. Jeotermal kaynak arama projesi kapsamında, üç köydeki 7 bin 132 hektarlık alan için firmaya ruhsat verilirken, jeotermal kaynak arama faaliyetinin 58 ayrı noktada yapılması planlanıyor.

BİNLERCE HEKTARLIK ALANI KAPSIYOR!

Qerxebazar köyünde jeotermal kaynak arama projesi ile ilgili proje tanıtım dosyasında yer alan bilgilere göre, ilgili firmaya, Bingöl İl Özel İdaresi tarafından 2 bin 664 hektarlık alanda 3 yıl süreli jeotermal kaynak arama ruhsatı düzenlendi. Şorik köyünde ise çalışma alanı 2 bin 118 hektar olarak belirlendi. Jeotermal kaynak arama ruhsat alanındaki 23 hektarlık ÇED alanında, 23 ayrı poligon ve 23 adet jeotermal arama kuyu noktasında jeotermal akışkan arama faaliyeti planlanıyor. Çêrme köyünde 2 bin 350 hektarlık alan için ilgili firmaya ruhsat verildi. Jeotermal kaynak arama ruhsat alanındaki 17 hektarlık ÇED alanında, 17 ayrı poligon ve 17 adet jeotermal arama kuyu noktasında jeotermal akışkan arama faaliyeti planlanıyor.

HALK JES’E KARŞI EKOLOJİ PLATFORMU KURDU!

Bu talan politikasına karşı bir araya gelen köylüler, kurdukları platform ile örgütlü bir mücadele yürütmeyi hedefliyor. Basın açıklaması ve halk toplantıları ile köylülerle bir araya gelen platform üyeleri, yapılacak olan çalışmanın önüne geçmek için hem hukuki hem de alan mücadelesinden vazgeçmeyi düşünmüyor. Karlıova’nın Hacılar köyünden olan platform üyesi Mehmet Zahit, yaşam alanlarına göz diken bu projelere karşı olduklarını ve bu alanları korumak için çaba harcadıklarını ifade etti. Bulundukları bölgenin zengin bir ekosisteme ve endemik bitki türlerine sahip olduğuna dikkat çeken Mehmet Zahit, “Amerikalı şirket 2024 yılından bu yana burada bir keşif çalışması yürütüyor. Bu çalışmaların geldiği son noktada, geniş meralarımızın ve doğal yaşam alanlarımızın yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu görülmektedir. Bu yok oluş, bölgede yaşayan insanların hayatını da doğrudan tehdit etmektedir” dedi.

‘DOĞANIN YOK OLMASI KAÇINILMAZ’

Mehmet Zahit konuşmasının devamında şu sözlere yer verdi: “Bu çalışmaların hayata geçirilmesi durumunda köylerimiz ve meralarımız büyük zarar görecektir. Daha önce de benzer bir yıkımı yaşadık. 1990’lı yıllarda köylerimizde hayvancılık bitme noktasına gelmiş, birçok köylümüz geçimini sağlayabilmek için şehirlere göç etmek zorunda kalmıştır. Bu projeler bize ‘temiz ve yenilenebilir enerji’ olarak sunulmaktadır. Ancak biz biliyoruz ki doğamızın yok olması, havamızın kirlenmesi ve yeraltı sularımızın zehirlenmesi kaçınılmazdır. Bu durum yalnızca bitki ve hayvan yaşamını değil, insan yaşamını da sona erdirecek ve bizi göçe zorlayacaktır.”

‘BU TOPRAKLARDA YAŞAMAK İSTİYORUZ’

Yaşam alanlarını korumakta kararlı olduklarına dikkat çeken Mehmet Zahit, “Bizler yaşam alanlarımızı savunmayı ve bu mücadeleyi büyütmeyi görev biliyoruz. Karlıova ve Varto halkı olarak RES, HES ve jeotermal projelere karşı verdiğimiz mücadelede kararlıyız. Çünkü biz kendi topraklarımızda yaşamak istiyoruz. Bizi bu topraklardan sürmelerine izin vermeyeceğiz. Bu topraklarda atalarımız binlerce yıldır yaşamış, bu suyu içmiş ve bu havayı solumuştur. Biz de yaşamımızı geleceğe taşımak, çocuklarımıza ve torunlarımıza temiz bir çevre bırakmak istiyoruz” dedi.

‘RES’E DİRENDİK SIRA JES’TE!’

Bölgede yapılmak istenen RES projesine karşı da verdikleri mücadelenin kazanımla sonuçlandığına değinen Mehmet Zahit, JES’e karşı da aynı kararlılıkla mücadele edeceklerinin altını çizdi. Zahit, “Topraklarımızın farklı şirketlere peşkeş çekilmesini kabul etmiyoruz. Karlıova’nın Aynik ve Hacılar köylerini kapsayan havzada da yeni jeotermal projelerin gündeme getirildiğini biliyoruz. Bu projelerle bizleri sindirerek doğamızı yok etmek istiyorlar. RES projelerinin birinci aşaması tamamlanmış, ikinci aşaması ise su kaynaklarımızın önünü keserek doğamızı ve geçim kaynaklarımızı tehdit etmiştir. Buna karşı direndik ve güçlü bir mücadele verdik. Bu mücadele sonucunda projelerin iptal edildiği sözlü olarak beyan edilmiştir” sözlerini kullandı.

‘GELECEĞİMİZİ KORUMAK İSTİYORUZ’

Son olarak kamuoyuna çağrıda bulunan Mehmet Zahit şu aktarımlarda bulundu: “Bugün için en büyük tehlikelerden biri jeotermal projelerdir. Yeraltında açılacak kuyular, su kaynaklarımızı ve ekosistemi geri dönülmez şekilde tahrip edebilir. Bölgemizde birçok insan hayvancılık ve arıcılıkla geçimini sağlamaktadır. Yeraltı sularının kirlenmesi ve bitki örtüsünün yok olması halinde bu faaliyetleri sürdürmek mümkün olmayacaktır. Bu nedenle yaşam alanlarımızı, geçim kaynaklarımızı ve geleceğimizi korumak istiyoruz. Atalarımızın bizlere emanet ettiği bu toprakları, biz de gelecek nesillere temiz ve yaşanabilir bir şekilde bırakmak istiyoruz. Burası bizim yaşam alanımızdır. Sesimize ses olun, mücadelemize destek verin. Çünkü burada yalnızca insanların değil; hayvanların, bitkilerin ve eşsiz doğanın da yaşamı tehlikededir.”