KCK Ekoloji Komitesi, 9-20 Kasım tarihleri arasında Antalya’da gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler (BM) COP31 İklim Zirvesi’ne ilişkin yazılı açıklama yaptı.
Küresel ısınma, iklim değişikliği, kuraklık, çölleşme ve doğal yaşamın tahribatına dikkat çekilen açıklamada, bugüne kadar gerçekleştirilen iklim zirvelerinin ekolojik krizi durduramadığı belirtildi.
Ekolojik krizin temelinde kapitalist sistemin üretim ve tüketim ilişkilerinin bulunduğunu vurgulayan KCK Ekoloji Komitesi, fosil yakıt şirketlerinin ve sermaye çevrelerinin etkili olduğu zirvelerin kalıcı çözümler geliştiremeyeceğini savundu.
Açıklamada, iklim krizine karşı yalnızca teknik önlemlerin yeterli olmayacağı, toplumsal ilişkilerin, üretim ve tüketim biçimlerinin de değişmesi gerektiği ifade edildi. Merkeziyetçi yapılara karşı yerel yönetimlerin, kâr odaklı ekonomiye karşı topluluk ekonomisinin ve kapitalist zihniyete karşı demokratik ekolojik toplum anlayışının geliştirilmesi çağrısında bulunuldu.
KCK Ekoloji Komitesinin açıklaması şu şekilde:
"Bugünlerde Antalya’da yapılan COP31 iklim zirvesi, temel gündemlerin başında gelmektedir. Bu zirveye, dünyanın her yerinden yaklaşık 80 bin kişi katılmaktadır. BM ilk iklim zirvesini 1992’de Brezilya’da yapmıştı. 1992’de yapılan toplantının üzerinden yaklaşık kırk dört yıl geçti. Kırk dört yılda otuz iklim zirvesi yapıldı. Her iklim zirvesinde; iklim değişikliğinin yarattığı tahribatlar ve alınacak önlemler üzerinde konuşup dağılmışlardır. BM iklim zirvelerinin yapıldığı 1992’den bu yana, iklim değişimleri sonucu yaşanan ekolojik tahribatların önüne geçilemediği gibi, küresel ısınma ile birlikte ekolojik tahribatlar katlanarak büyüdü. Küresel ısınma ve iklim değişikliği sonucu ortaya çıkan bazı temel sorunları sadece başlıklar halinde bile ifade etmek, tahribatların boyutunu ortaya koyuyor. Yaşadığımız dünya ısınıyor, küresel ısınma ile birlikte iklimler değişiyor, iklim değişikliği ile birlikte mevsimler birbirine karışıyor, sel felaketleri ve kasırgaların şiddeti giderek artıyor. Aşırı kuraklıktan dolayı çölleşme artıyor, doğal kaynaklar tükeniyor, canlı türleri yok oluyor, çevresel kirlilik yaşamı bitiriyor. Şimdiden iklim göçleri savaş göçlerini aşmak üzere. Bu tahribatların hepsi, küresel ısınma sonucunda ortaya çıkmıştır.
Tüm bu sorunların kaynağı insandır. İnsanın kendi eliyle doğada yarattığı tahribatlardır. Ama hangi insan sorusu da önemlidir. Doğa ile barışık yaşayan bir köylü ile küresel iklim değişikliğine neden olan fosil yakıt şirket sahiplerini aynı kefeye koyup değerlendirmek doğru değildir. Bu sorunların esas sahipleri tüm gezegeni yese bile gözü doymayan kapitalist sistemin efendileri ve onların yarattığı üretim-tüketim ilişkileri ile birlikte, oluşturdukları zihniyet ve toplumsal sistemleridir. Kapitalist sistemin endüstriyalizmle yarattığı ve günümüzde artık sürdürülemez duruma geldiği herkesin üzerinde hemfikir olduğu bir konudur.
Durum böyle iken, sistem sahiplerinin yaptığı iklim zirveleri ve konferansları da sonuç getirmeyecektir. Çünkü iklim krizinin temel nedeni fosil yakıtlarıdır. Atmosferde sera etkisi yaratan, petrol, gaz ve kömür üretimleridir. Bu toplantıya katılanların çoğu fosil yakıt üreten şirketlerin ya sahipleri ya da ortaklarıdır. Bunun için de Antalya’da yapılan COP31 de diğer 30 COP’tan farklı olmayacaktır. Yine yan yana gelinip, emisyonları nasıl azaltır, yenilenebilir enerjiye nasıl geçilir tartışmaları yapılıp dağılacaklar. Daha çok işin teknik boyutu ile ilgilenip tartışılmaktadır. Sistem ve zihniyetlerle ilgilenmeyecekler. Çünkü bu sistemin sahipleri bunlardır. Ekolojik tahribatların sorumlusu bunlardır. Zirveye katılanların çoğu gaz, petrol, kömür, maden şirketlerinin sahipleridir. Mesela küresel ısınmaya, iklim değişikliğine neden olan fosil yakıtları üreten şirketler bundan vazgeçecekler mi? Fosil yakıtlarından vazgeçtiklerinde yenilenebilir enerjiyi kendi tekellerine almaktan vazgeçip topluluklara, yerelden yönetimlere devredecekler mi? Çok açık ki bunlar olmayacak. Sadece yeşil bir gösteri yapıp kapitalizme yeşil bir maske takıp dağılacaklar.
Öyle ise göstermelik iklim zirvelerine bel bağlamaktan ziyade alternatif arayışların devreye girmesi gerekir. Şimdiye kadar kimi alternatif arayışlar olsa da pek etkili olamadı. Küresel iklim hareketleri, halkların iklim zirveleri ve ekolojik hareketler önemli ve değerli olmakla birlikte eksik ve yetersiz kaldılar. Bu tür hareketlerin elitizmden kurtulup toplumsallaşmaları gerekir. Klasik anlamda sonuçlarla uğraşan çevre hareketleri ile tüm dünyaya küsüp köylere yerleşerek dünya ile bağını koparan primitif komüncü ütopik ekolojistlerle, doğa tahribatlarının önüne geçilemez. İnsanın birinci doğa ile yaşadığı sorunların kaynağında toplumsal doğadaki zihniyet ve sistem sorunları vardır. Bu zihniyet ve sistem sorunlarına karşı alternatif zihniyet ve sistemler gelişmezse insanın doğa ile yaşadığı sorunlara çözüm üretilemez. Bu açıdan tek çözüm toplumsal ekolojiyi geliştirmektir. Toplumsal ekoloji hareketlerini geliştirerek, kapitalist sistemin oluşturduğu zihniyet ve sistemlerle uğraşmak, onları değişime tabi tutmak, demokratik sistem ve zihniyetler oluşturmak gerek. İktidara, ranta, sömürüye dayalı devletçi zihniyet ve sistemlerine karşı, demokratik bilinç ve sistem oluşturmak, merkezi otoriter yapılara karşı yerelden yönetimi oluşturmak, kâr kanununa dayalı üretim-tüketim ilişkilerine karşı topluluk ekonomisini oluşturarak ancak mevcut krizlere çare olabilir. Yoksa gerisi felaket ve mevcut sistemi kamufle etme, sürdürme çabaları olmaktadır.
Kapitalist modernist sistemin dünyayı yıkıma götüren bu politikalarını boşa çıkarmak ve alternatiflerimizi tüm insanlığa yansıtıp yaşamsallaştırmak tüm ekolojik hareketlerin temel amaçları olmaktadır. Bu uluslararası zirvelerin ekolojik hareketlerin ortak amaçlar temelinde ortaklaşarak ekolojik mücadeleyi boyutlandıracağına inanıyoruz."