Bedenini açlığa yatırmak, uzun süredir dünyada, özellikle siyasi talepler doğrultusunda yapılan eylemler arasında yer alıyor. Açlık grevi ve ölüm orucu eylemleri halen sıklıkla tartışılsa da tarih boyunca, özellikle iktidar karşıtlarının seslerini duyurmak için başka bir yol kalmadığında başvurdukları bir eylem biçimi olarak biliniyor.
Siyasi amaçlarla yapılan ilk açlık grevi eylemleri, İngiltere ve ABD’de kadın hakları için mücadele eden, Süfrajetler olarak bilinen sosyalist feminist grup tarafından yapıldı. Yaygın olarak kullanılan bu eylem biçimi, 1917 yılında İrlanda’da cumhuriyetçiler tarafından da uygulanmaya başlandı. 1917 ve 1923 yıllarında gerçekleştirilen açlık grevlerinin ardından, cezaevlerinde tek tip elbise uygulaması ve işkenceye karşı 1981 yılında başlatılan açlık grevinde, IRA liderlerinden Bobby Sands dahil 10 IRA tutsağı yaşamını yitirdi.
YAŞAMAK İÇİN AÇ KALMAK
Açlık grevleri ve ölüm oruçları, cezaevlerinde tutulan siyasi tutsaklar için başvurulan en son eylem biçimlerinden biri olarak bilinir. Bu eylemler, hak taleplerinin hiçbir şekilde karşılanmadığı ve insanlık onurunun çiğnendiği dönemlerde ortaya çıkar. Ölüm oruçlarının sonuçları ise yalnızca cezaevlerini değil, ülkenin her alanındaki siyasi mücadeleyi de etkiler.
Türkiye ve Kürdistan’da hem siyasi tutsaklara hem de dışarıdaki halka ve devrimcilere yönelik saldırılar farklı dönemlerde yaşandığı için, ölüm oruçları da zaman zaman gündeme geldi. Son olarak, “kuyu tipi cezaevleri” olarak bilinen S ve Y Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevlerinde tutulan tutsaklar, açlık grevi ve ölüm orucu eylemlerini sürdürüyor. Bu eylemler kapsamında, kuyu tipi cezaevlerinden sevk edilme talebiyle ölüm orucuna başlayan Gürkan Türkoğlu, zorla müdahalenin ardından kaldırıldığı hastanede 5 Temmuz’da yaşamını yitirdi.
Ölüm oruçları, bir insanın başvurabileceği en son eylem biçimlerinden biri olduğu için kamuoyunda sıklıkla tartışılmaya devam ediyor. Ancak bu eylemler, her defasında daha iyi ve onurlu bir yaşam talebiyle yapılıyor. Direnişçiler, iktidarlar tarafından tutsak edilmelerine rağmen maruz kaldıkları işkence ve hak ihlallerine karşı başvurabilecekleri en etkili eylem biçimi olarak ölüm oruçlarını tercih ediyor. Açlık grevleri ve ölüm oruçları hiçbir zaman bireysel talepler temelinde ortaya çıkmadığı için, bu eylemlerin temel hedefi insanlık onuruna yakışır bir yaşam talebini dile getirmek oluyor.
BİNLERCE KİŞİNİN KATILDIĞI DİRENİŞLER YAŞANDI
Türkiye ve Kürdistan tarihinde çok sayıda ölüm orucu ve açlık grevi eylemi yaşandı. Bu eylemlerde yüzlerce devrimci ve yurtsever yaşamını yitirdi.
Türkiye ve Kürdistan’da yaşanan ölüm orucu direnişlerinden bazıları şunlar:
Türkiye’de 1970’li yıllara kadar büyük çaplı açlık grevleri yaşanmadı. Bununla birlikte, Nazım Hikmet’in yaklaşık 10 yıllık tutsaklığının ardından yaptığı kısa süreli bir açlık grevi var. 1950 yılında gerçekleşen bu eylemin amacı, cezaevinde geçirdiği süre gerekçe gösterilerek tahliye edilmesini sağlamaktı.
1963 yılında ise tahliye edildikten bir hafta sonra yeniden tutuklanan Celal Bayar, bunu protesto etmek amacıyla üç günlük bir açlık grevi yaptı.
Türkiye’de açlık grevleri, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın idamlarından önce gerçekleştirdikleri eylemle geniş kesimlerin gündemine girdi. Nisan 1972’de başlayan ve 12 gün süren açlık grevinin temel amacı adil yargılanma talebiydi. Eylem, 12. günün sonunda bitirildi. 70’li yıllarda özellikle Metris ve Mamak cezaevlerinde çok sayıda kısa süreli açlık grevleri yaşandı. Bu eylemlerin temel amacı da cezaevlerindeki hak ihlallerinin sona erdirilmesiydi. Ancak Türkiye ve Kürdistan, ölüm orucu eylemiyle ilk kez 1982 yılında Amed Cezaevi’nde gerçekleştirilen 14 Temmuz Direnişi ile tanıştı.
PKK kurucularından Kemal Pir öncülüğünde başlatılan 14 Temmuz Ölüm Orucu Direnişi, Diyarbakır Zindanı'nda yaşanan işkencelere ve insanlık onurunun hiçe sayılmasına karşı gösterilen en büyük eylemlerden biri olarak tarihe geçti. Türkiye ve Kürdistan tarihinde önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilen bu direnişte Kemal Pir, M. Hayri Durmuş, Ali Çiçek ve Akif Yılmaz yaşamlarını yitirdi. Buna rağmen eylem, birçok açıdan önemli bir direniş ve zafer olarak görüldü.
