‘Öğrencilerin taleplerine ‘bütçe yok’, vakıf ve derneklere 7,4 milyar TL aktarıldı’

Öğrenci yurtlarındaki sorunların saymakla bitmeyeceğini belirten Senem Çelik, ‘Bütçe yok’ denilerek geçiştirilen öğrenci taleplerinin yanında, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın bütçesinden çeşitli vakıf ve derneklere 7,4 milyar TL aktarıldığına dikkat çekti.

SENEM ÇELİK

Üniversiteler 2026-2027 yılının güz dönemine başlarken, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) öğrencisi, hazırlık sınıfını tek dönemde geçemediği gerekçesiyle Kredi ve Yurtlar Kurumu (KYK) yurdundan çıkarıldı. Barınacak yeri olmadığı için günlerce okulunun kütüphanesine sığınmak zorunda kalan öğrenci, eğitimine devam edebilmek için bir yandan çalışırken bir yandan da yaşamını sürdürmeye çalışıyor.

İTÜ’lü öğrencinin yaşadıkları, eğitim hayatını sürdürebilmek için çalışmak zorunda kalan ve bunun sonucunda akademik başarısızlıkla yaftalanarak barınma hakkından mahrum bırakılan binlerce öğrencinin yaşadığı sorunların bir örneği.

Türkiye’de üniversite öğrencisi olmak, giderek bir eğitim sürecinden çok hayatta kalma mücadelesine dönüşüyor. Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından lisans öğrencilerine verilen aylık 4 bin TL burs veya öğrenim kredisi, özellikle büyükşehirlerdeki kira ve yaşam maliyetleri karşısında öğrencilerin temel ihtiyaçlarını karşılamaya dahi yetmiyor.

EKONOMİK KRİZDE OKURKEN ÇALIŞMAK ZORUNDA BIRAKILAN ‘BAŞARISIZ’ ÖĞRENCİLER

Metropollerde hızla artan özel yurt ve ev kiraları, KYK yurtlarını öğrenciler açısından neredeyse tek barınma seçeneği haline getiriyor. Derinleşen ekonomik kriz nedeniyle ailesinden yeterli maddi destek alamayan ve geçinebilmek için güvencesiz, ağır koşullarda çalışmak zorunda kalan öğrenciler, derslerine yeterli zaman ayıramadıklarında ise sistemde “başarısız” olarak etiketleniyor. Bu “başarısızlık” ise insanın en temel haklarından biri olan barınma hakkının elinden alınmasıyla cezalandırılıyor.

Günlerdir İTÜ’lü bir öğrencinin KYK yurdundan çıkarılmasını gündeme getirmek için çalışma yürüten Barınamıyoruz Hareketi’nden Senem Çelik ile öğrencilerin yaşadığı barınma krizini ve yoksulluğu konuştuk.

Senem Çelik, Instagram üzerinden “Oğlum sokakta kalsın istemiyorum. İki gündür o uyumuyor, ben de uyumuyorum” sözleriyle yurttan çıkarılan oğlu için yardım çağrısında bulunan anneye değinerek yaşananları şöyle anlattı:

“Geçtiğimiz günlerde çocuğunun sınıf tekrarı sebebiyle yurttan atıldığını anlatan bir annenin feryadını dinledik. İTÜ’lü bir arkadaşımız, dönem başladığından beri kimi zaman kütüphanede veya kimi zaman arkadaşlarında kalarak günün sonunu getirmeye, okulunu okumaya çalıştı. Sıra arkadaşımızın bu şekilde eğitimini devam ettirmeye çalışmasının sebebi, okurken çalışmak zorunda olması ve bu nedenle sınıf tekrarı yapmak zorunda kalması.”

