Parlak: Çerçeve kanun geciktirilmeden resmiyet kazanmalı

DEM Parti Milletvekili Vezir Coşkun Parlak, sürecin ilerlemesi için Önder Apo’nun özgür çalışma koşullarının sağlanması ve sürecin hukuki güvenceye kavuşturulması gerektiğini belirterek, çerçeve kanuna resmiyet kazanması çağrısında bulundu.

VEZİR COŞKUN PARLAK

Önder Apo’nun 27 Şubat 2025’te kamuoyuna duyurduğu Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’yla yeni bir aşamaya taşınan süreç ikinci yılına yaklaşırken, Meclis’te kabul edilen çerçeve kanunun ardından gözler atılacak pratik adımlara çevrildi.

“Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”, 10 Ağustos 2026’da Meclis Genel Kurulu’nda 467 oyla kabul edildi. Kanun teklifinde, bazı düzenlemelerin hayata geçirilmesi için güvenlik kurumlarının tespiti ve bu tespitin Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kararıyla teyit edilmesi şartı yer aldı.

Çerçeve kanunun kabulünün ardından Cumhurbaşkanlığı bünyesinde Takip ve Değerlendirme Kurulu ile buna bağlı yapılar oluşturulurken, sürecin kalıcı ve güven verici adımlarla ilerletilmesine yönelik tartışmalar da sürüyor.

Sürece ilişkin DEM Parti Colemêrg (Hakkari) Milletvekili Vezir Coşkun Parlak, ajansımıza konuştu.

‘MGK TARİHİ SORUMLULUĞUNU YERİNE GETİRMELİ’

Meclis’te çerçeve kanuna oy veren büyük çoğunluğun tarihi bir sorumluluk üstlendiğini ve aynı sorumluluğun MGK tarafından da gösterilmesi gerektiğini ifade eden Parlak, şunları belirtti:

“TBMM’de çerçeve kanuna oy veren büyük bir çoğunluk nasıl ki tarihi sorumluluğunu yerine getirmiş ise Milli Güvenlik Kurulunun da süreci zamana yaymadan sorumluluğunu yerine getirmesi gerekir. Süreci zamana yaymak ve kanunun yürürlüğe girmesi için karar almayı geciktirmenin Türkiye’ye hiçbir faydası yoktur. 

Aksine, böylesi bir oyalama yöntemi süreci enfekte edebilir, sabotajcı çevrelerin işini kolaylaştırabilir. Milli Güvenlik Kurulu Kürt meselesini sadece silaha sıkıştırıp ve güvenlik meselesi olarak ele alırsa, önceki yaklaşımlarda bir ısrar olarak görülecektir. MGK, Türkiye’nin önünü açacak, gelecek yüz yılını belirleyecek bu tarihi adımı geciktirmemelidir.”

‘KÜRT MESELESİYLE YÜZLEŞME CESARETİ GÖSTERİLMELİ’

Kürt meselesiyle hukuki ve siyasi zeminde yüzleşmesi gereken kurulların başında MGK’nin geldiğine işaret eden Parlak, şöyle devam etti:

“Kürt meselesi ile hukuki ve siyasi zeminde ilk yüzleşmesi gereken kurulların başında Milli Güvenlik Kurulu geliyor. Parlamentonun gösterdiği cesareti gösterip Kürt meselesiyle artık yüzleşme cesaretini ortaya koyabilmelidir. Önder Apo’nun attığı son yüz yılın en cesur adımını, Devlet Bahçeli’nin buna verdiği cesur cevabı MGK de doğru değerlendirmeli ve buna uygun bir tavır göstermelidir.

En önemli adımlardan biri, Önder Apo’nun ısrarı üzeri Meclis’te kurulan komisyondu. Bu komisyonla Önder Apo, devlet ile yürüttüğü görüşmelere resmiyet kazandırmış oldu. Yıllardır işlevsizleştirilmiş parlamentoya da tarihi bir sorumluluk yükleyerek yeniden işlevsel hale getirip halkın iradesinin sürece olumlu yönde sirayet etmesini sağladı.

467 oy gibi büyük bir çoğunlukla Meclis’ten geçen çerçeve kanunla birlikte Kürt meselesi, Önder Apo’nun deyimiyle ‘hukuki ve siyasi zemine’ taşınmış oldu. Hem parlamentonun hem de Cumhurbaşkanlığı ve ona bağlı diğer resmi kurumların sürece dahil edilmesi son derece önemli bir adım olmuştur. Bu meseleye bir bütün olarak devletin dahil edilmesi sağlanmış oldu.”

