Barış ve Demokratik Toplum Süreci yeni bir aşamaya girerken, Önder Apo'nun fiziki özgürlüğünün sağlanması ve süreci kalıcı hale getirecek yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesine yönelik talepler gündemdeki yerini koruyor.
Sürecin demokratik ve toplumsal bir zeminde ilerleyebilmesi için geniş toplumsal katılımın önemine dikkat çeken Önder Apo, değerlendirmelerinde sanatçıların, aydınların ve yazarların barışın inşası ile demokratik toplumun geliştirilmesindeki tarihsel rolünü vurguluyor.
Barış sürecinde yazar ve aydınların üstlenmesi gereken role ilişkin Kürt Edebiyatçılar Derneği üyesi yazar Orhan Sakçi, ANF'ye değerlendirmelerde bulundu.
Önder Apo’nun yıllardır toplumsal mücadelelerde aydınların öncü rolüne işaret ettiğini belirten Sakçi, şunları söyledi: “Önder Apo’nun yaptığı çağrı yeni bir çağrı değildir. En az kırk-elli yıldır aynı tarihsel gerçekliği dile getiriyor. Toplumsal hareketlerin öncülüğünü her zaman aydınlar yapmıştır. Tarih de bize bunu gösteriyor. Dünyanın neresine bakarsanız bakın, toplumsal dönüşümlerin arkasında mutlaka fikir üreten, yol gösteren, toplumu harekete geçiren aydınlar olmuştur.
21’inci yüzyılda yaşıyoruz. Böyle bir dönemde sanatçıların, aydınların ve yazarların sorumluluğu daha da büyümüştür. Çünkü demokratik dönüşüm yalnızca siyasetle olmaz. Toplumun zihinsel dönüşümü de gerekir. Bunu sağlayacak olan da aydınlardır.”
‘AYDIN, VİCDANI VE AHLAKIYLA TOPLUMA ÖNCÜLÜK EDER’
Aydın olmanın yalnızca düşünce üretmek anlamına gelmediğini savunan Sakçi, bunun aynı zamanda vicdani ve ahlaki bir sorumluluk olduğunu söyleyerek şöyle devam etti:
“Aydın dediğimiz kişi vicdanıyla ve ahlakıyla ortaya çıkar. Vicdani ve ahlaki sorumluluğu olan bir insan, toplumsal sorunlara kayıtsız kalamaz. Sorunlara ilgi duyar, çözüm üretmeye çalışır, alternatifler geliştirir ve bunları toplumla buluşturur. Aydın, kendi fikrini toplumsallaştıran kişidir. Eğer toplumdan kopuk yaşıyorsa, sorunlarla ilgilenmiyorsa ve çözüm üretmiyorsa, aydın olmanın gereğini yerine getirmiyor demektir.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci, aydınlar açısından da önemli bir tarihsel fırsattır. Toplumsallaşmayı isteyen bir aydın için bugün büyük bir sorumluluk, aynı zamanda önemli bir fırsat vardır. Bu çağrının hayat bulması gerekir. Vicdanı ve ahlakı olan bir aydının bu sürece ilgisiz kalması kendi ilkeleriyle çelişir. Aydın dediğimiz kişi, toplumsal hareketlerin içerisinde yer almalı, çözüm yolları geliştirmeli ve topluma öncülük etmelidir.”
‘AYDINLAR BUGÜN KONUŞMAYACAKLARSA NE ZAMAN KONUŞACAKLAR?’
Sakçi, demokratik çözüm sürecinde sanatçıların ve yazarların sessiz kalmasının kabul edilemeyeceğini belirterek, “Bugün aydınlar ayağa kalkmayacaksa ne zaman kalkacaklar? Bugün çözüm aramayacaklarsa ne zaman arayacaklar? Aydın olmak, çözüm arayışına öncülük etmektir. Toplumun refahını yükseltmektir ve demokratik yaşamın gelişmesine katkı sunmaktır. Bu yalnızca bir sorumluluk değil, aynı zamanda bir görevdir. Aydın, ürettiği fikir, sanat ve edebiyatla toplumu demokratik çözüm doğrultusunda yönlendirmelidir. Yarattığınız sanatın, düşüncenin ve alternatiflerin toplumda karşılık bulmasını sağlamalısınız. Aydınlatma dediğimiz süreç tam da budur” dedi.