Barınamıyoruz Hareketi olarak yıllardır gençlerin yaşadığı barınma krizini kamuoyunun gündemine taşımak ve öğrencilerin somut kazanımlar elde etmesini sağlayacak adımlar atmak için çalıştıklarını belirten Senem Çelik, barınma sorununun yalnızca ekonomik göstergelerle açıklanamayacağını söyledi. Üniversite bürokrasilerinin öğrenciyi tali gören işleyişlerinin ve hayatın olağan akışına aykırı çözüm önerilerinin yaşanan mağduriyetleri daha da derinleştirdiğine işaret etti.

Üniversite öğrencilerinin yalnızca barınma ve yoksulluk sorunlarıyla değil, eğitimde nitelik kaybı, üniversite içindeki demokratik mekanizmaların işlememesi, akademide cinsiyetçilik ve taciz gibi sorunlarla da karşı karşıya olduğunu ifade eden Senem Çelik, bu sorunların toplumun geniş kesimlerinin yaşadığı derin yoksulluk ve “yurttaşlıktan kovulmuşluk” halinden ayrı değerlendirilemeyeceğini söyledi.

Senem Çelik, “Örneğin depremzede öğrencilerin yaşadığı mağduriyetlere karşı yürütülen mücadeleler, rant uğruna yok sayılan bütün yurttaşlarla temas kurmayı ve mücadelelerine omuz vermeyi zorunlu kılıyor. Yurtlarda öğrencilerin barınma şartlarına karşı verilen mücadeleler; evinde doğalgaz yakamayan, öğünlerini karşılayamayan tüm öğrencileri bir araya getiriyor” dedi.

‘ÖZELLEŞTİRİLEN YURT YEMEKHANELERİNDE GEÇEN SENE BİNDEN FAZLA ÖĞRENCİ ZEHİRLENDİ’

“Halkın tüm yönetim ve denetim mekanizmalarından dışlanmışlığıyla beraber, bilim ve özgür düşünce merkezi olan üniversitelerdeki öğrenciler de her geçen gün özelleştirilerek bir şirket gibi işletilen üniversitelerin tüm denetim ve karar mekanizmalarından dışlanıyor. Öyle ki öğrencilerin barındıkları yurtlarda bile kendi yaşam alanlarına dair söz hakları bulunmuyor” diyen Senem Çelik, KYK yurtlarındaki yemekhanelerin 2000’li yılların başından beri artarak özelleştirildiğinin de altını çizdi.

Geçen sene erişebildikleri verilerde, bini aşkın öğrencinin yurt yemeklerinden zehirlendiğinin sabit olduğunu belirten Senem Çelik, zehirlenme vakası yaşanan çoğu yurdun öncesinde şikayet edildiğini ancak hiçbir adım atılmadığını söyledi.

Senem Çelik, öğrencilerin hayatlarına dair alınan kararların ise sermaye odaklı olduğunu ifade etti:

“Hayatlarımıza dair kararlar, toplantı masalarında holdinglerin sermayesi için belirleniyor. Oysa daha önceden mücadele ile kazanılmış bir hak olan ve uluslararası hukukta tanınan barınma hakkı, güvenceli ve erişilebilir koşulların sağlanmasını da içinde bulunduruyor. Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın barınma anlayışı ise ‘dört duvar, bir çatı’dan öteye geçmiyor.”

‘GEÇTİĞİMİZ DÖNEMDE KYK YURTLARINDA 15 ÖĞRENCİ İNTİHAR ETTİ VEYA ŞÜPHELİ ŞEKİLDE YAŞAMINI YİTİRDİ’

Üniversitelilerin intihar ve şüpheli ölümlerine dikkat çeken Sinem Çelik, yurt koşullarının öğrenciler üzerinde yarattığı tahribatla ilgili şunları söyledi:

 “Geride bıraktığımız dönemde, kayıtlara geçtiği kadarıyla en az 15 sıra arkadaşımız KYK yurtlarında intihar etti veya şüpheli şekilde yaşamını yitirdi. Yurtlardaki koşulların öğrencilerde yarattığı psikolojik ve fiziksel tahribatın da ertelenemez bir sorun olduğunu görüyoruz.”

