Beyoğlu Komünalist İnisiyatif üyeleri: ‘Uyuşturucuya karşı halkla birlikte mücadele edeceğiz’

Hacıahmet Mahallesi’nde düzenlenen halk buluşmasında konuşan Beyoğlu Komünalist İnisiyatif üyeleri, uyuşturucuya karşı mücadeleyi sürdüreceklerini, demokratik bir toplumu yaratmayı hedeflediklerini ve bunu halkla birlikte başaracaklarını söyledi.

KOMÜN - İSTANBUL

Önder Apo’nun yeni dönemin örgütlenme modeli olarak tanımladığı komünal sistem, kamuoyunda ilgiyle tartışılıyor. Birçok kesim, komünün nasıl örgütlenmesi gerektiğine ve hangi alanlarda çalışmalar yürütülmesi gerektiğine ilişkin görüşlerini dile getiriyorlar.

Özgürlük Hareketi’nin doğuşuna da damgasını vuran komünleşme, yalnızca bir ekonomik alanın örgütlenmesi değil, yaşamın bütün yönleriyle örgütlenmesini ve gündelik hayatın kolektif biçimde planlanmasını esas alıyor.

İstanbul’da son yıllarda çetelerin saldırıları altında olan Beyoğlu’nda halk ve gençler, düzenledikleri halk şöleniyle Beyoğlu Komünalist İnisiyatif’ini tanıttı ve uyuşturucuya karşı yürütecekleri çalışmalarını duyurdu.

Hacıahmet Mahallesi’nde düzenlenen halk buluşmasında konuşan Beyoğlu Komünalist İnisiyatif üyesi Devran Kurt, uyuşturucuya karşı mücadeleyi sürdüreceklerini, demokratik bir toplumu yaratmayı hedeflediklerini ve bunu halkla birlikte başaracaklarını söyledi.

Beyoğlu Komünalist İnisiyatif üyeleri Eda Kalafat ve Devran Kurt, komünün ne olduğunu, nasıl bir yapılanmaya sahip olması gerektiğini ve hedeflerini ajansımıza anlattı.

Gençlik içinde bir kültür kırımının yaşandığını belirten Eda Kalafat, özellikle bireyciliğin yaygınlaşmasına dikkat çekerek şunları söyledi:

“Gençlikte genel olarak bir kültür kırımı yaşanıyor. Gençler kendilerini toplumun bir parçası olarak görmedikleri için ortak değerlerden kopuyor. Özel savaşın bir sonucu olan ‘bireycileşme’, özgür bir birey yaratmak yerine kişiyi anlamsızlığa sürüklüyor. Bu anlam arayışının kopukluğu ise uyuşturucu kullanımı, çeteleşme ve intihar vakalarının artmasına neden oluyor.”

Gençler arasında giderek yaygınlaşmanın yozlaşmanın bir devlet politikasının sonucu olduğunu belirten Eda Kalafat, “Bu durum doğrudan bir devlet politikasının sonucudur. Geleceksizleştirme, ekonomik kısıtlamalar ve güvenlikçi politikalar, gençlerin toplumsal yaşamdan kopmasına neden oluyor. Devlet, savaş bütçesine öncelik verirken, aynı zamanda gençlerin vakit geçirebileceği dernek ve kurumların önünde engel teşkil ederek, onları çetelerin kucağına iten bir alan boşluğu yaratıyor” dedi.

‘TABELALARA ODAKLANAN SİYASET HALKTAN KOPUKLUĞA YOL AÇTI’

Kürt siyasal alanının temsiliyet ve üst siyaset eksenine sıkıştığına dikkat çeken Eda Kalafat, kurumsal yapılara ve tabelalara odaklanan bir anlayış olduğunu belirterek şöyle devam etti:

“Son yıllarda siyasi alanın büyük oranda belediyelere, temsiliyete ve üst siyasete sıkıştığı görülüyor. Kurumlara ve ‘tabelalara’ odaklanan bu tarz, halktan kopukluğa yol açtı. Siyasetçiler, halkın gözünde ‘makam araçları içindeki kişiler’ olarak algılanmaya başladı. Bu durum, halkın ve gençliğin doğal örgütlülük arayışını karşılayacak aygıtlarda bir boşluk yarattı.”

