Cumartesi Anneleri’nin hakikat ve adalet mücadelesinin öncülerinden, gözaltında kayıpların simge ismi Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak, yaşamını yitirmesinin 1. yılında İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde yapılan etkinlikle anıldı. Gözaltında kaybedilen Rıdvan Karakoç’un ailesiyle birlikte Ocak ailesi, gözaltında kayıplara karşı başlattıkları uzun soluklu mücadeleyle devletin empoze ettiği tektipçiliğe, tek sesliliğe, milliyetçilik kisvesi altındaki ırkçılığa, emek sömürüsüne, işkencelere, katliamlara karşı mücadele edenlere yönelik devletin faşist karakterine ayna tuttular. Dersim Tertelesi’nden İstanbul’da gözaltında kaybedilen oğlu için Galatasaray Meydanı’ndaki yıllarca sürecek olan sivil itaatsizlik eylemine, ömrünü hakikat ve adalet mücadelesine adayan 90 yaşındaki annesi Emine Ocak’ın hayatını Hüseyin Ocak ANF’ye anlattı.

‘DERSİM TERTELESİ’NDE DAĞA SIĞINDIKLARINDA ANNEM HENÜZ 1,5 YAŞINDAYDI!’
Hüseyin Ocak, annesi Emine Ocak’ın yaşamının doğduğu günden itibaren katliamlar, baskılar ve direnişle geçtiğine işaret ederek sözlerine başladı. Annesinin Dersim'in Nazımiye ilçesine bağlı Xaltan köyünde doğduğunu belirten Ocak, 1937 yılında Dersim Tertelesi başladığında ailesinin askerlerden kurtulabilmek için dağlardaki ormanlık alana sığındığını söyledi. Bunlar yaşanırken annesinin ve ikiz kardeşi Sevgi’nin henüz 1,5 yaşında birer bebek olduğunu anlatan Ocak, “Aile, saklandığı ormanlık alanda bebeklerin ağlaması halinde yerlerinin tespit edileceği korkusuyla annemi ve kız kardeşini öldürmeyi düşünmüşler. 'Bizi burada bulup hepimizi öldürecekler. Hepimiz öleceğimize, bu iki çocuğu öldürelim' demişler. Anneannem de buna karşı çıkarak, ‘Ben bu çocukları alayım, başka bir yerde durayım. Eğer gelip bulurlarsa bizi bulsunlar, bizi öldürsünler, siz kurtulun’ diyor ve annem ile ikiz kardeşini alarak ailenin saklandığı yerin tam ters bir istikamete sığınıyor. O dönem askerler köyleri yakıyorlar, buldukları köylüleri silahlarla tarıyorlar. Anneannem iki bebekle köye döndüğünde köyün yakılıp yıkıldığını ve iki amcasının orada öldürüldüğünü görüyor. Daha sonra yeniden bir yaşam kurmaya çalışıyor. Yani diyeceğim o ki, annem gözlerini ilk yaşama açtığı andan itibaren öldürülme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı” dedi.
‘ELAZIĞ’DA BU KEZ DE FAŞİSTLERİN HEDEFİ OLDUK’
1943 yılında annesinin ve ailesinin Dersim’in merkezindeki Çukur köyüne taşındıklarını aktaran Ocak, “Annem orada çok genç yaşta, 15-16 yaşlarında yine Nazımiye’den Çukur köyüne taşınan babamla evlendiriliyor. Daha sonra annem ve babam 1973 yılında taşındıkları Elazığ’da bu kez faşistlerin hedefi oluyorlar. Ben o zaman 10 yaşındaydım. Orada da ölüm kalım mücadelesi verdik. Olayların en yoğun olduğu dönemdi ve her an evimize bomba koyup bizi öldürebilirlerdi. Faşistler defalarca önümüzü kestiler, oradaki olaylardan dolayı defalarca gözaltına alındık. Abim Ali Ocak, gördüğü işkenceler nedeniyle duyma yetisini kaybetti. Yaşamımız bu şekilde hep zorluklarla geçti. Gözaltında kaybedilen kardeşim Hasan Ocak da bu zor yıllara tanıklık etti. İlkokul, ortaokul ve liseyi Elazığ’da okudu. Daha sonra Siirt Eğitim Enstitüsü’ne girdi, orayı bitirdikten sonra da 1985 yılında İstanbul’a geldi” diye konuştu.