Yeni dönemde yurtlarda ve üniversiteler gibi öğrencilerin yaşam alanlarında dayanışmayı büyütmenin ana gündemleri arasında olduğunu söyleyen Senem Çelik, “Birbirimize temas ederek sıra arkadaşlarımızın, yurt arkadaşlarımızın durumunu dert edinerek bir çıkış sağlamak için bir araya gelmenin çok büyük kazanımlar ortaya çıkarabildiğini, içinde olduğumuz çaresizlik hissinin elimizle parçalanmayı beklediğini göstermek istiyoruz” diye konuştu.

‘ZEREN, ENES VE MEHMET SAMİ MÜCADELEMİZİN SEMBOLLERİ OLDU’

25 Ekim 2023’te kaldığı KYK yurdunda ihmaller sonucu asansörün düşmesiyle yaşamını yitiren Adnan Menderes Üniversitesi öğrencisi Zeren Ertaş, 10 Ocak 2022’de kaldığı tarikat yurdunda intihara sürüklenen Fırat Üniversitesi öğrencisi Enes Kara, 7 Aralık 2021’de kaldığı tarikat yurdunda kafası satırla kesilerek öldürülen Akdeniz Üniversitesi öğrencisi Mehmet Sami Tuğrul…

Katledilen sıra arkadaşlarının isimlerinin, öğrencilerin yaşam haklarına saldıran ağın somut teşhiri ve buna karşı mücadelelerinin birer sembolü olduğunu dile getiren Senem Çelik, “Yurtlarda güvencesizlik ve denetimsizlik üzerine her gün yeni sorunlarla karşılaşıp buna karşı çözümler geliştirmeye çalışırken; bir daha bu denli öngörülebilir kayıpların yaşanmadığı bir hayat için, bütün bu adaletsizliğin ve sefaletin kökünü yıkmayı hedefleyen adımlar atmaya çalışıyoruz” dedi.

Yurtlardaki sorunların saymakla bitmeyeceğini söyleyen Senem Çelik, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın tarikat yurtlarına bulunduğu teşvike de değindi:

“Şahit olduğumuz şu ki ne kadar farklı yurttan ne kadar farklı öğrenciyle konuşursanız, o kadar farklı ancak münferit olmayan sorunun olduğunu görebilirsiniz. ‘Bütçe yok’ denilerek geçiştirilen taleplerin yanında, 2023 Ocak-2026 Haziran döneminde Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın bütçesinden çeşitli vakıf ve derneklere 7,4 milyar TL aktardığını, tarikatlara teşviklerde bulunduğunu eklemekte fayda var.”

‘ZEREN ERTAŞ DAVASINDA 5 KAMU GÖREVLİSİNİN TAMAMININ BERAATİNE KARAR VERİLDİ’

Zeren Ertaş’ın kaldığı KYK Güzelhisar Kız Öğrenci Yurdu’nda denetlenmemiş asansör sebebiyle ölümünün ardından Türkiye’nin dört bir yanındaki yurtlarda başlayan eylemleri hatırlatan Senem Çelik, “Günler süren bu eylemlerden öğrenciler, yurtlarında yemekhanelerin denetimlerine dahil oldukları, asansör ve güvenlik gibi birçok prosedürü takip ettikleri ve kendi temsilciliklerini belirledikleri ve kararlara dahiliyetlerinin olduğu kazanımlarla ayrıldılar” dedi.

Senem Çelik, Zeren Ertaş davasında yargılanan 5 kamu görevlisinin tamamının beraatine karar verildiğine de dikkat çekerek, “Ölümlerden ve sefaletin tümünden sorumlu olan bir holding patronunun ya da kamu görevlisinin yargılandığını şu ana kadar görmedik. Sorumlulardan hesap soracak, yurtlarda daha önceden deneyimlediğimiz kazanımları kalıcılaştıracak ve köklendirecek bir birlikteliği yaratmak, bugün kitleleri yönetme iradesini güçlendirmekle mümkün, birlikteliğimize güveniyoruz” diye belirtti.