ABD’nin baskısı BM’nin geleceğini tartışmaya açtı
ABD’nin BM kurumlarından çekilmesi, finansmanı kesmesi ve Filistin heyetine vize vermeme girişimi, Birleşmiş Milletler’in geleceğine ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.
ABD’nin BM kurumlarından çekilmesi, finansmanı kesmesi ve Filistin heyetine vize vermeme girişimi, Birleşmiş Milletler’in geleceğine ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.
Birleşmiş Milletler (BM), kuruluşunun 81’inci yılında tarihinin en ciddi kurumsal ve mali krizlerinden biriyle karşı karşıya. ABD yönetiminin BM kurumlarına yönelik finansman kesintileri, uluslararası kuruluşlardan art arda çekilmesi ve Filistin heyetinin BM Genel Kurulu’na katılımını engellemeye yönelik vize politikası, Washington ile dünya örgütü arasındaki gerilimi daha da artırdı.
Inter Press Service (IPS) için Thalif Deen tarafından kaleme alınan analizde, tartışmanın artık yalnızca ABD’nin BM politikalarına değil, örgütün geleceğine kadar uzandığına dikkat çekildi. ABD’nin BM faaliyetlerini küçültmeye çalışıp çalışmayacağı, mali yükümlülüklerini yerine getirmemeyi sürdürüp sürdürmeyeceği ve nihayetinde örgütten tamamen çekilip çekilmeyeceği soruları gündemde.
ABD’NİN BM KURUMLARINDAN ÇEKİLMESİ
Washington daha önce Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) ve Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı (UNRWA) gibi kurumlarla ilişkisini keserken, BM İnsan Hakları Konseyi’nden de çekildi.
IPS’nin aktardığı bir rapora göre, 7 Ocak 2026 tarihinde imzalanan başkanlık kararnamesiyle ABD’nin çekildiği BM bağlantılı kurum ve yapıların sayısı 31’e ulaştı. Kararın özellikle iklim, kalkınma ve sosyal politikalara ilişkin uluslararası mekanizmaları hedef aldığı belirtiliyor. BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC), Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), BM Kadın Birimi (UN Women), BM Nüfus Fonu (UNFPA), BM Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) ve BM-Habitat bu yapılar arasında gösteriliyor.
FİLİSTİN HEYETİNE VİZE ENGELİ TARTIŞMASI
Gerilimin son halkasını ise Filistin heyetinin önümüzdeki ay yapılacak BM Genel Kurulu toplantılarına katılmak üzere New York’a gelmesinin ABD tarafından engellenebileceğine ilişkin haberler oluşturdu.
Konu BM’de düzenlenen basın toplantısında gündeme gelirken, gazeteciler BM merkezinin başka bir ülkeye taşınmasının artık değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini ve ABD’nin BM’yi “rehin alıp almayacağını” sordu.
BM Sözcüsü Stephane Dujarric, örgütün merkezinin değiştirilmesinin üye devletlerin karar verebileceği bir mesele olduğunu belirtti. Filistin heyetine yönelik olası vize engeline ilişkin ise ABD’nin ev sahibi ülke olarak üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmesi gerektiğini söyledi.
Dujarric, “ABD’nin ev sahibi ülke anlaşmasından kaynaklanan sorumluluklarına uyması bizim için son derece önemlidir. Bunun için baskı yapmayı sürdüreceğiz” dedi.
‘NEW YORK ARTIK İRONİK BİR TERCİH HALİNE GELİYOR’
San Francisco Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü ve Ortadoğu Çalışmaları Program Direktörü Stephen Zunes, BM Güvenlik Konseyi’nin mevcut yapısının ve BM merkezinin ABD’de bulunmasının İkinci Dünya Savaşı’ndan kalan, güncelliğini yitirmiş bir düzen olduğunu belirtti.
Zunes’e göre Washington, BM tarihinin büyük bölümünde Güvenlik Konseyi’nde diğer ülkelerden daha fazla, diğer üyelerin desteklediği kararları veto etti ve mali yükümlülüklerini de birçok kez yerine getirmedi.
Cumhuriyetçi ve Demokrat yönetimlerin BM’nin yargı kurumlarını, insani yardım kuruluşlarını ve soruşturma komisyonlarını özellikle uluslararası insancıl hukukun uygulanması söz konusu olduğunda hedef aldığını belirten Zunes, ABD’nin Irak ve İran’a yönelik savaş politikalarının yanı sıra İsrail ve Fas’ın askeri güç yoluyla ele geçirilen topraklar üzerindeki egemenlik iddialarını tanımasının BM Şartı’nın temel ilkelerine yönelik açık bir kayıtsızlığı ortaya koyduğunu ifade etti.
Zunes, Filistin gibi BM’de daimi gözlemci statüsüne sahip bir tarafın heyetine giriş izni verilmemesinin de ABD ile BM arasındaki ev sahibi ülke anlaşmasının doğrudan ihlali olacağını kaydetti.