Sorunun siyasal iktidarı ele geçirmek değil, öz örgütlülük mekanizmalarını kurmak olduğunu dile getiren Eda Kalafat, şunları belirtti:

“Radikal demokrasi, siyaseti yalnızca iktidarı ele geçirme veya meclis faaliyeti olarak değil; mahalle ve şehir yönetimine dair her şeyi kapsayan bir alan olarak tanımlar. Çözüm, halkı aktifleştiren ‘öz örgütlülük mekanizmaları’ ve dayanışma birimlerinin kurulmasındadır. Politika halktan başlayarak yukarı doğru kurgulanmalı; siyasetçiler de halkı sadece dinlemekle kalmayıp, halkın taleplerini bizzat örgütleyen bir tarz benimsemelidir.

Gençlik, biyolojik bir yaş kategorisi değil, dinamizm ve anlam arayışı üzerinden toplumsallığın öncüsü olarak ele alınmalıdır. Yeni dönemde gençliğin sorumluluğu; sokak sokak, mahalle mahalle birebir temaslarla örgütleme yapmak ve bu mücadeleyi devrimci demokratik değerler temelinde ideolojik bir örgütlülüğe kavuşturmaktır.”

‘KOMÜN SİSTEMİ YAŞAM BİÇİMİDİR’

Komün sisteminin bir yaşam biçimi olduğunu ve yaşamın bütün yönleriyle örgütlenmekten geçtiğini söyleyen Eda Kalafat, “Komün, sadece ekonomik bir yapı değil; bir yaşam biçimi, tekçilikten çıkış ve toplumun öz savunma mekanizmasıdır. Bugüne kadar istenilen düzeyde var olamamasının nedeni devletin baskıcı saldırıları, zorunlu göç ve küreselleşmenin yerel yaşamı tahrip etmesi gibi dışsal faktörlerin yanı sıra, ‘komünal kişilik’ ve ‘sosyalist yaşamı kurma’ konusundaki zihniyet yetmezlikleridir. Komünleşmek, kapitalizme alternatif dayanışmacı değerleri inşa etmeyi gerektiren, süreklileşmiş bir ideolojik mücadeledir.”

‘ÖZEL SAVAŞ KISKACINDAKİ GENÇLİĞİN TOPLUMLA BAĞLARI KOPTU’

Gençliğin son on yıldır büyük bir özel savaş kıskacında olduğunu ve özellikle devrimci kültürden uzaklaştığını belirten Devran Kurt ise, yaşanan sorunları şöyle anlattı: “Gençlik; geleceksizlik, yaşam kuramama, apolitikleşme, uyuşturucu ve fuhuş gibi ciddi sorunlardan oluşan bir girdabın içinde bulunuyor. Bu durum, gençlerin giderek toplumdan soyutlanmasına ve özellikle son on yılda toplumsal bağlarının büyük oranda kopmasına neden oldu.

Son on yıldır gençlik üzerinde yürütülen yoğun özel savaş politikaları, yozlaşmalarına ve devrimci kültürden uzaklaşmalarına zemin hazırladı. Bununla birlikte, Kürt gençlik hareketinin ve sosyalist hareketlerin gençliği etkileyebilecek doğru bir çizgi belirleyememesi ve öncü misyonunu tam anlamıyla yerine getirememesi de gençliğin uyuşturucu ve çete bataklığına düşmesindeki temel sebeplerden biri oldu.”

‘KOMÜNLEŞME SOSYALİZMİ İNŞANİN TEMEL AYAĞIDIR’

Komünleşmeyi sosyalizmin inşasının temel dayanaklarından biri olarak tanımlayan Kurt, şunları ifade etti: “Komünleşme sistemi, sadece bir grubun toplanması değil, sosyalizmi inşa etmenin temel ayağı olan bir yaşam biçimidir. Bu sistem; gençliğin çetelere ve uyuşturucuya yönelmesine karşı kültür, sanat ve öz savunma komünleri aracılığıyla güçlü bir alternatif yaşam alanı sunmayı hedefler.

