Milli Eğitim Bakanlığı’nın hayata geçirdiği Ortak Yazılı Sınav Sistemi, eğitim emekçilerinin tepkisine neden oluyor. Öğretmenler, sınav süreçlerinin merkezi bir yapıya kavuşturulmasıyla öğretmenin eğitim ve değerlendirme süreçlerindeki belirleyici rolünün daraltılacağına dikkat çekerek, okullar arasındaki fiziki, ekonomik ve sosyal koşul farklılıklarının göz ardı edildiğini belirtiyor.
Sistemin eğitimde fırsat eşitliğini sağlamaktan uzak olduğunu vurgulayan öğretmenler, öğrencilerin farklı öğrenme koşullarını ve ihtiyaçlarını dikkate almayan standart değerlendirme anlayışının mevcut eğitim eşitsizliklerini daha da derinleştireceği uyarısında bulunuyor.
Eğitim Sen Amed 2 No'lu Şube Eşbaşkanı Duygu Özbay da Ortak Yazılı Sınav Sistemi’ne ilişkin ajansımıza değerlendirmelerde bulundu.
‘MERKEZİ SINAV ÖĞRETMENİ EDİLGENLEŞTİRİYOR’
Ortak sınav sisteminin eğitimde merkeziyetçiliği artırdığını belirten Duygu Özbay, uygulamanın öğretmenin eğitim ve değerlendirme süreçlerindeki belirleyici rolünü zayıflattığına işaret ederek şunları ifade etti:
“Ortak sınav sisteminin çok merkeziyetçi olduğunu daha önce yaptığımız açıklamalarda da ifade ettik. Maarif Modeli’yle birlikte eğitim sistemi artık çok daha merkeziyetçi bir hale getirildi. Ortak sınav uygulamasını da Maarif Modeli’nin uygulanma yöntemlerinden biri olarak değerlendiriyoruz. Bir yönüyle Bakanlık, bu modelin daha bütünlüklü ve başarılı görünmesini sağlamaya çalışıyor. Ancak ölçme ve değerlendirme sisteminin bu kadar merkeziyetçi hale getirilmesi, öğretmeni sınıf içerisinde çok edilgen bir konuma getiriyor.
Çünkü bizler sınav sorularını hazırlarken öğrencilerimizin hazır bulunuşluk durumlarını, yaşadıkları koşulları, özgün ihtiyaçlarını, okulun fiziki koşullarını ve çocuğun hangi bilgiyi almaya ne kadar hazır olduğunu dikkate alıyoruz. Her öğrencinin öğrenme süreci birbirinden farklı. Dolayısıyla eğitim politikalarının da bu farklılıkları gözetmesi gerekiyor. Ancak merkezi sınav sistemi, çocukların özgün koşullarını dikkate almayan bir anlayışla hareket ediyor. Aynı zamanda öğretmenin sınıf içerisindeki belirleyici rolünü elinden alarak çok daha merkeziyetçi bir yapı oluşturuyor.”
‘ÇOCUKLARIN BAŞLANGIÇ NOKTALARI EŞİT DEĞİL’
Öğrencilerin eğitim hayatına eşit koşullarda başlamadığını, yoksulluk, anadilde eğitim hakkından yoksunluk, kalabalık sınıflar ve eğitime erişim sorunlarının öğrenme süreçlerini doğrudan etkilediğini belirten Duygu Özbay, şu hususlara dikkat çekti:
“Çocukların başlangıç noktalarının farklı olduğunu özellikle ifade etmek gerekiyor. Çok kalabalık sınıflarda eğitim alan bir çocuğun öğrenme koşullarıyla ideal olarak tanımladığımız yirmi kişilik sınıflarda eğitim alan bir çocuğun koşulları birbirinden çok farklı. Bunun yanında anadilinde eğitim alamayan çocuklar var. Yoksulluk içerisinde yaşayan, eğitim olanaklarına erişemeyen çocuklar var. Dolayısıyla eğitim sistemi içerisinde farklı başlangıç noktalarının dikkate alınması, öncelikle bu başlangıç noktalarındaki eşitsizliklerin giderilmesi gerekiyor.