‘ÖNDERLİK GERÇEĞİ GÖZ ARDI EDİLEMEZ’
Önder Apo’nun Kürt halkı açısından taşıdığı tarihsel role dikkat çeken Sakçi, şunları vurguladı: “1973’ten bu yana bu Hareket’e öncülük eden, Kürt halkının kendi toplumsal gerçekliğini yeniden inşa etmesini sağlayan bir Önderlik gerçeği vardır. Bu gerçekliği yok sayarak demokratik çözüm geliştirilemez.
Önder Apo’nun özgürlüğü yalnızca bireysel bir özgürlük değildir. Bu, toplumun özgürlüğüyle iç içe geçmiş tarihsel bir gerçekliktir. Bu nedenle sürecin başarıya ulaşması, Önder Apo’nun koşullarından bağımsız ele alınamaz. Müzakere eden taraflardan biri ağır tecrit altında tutulurken sağlıklı bir müzakere yürütülemez. Bir tarafta hücre koşullarında tutulan bir kişi, diğer tarafta devlet var. Böyle bir ortamda eşit bir müzakere zemini kurulamaz.
Öncelikle Önder Apo’nun özgür çalışma koşulları sağlanmalı, ardından eşit koşullarda müzakere masası oluşturulmalıdır. Tek taraflı dayatmalarla bugüne kadar hiçbir sorun çözülmedi.”
‘TEK TARAFLI YAKLAŞIMLAR ÇÖZÜM GETİRMEDİ’
Geçmiş çözüm girişimlerinden gerekli derslerin çıkarılması gerektiğini belirten Sakçi, şunları ifade etti:
“1989’lardan, 1992’lerden bu yana çözüm arayışları oldu, ancak bunların büyük bölümü tek taraflı yürütüldü. Tek taraflı olduğu için de sonuç vermedi. Bundan sonra eşitlik temelinde karşılıklı iradeye dayalı bir müzakere süreci geliştirilmelidir. Hareketin, halkın ve demokratik kamuoyunun taleplerinin doğrudan muhatabıyla buluşacağı koşullar oluşturulmalıdır. Devlet gerçekten demokratikleşmek istiyorsa bunun hukuki dayanaklarını oluşturmalıdır.
Demokrasinin ölçüleri, kriterleri ve hukuki güvenceleri vardır. Bunlar oluşturulmadan demokratik toplumdan söz edilemez. Karşılıklı güveni sağlayacak zeminler yaratılmalı ve halkın taleplerinin ifade edilebileceği demokratik kanallar açılmalıdır.”
‘TASFİYE MANTIĞI TERK EDİLMELİ’
Cumhuriyet tarihi boyunca Kürt sorununa yaklaşımın tasfiye mantığı üzerine kurulduğunu söyleyen Orhan Sakçi, bunun artık terk edilmesi gerektiğini vurgulayarak şöyle konuştu:
“Koçgiri’den Şeyh Said’e, Dersim’den Ağrı’ya kadar devletin yaklaşımında benzer bir anlayış görüyoruz. Bir süreç başlatılıyor, ancak daha sonra tasfiye siyasetine dönüştürülüyor. 2015 sürecinde de benzer bir tablo yaşandı. Karanlık güçlerin devreye girmesiyle savaş yeniden derinleştirildi. Bu anlayış değişmeden kalıcı barış sağlanamaz.
Önderlik gerçeği, hareket gerçeği, halk gerçeği ve Türkiye’nin demokratikleşmesi birbirinden ayrı düşünülemez. Eğer gerçekten kalıcı ve onurlu bir barış isteniyorsa, başta Önder Apo’nun özgür çalışma koşulları sağlanmalı, demokratik ve hukuki zemin oluşturulmalı, sanatçılar, aydınlar ve toplumun tüm demokratik kesimleri bu sürecin aktif öznesi haline gelmelidir.”