12 Eylül faşist cunta darbesi sonrası Xarpêt'ten (Elazığ) de göç etmek zorunda kaldıklarını anlatan Ocak, “Bilinen bir aileydik ve her an tehlike altındaydık. İstanbul’a ilk ben üniversite öğrencisi olarak geldim. Daha sonra abim Ali ve kardeşim Hasan geldi. 1987’de de tüm aileyi İstanbul’a taşıdık. Zaten İstanbul’da da rahat yüzü görmedik. Hasan İstanbul’a geldikten 10 yıl sonra gözaltında kaybedildi” hatırlatmasında bulundu.
‘HASAN EN SON BENİM DÜKKANIMA UĞRADI’
Hasan’ın gözaltına alınmadan önce en son annesiyle telefonla görüştüğünü belirten Ocak, yaşananları şöyle anlattı: “Ben o dönemde Laleli’de esnaftım, Hasan benim dükkanıma uğradı. Akşam evde görüşecektik. Ama benden ayrıldıktan sonra eve gelmedi. O zaman 21 Mart Newroz bayramıydı ve çok sayıda gözaltı ve tutuklamalar vardı. Hasan’ın da muhtemelen Aksaray-Topkapı arasında gözaltına alındığını tahmin ediyoruz. Çünkü biz Avcılar’da oturuyorduk. Bir avukat da polislerin ‘Hasan Ocak’ı yakaladık, getiriyoruz’ konuşmasına tanık olmuştu o dönem. Hasan, 1986 yılında da İstanbul Gayrettepe Birinci Şube’de gözaltına alınmış ve korkunç işkencelere tabi tutulmuştu.
‘POLİSLER HASAN’I, ‘BİR DAHA GELİRSEN, BURADAN ÇIKAMAZSIN’ DİYE TEHDİT ETMİŞTİ’
Sonra zaten tutuklandı ve yaklaşık dört ay hapishanede kaldı. Daha sonra bu davadan beraat etmişti. Bu davanın ardından 1987 yılında da ben, Hasan, abim ve eniştem de gözaltına alındık ve o zaman da en çok işkenceyi Hasan görmüştü. Polisler de Hasan’ı o gözaltı sırasında, ‘Bir daha gelirsen, buradan çıkamazsın’ diye tehdit etmişlerdi. Gerçekten de öyle oldu. Gazi Katliamı sonrası Hasan’ın da aralarında bulunduğu 26 kişiye ‘Gazi provokatörleri’ adı altında bir operasyon düzenlemişlerdi. Kardeşim Hasan Ocak ve Hasan Polat isimli bir kişi dışında hepsini gözaltı kayıtlarına geçirmişlerdi. Biz o zaman Hasan’ı arıyorduk. Çünkü İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir, Hasan Ocak ve Hasan Polat’ın gözaltına alınmadığını iddia etmişti. Oysa daha sonra haberlerde, ‘Gazi provokatörleri’ adı altında televizyonda gözaltına alınan kişiler arasında gözaltına alındığı inkar edilen Hasan Polat’ın da olduğu ortaya çıktı.
BAKAN HACALOĞLU’NDAN İTİRAF: 'POLİSLER BANA ÜÇ HİLALİ GÖSTEREREK TEHDİT ETTİ'
İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı Algan Hacaloğlu’nun makamına gittik ve ona durumu anlattık. Bakana, ‘Size Hasan Polat’ın gözaltında olmadığını söylediler ama şu anda Polat’ı televizyonda gösteriyorlar. Hasan Ocak da bu operasyonda gözaltına alındı ama kabul etmiyorlar’ dedik. Bakan Hacaloğlu da bize, ‘Ben bunlara laf anlatamıyorum. Ben doğuda gezerken polisler bana üç hilali göstererek tehdit ediyorlar. Benim yapacak bir şeyim yok’ cevabını verdi. Daha sonra Hasan’ın gözaltında olduğuna dair tanıklar da ortaya çıktı. Demin de belirttiğim gibi avukatın anlatımları ve bizim kendi edindiğimiz bilgiler de vardı. 1986 yılında da Hasan’ın gözaltına alındığı Emniyet tarafından kabul edilmemişti, daha sonra hapishaneye gönderildiğinde öğrenmiştik aile olarak nerede olduğunu. Onu 16 gün boyunca aramıştık ama o zaman da hep, ‘Bizde yok’ cevabını almıştık. Böyle bir deneyimimiz olduğu için şimdi gözaltında olduğunu kabul etmiyorlar ama daha sonra kabul etmek zorunda kalacaklar diye düşündük. 1986’da annem Elazığ’daydı ve o dönem ona haber vermemiştik, daha sonra tutuklandığını öğrendiğimizde onu İstanbul’a getirmiştik ve söylemiştik. 1987’de de gözaltına alındığımızda anneme söylememiştik. Onun endişelenmesini istemiyorduk. Babam biliyordu ama anneme yansıtmamıştık.
