Licik’te JES’e karşı direniş: Sözün bittiği, mücadelenin başladığı yerdeyiz

Licik’te düzenlenen eylemde, JES projesinin yaşam alanları, tarım arazileri ve su kaynakları üzerindeki tehdidine dikkat çekilerek, hukuki ve fiili mücadelenin sürdürüleceği vurgulandı.

Mûş’un Gimgim (Varto) ile Çewlîg’in (Bingöl) Kanîreş (Karlıova) ilçeleri sınırında bulunan Licik köyünde, BD merkezli IGNIS H2 Enerji Üretim A.Ş. tarafından yapılması planlanan Jeotermal Enerji Santrali’ne (JES) karşı direniş sürüyor.

Devam eden hukuki sürece ve mahkemenin beklenen kararına rağmen şirket yetkilileri, jandarma eşliğinde iş makineleriyle köye girerek çalışmaları başlatmak istedi. Ancak köylülerin ve ekolojistlerin kararlı direnişi ile yürütülen yoğun müzakerelerin ardından şirket yetkilileri geri adım atmak zorunda kaldı. İş makineleri sahadan çıkarıldı.

Şirketin geri adım atmasının ardından Licik köyünde bugün kitlesel eylem düzenlendi. Eyleme Gimgim, Çêrme ve Kanîreş ekoloji platformlarının yanı sıra DEM Parti ve DBP il ve ilçe yöneticileri, DEM Parti Ekoloji ve Tarım Komisyonu Eş Sözcüsü Melis Tartar ile çevre köylerden çok sayıda kişi katıldı.

Sağanak yağışa rağmen köy merkezinde bir araya gelen kitle, sloganlarla JES projesinin bulunduğu alana yürüdü. Yürüyüşün ardından şirket sahasında kurum temsilcileri ve köylüler tarafından basın açıklaması yapıldı.

‘KOLLUK ŞİRKETİ DEĞİL, HALKI SAVUNMALI’

TMMOB Bingöl İKK Sekreteri Canfidal Boldaş, yargı süreci tamamlanmadan kolluk kuvvetlerinin şirket lehine alan açmasının kabul edilemez olduğunu söyledi.

Projenin yaşam alanlarının merkezinde bulunduğuna dikkat çeken Boldaş, “Kamu gücünün yapması gereken köyü abluka altına alıp şirketi savunmak değil, yargı kararı çıkana kadar iş makinelerini köy dışına çıkarmaktır. Burası tarım alanlarına ve ahırlara çok yakın bir yaşam alanı; hava, su ve toprak kirliliği açısından büyük risk taşıyor. Bu şirket gidecek ama biz, Licik halkı burada kalacağız. Yaşam alanlarımızı savunmaya devam edeceğiz” dedi.

‘BARIŞIN İLK ADIMI DOĞA TALANINI DURDURMAKTIR’

DEM Parti Ekoloji Meclisi Eş Sözcüsü Melis Tartar, şirketlerin köylülerin topraklarını uzun vadeli yatırımlara kurban edemeyeceğini belirtti.

Yaşananları “suç zinciri” olarak nitelendiren Melis Tartar, “Önce sondajlarla suyu çekip kirletiyorlar, havayı ve doğayı zehirliyorlar, sonra insanları sürgün ediyorlar. Bugün barış sürecinin konuşulduğu bir dönemde insanlara olmayan köyleri veya zehirli bir havayı mı bırakacaksınız? Bu barış sürecinin ilk adımı, tam da buradaki ekonomik ve ekolojik yıkım projelerinin durdurulması olmalıdır” ifadelerini kullandı.

‘ŞİRKET GÜÇ GÖSTERİSİ YAPIYOR’

Avukat Kübra Sudan, yaklaşık bir yıldır devam eden davanın kritik bir aşamaya geldiğini ve yakın zamanda keşif kararı verildiğini belirtti.

Keşfin ardından yürütmenin durdurulması yönünde karar beklediklerini söyleyen Sudan, şirketin mahkeme kararını beklemeden sahaya girmesinin hukuksuz bir fiili durum yaratmak anlamına geldiğini ifade etti.

Sudan, “Şirket, kolluğun gücünü arkasına alarak yöre halkını tehdit ve korkutma yoluyla içeri girmeye çalışmıştır. Yargılama sürerken yapılan bu müdahale bir güç gösterisidir ve hukuka aykırıdır. Önümüzdeki aylarda yapılacak keşif gününde de yine burada toprağımıza sahip çıkacağız. Haklı olan taraf biziz ve sonunda mutlaka biz kazanacağız” dedi.

‘SÖZÜN BİTTİĞİ, MÜCADELENİN BAŞLADIĞI YERDEYİZ’

Varto Ekoloji Platformu üyesi Çayan Dursun ise hukuki mücadelenin yanı sıra sahadaki direnişin önemine dikkat çekti.

“Uluslararası firmaların yasa tanımadığı bir noktadayız. Sözün bittiği ve mücadelenin başladığı bir yerdeyiz” diyen Dursun, JES projesinin yerleşim alanlarının hemen yanında kurulmak istendiğini belirtti.

Dursun, “Yarın havamız ve suyumuz zehirlendiğinde yaşayacak yerimiz kalmayacak. Bize 90’larda olduğu gibi yeniden göç yolları görünecek. Artık sadece konuşmayı bırakıp pratik olarak iş makinelerinin karşısında durmak zorundayız” diye konuştu.

‘ZEHİRLİ GAZLAR BÖLGEYİ YAŞANMAZ HALE GETİRECEK’

Peri Vadisi Çevre Koruma Platformu Sözcüsü Ekrem Alan ise JES projelerinin çevresel etkilerine dikkat çekti.

JES’lerin yalnızca enerji üretimi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Alan, sondajlarla 2 bin 500 ila 3 bin metre derinlikten çıkarılan akışkanların ağır metaller ve zehirli gazlar içerebildiğini söyledi.

Alan, “Jeotermal akışkanın içindeki NCG (sıkıştırılamayan gazlar) ve ağır metaller yüksek maliyet nedeniyle arıtılmadan vanalarla havaya salınmakta, deşarj kanallarıyla akarsulara dökülmektedir. Bu gazlar ve kimyasallar içme sularımızı, tarlalarımızı ve meralarımızı zehirleyecek; başta kanser ve solunum yolu hastalıkları olmak üzere tüm canlı yaşamını tehdit edecektir. Bu yıkıma izin vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Basın açıklamasının ardından kitle sloganlar attı. Eylem, JES projesine karşı mücadelenin sürdürüleceği mesajıyla sona erdi.