Türkiye’de işçilere yönelik hak gaspları her geçen gün artıyor. Giderek asgari ücret ülkesi haline gelen Türkiye’de işçiler, sigortasız ve haklarından yoksun bir şekilde çalışmaya zorlanırken sendikalarda örgütlenmelerinin önüne de engeller çıkarılıyor.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın verilerine göre Türkiye’de kayıtlı 17 milyon 637 bin 475 işçi bulunurken bunların yalnızca 2 milyon 500 bini sendikalı görünüyor.
İşçilere yönelik hak gasplarını ve sendikal mücadelenin engellenmesine yönelik saldırıları Devrimci Yapı, İnşaat ve Yol İşçileri Sendikası (Dev-Yapı İş) Genel Başkanı Özgür Karabulut, ajansımıza değerlendirdi.
‘SENDİKASIZLAŞTIRMA İŞÇİLERİ KÖLELİK KOŞULLARINDA ÇALIŞMAYA MAHKUM EDİYOR’
İşçilerin yoğun işsizlik ve saldırılarla nefessiz bırakılmaya çalışıldığını dile getiren Karabulut, şöyle konuştu:
“Çalışma yaşamı, tarihin en derin sorunlarıyla karşı karşıya. Güvencesizlik, düşük ücret dayatması, milyonları bulan işsizlik ve adeta kağıt üzerinde kalan haklar, işçileri ve emekçileri nefessiz bırakıyor. Bölünmüş ve parçalanmış çalışma biçimleriyle ortak örgütlenmenin önüne de engeller çıkarılmış durumda. Çalışanların neredeyse yüzde 95’i örgütsüz; sendikal haklardan mahrum bırakılarak adeta patronların insafına terk edilmiş durumda. Devletin ve ilgili kurumların patronlardan ve sermayeden yana olan tutumları ile sendikasızlaştırma politikaları, işçileri bu kölelik koşullarında çalışmaya mahkum ediyor.
En temel hak olan ücret hakkı bile gasp ediliyor. Ekonomik kriz bahanesiyle yüzlerce işçi maaşını dahi düzenli alamıyor. Son dönemlerde bırakalım yeni haklar elde etmeyi, ücretini almak için bile işçiler direnmek zorunda bırakılıyor. Özel sektörde çalışanların büyük çoğunluğu da üretimin daha düzenli olması için sarı sendikalar eliyle cendereye alınmış durumda. Yüzde 5 gibi ayrıcalıklı kesim, kısmi haklarını alarak çalışmaya ve üretmeye devam ediyor. Dışarıdaki işsizler ordusu ve düşük ücretle çalıştırılan emekçiler, sendikal haklarla görece güvenceye kavuşmuş olan işçilerin de bu ayrıcalıklı halini ya da avantajlı halini tehdit eder hale geliyor.
Özetle şunu söyleyebiliriz: İşçiler ve emekçiler patronların insafına terk edilmiş durumda ve buna, bir avuç itiraz eden örgütlü güç dışında ses çıkaran yok. Sendikal örgütlenmenin önündeki engeller, mevcut kanunların uygulanmaması ve işten atma saldırıları, işçilerin hak kazanma mücadelesini korkuyla ve baskıyla engellemiş durumda. Bugün neredeyse her ilde, her organize sanayi bölgesinde ve her şantiyede, maaşlarını aylardır alamayan işçiler eylem yapıyor, isyan ediyor.”
‘MEVCUT SENDİKAL YAPILAR KENDİ ÜYELERİNİN HAKLARINI KORUYAMIYOR’
İşçilerin büyük çoğunluğunun sendikal örgütlenmeden yoksun olduğuna dikkat çeken Karabulut, şunları söyledi:
“İşçilerin büyük bir çoğunluğu sendikal örgütlenmeden yoksun vaziyette. Mevcut geleneksel sendikal yapılar, kendi üyelerinin haklarını ve çıkarlarını koruyup geliştiremediği gibi örgütsüz, tamamen patronların insafına terk edilen işçilerin ve emekçilerin sorunlarına da çözüm üretmekten uzak.
Şunu belirtmekte fayda var: 12 Eylül faşist darbesi sırasında sermayenin temsilcileri şunu söylemişti: ‘Şimdiye kadar işçiler güldü, bundan sonra da biz güleceğiz.’ Adeta 12 Eylül’le birlikte kazanılmış haklar tırpanlandı, mücadele eden sendikaların faaliyetleri durduruldu ve işbirlikçi sarı sendikaların önü açıldı.
Böylelikle işçilerin ve emekçilerin hak arama ve örgütlenme mücadelesini kontrol altında tutmak istediler. Şu an büyük oranda da kontrol altında tutuyorlar ama bu yapıların etkisi ve gücü de sarsılıyor, yıkılıyor, parçalanıyor. Çünkü bu kadar dayatmaya maruz bırakılan işçiler ve emekçiler yeni arayışların ve yeni hak mücadelelerinin içinde. Mevcut yapılar cevap vermiyorsa işçiler, o yapıları aşacak bir mücadele pratiğini ve mekanizmasını da ortaya çıkaracaktır.”
‘MEVCUT YAPILARI AŞACAK YENİ MÜCADELE PRATİKLERİ FİLİZLENİYOR’
Sendikal mücadelenin uzun süredir eldeki hakları korumaya yönelik yürütüldüğünü belirten Özgür Karabulut, işçilerin yeni sendikal arayışlar içerisinde olduğunu dile getirerek sözlerine şöyle devam etti:
“12 Eylül sonrası verilen sendikal mücadelede, hep eldeki hakları korumak için bir mücadele ortaya konuldu. Yani hakları geliştiren ve ileri taşıyan bir mücadele yerine savunma mekanizmasına çekilindi. Bu noktada iktidardan da aldıkları güçle sermaye ve patronlar daha saldırgan bir tutum sergiledi. Şu an birçok sendikalı iş yeriyle sendikasız iş yeri arasında ücretlerden çalışma koşullarına kadar hiçbir ayrım kalmadı.
Sendikalar itibarsızlaştırıldı, hak arayışına girenler korkutuldu ve baskılandı. Mevcut yapılar bunu aşacak bir pratik ortaya koymadı ama bu kadar karanlık bir tablonun içinde yeni mücadele pratikleri de filizleniyor. Şunu açıkça söylemekte fayda var: Mevcut sendikal anlayışlar, bu saldırılara ve sorunlara cevap vermekten, çözüm üretmekten uzaklar. Tabelasında ‘işçi sendikası’ yazması, bir kurumun işçilerin haklarını ve hukukunu koruduğu anlamına gelmiyor. Bugün yaşanan tam olarak böyle bir durum. İşçilerin mücadelesini ileriye taşıyan kurumlar değil, adeta işverenlerin insan kaynakları bürosu gibi çalışan sendika yapıları var. Bunlara karşı da mücadeleyi büyütmek ve geliştirmek durumundayız. Bu yapıların değiştirilmesi, dönüştürülmesi ve demokratik bir işleyişe kavuşturulması elzemdir.
Sendika, sadece işçinin ekonomik sorunlarını değil, demokratik haklarını da geliştirecek ve toplumsal sorunlara çözüm üretecek bir mekanizma oluşturmak durumundadır. Biz de bunun mücadelesini veriyoruz.”