‘ANNEM HASAN’I SORDUĞU İÇİN HAPSEDİLDİ’
1995’te annemin Hasan’ın kayıp olduğundan haberi oldu. Çünkü o gün kız kardeşimizin doğum günü vardı ve eve geleceğini anneme söylemişti. Aynı akşam eve gelmediğinde kaygılandık ama Newroz’dur gözaltına alınmıştır, onu buluruz diye düşünmüştük. Ama daha sonra yaşanan olaylar, bizim ulaştığımız bilgiler, işte gözaltında olduğu ve yoğun işkence gördüğüne dair bilgilere ulaştığımızda işin ciddiyetinin farkına vardık. Anneme bunu da söylemedik. Sadece henüz ona ulaşamadığımızı belirttik. Ama Hasan’dan beş gün haber alamayınca annemi de dahil ettik. Zaten annem öğrendiğinde valiliğin önüne giderek orada kendini zincirledi. Sonra Ankara’ya gitti, orada gözaltına alındı ve sırf Akın Birdal’ın mahkemesi sırasında savcıya, ‘Benim oğlum Hasan’ı gözaltına aldılar ama söylemiyorlar’ dediği için hapsettiler. Savcılık annemi ‘Mahkemenin huzurunu bozmaktan’ bir ay Ulucanlar Hapishanesi’nde yatırdı. Tahliye olduktan sonra da İstanbul’a dönüp, Hasan için mücadelesine devam etti. Kendisi de yaşarken sık sık belirtiyordu. ‘Daha önce ev hanımıydım ve hiçbir şey bilmiyordum, ama Hasan için sokağa çıktım ve bir daha evde oturmadım, hep mücadele ettim’ diyordu. Öyle de oldu.”
‘HASAN’IN İZİNE ATK’DE RASTLADIM’
Kardeşi Hasan Ocak’ın gözaltında işkenceyle katledilerek kimsesizler mezarlığına konulduğunu aileden ilk öğrenen kişi olan Hüseyin Ocak, “Hasan’ın izine ilk Adli Tıp Kurumu’nda rastlamıştım. Sonra araştırdıkça Hasan’ın dosyasının Beykoz Cumhuriyet Savcılığı tarafından geldiğini, olay yerinin Beykoz olduğunu öğrendim. Beykoz Cumhuriyet Savcılığı’na gittiğimde, bana Hasan’ın eşyalarını gösterdiler. Daha sonra jandarmanın marifetiyle parmak izlerini emniyet müdürlüğüne götürdüm. Hasan’ın izini 12 Mayıs'ta bulmuştum ama basına söylemedim. Çünkü o dönemde insanların kaybolduğu bir yerde dosyaların kaybolabilme olasılığı çok yüksekti. Hasan’ı resimde ilk ben tespit ettim. ATK kayıtlarından buldum resimleri. Bir tanıdık vasıtasıyla ATK Başkanı Hasan Çankaya ile görüştüm. Kardeşimin 52 gündür kayıp olduğunu aktardım ve 21 Mart’tan bu yana kimliksiz olarak defnedilenlerin belgelerine bakmak istediğimi söyledim. Dosyaları getirdiler. O dosyalarda getirilen maktülün boyu, kilosu, yaklaşık yaşı, ten rengi yazılıydı. Yaklaşık 10 dosyaya baktım ve bir kişinin Hasan olabileceğinden şüphelendim ve dosyaya bakıp resimleri gördüğümde kardeşim olduğunu gördüm. Resimlerde Hasan’ın vücudundaki işkence izleri gözüküyordu. Ben ATK Başkanı Hasan Bey’e, resimdekinin Hasan olup olmadığını anlamak için kardeşlerime de resimleri göstermem gerektiğini belirttim. Resimleri geri getirmem koşuluyla almama izin verdi ve bu resimleri dışarıda çoğalttım. Sonra Hasan Bey’in tekrar yanına giderek resimlerdekinin Hasan olduğunu kardeşlerimle tespit ettiğimi söyledim. Beni savcılığa yönlendirdi ve savcı da beni Beykoz Cumhuriyet Savcılığı’na yönlendirdi.