BM merkezinin New York’tan taşınmasının önünde önemli mali, kurumsal ve lojistik engeller bulunduğunu belirten Zunes, buna rağmen böyle bir seçeneğin artık tartışılmasının bile dikkat çekici olduğunu söyledi. Zunes’e göre bu tartışma, ABD’nin uluslararası alandaki konumunun değiştiğini ve BM’ye ev sahipliği yapmasının giderek daha fazla sorgulandığını gösteriyor.
‘WASHINGTON BM’Yİ KONTROL ALTINA ALMAK İSTİYOR’
Conscience International Başkanı Dr. James E. Jennings ise ABD’nin BM’ye sağladığı finansmanı azaltmayı sürdüreceğini öngörüyor. Jennings’e göre Washington’un belirli BM kurumlarını finansmansız bırakması, örgütü daha fazla ABD denetimine sokma politikasının bir parçası.
Jennings, Donald Trump yönetiminin BM’yi yalnızca etkilemeye değil, dünya örgütü üzerinde çok daha kapsamlı bir hakimiyet kurmaya çalıştığını savundu.
ABD’nin BM’yi istediği doğrultuda yeniden yapılandıramaması halinde Trump yönetiminin Washington merkezli alternatif bir uluslararası yapı oluşturmayı deneyebileceğini öne süren Jennings, bunun devletleri taraf seçmeye zorlayabileceği ve BM’yi giderek işlevsizleştirebileceği uyarısında bulundu.
Jennings, BM merkezinin New York’tan taşınmasından ziyade, ABD’nin örgütün kurumlarını ve programlarını yeniden yapılandırmaya yönelik baskılarının devam etmesini daha olası görüyor. BM Güvenlik Konseyi’ndeki veto hakkı da Washington’a uluslararası politikada önemli bir araç sağlamayı sürdürüyor.
BM’NİN TEMEL YAPILARI SINANIYOR
Jennings, büyük güçlerin BM üzerindeki etkisinin uzun vadeli sonuçlarının özellikle Filistin sorununda görülebileceğini belirtti. ABD’nin 1947’de Filistin’in bölünmesine ilişkin BM Genel Kurulu kararının kabul edilmesi sürecindeki rolüne işaret eden Jennings, BM Şartı’nda köklü değişiklikler yapılmadan Genel Kurul’un etkisinin Güvenlik Konseyi’nin uluslararası politika üzerindeki hakimiyetinin yerini alamayacağını kaydetti.
Jennings’e göre ABD’nin BM’den tamamen çekilmesi veya Washington’un hakimiyetinde alternatif bir uluslararası örgütün kurulması, BM’yi Milletler Cemiyeti’nin yaşadığı sona doğru sürükleyebilir.
BM NEW YORK’TAN UZAKLAŞIYOR
Tartışmalar sürerken BM’nin “UN@80” reform girişimi kapsamında bazı faaliyetlerini New York dışına taşımaya başladığı belirtiliyor. Rapora göre yüzlerce görev ve bazı küresel ofislerin bölgesel merkezlere kaydırılması planlanıyor.
UNICEF’in bazı küresel ofis işlevlerinin New York’tan Kenya’nın başkenti Nairobi’ye, UNFPA’nın küresel operasyonlarının yine Nairobi’ye taşınması öngörülüyor. UN Women’ın bazı operasyonları Nairobi ve Almanya’nın Bonn kentine kaydırılırken, BM Kalkınma Programı’nın (UNDP) yüzlerce pozisyonunun da başta Bonn ve Madrid olmak üzere Avrupa’daki merkezlere aktarılması gündemde.
Bu adımlar doğrudan BM merkezinin New York’tan taşınması anlamına gelmese de örgütün faaliyetlerinin coğrafi olarak daha fazla dağıtılmasına yönelik bir eğilime işaret ediyor.
1988’DE GENEL KURUL CENEVRE’YE TAŞINMIŞTI
ABD ile BM arasındaki Filistin kaynaklı vize krizi ise ilk kez yaşanmıyor. Washington, 1988 yılında Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) lideri Yaser Arafat’a BM Genel Kurulu’na hitap etmek üzere New York’a gelmesi için vize vermemişti.
BM Genel Kurulu bunun üzerine toplantısını geçici olarak Cenevre’ye taşıdı ve Arafat konuşmasını burada yaptı.
BM Genel Kurulu’na ilk kez 1974 yılında hitap eden Arafat, 1988’de Cenevre’de yaptığı konuşmanın başında, Genel Kurul ile ikinci buluşmasının New York yerine Cenevre’de gerçekleşeceğini hiçbir zaman düşünmediğini belirterek ABD’nin kararına göndermede bulunmuştu.
Aradan yaklaşık dört on yıl geçtikten sonra Filistin heyetine yönelik yeni bir vize engelinin gündeme gelmesi, yalnızca Washington’un Filistin politikasını değil, ABD’nin BM’ye ev sahipliği yapmasının sürdürülebilirliğini ve dünya örgütünün gelecekte büyük güçlerin baskısından ne ölçüde bağımsız hareket edebileceğini de yeniden tartışmaya açtı.