‘ÖNDER APO MUHATAP ALINMALI’

Çerçeve kanun doğrultusunda oluşturulan Takip ve Değerlendirme Kurulu ile bağlı kurulların sürecin pratik yürütülmesi açısından önemli olduğunu belirten Parlak, burada Cumhurbaşkanlığına yüklenen sorumluluğa dikkat çekti.

Parlak, “Çerçeve kanun doğrultusunda Cumhurbaşkanlığı bünyesinde kurulan Takip ve Değerlendirme Kurulu ve ona bağlı dört kurulun oluşturulması, çalışmaların daha pratik yürütülmesi ve hızlandırılması açısından gelinen en önemli aşama olmuştur. Çünkü devletin en yüksek makamına doğrudan sorumluluk yüklenmiştir.

Devletin en yüksek makamı olan Cumhurbaşkanlığı, resmi olarak Önder Apo’nun hukuki statüsünü tanımak ve Önder Apo’yu muhatap almak noktasına gelmiştir. Elbette ki Türkiye’nin demokratik yüz yılı için bu muhataplık olmazsa olmazdır” ifadeleri kulandı.

‘SÜREÇ DE FACTO YÜRÜTÜLEMEZ’

Yaklaşık bir buçuk yıldır sürecin fiili bir zeminde yürütüldüğünü hatırlatan Parlak, şunları belirtti:

“Bir buçuk yıldan beridir süreç de facto yürütülmeye çalışılmaktaydı. Bu kurullar ile sürecin daha resmi ve hukuki zeminde yürümesinin de önü açılmıştır. Önder Apo baş müzakereci ve sürecin koordinatörü olarak bu kurullarla eşgüdüm içerisinde süreci yürütmeye devam edecektir.

Çatışma süreçlerinin barışçıl yollarla çözülmesi, iki tarafın öncelikli olarak diyalog kuracakları bir zemini yaratmakla mümkündür. Bu zemin uzun bir zamandır kurulmuş ve bu sayede bugüne kadar tarihi adımlar atılması sağlanmıştır.

Sürecin iki tarafı olduğundan bir taraf sürekli çıkıp ‘adım atın’ diyemez. Adımlar merdiven yöntemiyle, karşılıklı olarak atılmalıdır. Kendisinin attığı en küçük adıma karşı büyük bir adım atılmasını istemek hem gerçekçi değildir hem de süreci yokuşa sürmektir.”

‘İMRALI’DA ÖZGÜR ÇALIŞMA KOŞULLARI SAĞLANMALI’

Sürecin geldiği aşamada İmralı’daki koşulların değiştirilmesi gerektiğini vurgulayan Parlak, Önder Apo’nun çalışma koşullarının özgürleştirilmesi ve farklı kesimlerin İmralı’ya erişiminin sağlanması gerektiğini belirterek şöyle konuştu:

“Atılan adımlara paralel olarak İmralı’da özgür çalışma koşullarının sağlanması ve hatta İmralı’nın kapısının açılarak Türkiye’deki farklı kesimlerin İmralı’ya gitmesi sağlanmalıdır. Bu da resmi bir hukukla mümkündür. Süreç, geldiği aşama itibarıyla artık de facto olarak yürütülemez. 42 yıl süren çatışmalı süreç düşünüldüğünde ve son yüz yıla baktığımızda Kürtlerin sürece büyük bir kuşku ve güvensizlikle baktığı görülecektir. Bu yüzden öncelikli olarak yapılması gereken, güven arttırıcı somut adımların atılmasıdır.

Örneğin çerçeve kanun hemen resmiyet kazanmalı ve haklarındaki siyasi davalar nedeniyle ülke dışında ve cezaevinde olanların ülkeye dönüşleri sağlanmalıdır. Bu dönüşlerle birlikte demokratik siyaset yapma hakları tanınmalıdır.”

‘KÜRTLERİN EŞİT YURTTAŞLIĞININ ÖNÜ AÇILMALI’

Güven ortamının oluşmasının ardından demokratik entegrasyon ve demokratikleşmeye ilişkin yeni yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğini söyleyen Vezir Parlak, “Bu somut adımlar, bugüne kadar oluşmuş olan güvensizlik ortamının ortadan kalkmasını kısmen sağlayacaktır. Ondan sonra çıkarılacak demokratik entegrasyon ve demokratikleşme yasalarıyla birlikte Kürtlerin eşit yurttaş olmasının önü açılmalıdır.

Kısacası, Türkiye’de her şey olabildiği iddia edilen Kürtlerin Kürt olabilmesinin de imkanları doğmalıdır.”