Anadilinde eğitim hakkı bu eşitsizliklerin en önemli boyutlarından biri. Yoksulluk başka bir boyutu. Hala eğitim sistemine dahil olamamış çocukların gerçekliğiyle karşı karşıyayız. Özellikle Diyarbakır genelinde bulunduğumuz yerden yaptığımız değerlendirmelerde hala okula erişemeyen çocuklar olduğunu görüyoruz. Taşımalı eğitim sistemi henüz başlamadığı, taşımalı eğitim ihaleleri yapılmadığı için aradan aylar geçmesine rağmen birçok çocuk eğitim sistemine dahil olamadı. Bu çocukların daha eğitim hakkına erişemeden ortak sınav sistemine maruz bırakılması başlı başına bir eşitsizliktir.
Dolayısıyla çocukları bu sınav sistemine tabi tutmadan önce eğitim sistemi içerisinde yaşanan sorunların giderilmesini önemsiyoruz. Çocuklar eşit olanaklarla eğitim sistemine dahil olmalı. Ancak bir çocuğun yalnızca sınıfa gitmesi, eğitimden eşit fırsatlarda yararlandığı anlamına gelmiyor. Eğer okul ve eğitim sistemi mevcut eşitsizlikleri yeniden üreten bir yerde duruyorsa, öncelikle bu yapının değiştirilmesi gerekiyor. Çocuğun anadilinde eğitim alabilmesi, okuma ve anlama becerilerinin geliştirilmesi ve eğitim sürecine kendi ihtiyaçları doğrultusunda katılabilmesi gerekiyor.”
‘ÖĞRENCİLERİN ÖĞRENME KOŞULLARI GÖZETİLMİYOR’
Ortak sınavlarda soruların öğrencilerin seviyesini aşacak ölçüde zor hazırlandığı yönünde hem öğrencilerden hem de eğitim emekçilerinden geri dönüşler aldıklarını belirten Duygu Özbay, şunları aktardı:
“Şu ana kadar matematik, biyoloji ve fen bilimleri sınavları yapıldı. Öğrencilerden ve eğitim emekçilerinden aldığımız geri dönüşlerde soruların çok zor olduğu ifade edildi. Burada sınavların eğitim emekçileri tarafından hazırlanması ve öğretmenin denetiminde gerçekleştirilmesi çok önemli. Çünkü bizler öğrencilerimizin özgün koşullarını, seviyelerini ve hangi konularda ne kadar yeterli olduklarını biliyoruz. Müfredatı da bazen öğrencilerin ihtiyaçlarına göre sadeleştirerek veriyoruz. Çünkü oldukça yoğun bir müfredat programıyla karşı karşıyayız.
Ancak sınavlar merkezi olarak yalnızca Bakanlık tarafından hazırlandığında öğretmenler, müfredatı bütün yoğunluğuyla çocuklara aktarmak zorunda bırakılıyor. Oysa çocuk henüz o bilgiyi almaya hazır olmayabilir. Geçmiş dönemlerden gelen kayıp kazanımları olan öğrencilerimiz var. Pandemi döneminde ve deprem sürecinde çocukların eğitiminde ciddi kesintiler yaşandı. Bu süreçlerde ortaya çıkan öğrenme kayıpları telafi edilmedi. Biz bunları kayıp kazanımlar olarak değerlendiriyoruz.
Şimdi merkezi düzeyde hazırlanan sınav soruları bütün bu sorunları gerçekten görebiliyor mu? Bu konuda ciddi soru işaretleri var. Aslında merkezi sistem, bütün öğrencileri aynı ölçme ve değerlendirme koşullarına tabi tutmak anlamına geliyor. Ancak çocukların koşulları eşit değil. Koşulların eşitlenmediği bir ortamda uygulanan her merkeziyetçi yöntem, başarısızlığı ve eşitsizliği yeniden üretiyor.-
Biz çocukları yalnızca niceliksel veriler üzerinden değerlendirmiyoruz. Tek bir sınav sonucuna bakarak bir çocuğun öğrenme sürecini anlayamayız. Burada süreç odaklı değerlendirmenin de ihlal edildiğini görüyoruz. Süreç odaklı değerlendirme, çocuğun koşullarına ve ihtiyaçlarına uygun sınavlar hazırlamak, onun neyi yapabildiğini ve hangi aşamada olduğunu dikkate almak demektir. Öğrenciyi yalnızca yapamadıkları üzerinden değil, gelişimi ve öğrenme süreci üzerinden değerlendirmek gerekiyor. Ancak mevcut sınav sistemi bunu ortadan kaldırıyor. Bu nedenle çocuklar açısından eşitsiz bir öğrenme ortamı yaratılıyor.”