Gençlik, mahalleleri yönetmeye çalışan çetelere karşı kendi öz savunmasını geliştirmeli ve bu temelde eylemsellikler örgütlemelidir. Uyuşturucu satıcılarını mahallelerden kovmak ve teşhir etmek için halkın desteğini arkasına almalı, böylece yozlaşmış veya ‘düşürülmüş’ gençleri yeniden bilinçlendirerek toplumun öncü gücü haline getirmelidir.”

‘ÖZ SAVUNMA KOMÜNÜN AYAKTA KALMASI İÇİN ALTYAPIDIR’

Komün sisteminin öncelikle pilot bölgelerde hayata geçirilmesi, ardından ise kapsamı genişletilerek meclis örgütlenmelerine evrilmesi gerektiğini belirten Kurt, öz savunma mantığının da tek başına komün anlamına gelmediğini, ancak komünlerin varlığını sürdürülebilmesi açısından temel bir unsur olduğunu ifade ederek şunları söyledi:

“Sadece öz savunma üzerine kurulu bir sistem başarılı olamaz. Ancak öz savunma, bir komün sisteminin hayatta kalması için vazgeçilmez bir altyapıdır. Tarihteki Şeyh Bedreddin denemesi veya 2015 süreci gibi deneyimlerin başarısız olmasının veya bastırılmasının en büyük nedenlerinden biri, öz savunmanın yeterince büyütülememiş olmasıdır. Dolayısıyla komünlerin saldırılara karşı kendisini koruyabilmesi için mutlaka bir öz savunma sistemine sahip olması gerekir.

Bu sistem, halkın en alttan en tepeye kadar kendi kararlarını kendisinin almasıdır. Örneğin, mahallede bir park yapılacaksa bunun için Ankara'dan onay yazısı gelmesine ihtiyaç duyulmayan bir modelden bahsedilmektedir. Mahalle meclisi ve komünü, mahallelinin ihtiyaçlarını gözeterek planlamayı bizzat yapar; böylece halk kendi kendini eğitir, yönetir, üretir ve tüketir.”

KOMÜN SADECE FİZİKSEL SORUNLARI ÇÖZEN BİR YAPI DEĞİL, GÜNDELİK HAYATIN DA ÖRGÜTLENMESİDİR’

Komün sisteminin devlet yapılanmasından farkına değinen Kurt, şunlara dikkat çekti: “Komünün en büyük alternatifi, sosyalist bir hareket olmasıdır. Devlet çeşitli hizmetler sunabilir; ancak devletin kendisi asla sosyalist olamaz. Sadece toplum sosyalist olabilir. Komün sistemi, halkın devlete ihtiyaç duymadan kendi kendini yönetebildiği, eğitebildiği ve yürütebildiği bir model sunduğu için devleti bir yerden sonra işlevsiz kılmayı hedefler.

Komün, sadece fiziksel sorunları çözen bir yapı değil, gündelik hayatın örgütlenmesini esas alan bir harekettir. Adalet ve hukuk komisyonları aracılığıyla boşanma davalarından aileler arasındaki kavgaların barıştırılmasına kadar hayatın her alanına dahil olur. Örneğin, iki ailenin kavgasını dışarıdan bir otorite (parti vb.) değil, o ailelerin de doğal üyesi olduğu yerel komün çözüme kavuşturur.”

Beyoğlu’nda uzun süredir devam ettiğini belirttiği özel savaş politikalarına da değinen Devran Kurt, uyuşturucu ve fuhuşa karşı halkla birlikte mücadele edeceklerini belirterek, “Halkın katılımıyla birlikte çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Mahalle ve parklarımızda uyuşturucu içtirmeyecek, uyuşturucuya bulaşan gençlerin kurtulması için çabalayacağız. Bunun için de atölyeler, forumlar ve ev ziyaretleri yapacağız. Gerekirse halkla birlikte nöbetler de tutacağız.

Halkımız, kendi mahallesinde yaşanan her şeye kendisi karar verecek ve yaşam alanlarını yine kendisi düzenleyecek.”