Raziye Öztürk: Komisyonun çalışma alanı Sayın Öcalan’ın rolünü sınırlandırmamalı

Avukat Raziye Öztürk, Önder Apo’nun komisyon çalışmalarına doğrudan dahil edilmesinin sürecin siyasal ve hukuki boyutlarının ele alınması açısından önemli olduğunu ancak Önder Apo’nun rolünü sınırlandıran bir çerçeve oluşturmaması gerektiğini söyledi.

Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında Meclis’te kabul edilen çerçeve yasa doğrultusunda oluşturulan Takip ve Değerlendirme Kurulu, 24 Ağustos’ta gerçekleştirdiği ilk toplantının ardından 4 alt komisyon oluşturdu. Bu komisyonlardan biri olan “Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu”nda Önder Apo’nun da yer alması, sürecin ilerletilmesindeki rolünü gündeme taşıdı.

Önder Apo’nun komisyon çalışmalarına dahil edilmesi, Kürt sorununun demokratik çözümü ve kalıcı barışın sağlanması açısından kritik bir adım olarak değerlendiriliyor.

Sürecin mevcut aşamasını ve Önder Apo’nun statüsünü, Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Raziye Öztürk, ANF’ye değerlendirdi.

‘SAYIN ÖCALAN’IN DOĞRUDAN KATILIMI DEĞERLİ’

Meclis çatısı altında komisyonların kurulmasını gelinen aşama bakımından önemli bir eşik olarak değerlendiren Raziye Öztürk, Önder Apo’nun sürece doğrudan ve resmi düzeyde katılımının önünün açılması gerektiğini söyledi:

“Şüphesiz, Meclis çatısı altında komisyonların kurulmasını ve sürece kurumsal bir nitelik kazandıracak bu durumu, gelinen aşama bakımından önemli bir eşik olarak değerlendirmek mümkün. Bununla birlikte, Sayın Öcalan’ın sürece doğrudan ve resmi düzeyde katılmasına, kendi rolünü etkin biçimde oynayabilmesine imkan sağlayacak her adımı da sürecin ilerlemesi açısından değerli buluyoruz.

Ancak maalesef ki ‘Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu’ isim olarak komisyonun çalışma alanını ve Sayın Öcalan’ın rolünü sınırlayan bir çerçeve çiziyor. Maalesef, bugüne kadar yaşanan gelişmeler de bu tespiti doğrular mahiyette.

Süreç; Kürt-Türk ilişkilerinin tarihselliğine, Cumhuriyet’in kuruluşundaki ortaklığa ve uzun yıllar süren çatışmaların toplumda yarattığı tahribata dikkat çeken açıklama ve değerlendirmelerle başladı. Başından itibaren Kürt sorununu yalnızca silah bırakmaya indirgeyen ve bunda ısrar eden bir anlayış elbette vardı. Buna rağmen, sorunu tarihsel, siyasal ve toplumsal boyutlarıyla ele alan daha geniş bir bakışın sürece hakim olduğu söylenebilirdi.”

‘GÜVENLİK MERKEZLİ YAKLAŞIM ÇÖZÜM ÜRETMEDİ’

Kürt sorununun geçmişte defalarca güvenlik merkezli politikalarla ele alındığını ve bu yaklaşımın kalıcı bir çözüm ortaya çıkarmadığını belirten Raziye Öztürk, şöyle konuştu:

“Tam da bu nedenle, geçmişte defalarca denenmiş güvenlik merkezli yaklaşıma yeniden dönülmemesi gerektiğini düşünüyoruz. Kürt sorununu yalnızca ‘terör’ başlığı altında tanımlayan ve tek taraflı güvenlik politikalarıyla çözmeye çalışan anlayış örneğinde de görüldüğü gibi, bu anlayış bugüne kadar bir çözüm üretmedi. Sadece ‘silahsızlandırma’ya odaklanan bakış açısının da aynı sonuca götüreceği tartışmasızdır.

Bu nedenle bugün oluşturulan mekanizmaların aynı anlayışı yeniden üretmemesi, sorunun bütün boyutlarıyla ele alınmasına ve demokratik siyaset zemininde çözüm yollarının geliştirilmesine imkan sağlaması gerekiyor. Dolayısıyla burada esas belirleyici olan, komisyonun hangi anlayışla çalışacağı ve önüne nasıl bir görev koyacağıdır.”

‘SİLAHSIZLANMA SÜRECİN KENDİSİ DEĞİL’

Silahsızlanmanın sürecin önemli aşamalarından biri olduğunu ancak bunun tek başına sürecin tamamı olarak görülmemesi gerektiğini ifaden Raziye Öztürk, silahlı çatışmadan demokratik siyasete geçişin siyasal, toplumsal ve hukuki dönüşümleri de kapsadığını belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Silahsızlanmanın bu sürecin önemli aşamalarından biri olduğu gerçeğini göz ardı etmiyoruz. Ancak silahsızlanma, sürecin kendisi değil, silahlı çatışmadan demokratik siyasete ve kalıcı çözüme geçişin bir aşamasıdır. Dolayısıyla burada söz konusu olan yalnızca silahların devreden çıkarılmasının koordinasyonu değil, bunun gerektirdiği siyasal, toplumsal ve hukuki dönüşümün nasıl gerçekleştirileceğidir. Sayın Öcalan, tam da bu dönüşümün stratejisini ve yöntemini belirlemiş temel aktör konumundadır. 