‘ÖĞRETMENLER VERİ MEMURUNA DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR’
Merkezi sınav uygulamasının yalnızca öğrencilerin öğrenme süreçlerini değil, öğretmenlerin mesleki konumunu da olumsuz etkilediğini söyleyen Duygu Özbay, şöyle konuştu:
“Burada öğretmenin pedagojik özne olma rolünün ortadan kaldırıldığını görüyoruz. Öğretmenin bir özne olarak yok sayılması, soracağı soruya kadar Bakanlığın karar vermesi, eğitim sistemi açısından çok kritik bir noktada duruyor. Bizim öğretmenler olarak pedagojik ortaklığımız ihlal ediliyor. Sınıf içerisinde öğrenciyi tanıyan, onun ihtiyaçlarını bilen, öğrenme sürecini takip eden öğretmen, artık merkezden alınan kararları uygulamakla sorumlu bir nesneye dönüştürülüyor.
Eğitim sistemi belki de hiç bu kadar merkeziyetçi bir hale gelmemişti. Önceki eğitim sistemlerini de merkeziyetçi oldukları gerekçesiyle eleştiriyorduk. Ancak her yeni eğitim sistemi bir öncekini aratır hale geldi. Her yeni uygulamayla birlikte daha merkeziyetçi bir yapıyla karşı karşıya kalıyoruz. Bugün bu uygulama hem eğitim emekçilerini hem de öğrencileri ciddi biçimde zorluyor.
Öğretmenler, son dönemde gerçekleştirilen politikalarla neredeyse yalnızca veri girişi yapan memurlara dönüştürülmüş durumda. Gelişim raporlarının düzenlenmesi ve doldurulması, sınav sisteminin merkeziyetçi hale getirilmesi, öğretmenin soru hazırlama yetkisinin sınırlandırılması, yalnızca iki sorunun öğretmenlerin inisiyatifine bırakılması ve sınav notlarının tek tek soru bazında sisteme girilmesi bunun örnekleri. Eğitim emekçileri neredeyse bütün zamanlarını veri girişine harcıyor.”
‘BAKAN, OKULLARIN GERÇEK KOŞULLARINI GÖRMELİ’
Eğitim Bakanı’nın Amed ziyaretinde kentin gerçek eğitim koşullarını gösteren okulları ziyaret etmesi gerektiğini vurgulayan Duygu Özbay, yoksul mahallelerdeki, köylerdeki ve fiziki koşulları yetersiz okulların ziyaret edilmesinin önemine dikkat çekerek şunları söyledi:
“Eğitim Bakanı Diyarbakır’ı ziyaret edecek. Burada hangi okullara gideceği çok önemli. Önceden planlanmış, her şeyin düzenli olduğu, diğer okullardan farklı koşullara sahip ve Milli Eğitim tarafından özellikle yönlendirilen okulları mı ziyaret edecek, yoksa gerçekten kentin eğitim gerçekliğiyle karşılaşabileceği okullara mı gidecek? Bizim açımızdan asıl önemli olan budur.
Bağlar’da bir okulu ziyaret edebilmeli, Sûr’da bir okulu ziyaret edebilmeli, bir köy okuluna gidebilmeli. Çünkü bugün Maarif Modeli’nin sürdürülebilir teknoloji üzerinden kurulduğu, dizayn edildiği ifade ediliyor. Ancak hangi okulun bu modelin gerektirdiği teknolojik altyapıya sahip olduğunu sormak gerekiyor. Okullarda akıllı tahtalar var mı? İnternet bağlantıları yeterli mi? Öğrenciler sınıflarda ısınabiliyor mu? Okulların temizlik personeli var mı? Bunların hepsi temel sorunlar.
Bugün okulların fiziki koşulları düzeltilmiş değil. Öğretmen atamaları yapılmamış, okulların ve çocukların öğretmen ihtiyacı karşılanmamış durumda. Kalabalık sınıflar çok büyük bir problem olarak karşımızda duruyor ve bu sorun giderek büyüyor. Eğitim emekçileri de norm fazlası olma gibi sorunlarla karşı karşıya bırakılıyor. Dolayısıyla bir okulun yalnızca dışarıdan nasıl göründüğüne bakarak eğitim sisteminin başarılı olduğunu söyleyemeyiz.”