‘HASAN’IN CANSIZ BEDENİ BULUNDUĞUNDA PARMAKLARINDA MÜREKKEP VARDI’
Beykoz Savcılığı bana Hasan’ın poliste kaydı olup olmadığını sordu önce. Evet dediğimde ‘Ama ben İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne bu konuda yazı yazmışım. Yaklaşık 50 küsur gündür bana cevap vermeleri gerekirken, vermediler’ dedi. Beykoz Cumhuriyet Savcısı, Hasan’ın parmak izlerini ve resimlerini İstanbul Emniyet Müdürlüğü dahil, 29 il ve ile emniyet müdürlüğüne göndermişti. Savcı, bana yeni resimler gösterdi. Hasan’ı köylüler Beykoz ormanında yol kenarına atılmış halde bulmuşlar. Sonra savcılığın emriyle jandarma onu alıyor, Beykoz Devlet Hastanesi'ne götürüyor. Jandarma Hasan’ın parmak izini almadan önce parmak izinin alındığını tespit ediyor. Çünkü Hasan’ın parmaklarında parmak izi alındığında dair mürekkep varmış. Daha sonra jandarma tekrar parmak izi alıyor ve savcı bu parmak izlerini İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne gönderiyor. Sonra Hasan’ın cansız bedenini İstanbul ATK’ye gönderiyorlar. Orada da otopsi sırasında bir savcı parmak izi aldırıyor ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne gönderiyor. Yani üç defa Hasan’ın parmak izini alıp İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne gönderiyorlar ama Emniyet bu parmak izlerinin Hasan’a ait olduğunu söylemiyor. Daha sonra ben parmak izlerinin Hasan Ocak’a ait olduğunu ortaya çıkardım. Hasan Beykoz ‘dan İstanbul ATK’ye nakledilmiş, orada da yaklaşık üç hafta bekletildikten sonra Küçükçekmece tarafında bulunan Altınşehir kimsesizler mezarlığına defnedilmiş” dedi.
‘ANNEM HİÇ VAZGEÇMEDİ, BİZ DE VAZGEÇMİYORUZ’
Annesi Emine Ocak’a Hasan’ın cenazesinin nerede olduğunu tespit ettikten sonra gerçeği açıkladığını belirten Ocak, annesinin haberi büyük acı ve feryatla karşıladığını ve o günden ölünceye kadar da mücadele etmekten vazgeçmediğini vurguladı. Annesinin ömrünün büyük bir kısmını gözaltında kayıplara karşı mücadeleye adadığını hatırlatan Ocak, “Oğlunu büyük zorluklarla doğurmuş, büyütmüş ve topluma mal etmiş bir anne olarak, Cumartesi Anneleri içinde Galatasaray Meydanı’nda ilk oturan annelerdendi. Annem de tüm gözaltında kaybedilenlerin annesiydi ve sonuna kadar çocuklarının mücadelesini verdi. Bu mücadeleyi vererek de öldürülen çocuklarını yeniden yaşattılar, yeniden doğurdular, yeniden büyüttüler ve yeniden topluma mal ettiler. Annelerimiz aynı zamanda gözaltında kardeşlerimizi öldürenleri de tarihe mal ettiler. Annem Galatasaray Meydanı’nda oturan ilk anneydi ve ömrünün son nefesine kadar da Cumartesi Annesi olarak mücadelesini verdi. Annem hep, ‘Biz bu mücadeleyi bırakırsak, burası gözaltındaki kayıpların yakınları için cehennem olacak. Bu ülke de gözaltında kaybedenlerin cenneti olacak. Bu mücadeleyi bırakmayalım. Galatasaray bizimdir, bizim mezar yerimizdir. Ben kaç sene geçerse geçsin burada oturacağım’ derdi. Babam kalp rahatsızlığı olmasına rağmen sonuna kadar bu mücadeleye devam etti. Babam da hep, ‘Bizim başımıza geldi, kimsenin başına gelmesin diye ben burada oturuyorum’ derdi. Annem de babam da Galatasaray Meydanı’nda defalarca gözaltına alındı ama hiç pes etmediler. En son annem 83 yaşındayken Cumartesi Anneleri’nin 700. Hafta eyleminde gözaltına alındı. Daha sonra zaten Galatasaray Meydanı’nda toplanmamız keyfi olarak yasaklandı. Annem 1995 yılından 90 yaşında vefat edene kadar mücadele etti. O hakikat ve adalete ulaşmaktan hiç vazgeçmedi, biz de vazgeçmiyoruz. Mezar taşına da bunu yazdık ve tüm yaşamımızda da bunu söylüyoruz; annem vazgeçmedi, biz de vazgeçmiyoruz” vurgusunda bulundu.