Ortaya koyduğu perspektif, yalnızca silahlı çatışmanın sona ermesini değil, demokratik siyasetin güçlendirilmesini, sorunun siyasal ve hukuki zeminde çözülmesini ve toplumsal barışın inşa edilmesini esas alan daha geniş bir çerçeveye sahiptir.

Bu nedenle Sayın Öcalan’ın sürece doğrudan katılımı, ortaya koyduğu bu perspektifin müzakere süreçlerine ve oluşturulan mekanizmalara da yansımasını sağlayacaktır. Böyle bir katılımın, silah bırakmanın ötesine geçilerek Kürt meselesinin bütün boyutlarıyla ele alınmasına ve Demokratik Cumhuriyet perspektifi doğrultusunda kalıcı bir çözümün koşullarının oluşturulmasına katkı sunacağı tartışmasızdır.”

‘SİLAHSIZLANMA, HUKUKİ GÜVENCELER VE DEMOKRATİK ENTEGRASYON BİRLİKTE ELE ALINMALI’

Silahsızlanma, hukuki güvenceler ve demokratik entegrasyonun birbirinden bağımsız başlıklar olarak ele alınamayacağına işaret eden Raziye Öztürk, şöyle devam etti: “Bunlar, aynı çözümün birbirini tamamlayan parçaları olarak ele alınmalıdır. Barış ancak demokratik siyasetin alanının genişlediği, hukuki güvencelerin oluşturulduğu ve toplumun kendisini özgürce ifade edip örgütleyebildiği bir düzende kalıcı hale gelebilir. Meclis’in temel sorumluluğu da bu geçişi yalnızca güvenlik politikalarının konusu olmaktan çıkararak demokratik ve hukuki bir zemine kavuşturmaktır.”

‘HUKUKİ VE SİYASAL ADIMLAR GECİKTİRİLMEMELİ’

Kalıcı çözüm için atılacak adımların yalnızca silahsızlanmanın hukuki çerçevesini oluşturmakla sınırlı kalmaması gerektiğini vurgulayan Raziye Öztürk, mevcut hukuk çerçevesinde derhal atılabilecek adımlar bulunduğuna dikkat çekerek şunları belirtti:

“Bu sürecin kalıcı bir çözüme dönüşebilmesi için atılacak adımların yalnızca silahsızlanmanın hukuki çerçevesini oluşturmakla sınırlı kalmaması gerekiyor. Meclis’in ve devletin önünde bir yandan yeni yasal düzenlemeler gerektiren yapısal meseleler, diğer yandan herhangi bir yeni karar veya düzenleme beklenmeksizin mevcut hukuk çerçevesinde derhal atılabilecek adımlar bulunuyor.

AİHM kararlarının uygulanması, özellikle ‘umut hakkı’ konusunda AİHM kararının gereklerinin yerine getirilerek Sayın Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanması, ağır hasta mahpusların durumunun mevcut hukuk çerçevesinde çözüme kavuşturulması, kayyum uygulamalarına son verilmesi ve devam eden temel hak ihlallerinin giderilmesi için yeni bir siyasal karar veya kapsamlı bir reform sürecinin beklenmesine gerek yoktur. Bunlar, barış sürecinin bir sonucu veya taraflara verilecek bir taviz olarak değil, devletin anayasal ve uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülüklerinin gereği olarak ele alınmalı.

Dolayısıyla, henüz kapsamlı yasal düzenlemeler konusunda uzlaşma sağlanmamış olsa dahi, en azından herhangi bir yeni düzenleme gerektirmeyen bu asgari adımlar gecikmeksizin atılmalıdır. Bu, aynı zamanda sürece ilişkin iradenin somut biçimde ortaya konulması ve toplumsal güvenin güçlendirilmesi bakımından da önemlidir.”

‘YENİ DÜZENLEMELER DAR VE GEÇİCİ OLMAMALI’

Kalıcı çözüm için yapılacak hukuki düzenlemelerin dar ve geçici tedbirlerle sınırlandırılmaması gerektiğini ifade eden Raziye Öztürk, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bununla birlikte, kalıcı bir çözüm için hukuki düzenlemelerin dar, geçici ve yalnızca sürecin belli bir aşamasını yönetmeye yönelik tedbirlerle sınırlı tutulmaması gerekir. Yıllardır devam eden ve yaşamın hemen her alanına yayılan bir soruna sınırlı düzenlemelerle kalıcı çözüm üretilemeyeceği aşikârdır.

Buradaki temel yaklaşımlardan en önemlisi de topluma alan açmak olmalıdır. İnsanların kendi kimliklerini, dillerini ve kültürlerini özgürce yaşayıp geliştirebildikleri, demokratik yollarla örgütlenebildikleri ve kendilerini ilgilendiren konularda söz ve karar sahibi olabildikleri bir hukuki düzen kurulmalıdır.

Demokratik toplumun güvencesi, dönemsel siyasi iradeye değil, hukuka ve nihayetinde anayasal güvenceye dayanmalıdır.”