Esat Oktay Yıldıran'ın başını çektiği işkenceciler teşhir edildi, zindanda yaşananlar tüm dünyaya duyuruldu ve bu direniş, Özgürlük Hareketi açısından önemli bir atılımın öncüsü oldu. Diyarbakır Zindanı ise dünya tarihinin en korkunç cezaevleri arasında yer aldı.
14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişi'nden iki yıl sonra ise bu kez İstanbul Metris Cezaevi'nde, siyasi tutsaklar tarafından işkenceye ve tek tip elbise dayatmasına karşı büyük bir ölüm orucu eylemi başlatıldı. 11 Nisan 1984’te başlayan ve 75 gün süren direnişte Abdullah Meral, Fatih Öktülmüş, Hasan Telci ve Haydar Başbağ yaşamlarını yitirdi.
1988 yılında Amed Zindanı’nda hak ihlallerine karşı başlatılan ölüm orucunda, Şubat ayında Mehmet Emin Yavuz yaşamını yitirdi.
1989 yılında ise sürgün uygulamalarını protesto etmek amacıyla başlatılan açlık grevinde Hüsnü Eroğlu ve Mehmet Yalçınkaya, 2 Ağustos 1989’da yaşamlarını yitirdi.
1995 yılında cezaevlerinde süreli ve süresiz açlık grevleri yoğun bir şekilde yaşandı. Bu süreçte, 20 cezaevinde yaklaşık 5 bin tutsağın katıldığı açlık grevinde, 23 Temmuz'da Fesih Beyazçiçek, 11 Ağustos'ta ise Remzi Altun yaşamını yitirdi.
1996 yılında ise Türkiye ve Kürdistan cezaevlerinde, siyasi tutsakların katılımıyla süresiz açlık grevi ve ölüm orucu eylemleri yapıldı. Ölüm orucu eylemlerinde Aygün Uğur, Altan Berdan Kerimgiller, İlginç Özkeskin, Ali Ayata, Müjdat Yanat, Hüseyin Demircioğlu, Tahsin Yılmaz, Ayçe İdil Erkmen, Yemliha Kaya, Hicabi Küçük, Osman Akgün ve Hayati Can yaşamını yitirdi.
2000 yılına gelindiğinde, kamuoyunda "tabutluk" olarak da adlandırılan F Tipi cezaevlerine karşı Türkiye cezaevlerinde başlatılan açlık grevi ve ölüm orucu eylemi, Türkiye tarihinin en uzun süren eylemlerinden biri olarak tarihe geçti. 20 Ekim 2000’de başlayan eylemin ardından, 19 Aralık 2000'de iktidar tarafından eylemin sürdürüldüğü cezaevlerine yönelik "Hayata Dönüş Operasyonu" adı verilen bir operasyon düzenlendi. Operasyonda 30 tutsak, yakılarak ve işkence edilerek yaşamını yitirdi.
Operasyon ardından ise ölüm orucu ve açlık grevi eylemleri devam etti. İnsan Hakları Derneği verilerine göre, yıllarca süren bu eylemlerde yaşamını yitirenlerin sayısı 130’u aştı.
2012 yılında Türkiye ve Kürdistan cezaevlerinde tutulan PKK ve PJAK tutsakları, Önder Apo'ya uygulanan tecride karşı açlık grevi eylemi başlattı. 12 Eylül 2012’de başlayan eylem, 18 Kasım 2012’de Önder Apo'nun yaptığı çağrının ardından sona erdirildi.
2017 yılının 15 Şubat günü, Türkiye ve Kürdistan cezaevlerinde bulunan PKK ve PJAK tutsakları, tecridin kaldırılması ve Kürt illerinde yaşanan yıkımın sona erdirilmesi talebiyle açlık grevine başladı. Eylem, 64. gününde sonlandırıldı.
Tecride karşı gerçekleştirilen en kitlesel açlık grevi ise 2018 yılında başlatıldı. Binlerce PKK ve PJAK tutsağının katıldığı açlık grevi, 12 Haziran 2019’da Önder Apo ile görüşmeye izin verilmesi ve Önder Apo'nun yaptığı çağrının ardından sona erdirildi.
Bugün ise kuyu tipi cezaevlerinde açlık grevleri devam ediyor. Son üç yılda bu cezaevlerinde onlarca kez açlık grevi yapıldı ve eylemlerin tamamında ortak talep, kuyu tipi cezaevlerinden başka cezaevlerine sevk edilmek oldu. Bu eylemler sırasında Gürkan Türkoğlu, zorla müdahalenin ardından kaldırıldığı hastanede 5 Temmuz 2026’da yaşamını yitirdi.
Açlık grevi ve ölüm orucu direnişleri yalnızca cezaevlerinde yapılmadı. Bazı dönemlerde cezaevleri dışında da açlık grevleri ve ölüm orucu eylemleri düzenlendi.
Bu direnişler, daha iyi ve onurlu bir yaşam talebiyle gerçekleştirilmeleri nedeniyle dikkatleri üzerine çekti.